porno,porno izle,bedava porno,türkçe porno izle,yerli porno,sikiş, porno porno izle porno

The Gift (Geçmişten Gelen)

The Gift (Gecmisten Gelen)

TÜR: Gizem, Gerilim. SÜRE: 108 Dk. ÜLKE: Amerika, Avustralya. YAPIM YILI: 2015. imdb: 7,1 rottentomatoes: %93.

Gizemli bir “geçmiş” hikâyesini, her ayrıntısına kadar, tam dozunda işleyen Geçmişten Gelen, oldukça başarılı bir psikolojik gerilim film. Filmin gerilimli atmosferi, müzikleri ve oyunculuklar oldukça başarılı.

Konu

Simon (Jason Bateman) ve Robyn Callem (Rebecca Hall) çifti hayata yeni bir sayfa açmak için Chicago’dan Los Angeles’ın dış mahallelerinden birine taşınırlar. Alışveriş yaparlarken Simon’ın liseden arkadaşı Gordon “Gordo” Moseley’le (Joel Edgerton) karşılaşırlar. O günden sonra Gordo, çiftin evine habersizce hediyeler bırakmaya başlar.

Hakkında

Gordo rolünü canlandıran Joel Edgerton aynı zamanda filmin senaristi, yönetmeni ve yapımcılarından biri.

5 milyon dolar bütçesi olan yapım 59 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Yönetmenliğe odaklanmak isteyen Joel Edgerton, Gordo rolündeki sahneleri 2 haftada çekti ve 7 günde tüm işlemlerini tamamladı.

Rebecca Hall’un hastanede kaldığı 237 numaralı oda, Stanley Kubrick’in Cinnet (The Shining) filmine bir gönderme.

Joel Edgerton’ın yönetmenliğini yaptığı “Maymunlar” adlı kısa film, Geçmişten Gelen’e benzer bir konuyu işliyor. Ayrıca film boyunca da maymunlar kullanılıyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Trivia gecesinde Gordo, Simon’un sorularına verdiği cevaplarla, Charles Manson cinayetlerine ve Beatles şarkısı olan Helter-Skelter’a gönderme yapılıyor. Beatles hayranı olan ve onların kıyametin habercisi olduğuna inanan Charles Manson, seçtiği “ailesini” kıyametten kurtaracağına inandırmış ve onlarla beraber vahşi cinayetler işlemişti. Helter-Skelter aynı zamanda “apar topar” anlamına geliyor ve filmin sonuna bir gönderme anlamı taşıyor. Filmin önceki sahnelerinden birinde Gordo’nun Kıyamet (Apocalypse Now) DVD’sini armağan etmesi de filmin finaline bir gönderme.

Joel Edgerton karakterine daha itici bir hava katması için saçlarını kırmızımsı kahverengiye boyadı ve Simon’ın çocuğunun aslında kendi çocuğu olduğunu ima etmek için kahverengi lens taktı. Oyuncunun normalde koyu kahverengi saçları ve mavi gözleri var.

Gordon film boyunca sizin yorumunuza bağlı kalarak 11 tane hediye veriyor. Bir şişe şarap, balık, balık yemi, özür mektubu, Mr. Jangles (eğer Gordon’un çaldığına inanıyorsanız), çocuk taşıyıcısı, anahtar, evde gizlice kaydettiği CD, gizlice evi çektiği DVD, bebek (eğer Gordon’un babası olduğuna inanıyorsanız) ve Kıyamet (Apocalypse Now) DVD’si. Ve ayrıca camlarını temizlemek için verdiği camsil.

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -12-

30 Temmuz 2016, Cumartesi (Oslo, Göteborg)

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -01-

Uyanıp pencereden dışarı baktığımda, dün geceki yağmur damlaları ağaç yapraklarında güneşi bekliyorlardı.

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -02-

Saat 10 gibi güzel bir kahvaltı yaptık ve 11 gibi hazırlanıp dışarı çıktık. Hava güneşli ve oldukça güzeldi. Yürüyerek, dün gecesini gördüğümüz Oslo’nun merkezine doğru ilerledik.

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -03-

Yağmur ve karanlıktan ötürü, dün gece bir sürü heykeli fark etmediğimizi anladık.

30 Temmuz 2016 - Ulusal Tiyatro (Nationaltheatret - National Theatre), Oslo, Norvec

Üzerine güneş düşmüş Ulusal Tiyatro (Nationaltheatret / National Theatre, 1899) çok güzel görünüyordu.

30 Temmuz 2016 - Oslo Belediye Binasına (Radhus - City Hall), Oslo, Norvec -01-

Merkeze yaklaşınca hediyelik eşya dükkânlarına girip magnet gibi ufak tefek şeyler satın aldık. Dışarı çıktığımızda Oslo Belediye Binasına (Rådhus / City Hall, 1950) doğru ilerleyen turist kafilelerini görüp onları takip etmeye karar verdik.

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Oslo Belediye Binasına (Radhus - City Hall), Oslo, Norvec

30 Temmuz 2016 - Oslo Belediye Binasına (Radhus - City Hall), Oslo, Norvec -02-

Büyük tablolarla donatılmış olmasına rağmen bina, muhtemelen kullanılan yalın renklerden ötürü oldukça sade bir görünüme sahipti.

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec

30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec -04-

Binadan çıkıp deniz kenarındaki meydana ilerledik.

30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec -02-

Kadın heykelini görünce aklıma Osman Dayımın yıllar önce Gençlik Parkında çekindiği bir fotoğraf geldi. Fotoğrafta, tıpkı bu heykel gibi, bronzdan çıplak bir kadın ve erkek heykeli bulunuyordu. O günlerde Ankara dışından gelip de Gençlik Parkı’nı ziyaret eden hemen herkesin bu heykellerin yanında fotoğrafları bulunurmuş. Ne yazık ki heykeller, Melik Gökçekle birlikte parkın en ücra köşelerinden birine taşınmış durumdalar 🙁

30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec -03-

İtiraf etmek gerekir ki; içerisinde Nobel ödülleriyle ilgili madalya gibi birçok obje sergilendiği ve yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmada Nobel ödül töreninin gerçekleştirildiğini öğrendiğim Belediye Binasını, Nobel binası zannederek gezdim. Ankara’ya dönünce Tuğberk ve Zeycan’ın “Nobel binası önünde kocaman bir Tahir Elçi resmi var!” dediği aklıma geldi. Üstteki fotoğrafın sağında Nobel binası görünüyor!

Fotoğrafları çektikten sonra bir banka oturup marketten aldığımız kivi-çilek suyu eşliğinde hazırladığımız sandviçleri mideye indirdik. Biz midelerimizi doyururken karşımızda yer alan fiyord tekne turu gişelerini fark ettik. Önce bir heveslensek de, 285 Norveç Kronu (126 TL) olan tur, tam 2 saat sürüyordu ve saat 16’da otobüsümüz vardı. Kısacası buralara bir kere daha gelmek için bahanemizi bulmuştuk!

Bir sonraki durağımız; ortaçağda Oslo’yu korumak için inşa edilmiş olan ve bir süre de hapishane kullanılan Akershus Kalesi’ydi (Akershus Fortress, 1290).

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -01-

Tıpkı Belediye Binası gibi ücretsiz olarak gezilebilen kaleye girdiğimizde bizi ufacık bir gölet karşıladı.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -02-

Göletin hemen yanında kalenin hapishane olarak kullanıldığı zamanları anlatan bir müze yer alıyordu.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -03-

Taş kapıdan geçip yukarıya doğru tırmanmaya başladık.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -04-

3 tane cadıya benzer ufak heykel oldukça ürkütücü görünüyordu.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -06-

Ufak tepeye çıktığımızda denizi görüyorduk. Güneş ve deniz gerçekten nefis birer eşti!

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -05-

Kalede dolaşırken, “Kuzeyde insanlar güneşli hava görür görmez soyunup güneşlenmeye başlarlar” sözünün gerçek olduğuna da şahitlik ediyorduk. D vitamini gerçekten önemliydi!

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -07-

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -01-

Kalenin diğer ucuna doğru yürürken, üzerinde bir sürü yük olan, koltuk değnekli ve tek bacaklı bir adamın ürkütücü bir heykelini görüyorduk. (Şimdi bu yazıları hazırlarken neden heykelin önündeki bilgi kartının da fotoğrafını çekmediğimi düşünüyorum!)

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -08-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -09-

Bir süre sonra kalenin avlusundaydık.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -10-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -11-

Avludan çıkıp kenar surlardan yolumuza devam ettik.

30 Temmuz 2016 - Silence, Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec

Kapının yanında yüzünü saklayan kız (“Silence”) heykeli oldukça enteresandı. Fotoğrafını çekmek için kenara geçtiğimde arkada bir tane daha yüzünü saklayan kız olduğunu fark edip ürperdim! (Göteborg’daki otobüs garında beni bir sürprizin beklediğini farkında değildim elbet!)

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -14-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -15-

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -02-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -16-

Bahçedeki ölü ortaçağ askerleri de olukça şaşırtıcı bir sunumdu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -04-

Kaleden çıkıp merkeze doğru ilerlerken cep telefonunu yere bırakmış, müzik dinleyen bir kız heykeli gördük. Hem Kopenhag, hem de Oslo’da özellikle Uzakdoğulu turistlerin, fotoğrafını çektikleri objeyle ilgili bin bir türlü acayiplik yapmalarıyla dalga geçen ve eğlenen birileri olarak bunu yapmamalıydık ama itiraf etmek gerekir ki dayanamadık! Bu yüzden dalga konusu yaptığımız tüm turistlerden buradan özür diliyorum!

30 Temmuz 2016 - Illuzyonistler, Oslo, Norvec -01-

Sokaklar arasından yürümeye devam ederken ileride bir kalabalık görüp, “neler oluyor orada!” diye meraklanmaya başladık. Malum İskandinavya’daydık, o yüzden güzel bir şeyler olduğunu aklımızdan geçiriyorduk.

30 Temmuz 2016 - Illuzyonistler, Oslo, Norvec -02-

2 eleman gayet iyi hazırladıkları bir düzenekle havada durma illüzyonu yapıyorlardı. Çevreye toplanan insanların “acaba nasıl oluyor bu?” diye tartışmaları ve yeni gelenlerin ilk an tepkilerini görmek çok eğlenceliydi. (Orada düzeneği çözemedik ama dönünce “tamamdı o iş!”)

İllüzyonumuzu da gördükten sonra gara doğru usul usul yollanmaya başladık. Saat 16’da otobüse bindiğimizde Leyla Abla bize ulaşmaya çalışıyordu. Akşam Göteborg’da Galatasaray’ın Manchester United ile bir hazırlık maçı vardı ve Tarık Eniştem, Göran ve Stefan bizim de maça gelmek isteyip istemediğimizi soruyorlardı. Saat 19.20’de varacağımız için maça yetişemeyeceğimizi söyledik.

Tam saatinde otobüs terminalindeydik. Otobüs terminali ve Göteborg maçı dışında Göteborg’u gezmediğim için Şükrü’den beni dolaştırmasını rica ettim. Onca yorgunluğuna rağmen beni kırmadı ve şehirde dolaşmaya başladık.

Fotoğrafların tamamının güneşli olması sizi yanıltmasın, evet güneş vardı ama aynı zamanda oldukça soğuk da bir rüzgâr eşliğinde! Bu yüzden özellikle deniz kenarında adeta donuyordunuz. Yol boyunca üşüyen bir sürü İsveçli görüp, “kuzeyliler de üşüyormuş demek ki!” diye eğleniyorduk. (Akşam Leyla Abladan, özellikle Göteborg’da çok sert ve soğuk rüzgâr estiğini ama insanların hiçbir zaman bizim Türkiye’de giyindiğimiz gibi “lahana” usulü kat kat giyinmediğini öğrenecektik.)

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -01-

İlk durağımız 2 yıl önce Şükrü’nün dibinin düştüğü şekerleme dükkânıydı. Yüzlerce çeşit renk renk ve boy boy çikolata ve şekerlemenin bulunduğu dükkân gayet ilgi çekici görünüyordu. Dayanamayıp 300 grama yakın bir şeyler satın aldık. Fakat snickers gibi bilindik markalar dışında şekerlemelerin tadı çok vasattı!

30 Temmuz 2016 - Göteborg Opera Binasi (Göteborgsoperan - The Göteborg Opera), Goteborg, Isvec

Göteborg Opera Binası’nın (Göteborgsoperan / The Göteborg Opera, 1994) yanındaki parkta bulunan ufak trambolinde kısa bir süre zıplayıp eğelendikten sonra gezimize devam ettik.

30 Temmuz 2016 - Liman, Goteborg, Isvec

Liman pek güzel görünüyordu ama soğuk rüzgârdan kaçmak için kanaldan uzaklaşıp binalara doğru yürümeye başladık.

30 Temmuz 2016 - Goteborg Katedrali (Gustavi Domkyrka - Domkyrkan Göteborg - Gothenburg Cathedral), Goteborg, Isvec

Sokaklar arasında dolaşırken Şükrü, daha önce tek başına ya da Fahriye’yle geldikleri yerleri gösteriyor ve neler yaptıklarından bahsediyordu. Bir süre Göteborg Katedrali’nin (Gustavi Domkyrka – Domkyrkan Göteborg / Gothenburg Cathedral, 1624) bahçesinde dolandık. Biz köşeyi dönüp ana kapısına ulaşırken bir adam hızlı bir şekilde ana kapıdan çıkmışçasına önümüzden geçti. Saat 8.30 olduğu için katedralin kapalı olduğunu düşünüyordum ama adamı görünce “açık herhalde” diyerek içeriye girmeye çalıştım ama kapı kapalıydı. Ama adam? Bilmem, belki kapıyı zorlayıp geri dönen bir adamdı ya da belki de hayaletti kim bilir? 🙂

30 Temmuz 2016 - IX. Charles (Charles IX of Sweden), Goteborg, Isvec

Elinde çekiciyle İsveç Kralı IX. Charles’ın (Charles IX of Sweden) atlı heykelinin yanında bir adam canlı müzik yapıyordu. Sesi de bayağı bayağı güzeldi. Kısa bir süre dinledikten sonra dolaşmaya devam ettik.

