porno,porno izle,bedava porno,türkçe porno izle,yerli porno,sikiş, porno porno izle porno

Zamanın Kelimeleri: Yeni Türkiye’nin Siyasî Dili, Tanıl Bora

“…Victor Klemperer’in LTI’sı, yaşantı içinde öznel bir dille yazılmış bir kitaptır. Nazi Almanya’sında dile yerleşmiş bazı kelime ve kalıpları ele alır, bunların bazıları Nazizmin çöküşünden sonra bile sorgulanmadan, doğallıkla kullanılmaya devam ettiğine dikkat çeker. Masum, nötr sayılan bu kelimelerin, söz kalıplarının, bazen ona muhalif olanların bile ezberine yerleşerek, Nazi zihniyetini yaşatmaya devam ettiğini anlatmaya çalışır.”

Tanıl Bora’nın sunuş bölümünde yazdığı bu paragraf, Zamanın Kelimeleri’nin ne denli önemli bir içeriği sahip olduğunun, bugünden, gelecek adına bir kanıtı.

Bora’nın özenli ve ayrıntıcı bir çalışmayla hazırladığı ve akıllı göndermelerle sunduğu Zamanın Kelimeleri’ni okurken, normal seyrinde duyduğunuz kelimelerin bambaşka bir anlama doğru evrimleştiğine şahitlik ediyorsunuz.

Samimiyet ya da Merhamet gibi kelimelerin bile siyasi dildeki anlamlarının gündelik yaşama nasıl bulaştığını artık nasıl anlamlandırıldığını şaşkınlıkla fark ediyorsunuz.

Sunuş’tan bir paragrafla bitireyim;

“Kelimeler, mevcut bir içeriği boca ettiğimiz bir kova veya fıçı değil. Kelimeler kaynaktır, pınardır. anlamları sadece taşımaz, onlara şekil verir, onları yoğururlar. Kelimenin kaynağındaki unutulmuş üçüncü beşinci anlam, bazen onun carî harcıâlem kullanımının sakladığı bir sırrı ele verebilir. Aynı kelime, bir siyasî bildiride farklı, bir iddianamede farklı, medya bülteninde farklı, gündelik kullanımda ayrı bir türlü bükülebilir. Onların tersini yüzünü çevirip bakmayı ihmal etmemeli. kelimeleri ‘kaptırmamalı’. Kelimelere edebî bir alâkayla ve aşkla bakmayı, sadece edebiyat uğraşına mahsus saymamalı. Bu yazılarda, kelimelere merakla ve evet, aşkla yaklaşmanın, pekâlâ politik bir anlamının olduğu fikrinin peşindeyim.”

Kitaptan;

Merhamet

(…)

“Merhametten maraz doğar” lafı da “bizim kültürümüzde var”. Epeydir, resmen ve şevkle benimsenen bir şiar, kamu binalarının alnına yazılsa yeridir.

Bu “kültürün” tazyiki altında, aşağıdakilerin, toplumun, halkın, milletin, insanların merhametine ne olur? Merhamet sadece hissi değildir, tecrübeyle gelişir ve öğrenilir de. Öğrenildiği gibi, unutulur, aşınır da. Şehirlerin, insanların başına yıkıldığı, binlerce insanın işsiz aşsız haksız hukuksuz bırakılarak “medeni ölüme” mahkum edildiği, “kurunun yanında yaş” yakmanın adete sürdürülebilir enerji yatırımına dönüştüğü bir vasatta… söz sahipleri Barış Bıçakçı’nın değişiyle “nişan alarak konuşur”, hınç ve kin estetize edilir. Terör-hıyanet-ihanet suçlamaları gaz bombası gibi yazdırılırken… sadece gadre uğrayanların hali konu edilmez, bilinmez, havadis olmazken… gerekçesinden sebebinden failinden muhatabın ari olaralarak , “o saf insana bu yapılır mı?” irkintisi bile men edilirken… merhamet sağ kalır mı?

Acı olan, vahim olan, ‘halk içinde’ merhametin gözlerinin kuruması, kurutulması… Zulümden, gaddarlıktan irkilme hassasının yittiği, kendi muhitti, kendi Biz’i haricindekilerin acılarına bigane, “bir insana bu yapılır mı?” haddinin tanınmadığı yerde, toplum olmanın hayati bir kaynağı kuruyor demektir. (23 Kasım 2016, s.177)

* * *

Algı Operasyonu

(…)

Medyanın büyük çapta iktidar güdümünde olduğu, gerçekten bağımsız medyanın -Hürriyet’ten söz etmiyorum elbette- mendil kadar yer kaplayabildiği bir zamanda ve zeminde, iktidar sözcülerinin ve taraftarlarının algı operasyonu tehdidinden söz etmesi, gerçekten dehşetli cüretkâr bir algı operasyonudur.”

