porno,porno izle,bedava porno,türkçe porno izle,yerli porno,sikiş, porno porno izle porno

Lindt – Summer Edition – Lime & Mint (Lime ve Naneli)

Lindt - Summer Edition - Lime & Mint (Lime ve Naneli)

Geçen yıl Zürih’e giden Nadir ailesinin yanında getirdikleri, şüphesiz en iyi çikolata mango ve passion fruitlu sütlü çikolata idi. Tatlı ekşi seven biri olarak adeta tapmıştım. Geçenlerde Zürih’e giden Defne, “Yaz Sürümü”nden iki farklı ve enfes çikolata getirdi.

Bunlardan en sevdiğim (lime sever olarak) lime ve naneli sütlü çikolata oldu. Çikolatanın oldukça ferahlatıcı, ekşi-tatlı nefis ötesi bir lezzeti var.

Umut (Hope)

umut-aka-hope

TÜR: Dram. SÜRE: 100 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1970. imdb: 8,2. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Fakirlik ve çaresizliği konu alan Umut, oldukça başarılı ve hüzünlü bir dram filmi.

Konu

Faytonculuk yaparak yaşamını kazanmaya çalışan ve 5 çocuğu olan Cabbar’ın (Yılmaz Güney) faytonuna araba çarpar ve borçla aldığı atı ölür. Çaresiz kalan genç adam evindeki eşyaları satıp yeni bir at almaya ve evine ekmek götürmeye çalışır.

Hakkında

Umut’u Yılmaz Güney yazdı ve yönetti.

Yapım, Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film, En iyi Yönetmen, En iyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu (Yılmaz Güney), En İyi Müzik (Arif Erkin) ve En İyi Fotoğraf (Kaya Ererez), Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu (Yılmaz Güney), Grenoble Film Festivali, Seçici Kurul Özel Ödülünün sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Umut, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film sırasıyla şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 2 – Yol (Şerif Gören), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 9 – Masumiyet (Zeki Demirkubuz), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Can Dündar’ın hazırladığı Aynalar belgesel serisinin Yılmaz Güney bölümünden; “1970 yazında hem sinema tarihinde hem de kendi hayatında dönüm noktası olan Umut filmini çekti. Taksilere yenik düşen faytoncuların ve yoksulluğun kör ettiği insanların boş bir umudun peşindeki çaresizliklerini anlatan Umut o yıl Adana’da 6 ödül birden aldı, Cannes Film Festivali’nde alkışlandı.”

Sansür Kurulu, filmde yer alan faytoncunun giyimi ve kuşamının, fakirliğin bir sembolü olarak ele alınmasını, zengin otomobil sahibi hakkında takibat yapılamayacağı kanaati verilmesini, faytoncunun iş ararken zengin-fakir ayrımı yapılmasını, Cabbar’ın (Yılmaz Güney) Amerikalı zenciyi soymasını, sabah namazının güneş doğarken kılınmasını sakıncalı bularak, filmi yasakladı.

Film siyah-beyaz olarak çekildi ve yayınlandı.

Yapım, Yılmaz Güney tarafından peş peşe çevrilecek siyasal filmlerin öncüsüdür.

Umut, II. Dünya Savaşı sonrasında İtalya’da ortaya çıkmış bir sinema akımı olan ve savaş sonrasının ekonomik kargaşa ve belirsizlik ortamında ortaya çıkmış olan yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk ve ahlaki çöküş gibi temaları işleyen, salon filmlerinin aksine hayal kırıklığına uğramış çalışan insanların gündelik sorunlarına eğilen İtalyan Yeni Gerçekçiliği türüne benzetilmektedir. Bu yüzden yurtdışında yapılan gösterimlerinde Rossellini ve Vittorio de Sica’nın yapımlarıyla karşılaştırılmaktadır.

Umut, 2015 yılında Venedik Film Festivali’nin ‘Klasikler’ bölümünde gösterildi.

Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney bir röportajında Umut’un 1970 yılında yeni evliyken gittikleri Çukurova’da çekildiğini ve filmin Yılmaz Güney’in babasının hikâyesi olduğunu söyledi.

Yapımcı Abdurrahman Keskiner, “Cannes’a gitti diye mahkemelerde süründük. Şimdi bakanlık destekli stantlarla Venedik’te gösteriliyor” dedi.