Bir yerlerden gayet güzel bir müzik sesi geliyordu. Yönümüzü oraya çevirdik. Bir barın bahçesinde konser vardı. İçerisi tıklım tıklımdı ve dinleyiciler şarkılara ful konsantre eşlik ediyorlardı! İşin garip yanı ise barın diğer tarafındaki yolda kulaklıklarını takmış genç bir elemanın “Whiplash” kıvamında bateri çalıyor olmasıydı. Şükrü bir süre sonra dayanamayıp, “gençteki özgüvene bak Abi. Takmış kulaklığı duymuyor bile etrafta olup biteni!” diyordu. Güldük. Gerçekten de öyleydi!

Bir süre daha dolaştıktan sonra Boras otobüsünü yakalamak için dönüşe geçtik.

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -03-

Rüzgâr gerçekten soğuk esiyordu. Aklıma Stefan’ın birkaç gün önce söylediği, “çok şanslısın çünkü şu anda İsveç’in 1 haftalık yazını yaşıyoruz. Gelecek hafta bulutlar kapanır ve ara yağmur yağmaya başlar” sözleri geliyordu.

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -02-

Şehrin içinden geçen kanallar çok güzel görünüyordu.

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -04-

Köprülerden birinin üstünden geçerken baktığım tarafta iki farklı su seviyesi görüp şaşırdım. Şükrü hemen imdadıma yetişti ve “su seviyesini kapaklar sayesinde ayarlıyorlar Abi” dedi. Bilen biriyle dolaşmak gibisi yoktu!

30 Temmuz 2016 - Silence, Goteborg Otobus Terminali, Isvec

Göteborg otobüs garına ulaşıp kapıya doğru yönelirken birden karşımda Oslo kalesinde gördüğümüz “yüzünü saklayan kız” heykelinden bir tane daha görüp şaşkına döndük. Bunun adı da “Silence” idi ve muhtemelen aynı sanatçıya aitti!

İskandinavya’daki tüm gezimiz sırasında pet şişe toplayan bir sürü insan gördük. Şükrü elindeki pet şişe üstünde yazan “1 kron” yazısını gösterip, bu yazı bulunan her bir pet şişenin 1 kron değerinde olduğunu söylüyordu. “Günde 500 tane toplasak…” 🙂

Artık taktiği biliyorduk. Elimizdeki bileti gösterip “otobüsü kaçırdık” dedik ve Boras otobüsüne bindik. İndiğimizde Leyla Abla bizi karşıladı ve beraber Rydboholm’e döndük.

Güzel bir akşam yemeği ardından çay ve bol muhabbetle İsveç’teki son gecemizi tükettik.

31 Temmuz 2016, Pazar (Rydboholm, Göteborg)

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -01-

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -02-

Saat 9.30’da kalktım ve Rydboholm kilisesine doğru ufak bir yürüyüş gerçekleştirdim. Hava bulutluydu ve soğuk bir rüzgâr esiyordu ama ara ara da olsa güneş kendisini gösterip, yaz ayında olduğumu anımsatıyordu.

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -03-

Eve döndükten sonra bol çaylı gayet leziz bir kahvaltı yaptık.

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -04-

Çantalarımı hazırladıktan sonra etrafa bakınırken Şükrü’ye bulutların çok hızlı hareket ettiğini söyledim. O da “oyuncağını” çıkarıp düzeneği kurdu ve 15 saniyede bir fotoğraf çekmeye başladı. Bir süre sonra yağmur yağmaya başladı. “Birbirimize tam zamanında gelmişiz” dedik. Leyla Abla, özellikle Ağustosun 2. haftasından sonra hem yağmur, hem de soğuk rüzgârla birlikte havanın soğuduğunu ve kışın başladığını anlattı. Yani, eğer şanslılarsa 2016 yazından 15 günleri daha vardı!

Stefan’a veda ettikten sonra Leyla Abla, Göran, Tarık Eniştem ve Şükrüyle birlikte havaalanının yolunu tuttuk. Bagajı verdim, biletimi aldım. Kalan İsveç kronlarını bozdururken görevli Türkiye’den olduğumu öğrenince önce “İsveç’i sevdin mi?” diye sordu. “Evet, çok güzeldi” dedim. Sonrasında da “birçok İsveçli Türkiye’ye gidiyor” dedi. “Biliyorum” dedim. İşlemlerin ardından “Tack så mycket” (tak so mükke) dedim. Kadın gülerek İsveççe “rica ederim” dedi.

Bizimkilerin yanına dönüp bir süre daha muhabbet ettikten sonra her şey için teker teker teşekkür ettim ve merdivenlerden çıkıp önce bilet ardından da çanta kontrolünden geçtim. Pasaport kontrolü olmadan Duty Free’deydim. Bir süre dolaştıktan sonra uçak kapısına doğru ilerledim ve pasaport kontrollerinin uçağa binmeden önce yapıldığını fark ettim. Pasaportumu kadın görevliye uzattım. Kadın “uçağınızda rötar var. İçeride yiyecek falan yok. İsterseniz yarım saat sonra gelin” dedi. Şaşırmıştım çünkü hiçbir anons yapılmamıştı. Pasaportu geri aldım ve en yakın ekrandan uçuş saatini ve kapısını kontrol ettim. 21A olan kapı 21D olmuştu ama kalkış saati hala 18.10 olarak görünüyordu.

Kısa bir süre takıldıktan sonra tekrar pasaport kontrole geldim ama diğer bankoya geçtim. Kadın görevli rutin incelemeleri yaptı ve pasaportu geri verip kapıyı açtı. Artık uçak bekleme alanındaydım. Girer girmez ekrandan uçak saatine baktım, her şey normal görünüyordu. Pasaporttaki kadının tavrını anlamaya çalışıyordum. Yaklaşık 15 dakika sonra bir anons yapıldı ve uçağın 30 dakika rötar yediği söylendi. Garip olan ise ekranlarda hala her şeyin normal görünüyor olmasıydı! Anlamamıştım.

31 Temmuz 2016 - Goteborg Landvetter Airport , Goteborg, Isvec

Bekleme bölümünde yeterli sayıda oturulacak yer olmaması ve asıl duty free bölümüne geri dönüşün olmaması son derece saçmaydı. İskandinavya’da ilk kez bir şeyi saçma buluyordum. Bir de aynı Ürdün ve Gürcistanlı 16 yaş altı futbolcu çocuklarla aynı uçakta yolculuk edecek olmamız işin tuzu biberi oldu. Zira elemanlar oradan oraya koşuşturuyorlar, uçakta yer kapma savaşı yapıyorlar, sürekli hosteslerden yiyecek içecek istiyorlar ve ful konuşuyorlardı! Normalde oldukça sakin biri olmama rağmen bu kadar çok söylenmemin en büyük sebebi, 1 saat rötar yediğimiz için muhtemelen 23.55’deki Ankara uçağını kaçıracak olmamdı.

Uçak İstanbul Atatürk’e indikten sonra alıştığımız üzere yavaş yavaş park bölgesine doğru ilerliyordu. “Kalkmayın” anonsuna rağmen kalktım, çantamı aldım ve business bölümüne geçip boş bir koltuğa oturup beklemeye başladım. Ankara uçağının kalkmasına 20 dakika kalmıştı. Uçak körüğe bağlanıp tamamen durunca ayağa kalktım ve hostese “uçağım kalkışına 20 dakika var ne yapabilirim?” diye sordum. O da, “görevli arkadaş size yardım eder” cevabını verdi. Kapı açılınca görevliyi gördüm ve “20 dakikam var ne yapabilirim?” diye sordum. Eleman “uçağın kalkmasına mı, yoksa boardinge mi?” diye sordu. “Uçağın kalkmasına” dedim. Adamın suratı düştü ve “kısa geçişi kullanıp pasaport kontrolünden geçin ve devam edin. Bir deneyin bakalım!” dedi. Teşekkür ettim ve koşmaya başladım.

Daha önce birkaç kez “kısa geçişi” kullandığım için ne yapacağımı biliyordum. Pasaporta ulaştığımda görevli polis telefonuyla oynuyordu. “10 dakikam var” dedim nefes nefese. Adam hızlıca kontrolleri yaptı ve koşmaya devam ettim. Bir sonraki bölüm bavul kontrolüydü. Yine ilk sıradaydım. Hızlıca çantayı ve cebimdekileri x-raye gönderirken kendim de kapıdan geçiyordum. Ötmez mi! Neyse ki görevliler acelem olduğunun farkındaydılar, hızlı bir kontrolden sonra koşmaya devam ettim. Son aşamada bir kapıdan geçecektim ama “dur” anlamına geldiğini düşündüğüm bir şerit vardı. Anlam veremedim. Arkasında oturan adama “iç hatlar” dedim. “Üst kat” dedi. Geldiğim yöne doğru koşmaya başladım ama üst kata çıkan bir merdiven ya da asansör yoktu. Tekrar adama doğru ilerlerken, kapıyı geçtikten sonra sağa dönüp merdivenlerden çıkmam gerektiğini anlayacaktım!

Kapıya ulaştığımda yolcular uçağa yeni biniyorlardı! Tıpkı Göteborg’daki gibi uçak aslında rötar yapmıştı ama ekranlarda bu bilgiyi paylaşmıyorlardı! Oysa paylaşsalar uçaktan indiğimde bana yardımcı olan görevli “daha sakin” olmam için uyarıda bulunabilirdi.

Sıra bana gelip biletimi ve pasaportumu uzattığımda, görevli kısa bir süre bakındı ve ardından yan masadaki görevliye “aktarmaları ne yapıyoruz?” diye sordu. O da, “bekleteceğiz!” dedi. Anlamsız bir şekilde kadına bakıp, “nasıl yani?” dedim. “Uçağı kaçıracağınız düşünüldüğü için bir sonraki uçuşa transfer edildiniz. Yolcular bindikten sonra duruma bakacağız” dedi. Nefes nefese yolcuların binmesini bekledim. Tüm yolcular bitince biletimi kontrol ettiler ve “yer var binebilirsiniz!” dediler.

Tam tünele doğru ilerlerken geri döndüm ve görevliye, “beni bir sonraki uçağa attığınıza göre bagajım ne olacak? Yetiştirebilecek misiniz uçağa?” diye sordum. “Rahat olun efendim gereğini yapacağız” cevabını aldım. “Eyvallah!” deyip uçağa bindim.

Ankara’ya doğru uçarken; Kopenhag ve Oslo’da yüzmek, Norveç’te de fiyord turu yapmak için bir kere daha aynı yerleri görmek gerek diye aklımdan geçiriyordum!

Esenboğa’ya iner inmez “kayıp bavul” bölümüne gidip elimdeki bagaj fişini uzattım ve “geç bindiğim için bagaj yüklenmiş mi, yüklenmemiş mi kontrol edebilir misiniz?” diye sordum. Kadın doğrudan “son dakikada bindiyseniz yüklenmez ama…” dedi. Kontrolün ardından bagajın bir sonraki uçakla geleceğini öğrendim. Görevli, “isterseniz bekleyin ya da yarın biz size gönderelim” dedi. Ben de “gönderin o zaman” dedim ve dokümanların hazırlanmasını bekledikten sonra Belko’ya bindim. Saat 2.15’te kalkar dedikleri otobüs ancak 2.30 da kalktı ve 3.30 civarında eve ulaşabildim.

Bir sonraki gün bavuluma ulaşınca İskandinavya gezim sağ salim tamamlanmış oldu.

Yazıları hazırlarken sürekli olarak İskandinavya’nın Avrupa’da gidilebilecek en özel ve farklı yerlerden biri olduğunu düşündüm durdum. Çünkü güneşin batma saatinden hava durumuna, insanlara olan saygıdan sade ve şatafatsız kraliyet yapılarına, doğa ile ilgili onlarca farklı “projeden” yemyeşil doğaya, elektrikli arabalardan yüzlerce göle, dik çatılı evlerinden milyonlarca bisikletliye kadar bir sürü şeyiyle normal Avrupa’dan ayrılıyorlardı.

Bu gezide fark ettiğim en güzel şeylerden biri de; kadınların, rahat ve özgürce hareket ettiği toplumlardaki medeniyet seviyesinin de oldukça yüksek olduğuydu. “Umarım bizde de bir gün…” diye aklımdan bir şeyler geçer gibi oldu ama sadece geçer gibi…

Gittiğim yerlerden en çok Kopenhag’ı sevdim. İnsanların güler yüzlülüğünden tutun da yapıların güzelliğine kadar bir sürü şey eşsizdi!

24 Agustos 2016 - Yildiz Haritasi (Dunya)

Şimdi sırada… Bakalım neresi var…

Gezinin video anısı…

Bu da uzatılmış 11 dakikalık versiyon…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -10-

29 Temmuz 2016, Cuma (Oslo)

Sabah 7.30’da kalkıp Leyla Ablanın önerisiyle çantamıza içecek ve yiyecekler stokladık. 8.15’te Stefan bizi Boras otobüs garına bıraktı. Birkaç gün önce aynı yerden otobüse bindiğimiz için ipler bizim ellerimizdeydi! Bu yüzden “cool” bir şekilde sallana sallana durağa geldik ve beklemeye başladık. Kısa bir süre sonra durağa gelen otobüsün şoförü, Kopenhag’a bizi götüren ve Şükrü’nün, “koltuk var mı?” sorusunu sorduğu şofördü. Gayet havalı bir şekilde bizi tanıdığını düşünerek şaka yaptık ama adam haliyle bizi hatırlamadı!

Göteborg’da otobüsten inip Oslo otobüsüne geçtik. Tuvaletin kapısını açmaktan tutun da içerideki butonlara kadar otobüsteki her ayrıntıyı çok iyi biliyorduk. Bir nevi havalıydık!

29 Temmuz 2016 - Svinesundsbrua, Norvec

İsveç-Norveç sınırının bulunduğu Svinesundsbrua köprüsünden geçerken şoför “sınıra geldik, lütfen pasaportlarınızı hazırlayın” diye anons yaptı. Bir süre polisi bekledikten sonra otobüsün birden hareketlenip yola devam etmesiyle afalladık. O an şoför gülerek, “bugün şanslı günümüz!” dedi. (Fotoğraftaki köprü ise eski Svinesundsbrua.)