(…) (30 Eylül 2015, s.150)

Kitabın tanıtımından;

Yerli ve millî… Yeni Türkiye… Benim esnafım… Kimse kusura bakmasın… Büyük resmi görmek… Fıtrat… Algı operasyonu… Ölü ele geçirme… Hassasiyetlerimiz… Hegemonya… Samimiyet… Hayırlı olsun… Sıkıntı yok… Paralel… Herkesi kucaklamak… Kadim… Medeniyet denen… Kurumları yıpratmak… Restorasyon… Marjinal… Fitne… Sadakat… İtibar… Çift başlılık… Durmak yok… Sen kimsin… Biz, yaparız!… Gereği yapılır… Bedel… Kurunun yanında yaş… Manidar… Üst akıl… İltisak… İhbar celbi… Kayyım… Hiç farkı yoktur… İstifa… Merhamet…Olağanüstü… Şehitler ve şahitler… Bizim kültürümüzde yok… Malazgirt… Bayrak… Mehter… Dokunulmazlıklar… Öfke etiği… Kınama etiği… Mağdur… En doğal hakkım… Tahrik hakkı… Güruh… İbn Haldun… Felaket…

Tanıl Bora, Zamanın Kelimeleri’nde yakın tarihin siyasal hayatında döne dolaşa tekrarlanan deyim ve söyleyişlerin, sloganların, kalıp sözlerin izini sürüyor. Sorgulanmadan kullanılan kelimelerin ve söz kalıplarının, kimi zaman nasıl “iktidarın lâfları” olmaktan da çıkıp doğallaştığını, hatta bazen muhalefetin de ezberine yerleştiğini ortaya koyuyor.

Kelimelerin, lâfların cari anlamlarına ve işlevlerine bakmanın, zihniyet repertuarı oluşturmaya yarayabilecek bir yanı var. Bir ideolojik anlam haritası çizme çabası. Yanı sıra, bu kalıp sözlerdeki başka imaları, bazen yitik anlamları aramaya açılıyor.

Machuca

TÜR: Biyografi, Dram, Tarih. SÜRE: 121 Dk. ÜLKE: Şili. YAPIM YILI: 2004. imdb: 7,8. Tomatometer: %89.

Pinochet’in Şili’de yaptığı askeri darbeden kısa bir süre öncesinde Santiago’daki özel bir okulda, fakir öğrencilerin zenginlerle bir arada eğitim görmesi için adım atılması ve yaşananları konu edinen Machuca, başarılı bir biyografik drama filmi.

Yapımın en özel yanlarından biri, çocukların, en azından bir “uyarı” alana kadar, etraflarında yaşanan olaylardan bağımsız olarak hareket edebilme yetilerinin güzel bir şekilde vurgulanması.

Konu

1973 Şili… Seçimle başa gelen sosyalist Salvador Allende hükümetinin iktidarda olduğu ve Pinochet’in askeri darbesinden kısa bir süre öncesi. Zengin ve fakir öğrencilerin bir arada okuması projesi kapsamında, özel bir okulda bir araya gelen fakir bir aileden gelen Machuca (Ariel Mateluna) ile zengin bir aileden gelen Gonzalo Infante’nin (Matias Quer) hayatları kesişir…

Hakkında

Senaryosunu Andrés Wood, Eliseo Altunaga, Roberto Brodsky ve Mamoun Hassan’ın yazdığı Machuca’nın yönetmen koltuğunda Andrés Wood oturuyor.

Yapım uluslararası film festivallerinde 18 dalda ödüle aday gösterildi ve bunların 6 tanesini kazandı.

Şili ve İspanya desteği ile 1,7 milyon dolar  bütçesi olan film, Şili’de iyi bir izlenme oranı yakalasa da, dünyada 3 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

1973 Şili Darbesi, 11 Eylül 1973 tarihinde sosyalist başkan Salvador Allende’nin devrilip General Pinochet’in iktidara geldiği askeri darbedir. Bu darbeyle dünyanın seçimle başa gelmiş ilk sosyalist hükümeti devrilmiş ve yerine 17 yıl sürecek bir diktatörlük kurulmuştur.

Şili’de yeni doğan sinema endüstrisi nedeniyle filmde çok az profesyonel oyuncu görev alıyor. Çocuk aktörler ilk kez kamera karşısına geçtiği için yönetmen çekimlerden önce 7 ay oyuncularla birlikte çalıştı.

Yapımın düşük bütçesi nedeniyle yapım sadece Pazar günleri çekildi.

Gonzalo’nun annesinin arkadaşının ufak çocuğa hediye ettiği kitap olan Yalnız Gezen (the Lone Ranger), bir Kızılderili’yle arkadaşlık kuran bir adamın hikayesini anlatıyor.

Film, yönetmen Andres Wood’un da okuduğu filmde konu edinen Aziz George Koleji’nin 1969-73 yılları arasında müdürlüğünü yapan Peder Gerardo Whelan’a adandı.

Yapım, Şili’nin En İyi Yabancı Dilde Film Oscar ödülüne adayıydı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Filmdeki bir sahnede Gonzalo, şiddetli bir ses çıkararak geçmekte olan iki tane jet görüyor. Bu sahne darbe sırasında Şili başkanlık sarayını bombalayan askeri jetleri temsil ediyor. O gün ayrıca başkan Salvador Allende’nin Santiago’daki evi ve devlet radyo istasyonu da bombalandı.