Film Cannes’da Quinzaine des Realisateurs (yönetmenlerin on beş günü) bölümüne seçilmiştir.

Pavlidis – With Banana (Muzlu Sütlü Çikolata)

Pavlidis - With Banana (Muzlu Sutlu Cikolata)

Daha önce 2 kez muzlu çikolata yemiştim ki bunlardan biri Green Dream’in kurutulmuş muz içeren organik çikolatasıydı ve pek lezizdi. Ama diğeri Bosna’dan aldığım (muhtemelen bir Hırvat markası idi) ama pek beğenmediğim muzlu bir çikolataydı.

Yunanistan’dan aldığım Pavlidis marka çikolata, sevdiğim ikinci muzlu çikolata olarak listeye eklenmiş oldu. Muzun, krema kıvamında, çikolatanın içine dolgu şeklinde sunulduğu ürün oldukça başarılı ve yenilesi!

Yol (The Road / The Way)

yol-aka-the-road

TÜR: Romantik, Dram. SÜRE: 114 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1981. imdb: 8,2. rottentomatoes: %75.

Bayram iznine çıkmış 5 mahkûmun trajik öykülerini konu alan ve 17 yıl boyunca Türkiye’de gösteriminin yasak olduğu Yol, çok başarılı bir dram filmi. Yapımın en özel yanlarından biri de 1980 darbesi sonrası ülkedeki insan manzaralarını da barındırıyor olması.

Konu

İmralı Açık Cezaevi’nden bayram iznine çıkan beş mahkûmun trajik öyküleri iç içe geçirilerek anlatılan film bir yandan da sıkıyönetim sonrası ülkenin içinde bulunduğu durumu oldukça açık ve cesur bir dille beyaz perdeye aktarıyor.

Hakkında

Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı Yol’un yönetmen koltuğunda Şerif Gören ve Yılmaz Güney oturuyor.

Yapım, Cannes’ta Altın Palmiye, FIPRESCI ve Kiliseler Birliği ödüllerinin sahibi olurken, Altın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film ödülüne aday gösterildi ama ödülü Gandhi’ye kaptırdı.

Yol aynı zamanda İsviçre adına Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına aday adayı olarak gösterildi.

Ivır Zıvır

Yol, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi 2. Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 9 – Masumiyet (Zeki Demirkubuz), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Filmin çekimleri sırasında Yılmaz Güney hapishanedeydi ve yazdığı senaryonun yönetmen Şerif Gören tarafından birebir çekilmesi için oldukça yoğun ve ciddi bir çaba harcadı.

Filmin yaratıcısı Yılmaz Güney’in kafasında ilk şekillendiği vakit filmin adı Yol değil Bayram’dı. Bu ismin nedeni ise İmralı yarı açık ceza evinde yatan kader mahkûmlarının bayram nedeniyle bir haftalık izinlerini kullanmak için dışarıya çıkacak olmalarıydı.

Yılmaz Güney “Bayram” adlı, 10 mahkûmun izne ayrılmasını konu alan epik senaryosunu hapishanede olduğu için hayata geçiremedi. Güney Film, finansmanı sağlayamadığı için Cactus Film senaryoyu sadeleştirdi ve filmin yönetmenliği Erden Kıral’a verdi. Fakat yönetmenle fikir birliğine varılamayınca, Şerif Gören çekimleri devraldı. Çekimler bittikten sonra negatifler yurt dışına gönderildi ve Yılmaz Güney hapishaneden kaçıp Fransa’da negatifleri aldı ve kurguyu tamamladıktan sonra Cannes Film Festivali’ne yetiştirip gösterimini sağladı. Sonuç olarak yapım Altın Palmiye ödülü kazandı.

Yılmaz Güney, Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney’in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmaktadır. Güney, hapse girmeden önce çekmiş olduğu Şeytanın Oğlu filminde bir günlük bayram izninde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya’nın Kaş ilçesinden Yunanistan’a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre’ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa’ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirdi ve 1984’te mide kanseri nedeniyle Paris’te hayatını kaybetti.

Filmin restorasyon çalışmasının ardından yayınlanan versiyonu Yılmaz Güney’in, “Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgârlar gibi. Ben, bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla, hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da” sözüyle açılıyor.