Mehmet Ali Cetinkaya - 29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec

13.10’da Oslo’daydık. Otobüsten inip terminalin içindeki “merkez” tabelalarını takip ederek dışarıya çıktık. Pilestredet Park’ta kiraladığımız eve 2 km uzaklıktaydık. Kopenhag’daki ilk gecemizde bizi “gettoya” sokmuş olsa da Şükrü’ye bir şans daha verip “sağa mı, sola mı?” diye sordum. “Sağ” dedi. Sağa doğru yürümeye başladık. Haliyle bir süre sonra gettoydadık! Önce market depolarının olduğu bir yerden, sonra otoban vari işlek bir yoldan ve son olarak da mezarlıktan geçtik. Şükrü, “Abi döndüğümüzde Oslo’nun gettosunu görmedik demeyiz!” diyordu. Bu arada tıpkı Kopenhag’daki gibi yaylar için olan trafik lambalarında ikişer tane kırmızı ışık bulunuyordu. Sonuçta İskandinavya’daydık!

29 Temmuz 2016 - Isgal Evi, Oslo, Norvec -01-

Hausmanns caddesinden eve doğru ilerlerken, üzerinde kırmızı-siyah bir bayrağın dalgalandığı işgal evi gördük. Üzerinde “kapitalist cennetinizi biliyoruz” ya da “direnmek paha biçilemezdir” sloganların bulunduğu apartmanın fotoğrafını çekerken birkaç genç bir süre bizi kestikten sonra muhtemelen “neden çekiyorsunuz?” babında Norveççe bir şeyler söylediler. Yolumuza devam ettik.

29 Temmuz 2016 - Pilestredet Park, Oslo, Norvec -01-

Pilestredet Park aslında bir siteydi ve çok güzel görünüyordu. Sitenin hemen girişinde bulunan çocuk parkındaki büyükçe yılanlar da oldukça ilginç görünüyorlardı.

29 Temmuz 2016 - Pilestredet Park, Oslo, Norvec -02-

Ev sahibimiz dün akşam attığı mesajda, evin 2. katta soldan 2. kapı olduğunu söylemiş ve anahtarları kapının çaprazındaki sofadaki kilitli kutunun içinde olduğunu söyleyip kutunun şifresini iletmişti. Apartmanın önüne geldiğimizde içeri girmek için bir de apartman anahtarına ihtiyacımız olduğunu anladık. Ev sahibini aradım ve bahsettiği kilitli kutunun yukarıda değil apartmanın karşısındaki bir bankta olduğunu anlayıp teşekkür ettim. Bahsettiği kutu banka kilitlenmiş olarak duruyordu. Şifre ile anahtarlara ulaştık ve önce apartmana ardından da eve girdik. Bu arada (daha sonradan posta kutularına da bakarak teyit ettiğim üzere) apartmanda kapı numaraları bulunmuyordu! Bir kere daha “İskandinavya’dayız” diye geçirdim içimden.

Mehmet Ali Cetinkaya - 29 Temmuz 2016 - Pilestredet Park, Oslo, Norvec

Bir oda ve bir banyo/tuvaletten oluşan stüdyo ev çok şirin görünüyordu. Sahibi Alman bir öğrenci olduğundan evin her yerinde Almanya’yla ilgili bayraklar, yapıştırmalar, resimler ve kupalar bulunuyordu.

Bir gizemi daha çözmenin vermiş olduğu rahatlıkla evde bir süre pinekledik ve akabinde marketten aldığımız ekmek, jambon, geleneksel balık ezmesi kaijar, avokado ve Leyla Ablalardan aldığımız çedar peyniri, İsveç peyniri ve Philadelphia krem peynirinin yardımıyla sandviçler hazırlayıp kendimizi Oslo sokaklarına attık.

29 Temmuz 2016 - Rikard Nordraak Aniti, Oslo, Norvec

İlk planımız Leyla Ablanın “içerisinde onlarca heykel var, kesinlikle görmelisiniz!” dediği Vigeland Park’tı. Mapsten ona doğru ilerlerken Norveç milli marşı, “Evet, bu ülkeyi seviyoruz”un (Ja, vi elsker dette landet) bestecisi Rikard Nordraak’ın anıtına ulaştık.

29 Temmuz 2016 - Green City, Oslo, Norvec

Anıtın hemen karşısında yer alan “yeşil duvar” oldukça ilgi çekiciydi. Her iki tarafında sukulent benzeri bitkilerin bulunduğu duvar, bir yandan çevre kirliliği azaltmayı, bir yandan da etraftaki böcekleri kendine çekerek biyolojik çeşitliliği korumayı amaçlıyordu. İçerisindeki su tankı sayesinde otomatik olarak bitkiler sulanıyordu ve sistemin ihtiyaç duyduğu enerji de duvarın üstündeki güneş panellerinden sağlanıyordu. Alışmış bir şekilde içimden “İskandinavya’dayım!” diye geçirdim.

29 Temmuz 2016 - Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -01-

Yeşil duvar aynı zamanda Norveç Kraliyet Sarayı’nın (Royal Palace, 1849) bahçe girişinde bulunuyordu. Turistler ve insanlar çimlere yayılmış muhabbet ediyor, bir şeyler atıştırıyor ya da muhabbet ediyorlardı. Biz de öyle yaptık; önce bir süre çimlerde pinekledik ardından da yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri mideye indirdik.

29 Temmuz 2016 - Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -02-

Tüm yıl boyunca halkın ziyaretine açık olan ve bu özelliğiyle Avrupa’daki tek saray olan kraliyet sarayının hemen önünde kral XIV. Charles’ın (Charles XIV John of Sweden) atlı heykeli bulunuyordu.

29 Temmuz 2016 - Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -03-

Üzerinde bulunduğumuz parkı tanıtan bilgi levhasına göz gezdirirken, “Lütfen çimlerin üzerinde yürüyün. Ağaçlara sarılın. Tadını çıkarın!” notunu gördüğümüzde şaşırmadık çünkü malum “İskandinavya’daydık.”

Notu okuduktan sonra özellikle çimlerde yürüyüp tadını çıkartmaya başladık! Gerçekten nefisti!

29 Temmuz 2016 - Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -04-

Bahçenin bazı yerlerinde eski kraliyet üyelerinin fotoğrafları yer alıyordu. İlginç olan ise fotoğrafın tam çekildiği yerde bulunmasıydı.

29 Temmuz 2016 - 2016 Pulse Year, Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -01-

Parkın içinde çocuklar top oynuyor, insanlar çimlere uzanmış kitap okuyorlar ya da laklak ediyorlardı. Bahçedeki gezimize devam ederken “2016 Bakliyat Yılı” ile ilgili bir tabela gördük. Tabelanın hemen yanında birçok farklı bakliyatın ekili olduğu ufak bir bahçe bulunuyordu. Bakla olduğunu düşünerek kopardığım bakliyatın bezelye olduğunu fark edince kendimden geçtim çünkü bebek bezelyeydi ve haliyle tadı nefisti!

29 Temmuz 2016 - 2016 Pulse Year, Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -02-

Ama asıl ilginç olan hemen arkada yer alan siyah kabuklu bezelyeydi. Ondan da bir tane kopardım. Tapılası bir tadı vardı! (Yazıyı hazırlarken bitkinin gerçek adını not etmediğimi fark ettim. “Siyah kabuklu bezelye” gibi birkaç arama yaptım ama herhangi bir sonuç bulamadım. Belki bezelye değildi ama tadı bebek bezelye benziyordu.)

Ağaçların üzerinde asılı olan broşürlerde böcekler ve karıncalar hakkında bilgilendirici notlar yer alıyordu.

29 Temmuz 2016 - Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec -05-

Bahçede bir de ufak göl bulunuyordu ki girişte yer alan fotoğraftan kışın buranın buz tutuğunu ve buz pateni yapıldığını anlıyorduk.

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -03-

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -04-

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -02-

Sarayın bahçesinden çıkıp Vigeland’a doğru ilerlerken geçtiğimiz sokaklardaki arabaların ve evlerin ultra lükslüğü başımızı döndürüyordu.

29 Temmuz 2016 - Organic Coconut Butter, Biona Organic, Oslo, Norvec

Bir ara organik ürünler satan bir market görüp içeri girdim. İlk ilgimi çeken şey, birkaç yıl önce Özge’nin Fransa’dan getirdiği sürülebilir “Hindistan cevizi yağı”ydı. Kahvaltıda tüketiriz diye düşünerek hemen bir tane attım sepete. (Türkiye’ye gelip denediğimizde nefis ötesi olduğunu görecektim.)

29 Temmuz 2016 - Hjortron Rrubus Chamaemorus, Oslo, Norvec -01-

Dükkanın yanındaki manavda, birkaç gün önce kahvaltıda içtiğim yoğurdun içinde bulunan ve “turuncu ahududu”na benzeyen rubus chamaemorus vardı. Merakla tadına baktım ama ahududundan farklı değildi.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -01-

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -02-

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -03-

450 bin metrekarelik bir alanda bulunan Frogner parkının (Frognerparken) içinde, Norveçli heykeltıraş Gustav Vigeland’ın 1920-1943 yılları arasında yaptığı heykellerin sergilendiği dünyanın en büyük heykel parkı olan Vigeland “Heykel” Parkı bulunuyor.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -04-

Ana heykele doğru yürürken ilk olarak sağlı sollu onlarca heykelin bulunduğu bir köprüden geçiyorsunuz.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -05-

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -06-

Kadın, erkek ve çocuklardan oluşan heykellerin çıplak olmasından ötürü ilk aşamada afallasanız da bir süre sonra heykellere, cinsiyetinden bağımsız olarak “insan” olarak baktığınızı fark ediyorsunuz ki aslında bu da “medeniyet”in başlangıcını oluşturuyor!

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -07-

Köprüyü geçtikten sonra önünüze insan ve ağaçlarla birleştirilmiş heykellerin yer aldığı bir çeşme çıkıyor.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -08-

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -14-

Ana heykele açılan kapının üstünde erkek figürleri yer alıyor.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -09-

Mehmet Ali Cetinkaya - 29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec

Bir sürü insanın üst üste dizilmesiyle oluşan ana heykel oldukça ihtişamlı görünüyor.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -12-

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -13-

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -15-

Ana heykelin etrafında ise yine “insan yaşamını” konu alan bir sürü nefis heykel bulunuyor.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -16-

Ana heykele açılan diğer kapının üstünde ise kadın figürleri yer alıyor.

29 Temmuz 2016 - Vigeland, Frognerparken, Oslo, Isvec -17-

Parkın son bölümünde ise insanların oluşturduğu bir çember heykeli bulunuyor.

Frogner parkından çıktığımızda saat 18 olmuştu. Amacımız devlet tarafından müzelere tahsis edilmiş olan Bygdøy yarımadasındaki Viking müzesine gitmekti.

29-Temmuz-2016- Oslo, Norvec-04-

Kopenhag ve Oslo’da bir sürü elektrikli araba gördük ki haliyle hepsi çok farklı tasarımlara sahip oldukça havalı arabalardı. Yarımadaya doğru adımlarken yanından geçtiğimiz parkta da şarja bağlanmış iki tane elektrikli araba vardı. Biri yanlış anımsamıyorsam havalı bir Nissan’dı ama diğeri oldukça eski bir Peugeout 106’ydı! Yolculuğumuz boyunca “eski arabalar elektrikli arabaya dönüştürülebiliyor mu?” diye birbirimize sorduk durduk.

29 Temmuz 2016 - Bygdoy, Oslo, Norvec -01-

Yarımadanın ana karaya bağlandığı yerin her iki yanında da teknelerin bağlandığı yatlar bulunuyordu.

29 Temmuz 2016 - Bygdoy, Oslo, Norvec -02-

Adaya girdikten sonra araba yolu yerine patika yolu tercih edip ormanın içinden ilerlemeye başladık. Ağaç kovuklarından birinde yer alan tilki fotoğrafı çok yaratıcı görünüyordu!

Gün boyu gördüğümüz tüm parklarda olduğu gibi burada da koşan ya da yürüyen insanları görmek mümkündü.

Ormanlık alandan çıktığımızda yemyeşil bir alan bizi karşılıyordu. Normalde Viking müzesi için ana yoldan devam etmeliydik ama sağ tarafta bulunana başka bir müzenin tabelasını görünce (saati unutup!) dolaşa dolaşa devam ederiz diye düşünüp o yöne doğru yürümeye başladık.

29 Temmuz 2016 - Bygdoy, Oslo, Norvec -03-

Bir süre sonra yemyeşil nefis bir alandaydık. Kuş sesleri arasında ilerliyorduk ama herhangi bir müze tabelasını görmüyorduk. Bu arada hafif hafif yağmur çiseliyordu.

29 Temmuz 2016 - Bygdoy Plaji, Bygdoy, Oslo, Norvec -01-

Muhtemelen ilk gördüğümüz tabelada anlatılan müze sağımızda kalan evlerdi ama herhangi bir tabela olmaması gerçekten ilginçti. Saate baktık ve muhtemelen kapalı olacağını düşünerek yürümeye devam ettik. Kısa bir süre sonra ufak bir plajdaydık. Kapalı hava ve hafif rüzgâra rağmen bir adam ve bir kadın yüzüyorlardı.

29 Temmuz 2016 - Bygdoy Plaji, Bygdoy, Oslo, Norvec -02-

Bir süre sonra adam çocuğunu da denize soktu. Kopenhag’da hava koşulları ve zamansızlıktan ötürü yüzemediğim için Oslo’ya mayo getirmemiştim. O yüzden oldukça pişmandım. Çünkü yanımda olsaydı kısa bir süre bile olsa yüzmeyi çok isterdim.

Mehmet Ali Cetinkaya - 29 Temmuz 2016 - Bygdoy Plaji, Bygdoy, Oslo, Norvec

Aşağıya inip elimi sokarak suyun sıcaklığına baktım. Hafif soğuk ama yüzülesiydi! İyice içim gitti. “Bir dahaki sefere” diyerek bir süre bankta oturup nefeslendikten sonra geriye doğru yürümeye başladık.