1973’ün Ağustos ayında, darbeden 18 gün önce, bakan olan general Carlos Prats’ın yerine Salvador Allende tarafından Şili silahlı kuvvetler başkomutanlığına getirildi. Bunun üzerine askeri cuntanın başına geçti ve 11 Eylül 1973’te Başkan Allende’yi devirdi. Darbe sırasında ölen başkan Allende’nin ölüm nedeni asla kesinlik kazanamadı.

Darbeyi açık bir şekilde destekleyen ABD Başkanı Nixon’ın ulusal güvenlik danışmanı ve sonradan dışişleri bakanı olan Henry Kissinger darbe hakkında, “ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir” demiştir.

Neljubov (Loveless / Sevgisiz)

TÜR: Dram. SÜRE: 127 Dk. ÜLKE: Rusya, Fransa, Belçika, Almanya. YAPIM YILI: 2017. imdb: 7,7. Tomatometer: %93…

Birbirinden ölesiye nefret eden, boşanma aşamasındaki iki insan ve onların sevgisinden yoksun olarak yetiştirilmiş 12 yaşındaki çocukları etrafında dönen bir konuyu, yakın çekim, beyaz perdeye yansıtan Sevgisiz, başarılı karakter analizleriyle oldukça sarsıcı bir dram filmi.

Yapım, sevgiden yoksun olarak büyütülmüş, hayatı boyunca sevgi arayan ama sevgi vermekten yoksun insan tasvirini nefis bir şekilde beyaz perdeye aktarıyor.

Sevgisiz akla, evlilik, ilişkiler ve mutsuzluğu konu edinen bir başka Andrey Zvyagintsev filmi olan Sürgün’ü (Izgnanie /The Banisment) getiriyor.

Konu

Boris (Aleksey Rozin) ve Zhenya (Maryana Spivak) boşanmak üzere olan ve 12 yaşındaki çocukları Alyosha’yı (Matvey Novikov) kurmayı planladıkları yeni hayatlarında düşünmedikleri için birbirlerine vermeye çalışan bir çifttir. Sevgiden yoksun olarak büyüyen Alyosha bir gün ortadan kaybolur.

Hakkında

Andrey Zvyagintsev ve Oleg Negin’in senaryosunu yazdığı Sevgisiz’in yönetmen koltuğunda Andrey Zvyagintsev oturuyor.

Yapım, Oscar, Altın Küre ve BAFTA’da “En İyi Yabancı Dilde Film” kategorisinde ödüle aday gösterildi. Ayrıca Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı ve Jüri Özel Ödülünün sahibi oldu.

Film 4,5 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Yönetmen Zvyagintsev’in Rus bürokrasini eleştirdiği için Rusya hükümeti tarafından tefe koyulan fakat dünyada büyük yankı uyandıran Leviathan (Leviafan) filmi nedeniyle Sevgisiz, uluslararası yapımcı desteği ile çekildi.

Yapımcı Alexander Rodnyansky, filmin “Rus hayatı, Rus toplumu ve Rus ıstırabının” bir yansıması olduğunu fakat diğer ülke insanların da kendilerinden bir şeyler bulabileceğine söyledi. Rodnyansky ayrıca, hikâyenin çıkış noktasının bir aileye göz atma arzusu olduğunu ifade etti.

Yönetmen Zvyagitsev, en başlarda Ingmar Bergman’ın 1973 yapımı mini dizisi, Bir Evlilikten Manzaralar’ı (Scener Ur Ett Aktenskap / Scenes From a Marriage) yeniden yapmak gibi bir düşüncesinin olduğunu söyledi.

Zvyagitsev filmdeki “polis” sahnesi hakkında, çok fazla politikayla ilgilenmediğini sadece hikâyesinin “Modern günümüz polisi insanı umursamıyor” inancını yansıttığını söyledi.

Film ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya askerî müdahalesine de göndermelerde bulunuyor.

Yapım Moskova’da çekildi.

Lion

TÜR: Biyografi, Dram. SÜRE: 118 Dk. ÜLKE: Avustralya, Amerika, İngiltere. YAPIM YILI: 2016. imdb: 8,1. Tomatometer: %86…

5 yaşındaki Hintli bir çocuğun evinden 1600 kilometre uzakta kayboluşunu ve yaşadıklarını gerçek bir olaydan beyaz perdeye aktaran Lion, oldukça başarılı bir biyografik dram filmi.

Filmin adının nereden geldiğinin ise son derece güzel bir hikâyesi var.

Konu

Fakir bir Hintli aileye mensup Guddu (Abhishek Bharate) bir gece işi için yola çıkmaya hazırlanırken beş yaşındaki kardeşi Saroo’nun (Sunny Pawar) ısrarına dayanmaz ve onu da yanına alır. Varacakları yere geldiklerinde Guddu bir türlü küçük kardeşini uyandıramaz ve orada kendisini beklemesini ister. Saroo uyandığında abisi hala gelmemiştir. Etrafı dolaşırken bindiği boş trende uyuya kalır. Tren durduğunda evinden 1600 km uzaktadır.

Hakkında

Olayın gerçek kahramanı Saroo Brierley’in yazdığı Eve Giden uzun Yol (A Long Way Home) adlı romandan Luke Davies tarafından senaryolaştırılan Lion’un yönetmen koltuğunda Garth Davis oturuyor.