1982 yılında Cannes’da en büyük ödül olan Altın Palmiye ödülü hem Yol hem de Costa Gavras’ın Kayıp (Missing) filmlerine verildi.

Film, Türkiye’deki sıkıyönetim nedeniyle 17 yıl boyunca yasaklandı ve gösterimine izin verilmedi. Türkiye’deki ilk gösterimi ancak Şubat 1999’da yapılabildi.

Cannes Film Festivali direktörü Gilles Jacob, ilk kurgusu 2 saat beş dakika olan filmin 1 saat 50 dakikada sınırlandırılmasını talep etti ve bu konuda şunları söyledi, “15 dakikayı aralardan kısaltacak zamanımız yoktu, o yüzden altıncı karakterin öyküsünü çıkardık. Ayyaş ve kumarbaz olan bu karakter, Türkiye’nin bir başka yönünü anlatıyordu ama diğer karakterlerinkinden farklı bir öyküsü vardı; bu yüzden onu kullanmadık. Yönetmenler, filmlerine kıyamaz, çekim sırasındaki anılarını da katar işlerine, kurguda sahne atmaları kolay değildir. Ama Yılmaz Güney çok eleştirel yaklaştı Yol’a, Böylece işimiz kolaylaştı.”

Tarık Akan’ın 16 Eylül 2016’daki ölümünün ardından yapılan röportajda, Zine rolünü canlandıran Şerif Sezer, “Bir Yılmaz Güney filmi ve ben Tarık Akan ile oynayacağım. Ne demek bu! Bütün Türk sinemasının kadın oyuncularının hayalindeki bir şeyi bana teklif ediyorlardı. Sevinçten uçmuştum…” diyerek o günkü duygularını anlattı.

Şerif Sezer aynı röportajda filmin yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığını ama Cannes’da yönetmen olarak sadece Yılmaz Güney’in görülmesinin Gören’e haksızlık olduğunu dile getirdi ve bu konuda, “O filmin yönetmeni Şerif’ti. ‘Yılmaz Güney telefonla talimat veriyordu’ diyorlar. Dağın başında çekiyorduk, hangi telefon? Belki filme başlamadan Yılmaz Güney’le detaylıca konuşmuş olabilirler ama filmi baştan sona Şerif Gören çekti. Ona haksızlık ettiler” dedi.

Şerif Sezer röportajında, filmdeki meşhur karlı sahnesinin Bingöl – Elazığ arasındaki bir dağda çekildiğini, Yol Çatı adında bir kayak evinde kaldıklarını ve 2-2,5 metre kar olduğunu ifade etti.

Filmin Türkiye’de yayını yasak olduğu için Şerif Sezer, “basılacağız” korkusu içinde, kendi oynadığı filmin oldukça kalitesiz bir halini, küçük bir televizyonda, ilk kez izleyebildiğini söyledi. Sezer ancak bir yıl sonra Paris’te bir sinema salonunda filmin düzgün olarak izleyebildi.

Filmde atın vurulduğu sahne ile ilgili olarak Şerif Sezer, “Ben minibüsten onları seyrediyordum. Sahneye göre Tarık atı vuracak, sonra yaracak ve ısınmak için içine girecekti. Tarık atı o kadar seviyordu ki, arkadaş olmuşlardı. Ata iğne vuruyorlardı ama bir türlü düşmüyordu. Tarık çok üzüldü, “İmkânı yok, ben vuramam” dedi. Yılmaz Güney’in yeğenlerinden biri Tarık’ın kıyafetlerini giyip oynadı. Çok kötü bir gündü. Tarık da bütün ekip de çok üzüldük… Gün batarken çekmiştik, sonra o sahneyi karanlık olduğu için filme koymadılar” dedi.

Steven Schneider’in “Ölmeden Önce İzlenecek 1001 Film” listesinde Yol’da yer alıyor.

Halil Ergün’ün karakteri Mehmet Salih’in Diyarbakır’daki “Sevenler Berberi”ndeki tıraş sahnesi sırasında aynada, “paran yoksa dostun yok” yazıyor.

Film ilk kez Cannes Film Festivali’nde gösterildi. 1982 yılında, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Portekiz, Hollanda, İspanya, Almanya, Danimarka, Finlandiya ve İsveç’de, 1983’te Belçika, Avustralya ve Macaristan’da, 1985’te Japonya’da, 1989’da Güney Kore’de 2004’te ise Çek Cumhuriyeti’nde bir festivalde gösterildi.