Viking müzesinden uzaklaşmıştık ama daha da kötüsü saat 19’a gelmişti. Yani gitsek bile müze kapalı olacaktı. O yüzden önce eve gidip ardından akşam yemeği için dışarıya çıkmaya karar verdik.

29 Temmuz 2016 - Bygdoy, Oslo, Norvec -04-

Yarımadaya geldiğimizde duyduğumuz gibi dönüş yolunda da müzik sesleri geliyordu. Çadırların olduğu yere doğru yürüdük. “Müzik festivaliyse katılırız belki” diye düşünüyorduk. Alandaki görevliye sorduğumuzda çadır kampının ve müzik festivalinin 14-16 yaş arası öğrenciler için yapıldığını öğrendik.

Dönüş yolunda 7-Eleven’da bir mola verip limitli üretilmiş olan fındık eklenmiş snickers ve soğuk kahve içtik.

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -07-

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -08-

Evler, sokaklar yine çok “zengin” ve ferah görünüyordu.

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -05-

29 Temmuz 2016 - Frogner Kilisesinin (Frogner Church), Oslo, Norvec

Frogner Kilisesinin (Frogner Church, 1907) önünden geçerken yağmur çiseliyordu. Bir markete girip Türkiye’ye götürmek için ilgimi çeken birkaç farklı “berili” reçel aldım.

29 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -06-

Oslo’nun her yerinde kiralanabilir bisikletler vardı. Fakat bunu kullanmak için önce telefonunuza bir aplikasyon kuruyor ardından kredi kartınızı tanımlıyordunuz. Bisikleti alırken aplikasyonu kullanıyor ve siz bisikleti iade edene kadar saat başı kredi kartınızdan para çekiliyordu. Önce içimden “İskandinavya’dayız!” diye geçirdim sonrasında da Şükrü’yle bir dahaki sefer bisiklet kiralayıp onla dolaşmanın daha akıl karı olduğuna karar verdik.

Bir lokantanın önünden geçerken müşterilerden biri yanındakine, “bizim buraların yazı bu!” diyerek Norveç’teki hava koşullarını anlatıyordu. Diğeri de, “sizin yazınız, bizim ise sonbaharımız bu!” diyerek sıcak bir yerden geldiğini söylüyordu. Muhtemelen Türkiye’de aynı saatlerde sıcaklık 35 civarı idi ama burası 19-20 derece, kapalı ve hafif yağmurluydu. Aklıma Temmuz’un ortasında gittiğimizde 19 derece civarı olan ve daha dengesizi, birkaç saat yakıcı güneşin ardından saatlerce yağmurun yağdığı ve sonradan tekrar güneşin açtığı Viyana geliyordu. En azından burada o “dengesizlik” yoktu! “Yaz ayı da sonbahar gibi yaşanıyordu o kadar” diye düşündüm.

Mehmet Ali Cetinkaya - 29 Temmuz 2016 - Kraliyet Sarayi (Royal Palace), Oslo, Norvec

Dönüşte tekrardan Kraliyet Sarayı’nın bahçesinden geçtik.

29 Temmuz 2016 - Endomondo, Oslo

Eve ulaştığımızda endomonda, “tüm gün boyunca 23 km yürüdünüz” diyordu.

29 Temmuz 2016 - Isgal Evi, Oslo, Norvec -02-

Normalde dışarıda akşam yemeği yemek istiyorduk ama yolda o kadar çok atıştırmıştık ki canımız hiçbir şey istemiyordu. Bu arada sağlam bir sağanak yağmur başladı. Bir süre beklesek de dinecek gibi görünmüyordu. Oslo’da sadece bir gecemiz olduğu için merkeze doğru yürümeye başladık. Kırmızı-siyah bir bayrağın üzerinde dalgalandığı başka bir işgal evi gördük.

Deniz kenarına kadar indik ama yağmur bir türlü dinmiyordu. Birkaç yerde mola verip etrafı izledik ve gece 1 gibi dönüşe geçtik. Bir ara Şükrü’nün yanına Benjamin adında kafası iyi bir genç geldi. Bir süre muhabbet ettikten sonra yakınlarımızda bulunan Heidi adındaki bir gece kulübünde masalarının olduğunu söyleyip ısrarlı bir şekilde bizi davet etti. Şükrü’nün “sadece yürürüz” diye eşofmanlarla dışarı çıkmış olması ve ağır “homeless” görünmesi, benim ise bol yağmur yemiş olmasından bağımsız olarak Benjamin’in kafasının iyi olmasından çekinip teklifini geri çevirdik. Aklıma Norveç’e gelmeden önce gördüğüm bir bloggerın yazdığı “Norveçliler soğuk diyorlar. Kesinlikle katılmıyorum!” cümlesi geldi. Bu olaydan sonra bizler de “kesinlikle katılmıyorduk!”

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6’yı okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Temmuz 2016 - Aziz Alban Kilisesi (St. Alban's Church), Kopenhag, Danimarka

27 Temmuz 2016, Çarşamba (Kopenhag)

Saat 9’da dışarıya çıktığımızda kapalı bir hava bizi karşılıyordu. Gelmeden önce yaptığım ufak araştırmada Kopenhag’daki bir plajı gözüme kestirmiş ve yanıma yüzmek için mayo da almıştım. Fakat Şükrü beni yanlış anlamış ve yanına mayosunu değil şortunu almıştı. Bu yüzden tüm gün boyunca havanın ısınmasını ve yüzme hayalleri kurarken Şükrü sürekli “hava kötü Abi yüzülmez” deyip duruyordu.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -01-

İlk iş olarak, dün yürürken gördüğümüz kahvaltı tabelalarından birinin önünde durduğu kafeye oturup bir şeyler atıştırmaktı. Çalışanın neredeyse hiç İngilizce bilmemesine şaşırdık ama sonraki günlerde Danimarka ve Norveç’teki bu tarz yerlerde çok fazla “yabancı”nın çalıştığını ve İngilizce bilmediklerini fark edecektik. Bu konuda bir ilginçlik de yine Danimarka ve Norveç’teki lokantaların dışarıda bulunan menülerin büyük bir çoğunluğunda İngilizce olmamasıydı. Ancak içeri girip İngilizce menü isteyerek listeye ulaşabiliyordunuz. Dün gece Viet-Nam Nam’da da benzer bir şekilde içerideki garsondan İngilizce menü isteyip ulaşmıştık.

Kahvaltı tabağında; birer dilim brie, kaşar, jambon, yumurta, reçel, tereyağı, kavun, kuru meyve ve gevrekli yoğurt ile iki dilim esmer ekmek yer alıyordu.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -02-

Yemeğin ardından dün gece gördüğümüz Kraliçe Louise Köprüsü’ne (Dronning Louises Bro, 1887) doğru yürümeye başladık. Bu sırada elinde ateş püskürten bir hortumla taşların arasından çıkmış ve sararmış otları yakan bir (muhtemelen) belediye görevlisiyle karşılaşıyorduk. “Garipliklere/yeniliklere” alıştığım için bu sefer daha sakin bir şekilde “İskandinavya’dayım” diye içimden geçirdim.

27 Temmuz 2016 - Aziz Mark Kilisesi (Sankt Markus Kirke - St. Mark's Church), Kopenhag, Danimarka

Forum Kopenhag’ın yanında yer alan Julius Thomsen alanından Aziz Mark Kilisesi (Sankt Markus Kirke / St. Mark’s Church, 1092) çok güzel görünüyordu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Temmuz 2016 - Kralice Loise Koprusu (Dronning Loises Bro), Kopenhag, Danimarka

Bir süre daha yürüdükten sonra 3. kez Peblinge gölündeydik. Bu sefer hava kapalıydı ve bulutlara bakılınca açılacak gibi görünmüyordu ama yine de benim aklımda yüzmek vardı!

27 Temmuz 2016 - Kralice Loise Koprusu (Dronning Loises Bro), Kopenhag, Danimarka -01-

27 Temmuz 2016 - Kralice Loise Koprusu (Dronning Loises Bro), Kopenhag, Danimarka -02-

Kraliçe Louise Köprüsü’nün üstünden geçerek merkeze doğru yürümeye devam ettik.

27 Temmuz 2016 - Kralice Loise Koprusu (Dronning Loises Bro), Kopenhag, Danimarka -03-

Köprünün diğer tarafında, üzerinde muhtemelen “Nil” anlamına gelen (çünkü nette hakkında hiçbir şey bulamadım) “Nilen” yazan bir heykel gördük. Figürler ilginçti.

Yürüyüşümüz boyunca bisikletler ve bisikletliler her yerdeydi! Bir dahaki sefere biz de bisiklet kiralamalıyız diye kararlaştırdık.

27 Temmuz 2016 - Rosenborg Kalesi (Rosenborg Castle), Kopenhag, Danimarka -01-

Aslında FC Kopenhag’ın stadyumu olan Parken’e doğru Sygic’e bakarak ilerliyorduk ama malum program arabalar için yapıldığı için bulunduğumuz yöne göre bizi ters yönde falan zannedip saçmalıyordu. Neden inat ettiğimi anlamasam da bir süre daha programı kullanmaya devam ettim. Bu sırada hiç planlamamış olsak da, Rönesans mimarisiyle inşa edilmiş Rosenborg Kalesi’ni (Rosenborg Castle, 1624) karşımızda bulduk.

27 Temmuz 2016 - Rosenborg Kalesi (Rosenborg Castle), Kopenhag, Danimarka -02-

Sırada bekleyen onlarca turisti görünce (tıpkı Schönbrunn Sarayı’ndaki gibi) bahçesinde dolaşmaya karar verdik.

27 Temmuz 2016 - Rosenborg Kalesi (Rosenborg Castle), Kopenhag, Danimarka -03-

Normalde kralın yazlık sarayı olarak inşa edilmiş olan yapının bahçesi, Schönbrunn’un “yüksek şatafatına” sahip olmasa da gayet güzel ve sadeydi. Birkaç gün sonra Oslo’daki Kraliyet Sarayı’nı (Royal Palace, 1849) ve bahçesini gördükten sonra, kuzeye neden “sade” dediklerinin anlayacaktım.

Bir süre bahçede dolaşıp pinekledikten sonra yürüyüşümüze devam ettik. Bu sırada hem stadyuma gitmekten, hem de Sygic’i kullanmaktan vazgeçtim ve Google mapi kullanmaya başladım.

27 Temmuz 2016 - Nyhavn, Kopenhag, Danimarka -01-

Bir süre sonra kanal turlarının yapıldığı noktadaydık. Daha önce zamansızlıktan ve hava koşullarından ötürü Amsterdam’da tekne turuna binmeyen ama Brugge’daki tekne turuna binip bayılan biri olarak “denemeliyiz!” diye Şükrü’ye teklif götürdüm. O da beni kırmadı.

27 Temmuz 2016 - Nyhavn, Kopenhag, Danimarka -02-

İlk gördüğümüz tur şirketi 1 saatlik tur için 80 Danimarka Kronu isterken hemen çaprazdaki tur şirketi yine 1 saat için 40 Danimarka Kronu istiyordu. “E, o zaman 40!” dedik ve biletlerimizi alıp kuyruğun en arkasına geçtik.

27 Temmuz 2016 - Nyhavn, Kopenhag, Danimarka -03-

Çevredeki evler tıpkı Amsterdam’daki kanalları çevreleyen evlere benziyorlardı. O yüzden turdan beklentim oldukça büyüktü!

Fakat bir süre sonra Amsterdam ve Brugge’u andıran birkaç kanal dışında turun çok da acayip olmadığını ama hani zaman varsa yapılabilecek bir şey olduğuna karar verecektim.

27 Temmuz 2016 - Little Mermaid, Kopenhag, Danimarka -01-

Tur sırasında en çok ilgimi çeken şeylerden biri, görmeyi çok istediğim bronz Küçük Denizkızı Heykeliydi (The Little Mermaid, 1913). Fotoğraf çekmek için sırada bekleyen turistler tekneden oldukça enteresan görünüyorlardı.

27 Temmuz 2016 - Kurtaricimiz Kilisesinin (Vor Frelsers Kirke - Church of Our Saviour), Kopenhag, Danimarka -01-

(Akşamüstü bulmak için bolca uğraşacağımızdan bihaber olarak) tekne turunda gördüğümüz ve daha önce gördüğüm hiçbir kiliseye benzemeyen Kurtarıcımız Kilisesinin (Vor Frelsers Kirke / Church of Our Saviour, 1695) en tepe bölümünde insanları gördüm. Listeye ivedi bir şekilde eklenmeliydi, eklendi!

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -07-

Sevdiğim kanallar bölümünde birçok güzel köprünün altından geçtik.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -03-

Kanalın bazı bölümlerinde “özel mülk” yazan bölümler ise oldukça enteresandı. Zaten hemen üstündeki yola park edilmiş arabalara şöyle bir göz atınca “zenginlik demek ki bu!” diyordunuz.

27 Temmuz 2016 - X. Christian Aniti (Christian X), Kopenhag, Danimarka

Tekne turunun ardından kaldığımız yerden yürümeye devam ettik. 1912-1947 yılları arasında Danimarka kralı olan X. Christian’ın Anıtı (Christian X) kısa bir süre sonra bizi karşıladı.

27 Temmuz 2016 - Sankt Annae, Kopenhag, Danimarka

İlk yurtdışı deneyimim olan Milano’da sadece tahta ve kumdan yapılmış olan çocuk parkını gördükten ve hayran olduktan sonra, her yurtdışına gittiğimde karşılaştığım çocuk parklarına uzaktan da olsa göz atmayı çok seviyorum. Sankt Annæ üzerinde bulunan ve içerisinde ufak tırmanma alanlarının bulunduğu çocuk parkı da oldukça güzel görünüyordu. (Bu fotoğrafı çektikten birkaç gün sonra aslında tehlikeli bir iş yaptığımı fark ettim. Zira özellikle İskandinavya’da çocukların olduğu bir yerin fotoğrafını ya da videosunu çekerseniz ve fark edilirseniz anında ebeveynler tarafından oldukça sinirli bir şekilde “neden çekiyorsunuz?” sorularına muhatap olabiliyordunuz. Aklıma Danimarka yapımı Onur Savaşı (Jagten / The Hunt) geldi.)