Yapım, aralarında En İyi Film ödülünün de yer aldığı 6 dalda Oscar ve 5 dalda Altın Küre’ye aday gösterildi. BAFTA’da ise En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dev Patel) ve En İyi Uyarlama Senaryo ödüllerini sahibi oldu.

12 milyon dolar bütçesi olan film 140 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmin 8 yaşındaki Hintli oyuncusu Sunny Pawar’ın vize başvurusu reddedildiği için filmin Amerika gösterimine katılamıyordu. Oyuncu yapımcıların temyiz başvurusunun ardından vizesini aldı ve galaya katıldı.

Dev Patel, Saroo karakterine fiziksel olarak benzeyebilmek için uzun süre vücut çalıştı. Ayrıca sakallarını uzattı, Tasmanya lehçeli Avustralya aksanı öğrendi ve Saroo Brierley’nin kaldığı Hindistan’daki yetimhaneye giderek bir günlük tuttu. Oyuncu rolüne 8 ay hazırlandı.

Priyanka Bose rolüne hazırlanmak için Madhya Pradesh’e giderek Saroo’nun annesi Kamla Munshi’yle tanıştı. Oyuncu, “temel sorular sordum ve aslında onunla tanışmak için yanına gittim. Zorlu hayatını dinledikten sonra dizlerimin üzerine çöküp ona sarıldım ve cesareti için kendisine teşekkür ettim” dedi.

Google yapıma destek oldu. Yapımcılarının filmde kullanmaları için uydu görüntülerine ulaşmalarını sağladı.

Dev Patel’in ilk çekilen sahnesi filmin son sahnesiydi.

Yapım Sunny Pawar’ın ilk filmi oldu. Çekimlere başladığında hiç İngilizce bilmiyordu ve filmde üvey annesini canlandıracak Nicole Kidman’la sette zaman geçirdi ve filmdeki gibi kriket oynadılar.

Rooney Mara’nin karakteri aslında gerçek hayatta tek bir kişiyi işaret etmiyor. Karakter aslında Saroo’nun “arayışı” sırasında etrafında olan birçok kız arkadaşının kombinasyonu.

Filmin Avustralyalı yapımcıları Andrew Fraser ve Shahen Mekertichian büyük bir inatla film setinin Amerika’da olmasını reddettiler. Bu yüzden de birçok Amerikalı film yapım şirketlerinden ret yediler. 2 yapımcı projeyi hayata geçirebilmek adına 4 yıllarını harcadılar.

Sue Brierley, filmde kendisini canlandırması için ilk önerdiği kişi Nicole Kidman’dı. Kidman, Brierley’in Sidney’deki evine gitti ve canlandıracağı rol hakkında bilgiler aldı. Her iki kadın da birbirinin evlatlık ve biyolojik çocuklarını aynı derecede sevdiklerini öğrenince daha da yakınlaştılar.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Son sahnede sadece gerçek kasaba sakinleri rol aldı.

Kamla, oğlunun döneceği umudunu hiçbir zaman kaybetmediği için köy sakinlerinin kendisine zamanla deli gözüyle bakmaya başladıklarını söyledi.

Saroo annesine ulaştıktan sonra aslında adını yanlış bildiğini ve gerçek adının Sheru olduğunu öğrendi. Sheru’nun anlamı ise Lion yani Aslan’dı.

Under Sandet (Land of Mine / Mayın Ülkesi)

TÜR: Dram, Tarih, Savaş. SÜRE: 100 Dk. ÜLKE: Danimarka, Almanya. YAPIM YILI: 2015. imdb: 7,8. Tomatometer: %91…

Gerçek olaylardan esinlenerek, Danimarka sahillerine Almanlar tarafından döşenmiş olan mayınları, çoğu çocuk olan Alman savaş esirlerinin temizlemeye zorlanmalarını konu alan Mayın Ülkesi, ilgi çekici bir savaş dram filmi.

Yapımda savaştan yeni çıkmış olan Danimarkalı Çavuş Carl Rasmussen’in bir kaşık suda boğacak kadar nefret ettiği Alman askerlerine karşı, çocuk olmalarının da etkisiyle, hissettiği duygu değişimleri oldukça güzel bir şekilde ifade ediliyor.

Konu

2. Dünya Savaşı’nın ardından Danimarka’daki, çoğu çocuk, 2000 kadar Alman savaş esiri psikolojik ve fiziksel baskıyla mayınları temizlemeye zorlanır. Alman askerlerinden öldürecek kadar nefret eden Çavuş Carl Rasmussen (Roland Møller) de mayın temizletmekle görevli bir askerdir. Çavuşa verilen askerlerin daha çocuk yaşta oluşu zamanla onlara karşı beslediği nefretin değişmesini sağlayacaktır.

Hakkında

Mayın Ülkesi’ni gerçek olaylardan esinlenerek Martin Zandvliet yazdı ve yönetti.

Yapım, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına aday gösterildi.

35,5 milyon Danimarka Kronu (yaklaşık 5,6 milyon dolar) bütçesi olan yapım 2,7 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmin yapım aşaması sırasında, olayların yaşandığı plajların birinde 70 yıldan fazladır orada duran aktif bir mayın bulundu. Danimarkalı anti mayın ekipleri mayını etkisiz hale getirdiler.