Filmin uzun yıllar boyunca “sahipliği” konusunda, Yılmaz Güney ve filmin yapımcısı İsviçreli Cactus Film’in sahibi Donat Keusch arasında sorunlar yaşandı. Güney’in ölümün ardından sorunlar Keusch ile Güney’in eşi arasında artarak devam etti. 1999’da Cactus Film’in iflasını açıklaması durumu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Sonuç olarak İsviçre ve Fransa’da birçok dava açıldı.

Filmin restorasyon sonrası versiyonunun sonunda, “Bu filmin gerçekleştirilmesinde çok ağır toplumsal ve doğal koşullar altında, büyük bir cesaret ve özveriyle çalışan tüm ‘Yol’ arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ederiz. Onlar, bu film var oldukça yaşayacaklar” notu düşülmüş.

Pavlidis – Dark Chocolate With Lemon (Limonlu Koyu Çikolata)

Pavlidis - Dark Chocolate With Lemon (Limonlu Koyu Cikolata)

Yunanistan’dan Pavlidis marka 3 adet çikolata bar satın aldım. Bunlardan biri düz koyu çikolatalı, biri koyu çikolatalı kapuçinolu, bir diğeri de koyu çikolatalı limonluydu. Haliyle ekşi tatlı seven biri olarak limonluyu çok sevdim. Çikolatası normalden biraz daha tatlı olsa da, barın içine serpiştirilmiş limon parçacıkları ürünle ilgi çekici ve leziz bir aroma katıyorlar.

Gemide (On Board)

gemide-aka-on-board

TÜR: Suç, Dram. SÜRE: 102 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1998. imdb: 8,2. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Neredeyse tüm hayatlarını gemide izole olmuş bir şekilde geçiren 4 adamın hayatlarından suç dolu bir geceyi konu alan Gemide, Erkan Can’ın müthiş oyunculuğu ile oldukça başarılı bir suç dram filmi.

Konu

Bir geminin dört kişilik mürettebatında yer alan Boksör (Naci Taşdöğen), geminin demir attığı sırada Laleli’ye iner. Geri döndüğünde parasını çaldırdığını söyler. Esrarlı ve alkollü kafasıyla Kaptan (Erkan Can) ve tüm mürettebat toplanıp Laleli’ye iner ve Boksör’ün parasını çaldırdığını iddia ettiği bir grup insana saldırır, içlerinden Rumen bir hayat kadınını (Ella Manea) kaçırırlar.

Hakkında

Serdar Akar ve Önder Çakar’ın senaryosunu yazdığı Gemide’nin yönetmen koltuğunda da Serdar Akar oturuyor.

Yapım Altın Portakal’da En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can), En İyi Kurgu ve En İyi İkinci Film, Ankara Uluslararası Film Festivali’nde, En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Haldun Boysan), Umut Vaat Eden Yönetmen ve Juri Özel Ödülünün sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Filmde yer alan gemi, denizden, inşaatlarda kullanılmak üzere kum çıkarıyor.  Ayrıca 17 Ağustos 1999’daki depremden yaklaşık bir yıl önce yayınlanan filmde yer alan, “ya binadan, ya zinadan, o binalar yıkılacak, bu kumla yapılan binaları deniz elbet geri alacak…” sözü de oldukça enteresan. Çünkü depremde yıkılan binaların birçoğunun deniz kumuyla yapıldığı tartışmaları yapılmıştı.

Erkan Can bir röportajında kendisine filmin konusunu soran muhabire kısa ve öz olarak; “kişiye göre değişir” diyerek cevap verdi.

Filmin senaryosu Serdar Akar’ın Gemide ve Azize adlı iki öyküsünden yola çıkarılarak yazıldı.

Filmin bir bölümünde, Boksör lakabıyla adı anılan karakterin gerçek adının Muhammed Ali olduğunu ve lakabının da buradan geldiğini öğreniyoruz.

Yapım Cannes Film Festivalinin resmi bölümü olan Semaine de la Critique’e seçilen ender Türk filmlerinden birdir.

Gemide Serdar Akar’ın ilk uzun metrajlı film denemesidir.