27 Temmuz 2016 - Amalienborg, Kopenhag, Danimarka

Güzel sokaklar arasında yürürken kendimizi Danimarka kraliyet ailesinin sarayı olan Amalienborg’da (1760) bulduk. Tam ortasında Amalienborg’un kurucusu 5. Frederick’in (Frederick V of Denmark) atlı heykelinin durduğu saray 4 farklı yapıdan oluşuyordu.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -04-

Saraydan çıkıp yürüyüşe devam ederken “görmemişler” olarak ilk kez elektrikli Tesla marka bir araba görüp şaşkına döndük. Zira çok havalı görünüyordu. (Sonraki günler o kadar çok gördük ki, sınıf atladığımızı bile düşünmeye başladık.)

Saat 3,5 civarlarında Şükrü’nün fotoğraf makinası ve benim cep telefonumun bataryasının, yoğun kullanımdan ötürü tükenmek üzere olduğunu fark edip, Kafferiet’e oturduk. Kahve siparişi verdik ve makinaları şarj etmek için prizlerini kullanıp kullanmayacağımızı sorduk.

Madem bekleyecektik; garson kıza dolaşacağımız yerler hakkında bir sürü soru sorduk, o da oldukça sevimli bir şekilde hepsini cevapladı ve önerilerde bulundu.

Kafede zaman geçirirken paramızın azaldığını fark edip en yakın döviz bürosunu sorduk. Sabah üzerinden geçtiğimiz Peblinge gölünün diğer ucunda yer alıyordu. Şarj işleri sürerken zaman kaybetmemek için Şükrü’nün telefonunda Google maps açtım ve navigasyonun yönergeleriyle yürümeye başladım. Fakat bir sonra aletin yanlış yön gösterdiğini fark edip sokağın başına geri döndüm. Diğer sokağa girdim ama bir kere daha aletin saçmaladığını görünce yoldan birine telefondaki haritayı gösterip yardımcı olmasını rica ettim. Yardımlarından ötürü 3 kere teşekkür ettim ve 2 km sonra döviz bürosunun önündeydim. İşlemi bitirdim ve kafeye geri döndüm.

27 Temmuz 2016 - Aziz Alban Kilisesi (St. Alban's Church), Kopenhag, Danimarka -01-

Telefonlarımızın şarjı da tam olduğu için artık Küçük Denizkızına doğru ilerleyebilirdik. Kısa bir süre sonra, 1800’lerin son çeyreğinde kentte artan İngiliz nüfusu için yapılan Aziz Alban Anglikan Kilisesinin (St. Alban’s Church, 1887) nefis yansıması önümüzde duruyordu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Temmuz 2016 - Aziz Alban Kilisesi -Kastellet'den- (St. Alban's Church), Kopenhag, Danimarka

Köprüden geçince (elbette bu ayrıntıyı gezerken bilmiyordum) Kuzey Avrupa’da en iyi şekilde korunmuş yıldız kalelerden biri olan Kastellet’in (1662) içine giriyorduk.

27 Temmuz 2016 - Kastellet, Kopenhag, Danimarka

Günümüzde Danimarka askeriyesinin kullandığı yapının içi ve çevresi gayet güzel ve simetrikti.

27 Temmuz 2016 - Kastellet, Kopenhag, Danimarka (Mapsden)

Yazıyı hazırlarken Google mapsten kaleye baktığımda, dolaşırken neden burayı çok muntazam ve simetrik bulduğumu anladım!

27 Temmuz 2016 - Liman, Kopenhag, Danimarka

Kaleden çıktıktan sonra önce limanın içinden geçip denize ulaştık. Ama umduğumuz yerde değildik. Daha da kötüsü limanın diğer tarafındaydık. Yani geldiğimiz yere kadar yürüyüp diğer taraf geçmeliydik.

27 Temmuz 2016 - Little Mermaid, Kopenhag, Danimarka -02-

Ve sonunda, bir kayanın üstünde oturan Küçük Denizkızına ulaştık.

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Temmuz 2016 - Little Mermaid, Kopenhag, Danimarka

Bronz heykel o kadar naif ve güzel görünüyordu ki çok sevdim!

27 Temmuz 2016 - Little Mermaid, Kopenhag, Danimarka -03-

(Yazıyı hazırlarken heykelin 1960’ların ortalarından günümüze kadar birçok Vandal saldırıya uğradığını öğrenip oldukça şaşırdım. 24 Nisan 1964’te aralarında Danimarkalı sanatçı Jørgen Nash’inde bulunduğu Sitüasyonist hareketi üyeleri tarafından heykelin kafası kesilip kaçırılmış. Bir daha bulunamayan kafa yerine sonraları bir benzeri yapılarak eklenmiş. 22 Temmuz 1984’te heykelin sağ kolu kesilmiş ama iki gün sonra iki genç tarafından kol getirilip teslim edilmiş. 1990’da kafasını kopartmak için boyun bölümüne 18 santimlik derin bir kesik açılmış. 6 Ocak 1998’de bir kere daha kafası kesilip çalınmış. Suçlu hiçbir zaman bulunamasa da kafa, kısa bir süre sonra bir televizyon istasyonunun yanına bırakılmış. Heykel 10 Eylül 2003’de bir patlayıcıyla havaya uçurulmuş. Bir süre sonra denizde bulunan heykelin bilek ve dizinde patlamadan ötürü delikler olduğu anlaşılmış. 2004’de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş çalışmalarını protesto etmek için heykele çarşaf giydirmişler. Mayıs 2007’de bir kere daha Müslüman giysileri ve başörtüsü takılmış. Bunlar dışında heykel birçok kez boyanmış. Bunlardan birinde; 8 Mart 2006 Dünya Kadınlar Gününde heykelin eline yeşil boyayla bir dildo çizilerek altına “8 Mart” notu düşülmüş.)

Kalabalığın dinmesini bekledikten sonra fotoğraflarımızı çekindik ve geldiğimiz yola doğru ilerledik.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -05-

Önce bir markete uğrayıp yiyecek içecek bir şeyler aldık. Bunlardan biri, birçok farklı çekirdeğin, susamın ve tahılı barındıran bir tür ekmekti. Kısa bir süre sonra yağmur bastırdı. Bu yüzden bir apartman girişine oturup hem ekmeği, hem de diğer yiyeceklerle içecekleri mideye indirdik.

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -01-

Bir sonraki durağımız Kafferiet’deki garson kızın, şehri yüksekten görebilmemiz için önerdiği Döner Kule (Rundetaarn / Round Tower, 1642) idi.

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -07-

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -03-

Kule astronomik gözlemler için Danimarka kralı IV. Christian (Christian IV of Denmark) tarafından inşa edilmişti.

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -06-

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -02-

En yüksekten Kopenhag’ı görmek gerçekten çok güzeldi.

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -05-

İlk anda aklıma Brugge’daki Belfart Çan Kulesi gelmişti.

27 Temmuz 2016 - Doner Kule (Rundetaarn - Round Tower), Kopenhag, Danimarka -04-

Kuleden çıktıktan sonra son durağımız olan Kurtarıcımız Kilisesine doğru yürümeye başladık.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -06-

Saatten ötürü muhtemelen kapanmıştır diye düşünsek de en azından kiliseyi görmek istiyorduk.

27 Temmuz 2016 - Christiansborg Sarayi (Christiansborg Palace), Kopenhag, Danimarka -01-

27 Temmuz 2016 - Christiansborg Sarayi (Christiansborg Palace), Kopenhag, Danimarka -02-

Christiansborg Sarayı’nın (Christiansborg Palace, 1928) önce avlusundan sonrasından da önünden geçerek yürümeye devam ettik.

27 Temmuz 2016 - Christiansborg Sarayi (Christiansborg Palace), Kopenhag, Danimarka -03-

Girişte yer alan, vahşice öldürülen ayı heykeli oldukça iç burkucuydu.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -08-

Bir süre sonra, öğlen tekne turunda geçtiğimiz ve Amsterdam’daki kanallara benzettiğim yerdeydik.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -09-

Fotoğraf çekip etrafa bakınırken, yiyecek ve içeceklerle dolu masanın çevresinde takılan ve gün batımının tadını çıkaran “şanslı” insanların olduğu ufak tekneleri görüp imreniyorduk.

27 Temmuz 2016 - Kurtaricimiz Kilisesinin (Vor Frelsers Kirke - Church of Our Saviour), Kopenhag, Danimarka -02-

Sonunda kiliseye ulaştık ama tahmin ettiğimiz gibi kapalıydı.

Akşam saat ilerlemişti ve acıkmıştık. Grillen Christianshavn’a oturduk ve garson kızın önerisiyle hafif acılı ve ekşimsi Güney Afrika biberi peppadewli hamburger söyledik. Gayet lezizdi.

Yemek yediğimiz yer Kopenhag’ın en enteresan bölgelerinden biri olan, özerkliğini ilan etmiş “Özgürşehir Christiania”daydı. Fakat çok hızlı hareket ettiğimizden olacak neredeyse hiçbir “farklı” ya da özel bir şey gör(e)medik.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -10-

Yemekten sonra dönüşe yolunda ilerlerken deniz kıyısında gördüğümüz “tekne hotel”, %11’lik Carlsberg, mürver çiçeği ve limelı Somersby dönüş yolunun enteresan notlarındandı.

Gece saat 1 olmasına rağmen birçok marketin açık olması da çoğu Avrupa şehrinde bulunmayacak bir nimetti.

27 Temmuz 2016 - Endomondo, Copenhagen

Eve vardığımızda endomondo benim 31 ve Şükrü’nün 27 km yürüdüğümüzü söylüyordu. Şükrü’nün deyimiyle, yarın yokmuş gibi yürümüştük!

Yatağa uzanırken; Kopenhag’ı gördüğüm ve birkaç gün de olsa havasını soluduğum için kendimi çok şanslı ve mutlu hissediyordum.

28 Temmuz 2016, Salı (Kopenhag, Rydboholm)

Sabah saat 8’de kalkıp hazırlanırken, kaldığımız evin sahiplerinden Heidi, dün üşüyüp, üşümediğimizi sordu. Ben de “evet biraz soğuktu” deyince güldü ve “aslında şanslısınız çünkü Kopenhag’da hava genelde hep daha soğuk ve kapalıdır” dedi.

Çantaları alıp tam evden çıkarken, iki adamla göz göze geldik. Elinde anahtarlar olan adam doğrudan bana bir şeyler söylemeye başladı. Anlamadığımı söyleyince İngilizce olarak bulunduğumuz dairenin kaç numara olduğunu sordu. O sırada Heidi geldi ve “siz kimsiniz?” dedi. Adam, “Kopenhag’da bir sürü evim var ve sormakta olduğum adres de evlerimden biri ama anahtarla bir türlü kapıyı açamadım. Bu yüzden teyit etmek istedim” dedi. Haliyle otobüs garına doğru yürürken gündemimiz bu “cool” cümleydi!

Atıştırmak için aldığımız içeceklerden biri ravent suyuydu. Şükrü meyve suyunu görünce heyecanlanmış ve Göran’ların raventli kek yaptıklarını ve çok güzel olduğunu anlatmıştı. Tadı ekşi-tatlı olan içeceğin ferahlatıcı ve güzel bir lezzeti vardı. (Türkiye’ye döndükten sonra Defne’nin Zürih’ten alıp bana gönderme inceliğinde bulunduğu çikolatalardan birinin raventlı-çilekli olması da oldukça şaşkınlık vericiydi!)

28 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka

Hava düne göre güneşli görünüyordu, o yüzden “tüh bugün de Kopenhag’da olsaydım kesin yüzerdim!” diye içimden geçiriyordum ama saat 10 gibi otobüs terminaline vardığımızda hava kapanmıştı “ooh!” dedim. 🙂

Planım Öresund köprüsünden geçişi daha net görmek ve kaydetmek için ilk sıraya oturmaktı. Bu yüzden otobüste yer numarası olmadığını düşündüğüm için biraz çiğlik yapıp en öne geçtim ve beklemeye başladım. Bir süre sonra önce şoför sonrasında bilet işlemlerini yapan görevli geldi. En önde otobüse bindim ama ilk 3 sırada “rezerve” yazan kâğıtlar duruyordu. Bu yüzden orta sıralarda bir koltuğa oturduk fakat otobüs hareket ettiğinde en ön koltuklar boştu. Gidip birine oturdum. Havaalanındaki otobüs istasyonunda durduğumuzda sadece iki orta yaşlı çift otobüse bindi ve doğrudan oturduğum yeri gösterip “burası bizim” dediler. Neyse ki yandaki koltuğa sulanan biri yoktu. Ben de oraya geçip Öresund köprüsünden geçişi “en önden” izlemeyi ve kaydetmeyi başardım. Buyurun;

Köprüyü geçtikten sonra İsveç polisi tarafından pasaport kontrolü yapıldı. Bugüne kadar sadece Budapeşte’den Viyana’ya trenle geçerken Avusturya sınırında pasaport kontrolü yapılmıştı. (Akşam Leyla Abla bu uygulamanın Avrupa’dan gelen göçmenlerin büyük bir bölümünün Danimarka üzerinden olduğu için yapıldığını söyleyecekti.)

Danimarka’dan ayrılırken hava koşulları nedeniyle denize girememiş olmamın buralara bir kere daha gelmek için bir bahane olacağını düşünüyordum!

28 Temmuz 2016 - Nils Ericson Otobus Terminali, Goteborg, Isvec

Malmö’deki bir kazadan dolayı Göteborg’a 25 dakika geç geldik. Bu yüzden de Boras otobüsümüzü kaçırdık. Şoföre durumu anlattığımızda, “biletlerinizi gösterip Boras otobüslerinden birine binin” cevabını aldık. Çantaları alıp otobüslerin arasında yürümeye başladık. Amacımız Boras yazan bir otobüs bulmaktı. Ama tam bu sırada İngilizce bir anons yapılarak “bu alanda” yürümenin yasak olduğu söylendi. Gördüğümüz bir görevliye sorarak sonunda istasyona girmeyi başardık. Normalde terminal ile otobüs peronları arasında kapılar bulunuyordu ve bu kapılar sadece otobüs yanaşıp yolcu indirdiğinde ya da bindirdiğinde açılıyordu. Sonuçta “İskandinavya’daydık.”