Mayın temizlemede Alman çocuk askerlerin kullanılması, birçok tarihçi tarafından Danimarka’nın işlediği en kötü savaş suçu olarak nitelendiriliyor. Cenevre Sözleşmelerine göre savaş esirlerine, hayatlarını tehlikeye atacak ya da sağlıksız işlerde çalıştırmak yasak.

Yapımda Danimarkalı Çavuş Rasmussen, mayın temizleme operasyonunu yürütüyor. Gerçekte Alman görevlilerin emirleri altında oluşturulan mayın temizleme ekiplerini İngiliz askerleri kontrol ediyorlardı.

Mayın temizlemeye zorlanan 2000 Alman askerinin yarısı ya öldü ya da ağır şekilde yaralandı.

Filmin orijinal adı olan Under Sandet, “Kumun Altında” anlamına geliyor.

Filmin çekimleri, Oksbøllejren ve Varde bölgesinin de içinde bulunduğu, gerçek olayların yaşandığı yerlerde yapıldı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Yönetmen çocuk Alman askerlerini canlandıran oyuncuların karakterleri gibi izole edilmiş ve yalnız kalmış hissetmeleri için, çekimler sırasında hangi oyuncunun ne zaman öleceğini ve eve ne zaman gönderileceğini onlardan gizli tuttu.

Ah-ga-ssi (The Handmaiden / Hizmetçi)

TÜR: Suç, Dram, Gizem. SÜRE: 144 Dk. ÜLKE: Güney Kore. YAPIM YILI: 2016. imdb: 8,1. Tomatometer: %95…

İhtiyar Delikanlı (Oldboy) ve Lanetli Kan’ın (Stoker) yönetmeni Chan-wook Park’ın imzasını taşıyan ve oldukça gizemli, şaşırtıcı ve gerilimli bir konuyu işleyen Hizmetçi, son derece başarılı bir erotik psikolojik gerilim filmi.

Chan-wook Park’ın kalitesindeki gerilimli ve gizemli anlatımı, oldukça başarılı mistik ve otantik sinematografisi, nefis müzikleri ve kusursuz oyunculukları, filmi ön plana taşıyor.

Konu

1930’ların Kore’si… Kendisini Kont olarak tanıtan dolandırıcı Fujiwara (Jung-woo Ha), oldukça gizemli bir hayat hikâyesi olan, saf görünümlü Leydi Hideko’yu (Min-hee Kim), eniştesinin pençelerinden kurtarıp, önce gönlünü, ardından da paralarını ele geçirmek için bir hizmetçi (Tae-ri Kim) kiralar ve Leydi’ye gönderir.

Hakkında

Senaryosunu, Sarah Waters’ın Ustaparmak (Fingersmith) romanından esinlenerek Seo-kyeong Jeong ve Chan-wook Park’ın yazdığı Hizmetçi’nin yönetmen koltuğunda Park oturuyor.

Yapım Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı ve BAFTA’da İngilizce Olmayan En İyi Film ödülünün sahibi oldu.

8.8 milyon dolar bütçesi olan film, yaklaşık 40 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Yapımın esinlenildiği Ustaparmak romanında konu Victoria dönemi İngiltere’sinde geçse de filmde dönem ve yer Japon sömürge yönetimi altındaki Kore olarak değiştirildi.

Filmin orijinal adı olan Agassi’nin anlamı leydi ve yapımdaki Leydi Hideko’yu işaret ediyor. Fakat İngilizce ve Türkçe adı olan The Handmaiden “Hizmetçi” Sook-hee’yi.

Çoğunluğunu Koreli oyuncuların oluşturduğu film kadrosuna rağmen filmde hem Japonca hem de Korece konuşuluyor. Çekimlerden önce Koreli oyuncular Japonya yazma ve konuşma eğitimi aldılar. Yapımın Cannes’daki gösteriminin ardından Lady Hideko’yu canlandıran Min-hee Kim Japoncadaki ustalığı nedeniyle Japon gazetecilerden yoğun bir alkış aldı.

Filmin birinci bölümünde yer alan ve ahtapotla pornografik çizime sahip The Dream of the Fisherman’s Wife “Balıkçı Karısının Rüyası” Japon sanatçı Katsushika Hokusai’nin (1760 – 1849) imzasını taşıyor. Sanatçı eseri Edo döneminde kaleme almıştı. İkinci bölümde Hideko’nun teyzesinin okuduğu pornografik hikâye ise klasik bir Çin erotik eseri olan Jin Ping Mei’nin The Plum in the Golden Vase’den “Altın Vazodaki Erik” bir alıntı.

Tae-ri Kim, kadroya seçilmeden önce Min-hee Kim’in hayranıydı ve çekim testinden önce Hideko rolünü oynayacağından habersizdi. Kadroya seçildikten sonra yönetmen Park, Tae-ri Kim’e favori kadın oyuncusunun kim olduğunu sorduğunda Min-hee Kim yanıtını alınca oldukça memnun oldu. Tae-ri En İyi Yeni Kadın Oyuncu ödülünü aldığı Buil Film Festivalindeki konuşmasında ödülü “ilk görüşte âşık olduğum” diyerek Min-hee’ye adadı.