Serdar Akar filmin hikâye ve senaryo sürecini şöyle anlattı; “Uzun yıllara dayanan bir fikir değildi. Bir tema ve birbiriyle iç içe geçen üç hikâye düşündüm. Gemide ve Laleli’de Bir Azize’yi hemen yazdım. Onları yazınca üçüncü hikâyeye gerek kalmadı, ikisi her şeyi halletti. İkisi bir araya gelince de başka bir durum oluyordu. Gemide’yi bir haftada yazdım. Senaryolaştırılması da 15-20 gün sürdü ve neredeyse birebir çekildi. Çekilen senaryodan da, çekilmeden önceki halinden de attığım çok az yer var.”

Filmin senaryosu iki tane hikayeye dayanıyor. Hikayenin yazarı Serdar Akar, Kudret Sabancı ile anlaşıp iki hikayeyi, anı anda iki film olarak çekilmesini istiyor. Bu konuda Akar’a sorulan, “Peki senaryosunu yazdığınız bir projeyi nasıl oluyor da bir başkasının çekmesini isteyebiliyorsunuz? Örneğin Laleli’de Bir Azize’nin yönetmenliğini yapmış olmayı istemez miydiniz?” sorusuna yönetmen, “Onun tarzı, üslubu, her şeyi değişik olmalıydı. O yüzden Kudret Sabancı’ya verdim. Kudret’i tanımıyordum ama Mutfakta Biri mi Var? isimli kısa filmini izlemiştim. Bu filmi bildiğim için Azize’yi onun yapmasını istedim. Bir de Gemide ile aynı anda çekilmesi gerekiyordu. Gemide’nin çekimlerini durdurup Laleli’de Bir Azize’yi de ben çekebilirdim ama dediğim gibi onun tarzının değişik olması gerekiyordu. Ve bu da Kudret’e göre bir işti” yanıtını verdi.

Akar aynı röportajında “Gemide filmini çekerken maddi problemleriniz oldu mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi; “Olmaz mı! Aslında şöyle söylemem lazım: Maddi problem olmadı, çünkü madde yoktu! Hakikaten yoktu. Ama para yok diye de senaryoda en ufak bir değişiklik yapmadım. Düşünebiliyor musunuz, filmde bir gemi olması gerekiyor ve hiç para yok! Bir arkadaş vasıtasıyla bulduk gemiyi. Geminin sahibine önce sadece senaryo yazıyoruz dedik. Sonradan bizim bir filmimiz var, sizin geminizde çekmek istiyoruz dedik. Adam bize kaç gün lazım diye sordu. 7 gün dedik. Bu gemiyi 7 gün size kiralasam, sülaleniz gelse ödeyemez, indirim yapsam gene ödeyemez, dedi. Doğruydu. Ama çekim yapmak istediğimiz zaman bayramdı. Ve bayramda gemi limanda duracaktı, bir de tadilat işleri vardı. O zaman bayram süresince çekin, dedi. Sonra tadilat bitince sefere çıkıp, yolda da çektik. Çekimler 17 gün sürdü. Geminin içi de komple dekordur. Yine paramız yoktu ama arkadaşlarımız vardı.”

Yönetmen çekimler sırasında karşılaştığı zorlukları şöyle sıraladı; “Çok zorluk çıkmadı; tek bir şey hariç. Filmin başında bir duman var. Onu çekmek çok zor oldu. 4 gün boyunca çektik ve hiç birisi istediğimiz gibi olmadı. Film bittiğinde biz hâlâ dumanla uğraşıyorduk. Aslında gece Laleli’de çalışmak da zordu. Ortalık sarhoşlarla, it kopukla doluydu. Bir gün de elektriklerin kesilmesi bizi çok uğraştırmıştı. Camda bir sürü ışık olması gerekiyordu ve Aksaray’da elektrikler kesildi. Bekledik bekledik, gelmedi. Sonra biz oradaki elektrikçilerden küçük ampuller bulup, kendimiz bir şeyler yaptık.”

Film 17 Ağustos depreminin olduğu gece Cine 5 kanalında yayınlandı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Filmin son sahnesinde 4 kişinin deniz kenarında oturduğu ve kaptanın esrar çektikten sonra saçını düzeltip, “nerede kalmıştık?” sözü, tüm yaşananların kaptanın anlattığı bir hikâye olduğunu, hatta 4 kişinin gemilerle hiçbir alakalarının olmadığına da bir gönderme olarak yorumlanabilir.