İçerideki ekrandan Boras’a giden ilk otobüsü bulup perona oturduk. Otobüs geldiğinde şoföre durumu anlatıp elimizdeki bileti gösterdik. Şoförün 30’larında esmer ve güneş gözlüklü oldukça ciddi görünümlü bir kadın olması Boras’a doğru yol alırken muhabbet konularımızdan biriydi.

28 Temmuz 2016 - Train Station, Boras, Isvec

Boras otobüs/tren garının girişindeki kayalıkta bulunan “kayak yapan adam” heykelini ilk kez fark ediyordum.

28 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -01-

Bir süre soluklandıktan sonra geze geze Rydboholm otobüsüne bineceğimiz durağa doğru gitmeye başladık.

28 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -02-

Şehrin her yerine yayılmış heykeller oldukça güzel görünüyorlardı.

Mehmet Ali Cetinkaya - 28 Temmuz 2016 - Boras, Isvec

Bunlardan en ilgi çekici olanı nehrin içine yapılmış olan heykeldi.

28 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -03-

Merkeze doğru yürürken gelen müzik seslerinden bugünün Perşembe olduğunu ve iki gün önce gördüğümüz sahnede konser olduğunu anladık. Solisti ve geri vokalleri Afrikalı olan bir grup sahne alıyordu. Bir yandan onları dinlerken bir yandan da satın aldığımız geyik jambonlu sandviçi mideye indiriyorduk.

Bir süre sonra otobüs durağına geldiğimizde Rydboholm’e saatte bir otobüs olduğunu ve bir öncekini 15 dakikayla kaçırdığımızı öğrendik. 45 dakika durağın çevresinde takıldıktan sonra evimize ulaştık.

Akşam yemeğinin ardından hemen internetin başına geçtik ve 1130 İsveç Kronuna (394 TL) Oslo’ya 2 kişi gidiş dönüş otobüs bileti aldık. Ardından da airbnb’den bir gece için 246 TL ödeyip bir stüdyo daire kiraladık ve anahtarı nasıl alırız diye ev sahibine mesaj gönderdik.

Uykuya dalarken “bakalım Oslo nasıl bir yer!” diye aklımdan geçiriyordum!

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6’yı okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3

Mehmet Ali Cetinkaya - 26 Temmuz 2016 - Sehir Merkezi, Kopenhag, Danimarka

25 Temmuz 2016, Pazartesi (Rydboholm, Boras)

Sabah 8.30’da uyanıp önce yaban mersinli yoğurdu ardından da yolda gördüğüm ahududuları mideye indirdim. Pek leziz bir kahvaltıydı doğrusu!

Mehmet Ali Cetinkaya - 25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Dünkü gibi önce ana yola çıktım ama bu sefer sola değil de sağa dönüp yürümeye başladım. Dün gece yıldızlara bakmak için Stefan’la arabayla ilerlerken gördüğüm Rydboholm Kilisesine gitmek istiyordum.

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -01-

Yolda ilk ilgimi çeken şey, ayı heykellerinin bulunduğu parkın yanındaki durgun suyu kaplayan nilüferler ve üzerlerindeki beyaz çiçekleriydi. Aklıma Leyla Ablanın bir önceki gece, “durgun sulardaki nilüferler beyaz, akıntılı sulardaki nilüferler ise sarı çiçek açarlar” sözü geldi.

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -03-

Yürüyüşüm sırasında Viskan’ı gören açıklıklarda durup nehri izliyordum.

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -04-

Yolculuğum sırasında gördüğüm evlerin neredeyse her biri diğerinden daha güzeldi. Bahçeleri, çocuklar için oyun alanları, küçük heykelleri, süslemeleri harikuladeydi!

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -05-

Yaklaşık 3 km ilerledikten sonra çiçeklerini sulayan bir adam görüp kiliseyi sormaya karar verdim. Adam önce şaşırdı sonra “kilise diğer tarafta” diyerek geldiğim yolu işaret etti. Ben de mapsi açtım ve yerini göstermesini rica ettim. Kilise gerçekten de Leyla Ablaların evinin dibindeydi!

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -07-

Geldiğim yolu tekrar yürürken evlerin arasından geçtim. Güzel havanın da etkisiyle olacak her şey o kadar güzel görünüyordu ki insanın içi gidiyordu!

25 Temmuz 2016 - Rydboholm Kilisesi, Rydboholm, Boras, Isvec

Nehrin kenarındaki kiliseye ulaştığım an aklıma 2 yıl önce Şükrü’nün çektiği nefis fotoğraf geliyordu!

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -06-

İsveç’in tekstil merkezi olan Boras’a 10 km uzaklıktaki Rydboholm tekstil fabrikası şirketi tarafından 1852’de kulesiz olarak ahşaptan inşa edilen kilise zaman içerisinde birçok değişikliğe uğramış.

Kilisenin tam önüne kurulmuş 2 tane çadır ve oltaları görünce hemen Abreg ve Özge’ye “kamp yeri buldum!” diye mesaj attım. Eve dönüp kampçılardan bahsettiğimde Leyla Abla oldukça şaşırdı. Çünkü merkezi bir yerde kamp yapmak ve balık tutmak için özel izin almak gerektiğini onun da oldukça zor olduğunu söyledi.

25 Temmuz 2016 - Rydboholms Wardshus, Rydboholm, Boras, Isvec

Kahvaltının sürprizi, Göran’ın masaya getirdiği ve İsveç’te geleneksel olarak Noel’de yenen soslu Baltık ringa balığıydı. Kahvaltıda yemek ilk aşamada ilginç gelse de özellikle sarımsaklı ve tatlı-ekşi soslu olanlar oldukça lezzetliydi.

Kahvaltıdaki ilginç şeylerden biri de İsveççede Hjortron adı verilen, turuncu ahududuna benzeyen ve birkaç gün sonra Oslo’da meyve olarak da tadına bakacağım rubus chamaemoruslu yoğurttu. Çok lezizdi.

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -08-

Saat 15.30’da kısa süreli de olsa yağmur yağmaya başladı. Yağmur dindikten sonra bisikletlere atlayıp Boras’a doğru yol almaya başlamıştık ki Şükrü sabah gördüğüm “ayılı” parkta beni durdurdu ve “otomatik çim biçme makinasını” gösterdi. Makine sensörleri yardımıyla kendisine tanımlanan alanda çim biçiyor ve işi bitince ya da bataryası azalınca şarj olacağı yere gidip enerji depoluyordu! Efsaneviydi!

Mehmet Ali Cetinkaya - 25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec

Boras’a doğru bisiklet sürdüğümüz yol, sabah yürüdüğüm yol olduğu için yabancılık çekmiyordum. 10 km sonra Boras’taydık.

25 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -01-

Şehrin neredeyse her yerinde heykeller bulunuyordu. Benim favorim; üzerinde gocuk bulunan ufak çocuk heykeliydi.

25 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -02-

Heykeldeki çocuğun baktığı parkta bir süre nefeslenip yanımızda getirdiğimiz atıştırmalıkları mideye indirdikten sonra yönümüzü Gustav Adolfs kilisesine çevirdik.

25 Temmuz 2016 - Gustav Adolfs Kilisesi, Boras, Isvec

1906’da inşa edilmiş olan kilise oldukça heybetli görünüyordu.

25 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -04-

Bisikletle merkeze ulaştığımızda bizi yamultulmuş bir kaşık heykeli karşılıyordu. Fotoğraf çekmeden önce ufak bir kızın kaşığın içine uzanıp poz vermesi de pek hoştu doğrusu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 25 Temmuz 2016 - Boras, Isvec

Boras Belediyesi her Perşembe günü bu alanda konser düzenliyordu. Bu yüzden de alanda bir de konser için sahne yer alıyordu.

Akşam oynanacak İsveç lig maçı için Elfsborg taraftarları üzerlerinde formalarıyla dolaşmaya başlamışlardı bile. Aslında ilk plana göre bu maça da gitmeyi istiyordum fakat sonraki günler neler yapacağımızı bilmediğimiz ve araştırma yapmak için az zamanımız kaldığı için bu planı rafa kaldırdık.

25 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -03-

Boras geniş parkları, yeşil alaları ve heykelleriyle oldukça şirin bir şehir.

Dönüşe geçtiğimizde şiddetli bir sağanak yağmaya başladı. En azından yağmur azalana kadar sığınacak bir yer aramaya başladık ki karşımıza %3,5 üstü alkollü içeceklerin satıldığı ve devletin sahibi olduğu Systembolaget’lerden (Sistem Şirketi) biri çıktı. 20 yaşından küçüklere satışın yapılmadığı dükkân 1800’lerin başından bu yana alkolle mücadele etmeye çalışan İsveç’in son uygulamasıydı.

25 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -09-

Dönüş yolunda birkaç kez nehrin kenarında durup bakındık.

Eve ulaştığımızda endomondonun ekranında “25 km sürmüşsün” yazıyordu ki yeni bir rekor daha kırmıştım! Hindistanlı çalışanın yaptığı Hint usulü bol baharatlı et ve pilavı afiyetle mideye indirdikten sonra Kopenhag, Stockholm ve Oslo’ya nasıl gideceğimiz konusunda araştırma yapmaya başladık. Uçaklar ucuz olsa da havaalanı şehir merkezi arasındaki ulaşım çok pahalıydı, tren ise şehir merkezlerindeki gara gitse de bilet ücreti pahalıydı. Bu yüzden ancak bir şehir seçip oraya gideceğiz gibi görünüyordu. Morallerimiz bozulmuştu. Fakat Stefan’ın, “bir de otobüslere baksanıza” önerisi hayatımızı kurtardı! Daha önce yurtdışında hiç şehir ya da ülkeler arasında ulaşım için otobüs kullanmadığım için hiç aklıma gelmemişti. nettbuss.se’den 2 kişi için gidiş dönüş olmak üzere 934 Krona (325 TL) Boras – Göteborg – Kopenhag biletlerimi aldık! Bu rakam, 2 kişi Stockholm havaalanından şehir merkezine (40 km) gidiş dönüş tren ücretinden bile azdı!

İkinci iş olarak ilk kez Yunanistan’da kullandığımız ve çok memnun kaldığımız airbnb’den kalacak bir yerler bakınmaya başladık. Bir süre sonra, 2 kişi 2 gecelik 466 TL’ye tren garına 4 km uzaklıktaki bir evin odasını kiralamıştık. Anahtarı nasıl alacağımız konusu ise oldukça esrarengizdi. Çünkü evin sahibi Kopenhag’a varacağımız saatte evde olmayacaktı. Bu yüzden, ilk olarak apartmanın giriş kapısının yanındaki siyah demir kapının önündeki 2 gri tuğlanın arasındaki apartman anahtarını bulacak ardından en üst kata çıkıp paspasın altından dairenin anahtarını alıp içeri girecektik!

26 Temmuz 2016, Salı (Kopenhag)

Mehmet Ali Cetinkaya - 26 Temmuz 2016 - Boras, Isvec

Sabah kalkıp kahvaltı yaptıktan ve çantaları hazırladıktan sonra Göran bizi Boras otobüs istasyonuna bıraktı. (Sonraki günler İskandinavya’da otobüs istasyonlarının hep tren garlarına bitişik olduğunu öğrenecektik.)

26 Temmuz 2016 - Tren Gari, Boras, Isvec

Otobüsün gelmesine 15 dakika vardı, o yüzden ilk iş olarak bir görevli bakındık ama bulamadık. O yüzden beklemekte olan birilerine danışarak, mor bir nettbuss otobüsünün geleceğini ve ona binmemiz gerektiğini öğrendik. Öyle de oldu. İşin garip yanı ise bize yardımcı olan siyahi elemanın Stockholm yerine bizim Göteborg otobüsüne binmeye çalışıp şoförle tartışması ve Stockholm otobüsünü kaçırmasıydı. İsveççe konuştuklarından ayrıntıyı anlamasak da kısaca olayın özeti bu şekildeydi! Eleman bize yardım ettiği için üzülmüştük doğrusu.

2 katlı otobüsle önce Göteborg’a doğru yol aldık. Şehir merkezine girdiğimizde 4 şeritli yolun orta iki şeridi tampon tampona giderken sağ ve sol şeritler vızır vızır akıyordu. Otobüsün neden ısrarla yan şeride geçmediğini bir süre sonra anladık. Sağ ve sol şeritler, sağ ve sola dönecek arabalar içindi ve biz düz devam ediyorduk! “İskandinavya’dayım” diye düşündüm. (Gerçi benzer bir olayı Hengelo’da Twente maçından çıktıktan sonra da yaşamıştık. Sağa dönüşü kapatmamak için kimse sağ şeridi kullanmıyordu. Bu yüzden de düz gidecek olanlar sol şeritte uzunca bir kuyruk oluşturmuşlardı!)

Göteborg’da Nils Ericson otobüs terminaline vardığımızda hava 22 derece idi ve gayet güzel görünüyordu. Çantaları aldık ve hemen yandaki Kopenhag’a giden otobüsün önüne geldik. Şükrü girişteki görevliye koltuk numaramız var mı diye sormak isterken, “koltuğunuz var mı?” kıvamında bir soru sordu. Yaşlı adam önce bir duraksadı sonra tane tane, “evet, koltuğumuz var!” dedi ve kahkaha attı. Biz de ona eşlik ettikten bir süre sonra hatamızı fark edip doğru soruyu sorduk. “İstediğiniz boş bir koltuğa oturabilirsiniz” dedi.İlk amaç Malmö ile Kopenhag arasındaki efsanevi Øresund / Öresund köprüsünü net olarak görebilmek için en öndü ama malum oralar doluydu. O yüzden biz de ortalardan bir yere kurulduk.