Tae-ri Kim yaklaşık 1500 aday arasından rol için seçildi.

Yönetmen Park Leydi Hideko karakterini, zarif ve bağımsız bir beyaz kedi olarak tanımadı.

Filmin altyazılı sinema versiyonunda çift renk kullanıldı. Korece için beyaz ve Japonca için sarı renk tercih edildi.

Film yönetmen Chan-wook Park’ın Amerika’da en iyi gişe yapan filmi oldu. Ayrıca yapım 2017 yılında İngiltere’deki en iti gişe yapan yabancı dilde film oldu.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

İki kadın oyuncu arasında çekilen lezbiyen sahnelerde, mikrofon tutan görevliler hariç tüm çekim ekibinin setten ayrılması istendi. Çekimler uzaktan kumandalı kameralarla yapıldı. İlgili çekim günlerinde hiçbir ziyaretçi setlere alınmadı. Tüm erkek set ekibine çekim günlerinde izin verildi. Banyo sahnesi seti iki oyuncunun rahat olmaları için dinlenme odalarına kurularak yapıldı. Yönetmen Park, stresli ve zor olacağını düşündüğü için yatak sahnelerini çekimlerin ilk günlerinde yaptırdı. Çekimlerden önce sahnelerle ilgili her şey koreograf, iki kadın oyuncuyla ve Park arasında tartışılarak karar verildi. Tae-ri Kim sahne çekimlerinde kendini biraz rahatsız hissettiğini ama Min-hee Kim’nin kendisine enerji verdiğini ifade etti.

Tony Bennett – I’ve Got the World on a String

Bu sabahın gaipten gelen melodisi Tony Benneth’in I’ve Got the World on a String yorumu oldu…

Tony Benneth besteyi ilk kez 1960 yılında kaydedilen “Sings a String of Harold Arlen” albümünde seslendirmiş. Ben ise şarkıyı ilk kez Anlat Bakalım’da (Analyze This) küçük de bir rolü olan Tony Benneth’den dinlemiş ve arşivime eklemiştim.

Benim en sevdiğim Tony Benneth yorumu ise sanatçının 1992’de yayınladığı Frank Sinatra’ya “övgü” albümü olan Perfectly Frank’daki yorumu;

Hotaru no Haka (Grave of the Fireflies / Ateşböceklerinin Mezarı)

TÜR: Macera, Savaş, Dram. SÜRE: 89 Dk. ÜLKE: Japonya. YAPIM YILI: 1988. imdb: 8,5. Tomatometer: %97…

2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde Japonya’da hayatta kalmaya çalışan 14 yaşındaki Seita ve 4 yaşındaki kardeşi Setsuko’nun başından geçenleri konu edinen Ateşböceklerinin Mezarı, oldukça sarsıcı ve sert bir animasyon.

Animasyonun, kahramanca bir uğraşı abartılı bir şekilde anlatmak yerine tamamen savaşın sebep olduğu kişisel trajedilere odaklanıyor olması izleyiciye yaşattığı sarsıcı etkinin daha da derinleşmesini sağlıyor.

Konu

2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde bombalanan Kobe şehrinde yaşayan 14 yaşındaki Seita ve dört yaşındaki kız kardeşi Setsuko hayatta kalmak için yollara düşmüşlerdir. Kısa bir süre sonra annelerinin öldüğünü öğrenen Seita, gerçeği ufak kardeşinden saklayıp, tüm olumsuzluklara rağmen her şey normalmişçesine onu tüm olumsuzluklardan uzak tutmaya çalışmaktadır.

Hakkında

Akiyuki Nosaka’nın 1967’de yayınladığı aynı adlı kısmi otobiyografik kısa hikâyesinden Isao Takahata’nın uyarladığı Ateşböceklerinin Mezarı’nın yönetmenliğini de Takahata üstleniyor.

Animasyon imd’nin en iyi 250 film listesinde üst sıralarda yer alıyor.

Ivır Zıvır

Filmin uyarlandığı kısa hikâyenin yazarı Akiyuki Nosaka, II. Dünya Savaşı’da açlıktan ölen kız kardeşinden özür dilemek amacıyla hikâyeyi kaleme aldı.

Drama en sarsıcı animasyonlardan biri olarak kabul ediliyor.

Roger Ebert filmi şimdiye dek yapılmış en güçlü savaş karşıtı filmlerden biri olarak nitelendiriyor.

Animasyon tarihçisi Ernest Rister filmi Steven Spielberg’in Schindler’in Listesi (Schindler’s List) yapıtı ile karşılaştırarak, gördüğü en içten animasyon film olduğunu belirtti.

Yapım günümüzün en şöhretli animasyonlarından biri olan Komşum Totoro’yla (Tonari No Totoro / My Neighbor Totoro) aynı stüdyoda ve eş zamanlı olarak yapıldığı için birçok animasyoncu hangi projede çalıştığını hatırlayamıyor.