Filmin girişinden;

Bir memleket gibidir gemi. Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır, kanunlara, nizamlara. Ve bende bir memleketin başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktın mıydı bu küçücük gemi bir memleket oluverir. Aslında bir başbakandan daha çok görevim var. Çünkü onun bakanları var. Adamları var falanı var filanı var. Benim yok. Bu gemide güvenlikte, eğitim de, sağlık da, eğlence de benden sorulur. Kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı. Siz de vatandaş aynı zamanda memur gibisiniz. Bu yüzden çok disiplinli, çok kıyak, çakı gibi olmalıyız. Sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız.

Marabou – Apelsin Korkant (Portakal Krokanlı Sütlü Çikolata)

Marabou - Apelsin Korkant (Portakal Krokanli Sutlu Cikolata)

İsveç ganimetlerinden biri olan, Marabou’nun portakallı, krokanlı (toz şekerin karamelize edilirken çeşitli meyvelere bal ilave edilmek suretiyle soğutularak ve kalıplandırarak elde edilen gevrek, kıtır yiyecek) %30 kakaolu sütlü çikolatası, krokanın kıtırlığı, portakalın nefis aroması ve kaliteli İsveç çikolatasının birlikteliği ile oldukça leziz bir ürün.

Takva (Takva: A Mans Fear Of God)

takva

TÜR: Dram. SÜRE: 96 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 2006. imdb: 7,5. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

“Sadece iyi bir insan olmaya çalışan” kendi halinde, dindar bir adamın, üyesi olduğu tarikat tarafından mali işlerle görevlendirilmesiyle birlikte değişen hayatını konu alan Takva, Erkan Can’ın nefis oyunculuğuyla oldukça başarılı bir dram filmi.

Konu

Muharrem (Erkan Can), kendi halinde yaşayan, babasından kalan evde tek başına yaşamını sürdüren, zamanının çoğunu bağlı olduğu dergâhta ibadetle geçiren kendini Allah’ın buyruklarına adamış bir adamdır. Şeyh tarafından tarikatın mali işlerini yapması istenince tüm hayatı değişmeye başlar.

Hakkında

Senaryosunu Önder Çakar’ın yazdığı Takva’nın yönetmen koltuğunda Özer Kızıltan oturuyor.

Yapım Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Film, Toronto Film Festivali’nde Yenilik, Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can), En İyi Senaryo dâhil 8 ödül ve SİYAD’da En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can) ödüllerinin sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Filmin başrol oyuncuları Güven Kıraç, Settar Tanrıöğen ve Erkan Can, rollerini çalışmak üzere başlarında bir Cerrahi dervişiyle ofiste zikir provası yaptılar. Ancak ofisin bulunduğu apartman sakinleri sesler üzerine polisi arayınca, prova polis tarafından basıldı. ‘Ayin’in aslında prova olduğu polis tarafından anlaşılınca, komiserin duvardaki Che afişini işaret ederek ‘Che’yi gördüğüme ilk kez bu kadar sevindim!’ dedi.

Takva, bir şeyi muhafaza etmek, korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir şeyi ıslah edip düzene koymak gibi anlamlara geliyor. Takva sahibi kimseye ‘muttaki’ deniyor. İslam terminolojisinde ise ‘takva’; kişinin kendisini Allah’ın korumasına, himayesine alarak ahirette azap ve cezaya neden olabilecek her türlü şeyden kendisini titizlikle koruması, günahlardan kaçınıp iyi ve faydalı eylemleri yapması anlamında kullanılıyor.

Takva, Kuran-ı Kerim İsra suresi 81. Ayet ile başlamakta ve Nazım Hikmet’in “Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı / ya da dünyamıza inecek ölüm” dizelerinin yer aldığı şiiriyle son buluyor.

Film, 80. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçildi.

Yapım, Özer Kızıltan’ın ilk uzun metrajlı yönetmenlik deneyimi.

Filmin yapımcılarından biri de ünlü yönetmen Fatih Akın.