26 Temmuz 2016 - Goteborg'dan Malmo'ye, Isvec -01-

Yemyeşil doğanın içinden güneye doğru yol almaya başladık.

Yolculuğun bir bölümünde tuvaleti kullanmak istedim ama bir türlü kapıyı açmayı başaramadım. Önce içeride birinin olduğunu düşündüm ama içeride biri olmadığı belliydi. Tekrar zorladım ama nafile! Koltuğuma dönüp durumdan Şükrü’ye bahsettim. O da gitti denedi ama “ı-ıh!” Tuvaletin yanındaki koltukta oturan orta yaşlı kadına sordu. Kadın, nasıl açıldığını bilmediğini ama biri içeri girip çıktığında el sallayarak haber verebileceğini söyledi. Bir süre sonra yolculardan biri kapıyı açıp rahat bir şekilde içeri girdi! Olayı anlamıştık. Adam işini bitirip dışarı çıktığında kadın eğlenceli bir şekilde kolunu sallıyordu. Yanına gidip teşekkür ettim ve tuvalete girmeyi başardım. (Benzer bir yolculuk yapacaklar için belirtmekte fayda var; sanırım otobüsle yolculuk etmenin tek kötü yanı, tuvalet kalitesinin tamamen şansına olması.Örneğin bu otobüsteki tuvalet hem çok kötü kokuyordu hem de suları akmıyordu. Ama sonraki otobüsler gayet pırıl pırıldı.)

26 Temmuz 2016 - Goteborg'dan Malmo'ye, Isvec -02-

İlk ilgimi çeken yer (eğer arabayla gelseydik stada da gitme planı yaptığım) 15 yıl önce Gençlerbirliği’nin UEFA Kupası’ndaki rakibi olan Halmstadt’dı. Ama ne yazık ki otobüsün geçtiğimiz yoldan stadyum görünmüyordu.

26 Temmuz 2016 - Helsinborg, Isvec

Otobüsün ilk durağı, deniz kenarındaki Helsinborg’du. Feribot iskelesi, tren ve otobüs garları yan yanaydı. Deniz kenarındaki şehir, güneşli havada nefis görünüyordu ki birkaç gün sonra Leyla Abladan buranın gezilesi bir şehir olduğunu öğrenip “ilerisi için” notlarıma ekleyecektim.

26 Temmuz 2016 - Tren Gari, Malmo, Isvec

Bir sonraki durağımız, ilk kez adını Beşiktaşlı Recep’in kendi kalesine attığı efsanevi golle duyduğumuz Malmö’ydü.

Malmö’nün içinden yolumuza devam ederken aklımdan, “buralara bir de arabayla gelip uzun uzun dolaşmak gerek” diye geçiriyordum. Malmö’den çıkarken aynı zamanda Şükrü ile en çok merak ettiğimiz yer olan Öresund köprüsüne de giriş yapıyorduk.

8 km uzunluğundaki köprü, dünyada birçok ilke imzasını atmıştı ama bizim için en ilgi çekici özelliği yarısının deniz üstünden diğer yarısının ise deniz altından geçiyor olmasıydı. 2000 yılında açılan köprüden geçişi kaydetmek istiyordum ama en önde oturmadığımız için bu dileğimi gerçekleştirmedim.

Köprüden geçtikten sonra ilk durak Kopenhag Havaalanındaki otobüs terminaliydi.

26 Temmuz 2016 - Tren Gari, Kopenhag, Danimarka

İndirme bindirme işlemlerinin ardından sonunda tam saatinde yani 18.40’da Kopenhag tren istasyonundaydık. İlk ilgimizi çeken şey yüzlerce park edilmiş bisikletti ki aslında bu daha başlangıçtı!

26 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -01-

İlk hedefimiz dolaşa dolaşa Ærøvej, Frederiksberg’de kiraladığımız eve ulaşmaktı ki bir süre sonra aslında merkeze doğru gittiğimiz fark ettik. Bir süre yürüdükten sonra karşıdan karşıya geçerken, üzerinde iki kırmızı ve bir yeşil lamba bulunan yayalar için trafik lambasını görüp afalladık. Neden kırmızıdan iki tane olduğunu bir türlü bulamasak da yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmada bunun sebebinin, hem renk körlerinin anlamasını kolaylaştırmak, hem de kırmızı lambalardan birinde sorun olması durumunda diğerinin yayalara yardım etmesi olduğunu öğrendim ve bir kere daha “İskandinavya’daydık” diye içimden geçirdim!

26 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -02-

Daha iki kırmızı lamba şaşkınlığını üzerimizden atamadan kısa bir süre sonra şarja bağlanmış park halinde bir elektrikli araba görüp “İskandinavya’dayız!” dedik. (Kopenhag ve özellikle Oslo’da yüzlerce park halinde elektrikli araba görüp şaşıracaktık çünkü arabaların daha önce hiç görmediğimiz tasarımları ve bildiğimiz bir marka bile olsa elektrikliler için yeniden tasarlanmış logoları vardı.)

26 Temmuz 2016 - Tivoli, Kopenhag, Danimarka

İçerisinde kocaman bir lunaparkın da bulunduğu Tivoli Bahçelerinin yanından geçtikten sonra Kopenhag Şehir Meydanına ulaştık.

26 Temmuz 2016 - Kopenhag Belediye Binasi (Copenhagen City Hall), Kopenhad, Danimarka

Yeni metro çalışması nedeniyle meydanın bir bölümü kapalıydı.

26 Temmuz 2016 - Ejderha Cesmesi, Kopenhag, Danimarka

Jens Olsen’s World Clock (1955), Kopenhag Belediye Binası (Copenhagen City Hall, 1905), Ejderha Çeşmesi (Dragon Fountain, 1904-1923) ve Lur Çalgıcıları heykelinin (Lure Blowers) sardığı meydan pek güzel görünüyordu.

26 Temmuz 2016 - Lur Calgicilari (Lure Blowers), Kopenhag, Danimarka

Bir süre nefeslendikten ve etrafı inceledikten sonra yeniden yola koyulduk.

26 Temmuz 2016 - Gyldenlovesgade, Peblinge Golu, Kopenhag, Danimarka

Eve gidiş yolunda Peblinge gölünün üstünden geçen Gyldenlovesgade’nin gölü gören banklarından birine oturup soluklandık. Gölde yüzen kuğular, ördekler, etraftaki evlerin ve ağaçların göle düşen yansımaları, kenardaki parkurlarda koşan, yürüyen ya da bisiklete binen insanlar “şehircilik!” dersi veriyorlardı. “Keşke bir gün belediye başkanları da gelip şehirciliğin ne demek olduğunu görseler!” dedik.

26 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -03-

Merkezden uzaklaştıktan sonra bile sokaklardaki evlerin tarihi ve hoş görüntüleri devam ediyordu.

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -02-

Yolculuğumuz boyunca arabadan çok bisikletli görmek, arabaların her daim önceliği bisikletlere bıraktığını görmek ve trafikteki herkesin tam anlamıyla kurullara uyduğunu görmek bizlerin Türkiye’de ne kadar ilkel bir sistemde yaşadığımızı yüzümüze haykırıyordu. Derin bir iç çektik!

27 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -01-

Adrese ulaştığımızda ev sahibinin verdiği direktifleri uygulamaya başladık. İlk önce apartman girişinin solundaki siyah demir kapıyı ve önündeki iki gri taşı bulduk. Aralarında saklı anahtarı alıp apartmana girdik ve en üst kata çıktık. “Doğru renkler”e sahip Kırmızı-Siyah paspasın altından da evin anahtarını aldık ve sağ salim içerideydik!

26 Temmuz 2016 - Kopenhag, Danimarka -04-

Danimarka’da evlerin ufak olduğunu daha önceden duyduğum için “kutu gibi” ev beni hiç rahatsız etmedi aksine çok hoşuma gitti. Ne ısıtma sorunu olurdu ne de temizlik 🙂 Evdeki tüm prizlerin üzerinde yer alan ve elektriği açıp kapatmaya yarayan priz oldukça enteresandı. E normal sonuçta İskandinavya’daydık!

Odaya yerleşip duş aldıktan ve bir süre dinlendikten sonra doğrudan dışarı çıktık.

Adım başı market vardı. İçeriye girip kahvaltılık, içecek ya da çikolata bakınıyorduk. Bunlardan birinde (her yeni ülkede yaptığım gibi) görevliye “hangileri lokal bira?” diye sordum. Adam Carlsberg ve Tuborgları gösterdi. Ben de “anlamadı herhalde” diye düşünerek sorumu tekrarladım. Adam bir süre bana baktı ve ardından Kings marka bir bira gösterdi. O sırada Şükrü bana dönüp, “Abi Carlsberg ve Tuborg Danimarka markası biliyorsun dimi?” dedi. “Yani adam doğru anlamış sorumu!” dedim güldüm.

Birkaç içecek satın alıp parayı uzattığımda kasiyer önce kâğıt parayı alıp kasaya koydu sonrasında da elimdeki bozuklukları alıp tam önünde duran kumbara gibi görünen aletin içine attı (ki sonradan aslında bozuk paraları müşterilerin bu makinaya atması gerektiğini öğrenecektik) ve akabinde normal kasa işlemlerini yaptı. İşlem bittikten sonra para üstünün kâğıt bölümünü elden, demir para üstünü ise az önce para attığımız makinadan aldık. Kısacası kasiyer bozuk parayla ilgili hiçbir işlem yapmıyordu! “İskandinavya’dayız” dedik.

27 Temmuz 2016 - Viet-Nam Nam, Kopenhag, Danimarka

Bir yandan yürürken bir yandan da akşam yemeği için bir yer bakınıyorduk ve sonunda “geleneksel Danimarka mutfağı” kıvamında herhangi bir tabela görmeyeceğimize kanaat getirip Viet-Nam Nam adında bir Vietnam lokantasına oturmaya karar verdik.

26 Temmuz 2016 - Viet-Nam Nam, Kopenhag, Danimarka -01-

Menüye göz geçirdikten sonra garsonun geleneksel Vietnam yemeği önerileri doğrultusunda çıtır kral karides, çıtır tavuk ve pirinç noodlelı etli “springrolls” söyledik.

26 Temmuz 2016 - Viet-Nam Nam, Kopenhag, Danimarka -02-

Yiyecekler nefisti. Yanlarında gelen acı-tatlı sos, fıstık sos ve havuç ile turptan yapılmış sirkeli ve muhtemelen zencefilli sos yemeğe oldukça lezzet kattı.

Yemeğin ardından hesabı istemek için hazırlık yaparken aklıma Viyana’da yediğimiz nefis rol geldi ve fotoğrafını garsona gösterip “var mı?” diye sordum. “Evet, onlar summerrolls” dedi. Sipariş ettik.

26 Temmuz 2016 - Viet-Nam Nam, Kopenhag, Danimarka -03-

Viyana’dakinin vejetaryen olduğunu unuttuğumdan roll karidesli geldi. Sevmediğim nadir şeylerden biri olan taze kişnişleri içerisinden çıkarınca Viyana’dakiler kadar olmasa da leziz bir yiyecekti. 4 parça doyurucu yemeğe toplam bahşişle beraber 300 Danimarka Kronu (104 TL) verdik ki gayet makul bir rakamdı.

Yemeğin ardından ilk durağımız, akşam bir süre soluklandığımız Peblinge gölüydü. Bir süre koşan, yürüyen ya da bisiklete binen insanları izledikten ve laklak ettikten sonra Kopenhag’ın en ünlü yerlerinden biri olan ve tam karşımızda bulunan Kraliçe Louise Köprüsü’ne (Dronning Louises Bro, 1887) doğru yürüdük. Saat 12’ye geliyordu ve ellerinde içeceklerle bir sürü insan muhabbet ediyor, oturuyor ya da yürüyorlardı. Biz de bir süre onlar gibi takıldık ve sonrasında Şükrü’ye dönüp, “merkeze doğru mu yoksa diğer taraf mı doğru yürüyelim?” diye sordum. “Diğer tarafa” dedi. Bir süre sonra daha sakin sokaklar arasındaydık. Genelde sadece gençler toplanmış muhabbet ediyorlardı. Ben de Şükrü’ye dönüp, “bizi gettoya getirdin!” diyerek takılıyordum.

Apartmanların giriş katlarındaki dairelerin büyük bir çoğunluğunda perde olmaması ve içerisinin görünüyor olması, nerdeyse ilk iki katı demirlerle çevrili ve hem tül, hem de perdeleri özellikle geceleyin kapalı olan Türkiye’deki evleri düşününce oldukça enteresan geliyordu.

Gece 1,5 gibi uykuya dalarken Kopenhag’ı çok sevdiğimi düşünüyordum…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6’yı okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -01-

24 Temmuz 2016, Pazar (Rydboholm, Göteborg, Gamla Ullevi)

Sabah 7.50’de uyanıp 8 gibi etrafı kolaçan etmek için dışarı çıktığımda nefis bir hava beni karşılıyordu.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -01-

Ara yolu geçip ana yola ulaştığımda, yolun Viskan nehrinin yanında ilerlediğini fark ettim.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Ördekler, kuş sesleri, yem yeşil orman, bitkiler ve nehrin üstündeki yansımalar nedeniyle, neredeyse her iki adımda bir durup fotoğraf çekiyordum. Bugüne kadar gittiğim yerler arasında en fazla durup, benzer bir yer olmasına rağmen bir tane daha fotoğraf çektiğim yer Rydboholm ile Viskafors arası oluyordu.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -03-

Viskafors’a doğru ilerlerken bahçelerden birinde “otlayan” mavi koyun heykelleri çok güzel ve şaşırtıcı görünüyordu.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm SK, Boras, Isvec

Kısa bir yürüyüşün ardından Rydboholms SK’nın futbol sahasındaydım. Camlarında takımın kupalarını barındıran kulüp binası, tek tribünlü ve eski stil saati olan saha, nefis görünüyordu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - Rydboholm SK, Boras, Isvec

Birçok foto ve video çekimi yaptıktan hatta topla bir de kaleye şut çekikten sonra tekrar yala çıkıp gezime devam ettim.