Yayıncılar finansal risk almamak için Komşum Totoro’yu (Tonari No Totoro / My Neighbor Totoro) yayınlamak istemediği için animasyon Ateşböceklerinin Mezarı’yla birlikte yayınlandı. Ama ilginçtir ki, ilk olarak Komşum Totoro gösterildiği için sinema salonundan mutlu ayrılmayı tercih eden seyirciler nedeniyle Ateşböceklerinin Mezarı genelde “gözden kaçan” yapım oldu.

Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’ndaki rolünü konu edindiği endişesiyle yapımın Güney Kore’deki yayını ertelendi.

Animasyonda Setsuko’nın büyük bir iştahla yediği meyveli şeker gerçekte olayın geçtiği dönemden 4 yıl sonra 1949’da Sakuma şirketi tarafından üretilmeye başlandı.

Yönetmen Isao Takahata, Setsuko’nın doktordaki işi bitmek üzereyken içeriye giren hasta rolüyle animasyonda yer alıyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Hikâye, 1945’de Japonya’daki savaş esnasında kız kardeşini yetersiz beslenme sebebiyle kaybeden Akiyuki Nosuka’nın yazdığı aynı adlı yarı otobiyografik romanı temel alıyor. Kız kardeşinin ölümünden kendisini sorumlu tutan yazar bu romanı olayı telafi etmek ve trajediyi kabullenmesine yardım etmesi için yazdı. Bombardıman esnasında Nosuka’nın kız kardeşi on altı aylıktır ve kardeşinin bakımı altındayken malnütrisyon (yetersiz beslenme) sonucu ölmüştür. Eleştirmen Igarashi Yoshikuni’ye göre Nosuka kendisini temsil eden Seita’yı öldürerek, kız kardeşinin ölümündeki suçluluğunu bastırmaya çalışmaktadır.

Yönetmen Isao Takahata sadece romanın büyük başarı elde etmesi sebebiyle (ya da Miyazaki’nin sevki ile) değil kendisinin de başından buna benzer bir olay geçtiği için projeyi aldı. Yönetmenin kardeşlerinden biri bir bombardımanda iki gün boyunca ailesinden ayrı kalmıştı. Isao bu olayı hayatının en kötü tecrübesi olarak tanımlamaktadır.

The Disaster Artist (Felaket Sanatçı)

TÜR: Biyografi, Komedi, Dram. SÜRE: 104 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 2017. imdb: 7,5. Tomatometer: %91.

Oyuncu olmak için yanıp tutuşan heyecanlı bir genç ile oldukça tuhaf ve garip giyim tarzı ve hareketleri olan bir adamın hayatlarının kesişmesini konu alan Felaket Sanatçı, başarılı bir biyografik, komedi, dram filmi.

Konu

Tommy’nin (James Franco) oyunculuk dersinde yaptığı “acayip” performansın ardından onunla oyunculuk çalışmak isteyen Greg (Dave Franco) ile Tommy kısa bir süre sonra iki sıkı dosta dönüşürler. Tommy’nin garip hareketleri Greg’i şaşırtsa da Los Angeles’a gitme teklifini geri çeviremez ve oyuncu olmak için yanıp tutuşan ikilinin tüm hayatları değişmeye başlar.

Hakkında

Greg Sestero ve Tom Bissell’in kurgu olmayan aynı adlı kitabını ve Tommy Wiseau’in 2003’te yayınladığı Oda’nın (The Room) yapım sürecini konu alarak Scott Neustadter ve Michael H. Weber’in senaryosunu yazdığı Felaket Sanatçı’nın yönetmen koltuğunda James Franco oturuyor.

Yapım Altın Küre’de Müzik ve Komedi dalında En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu (James Franco) ödüllerine aday gösterildi ve En İyi Erkek Oyuncu ödülünün sahibi oldu. Ayrıca En İyi Film En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday gösterildi.

10 milyon dolar bütçesi olan film, 30 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Tommy Wiseau’nun Oda (The Room) filmi tüm zamanların en kötü filmlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Gerçekte Bryan Cranston, Greg Sestero’ya Malcolm in the Middle’da rol teklifinde bulunmadı. Zaten Cranston o günlerde dizide yönetmenlik yapmıyordu. Sestero  kitabında Wiseau’nun aniden, “tuxedo” sahnesi için sakalını kesmesini istediğini ama sakalının kendisini sakladığını düşündüğü için bu istekten ötürü tereddüt duyduğunu ifade ediyor.

Yönetmen James Franco, 2003’ten sonra Los Angeles’da araba kullanırken Tommy’nin 5 yıllığına kiraladığı reklam panosundaki telefon numarası görüp yeniden aradığını ve o an filmin kült olacağını düşündüğünü ifade etti. Telefon numarası Wiseau’nun evine aitti ve arayana film tanıtımı dinletiliyordu. Fakat bazen Tommy telefonu açıyor ve arayana filmin nerede ve ne zaman yayınlanacağını söylüyordu.

Greg Sestero kitabında Tommy ile filmdeki gibi Amerikan futbolu değil futbol oynadıklarını ama Tommy’nin gol attıktan sonra “touchdown” diye haykırdığını söylüyor.