Toms – Maelkechokolade Med Orangeknas (Milk Chocolate with Orange Crunch / Kıtır Portakallı Sütlü Çikolata)

Toms - Maelkechokolade Med Orangeknas (Milk Chocolate with Orange Crunch Kıtır Portakalli Sutlu Cikolata)

Gittiğim ülkelere ait çikolata markalarının ürünlerini edinmeye çalışıyorum ama Norveç ve Danimarka’da bu iş oldukça zor oldu. Çünkü her iki ülkede de lokal ürün bulmak oldukça zor.

Danimarka’da bulduğum ve en sevdiğim çikolata Toms’un “Altın Bar” serisine ait, kıtır portakallı %33 kakaolu sütlü çikolatası. Kıtır portakallar ile sütlü çikolatanın nefis bir uyum içerisinde sunulduğu bar, oldukça baştan çıkartıcı ve lezzetli.

10 Cloverfield Lane (Cloverfield Yolu No: 10)

10-cloverfield-lane-aka-cloverfield-yolu-no-10

TÜR: Dram, Korku, Gizem. SÜRE: 104 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 2016. imdb: 7,3. rottentomatoes: %90.

Gizemli konusu, başarılı anlatımı ve sonuyla ilgili sürekli değişen olasılıklarıyla Cloverfield Yolu No: 10, ilgi geçici bir korku, gizem, dram filmi.

Konu

Kısa süre önce nişanlısından ayrılan Michelle (Mary Elizabeth Winstead), evinden ayrıldıktan sonra trafik kazası geçirir. Gözlerini açtığında, kendisini tanımadığı iki adam ile yeraltı sığınağında bulur. Bu iki adamdan birisi olan Howard (John Goodman), dışarıda büyük bir kimyasal saldırı olduğunu ve kesinlikle dışarı çıkılmaması gerektiğini söylemektedir.

Hakkında

Hikâyesini Josh Campbell ve Matthew Stuecken’in yazdığı ve Damien Chazelle ile birlikte senaryolaştırdıkları Cloverfield Yolu No: 10’un yönetmen koltuğunda Dan Trachtenberg oturuyor.

15 milyon dolar bütçesi olan yapım 108 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Mary Elizabeth Winstead, Michelle rolü için ilk ve tek düşünülen adaydı.

Çekim ekibine filmin gerçek adı yapım süresince söylenmedi ve olabildiğince gizli tutuldu. Bu süre zarfında film adı olarak Kiler (The Cellar) ve bir süre Valencia kullanıldı.

Michelle’in benzin aldığı istasyonda görülen “Kelvin” adı, J. J. Abrams’ın, elektronik şirketi sahibi olan ve çocukken oldukça etkilendiği dedesi Henry Kevin’e bir saygı duruşu.

Yapımcı J.J. Abrams’a göre film, 2008 yapımı Canavar’ın (Cloverfield) “akrabası.”

Yapım, Dan Trachtenberg’ın ilk yönetmenlik deneyimi.

Michelle’in telefonunda görünen “BRT” yazısı J. J. Abrams’ın yapım şirketi Bad Robot’un kısaltması.

John Goodman filmin bir bölümünde Missouri tişörtü giyiyor. Oyuncu Missouri’de doğdu ve büyüdü.

Mary Elizabeth Winstead, filmin 10. dakikasına kadar konuşmuyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Film Cloverfield evreninde geçse de 2008 yapımı Canavar (Cloverfield) ile hiçbir bağlantısı yok. Fakat yapımcı J.J. Abrams bu konuda, stüdyonun ileride yapabileceği filmlerle iki filmi bağlayabileceğini söyledi.

Film kronolojik sıraya göre çekilmiş olsa da sonradan birkaç ek çekim yapma gereği duyuldu. Bu yüzden, Howard’ın Michelle’e “Nasıl gidiyor?” diye sorduğu bölümde John Goodman sakallarını kesmiş olduğu için takma sakal kullanıyor.

Uzay gemisinin sesi Canavar’daki (Cloverfield) canavarın sesi ile aynı.

Filmin sonunda Mary Elizabeth Winstead bir Molotof kokteyl yapıp uzaylının ağzına atıyor ve patlatıyor. Oyuncu, 2011 yapımı Şey’de (The Thing) de yaratığın ağzına el bombası atıyor ve patlatıyordu.

Mehmet Ali Çetinkaya