James Franco kamera karşısında olduğu gibi kamera arkasına geçince de Tommy’nin garip aksanıyla konuşuyordu. Seth Rogen, bu yüzden özellikle çekimlerin ilk 2 gününde çok zorlandıklarını ifade etti.

Yönetmen Franco, tüm röportajlarda Tommy’nin filmi %99,9 oranında övdüğünü söyledi. Tommy’nin itiraz ettiği konular Amerikan futbolu sahnesinde Franco’nun topu güçsüz atışı ve ilk sahnedeki ışıklandırma idi. Işıklandırma konusunda Franco, “muhtemelen Tommy o sahneyi izlerken güneş gözlüğü takıyordu” dedi.

Filmin tanıtımı için, 2003’te Tommy’nin 5 yıllığına kiraladığı Highland bulvarındaki aynı reklam panosu kiralandı ve aynı tanıtım kopya edildi.

Gerçekte Greg ve Tommy aynı anda Los Angeles’a taşınmadılar.

Tommy Wiseau ve Greg Sestero, Dave Franco’nun Greg Sestero’yu oynamasına ortak karar verdiler.

Seth Rogen ve Jonah Hill, Oda’nın (The Room) ateşli hayranlarıydı. Bir gün Hill, bir markette Tommy Wiseau’i gördü ve gizlice fotoğrafını hemen Rogen’a gönderdi.

James Franco, Juliette rolü için ilk tercihi Ari Graynor ve ikinci tercihi Britney Spears’dı.

Filmde Greg’in sevgilisini oynayan Alison Brie, gerçek hayatta Dave Franco’nun eşi.

Greg Sestero oyuncu kadrosu seçicisi olarak ufak bir rolle kamera karşısında yer alıyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Film kadrosu aktıktan sonra ekrana gelen gizli sahnede Tommy Wisea, Henry adında bir karakteri canlandırıyor. Bu sahne Tommy’nin tüm haklarını film şirketine satarken öne koyduğu şartlardan biriydi.

Gerçekte Greg Sestero Oda’da oynamakla ilgilenmiyordu. Sadece uygulayıcı yapımcı olacaktı. Bu yüzden Tommy, Mark rolü için başka bir oyuncu bulmuştu. Fakat çekimlerden bir gün önce Tommy, Mark rolünü Sestero’nun oynamasını istedi. Sestero bu isteği tereddütle karşılaşa da, parasal nedenler yüzünden kabul etti. Fakat Mark rolünü canlandıracak oyuncuya bu değişiklik söylenmedi. Bu yüzden oyuncu birkaç hafta çekimler için kamera karşısına geçti. Fakat kameramanlardan çekim yapmamaları istendiği için kayıt alınmadı.

Filmin galasında seyircilerin tepkileri hakkında Sestero’nun kitabında herhangi bir şey ifade edilmediği için seyircilerin tepkileri çoğunlukla uydurma olarak yapıldı. Robyn Paris 2008’deki bir röportajında birçok izleyicinin gülmekten ağladığını ifade etmişti.

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Yuval Noah Harari

Antik insan türlerinden günümüze kadar geçen sürede hayatta kalmayı başaran “Akıllı İnsan”ların (Homo Sapiens) evrimini konu alan Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, oldukça şaşırtıcı iddialarla sahip ilgi çekici bir inceleme kitabı.

Tarih öncesi Sapienslerin, Neandertaller gibi diğer insan türlerine karşı soykırım yaptığını ve onları yeryüzünden sildiğini iddia ettiği kitapta Harrari, ayrıca Homo Sapiens’in kendine özgü, tanrılar, milletler, para ve insan hakları gibi hayali şeylere inanma kabiliyeti sebebiyle kitleler halinde hareket edebildiğini savunuyor.

Üzerinde konuşulacak birçok ayrıntıya sahip kitabın en ilgi çekici bölümlerinden biri, mutluluğun aslında ne olduğu sorusunun sorulduğu bölüm, bir diğeri ise bilim ve teknolojiyle birlikte tanrıyı oynama yolunda emin adımlarla ilerleyen Homo Sapiensin şu ana kadar, gurur duyabileceğimiz çok az şey ürettiğini, dünyadaki acıyı azaltmak bir yana diğer türlere acı çektirerek ya da yok ederek dünyaya zarar verdiğini ve vermeye devam ettiğini konu edinip, “ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?” sorusunu sorduğu bölüm.

Kitabın Tanıtım Yazısı;

– Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?

– Para neden herkesin güvendiği tek şey?

– Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?

– Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?

– Geleceğin dini bilim mi?

– İnsanların miadı çoktan doldu mu?

100 bin yıl önce Yeryüzü’nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak?

Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim’le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor.

Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir?

30’dan fazla dile çevrilmiş bu kışkırtıcı çalışma özellikle Jared Diamond, James Gleick, Matt Ridley ve Robert Wright’ın eserlerine aşina okurlar için muhteşem bir kaynak.

“Sapiens, tarihin ve modern dünyanın en büyük sorularını gayet yalın bir dille ele alıyor. Çok seveceksiniz!”

-Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı-

“Harari’nin eseri kabul görmüş doktrinlerin karşısında duran fikirler ve şaşırtıcı gerçeklerle bezeli.”

-John Gray, Financial Times-

Mehmet Ali Çetinkaya