24 Temmuz 2016 - Viskafors, Boras, Isvec -02-

24 Temmuz 2016 - Viskafors, Boras, Isvec -03-

Viskafors’a ulaşıp bir süre ilerledikten sonra sağımda yer alan tren raylarının geçtiği bir köprü görüp oraya doğru yürümeye karar verdim.

24 Temmuz 2016 - Viskafors, Boras, Isvec -01-

Manzara tek kelimeyle harikaydı!

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -04-

Dönüş yolunda Rydboholms SK’nın futbol sahasında bir kere daha durdum çünkü az önce yanından geçerken “plaj voleybolu sahası” sandığım yerde yaşlı insanlar, ellerindeki ağır demir bilyeleri, hedefteki bilyeye en yakın yere atmaya çalışarak Boules oynuyorlardı.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -05-

Viskan’da süzüle süzüle yüzen Kanada kazlarının beslenmelerini izledikten sonra evin bulunduğu sokaktaki ahududuları mideye indirdim ve yolculuğuma son noktayı koydum.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -06-

İlk gün skorum 10 km yürüyüştü ama haliyle daha yolun başındaydım!

Eve girdiğimde herkes kahvaltı sofrasındaydı ve masadaki yiyecekler can alıcı görünüyordu! Brie, rokfor, gravyere benzeyen bir tür İsveç peyniri ve ilk kez İtalya’da yediğim ve bayıldığım Philadelphia marka krem peynirini saymak bile sanırım can alıcılığı tarif etmek için yeterli olacaktır. Her şey nefisti ve adeta tıka basa doyduk. Ama bu kahvaltının benim için en özel yanı, Leyla Ablanın önerisi ile ilk kez Brie ile yeşil incir reçeli yemekti. Brienin kremamsı lezzeti ile incir reçeli inanılmaz bir uyum içerisinde mideme doğru yol alıyorlardı. Bayıldım! 🙂

Kahvaltıdan sonra Stefan, içindeki sobanın suyunu ısıttığı ufak havuzda yorgunluk atıyordu. Bir ara bana, “çok şanslısın çünkü şu anda İsveç’in 1 haftalık yazını yaşıyoruz. Gelecek hafta bulutlar kapanır ve ara yağmur yağmaya başlar, tıpkı geçen hafta olduğu gibi” dedi ve güldü. (O an bana şaka gibi gelse de aslında gerçekten öyle olduğunu sonraki günler öğrenecektim!)

24 Temmuz 2016 - Storsjöns Lake, Rydboholm, Boras, Isvec -00-

Bir süre muhabbet ettikten sonra Leyla Ablanın önerisiyle bisikletlere atladık ve sabah yürüdüğüm Viskafors’un arkasında yer alan ve Göran’ın söylediğine göre ufak göllerin birleştirilerek tek bir göle çevrildiği Storsjöns gölüne doğru sürdük. Benim altımda, üzerinde Amsterdam yazan Leyla Ablanın sarı bisikleti bulunuyordu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - Storsjöns Lake, Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Neredeyse her yerde bisiklet yolu olması ve araba yoluyla kesişen yerlerde sürücülerin yol vermesi nedeniyle yolculuk pek leziz geçti. Yolculuk sırasında Şükrü’den İsveç’te 15 yaş altındaki bisiklet sürücülerinin kask takmak zorunda olduklarını ve takmamaları durumunda 500 kron para cezası ödediklerini öğreniyordum.

24 Temmuz 2016 - Storsjöns Lake, Rydboholm, Boras, Isvec -01-

Göle vardığımızda, tıpkı Leyla Ablanın söylediği gibi, sıcak havanın etkisiyle özellikle birçok ailenin ufak plajda güneşlendiklerine ve yüzdüklerine şahit oluyorduk.

24 Temmuz 2016 - Storsjöns Lake, Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - Storsjöns Lake, Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Önce etrafı kolaçan ettik sonrasında da havluları yere serip gölün tadını çıkartmaya başladık.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - Storsjöns Lake, Rydboholm, Boras, Isvec -01-

Göl zemininin kahverengi taş ve topraktan oluşması nedeniyle suyun kahverengimsi görünmesi ilginçti. Gölün suyunun hafif soğuk olması da ferahlatıcı olmasını sağlıyordu ki benim çok hoşuma gitti!

Saat 15.15’te eve döndüğümüzde Endomondo “14 km sürdünüz” diyordu ki, (o an çok kısa süreli bir rekor olduğundan bihaber olsam da) kişisel bisiklet rekorumu kırmıştım.

Öğle yemeğinin ardından arabaya atladık ve gezinin benim açımdan en özel planlarından biri olan IFK Göteborg ile Jönköpings Sodra IF arasında oynanacak olan maçı izlemek için Göteborg’a doğru ilerlemeye başladık.

68 km sonra Gamla Ullevi’nin yakınlarındaki park yerine doğru ilerlerken Şükrü, üzerinde anlık olarak uygun park yeri sayısının yazılı olduğu dijital tabelayı gösteriyordu! “İskandinavya’dayız” dedim!

Arabayı park edip stada doğru yürürken Ulleviler hakkında bilgiler alıyordum. Ullevi adı aslında iki kelimenin birleşimi. İskandinav mitolojisinde Thor ve Sif’in oğlu olan ve Ydal’de yaşayan av, okçuluk ve oyun tanrısı Ullr’dan türetilen Ulle ve İsveççede yer isimlerini tamamlamak için kullanılan “vi” kelimesinin birleşiminden oluşan Ullevi’nin anlamı “Oyun Tanrısının (Ulle’nin) Mabedi”.

Alanda birbirine yakın 2 tane stadyum bulunuyor. Bunlardan biri 1958’deki Dünya Kupası için inşa edilmiş olan ve aynı zamanda “Yeni Ullevi” anlamına gelen “Nya Ullevi” de denilen 45 bin kişilik Ullevi stadyumu. (Paniğe gerek yok; açıklayacağım!)

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -03-

Gitmekte olduğumuz stadyum 2009’da açılmasına rağmen adı “Eski Ullevi” anlamına gelen Gamla Ullevi. Çünkü bu stadyumun bulunduğu yerde daha önce şehrin en eski stadyumu olan ve 1916’da açılışı yapılan, 1958’e kadar Ullevi ve sonrasında “Eski” Gamla Ullevi adını alan 15-18 bin kapasiteli stadyum yer alıyormuş. O yapı yıkılıp yerine 18 bin 416 kişilik yeni bir stadyum yapılmış ve isim olarak da yeni olmasına rağmen “Eski” sıfatı eklenerek Gamla Ullevi olarak adlandırılmasına karar verilmiş. Planlanan maliyetinin yaklaşık 2 katına tamamlandığı için çok fazla tartışma konusu edilen ve “eski model” diye eleştirilen stadyumu şu anda IFK Göteborg, GAIS, Örgryte IS ve İsveç Ulusal Kadın Milli takımı kullanıyor.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -01-

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -02-

Stadın yanına geldiğimizde maçın başlamasına 40 dakika ve gişelerin önünde de uzunca bir kuyruk vardı.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF Bilet, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec

Stefan, “maraton” tribünün 2. katının en üstten ikinci sırasında yer alan ve tam orta çizgi hizasında bulunan nefis konumdaki biletlerimizi sarın aldı ve giriş kapısına doğru yürümeye başladık.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -04-

Yurtdışında ilk kez maça girerken arama yapılmasına şahit oluyordum ama muhtemelen bunun sebebi son aylarda Avrupa’da birbiri ardına yaşanan, teröristlerin bombalama eylemleriydi.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -05-

Kale arkası ile maraton tribünü, arasında giriş yaptıktan sonra hemen ilk iş olarak giriş katından stadyuma baktım ve bir fotoğraf çektim.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -09-

Aslında Göran, Leyla Abla ve Stefan, IFK’dan 10 yıl daha önce kurulmuş olan ve 2013’den beri bir alt ligde yer alan bir başka Göteborg takımı; GAIS’in taraftarıydılar. Futbolla pek hoşlaşmasa da Şükrü (daha sonra neler yaşayacağımızdan habersiz olarak) maça gelirken üzerine bir GAIS tişörtü geçirmişti. Stefan ise benim giydiğim Gençlerbirliği formasıyla uyumlu olması için bir AC Milan forması giyiyordu.

Tribündeki yerimizi doğru ilerlerken birçok kişinin elinde bulunan yeşil atkıları görünce aklımdan “GAIS taraftarları da geliyor maç demek ki!” diye geçiriyordum.

280 Kronluk (98,5 TL) biletimizin üzerinde yer alan koltuk numarasına ulaştığımızda, tıpkı Twente’nin De Grolsh Veste stadındaki gibi herkesin satın aldığı koltuğa oturduğunu fark ediyordum.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -06-

Tribünleri ve stadın ayrıntılarını göz hapsine tuttuktan bir süre süre sonra maç başladı. Kale arkalarında yer alan ekranlarda maç canlı olarak yayınlanıyordu.

1954’den bu yana ilk kez Allsvenskan’a yükselmeyi başaran Jönköpings, IFK’ya göre oldukça hafif bir rakipti ve bu yüzden Mavi-Beyazlıların rahat bir galibiyet almaları bekleniyordu.

İlk yarıda Göteborg oldukça iyi organize olan bir takım görüntüsündeydi. Buna karşılık Yeşiller sadece defans yapmaya çalışıyorlardı. 13’de Mads Albaek’in ceza alanı dışında çektiği şutun rakip oyuncuya çarpıp kaleciyi kontrpiyede bırakmasıyla tribünde büyük bir alkış ve sevinç çığlıkları yükseldi. Golün tekrarını ekrandan izlemek de pek güzeldi doğrusu.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -08-

Golden sonra “maç bitti” diye aklımdan geçiriyordum ki, gerilerden ileriye şişirilen bir topla, iki Jönköpings’li oyuncu kaleci ile karşı karşıya kaldılar ve golü filelere gönderdiler. İşte o an tam önümüzde oturan 3 kız havaya fırlayıp çılgınca bağırmaya ve alkışlamaya başladılar. Evet, tribünde gördüğüm yeşil atkılılar GAIS değil Jönköpings taraftarlarıydı! Bulunduğumuz tribündeki IFK’lılardan kimse dönüp kızlara bakmadı bile! “İskandinavya’dayız!” dedim.

24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -07-

Hava oldukça güneşliydi ve zemin çok güzel görünüyordu. Bir ara su molası için maç durduğunda Göran bana dönüp, “ilk kez burada su molası verildiğini görüyorum” dedi. Kuzeyde olduğumuz için “daha önce hiç görülmemiş bir sıcaklıkta oynanıyor maç herhalde!” dedim güldüm.

Golden sonra bir kere daha maçın başındaki oyunu izlemeye başladık. Maviler bastırıyor, yeşiller ise ful defans yapıyorlardı. 33’de şansına bir gol atan Mads Albaek, benzer bir yerde topu bir kere daha önüne aldı ve bu sefer nefis bir şutla takımını yeniden öne geçiren golü attı.

Maç sırasında 4 numaralı savunma oyuncusu Haitam Aleesami ve 1.67’lik boyuyla, bulunduğum yerden uzak doğuluya benzeyen ama stadyuma girerken dağıtılan maç programından kontrol edince İsveçli olduğunu öğrendiğim Patrik Karlsson Lagemyr dikkatimi çekiyordu. (Bu yazıyı yazdıktan birkaç gün sonra Göteborg maçı ve Aleesami hakkında bir arkadaşımla konuşurken oyuncunun 120 bin Euro’ya Göteborg’a geldiğini ve maçtan 2 hafta sonra 1,2 milyon Euro’ya Palermo’ya transfer olduğunu öğrendim. “Göz bu, göz!” demeden kendimi alamadım :))

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -02-

Devre arasında Şükrü ile stadyumu dolaşmaya başladığımızda bana birçok taraftarın üstündeki GAIS tişörtüne baktığını ve İsveççe bir şeyler söylediğini anlatıyordu.

İlk durağımız bir alt katta yer alan çocuk tribünüydü. Görüş açısı ve ufaklıklar oldukça güzel görünüyorlardı. Bir süre bakınıp birkaç foto çekindikten sonra yeniden üst kata çıktık. Büfelerin ve tuvaletlerin bulunduğu dış koridorda bir süre pinekledikten ve taraftarları ve ortamı inceledikten sonra tribündeki yerimize geri döndük. Çok büyük olmayan stadyum benim açımdan “kutu” gibiydi. “Bir gün Gençlerbirliği’nin de böyle bir stadı olsa keşke. Amin!” diye geçirdim içimden!

İkinci yarının ilk dakikalarından itibaren IFK oyunu rölantiye alırken, Jönköpings’liler rakiplerini zorlayacak neredeyse hiçbir silahı yoktu. Bu yüzden maçın ikinci devresi oldukça vasat ve can sıkıcı geçti.

Bitiş düdüğünün ardından IFK’lı futbolcular ilk olarak topluca kale arkası tribününün önüne gidip yere oturdular. Bir süre sessizliğin ardından tribün hararetli bir şekilde tezahürata başladı ve o an tüm futbolcular ayağa fırlayıp oynamaya başladılar! Bu sevinç gösterisi, bizdeki maç sonu üçlüsünün İskandinav versiyonuydu herhalde.
Daha sonra futbolcular el ele tüm tribünleri dolaşarak, her birinin önünde durup, eğilerek seyircileri selamladılar.

Maç bittikten sonra çıkışa doğru ilerlerken siyahi bir eleman Şükrü’ye İsveççe bir şeyler söylemeye başladı. O da anlamadığını ve Türkiye’den geldiğini söyleyince eleman İngilizce konuşmaya başladı ve “yanlış maçtasın!” diyerek gülümsedi. Ardından “benim için sorun yok ama IFK’lıların en nefret ettiği takımın tişörtünü giyiyorsun. Etrafta çok salak var dikkat et!” diye ekledi. Şükrü gülümseyerek siyahi elemanın yanındaki arkadaşına “sende mi nefret ediyorsun?” diye sordu. Adam, “ben futbolu ve herkesi gerçekten çok seviyorum. Benim için hiç sorun değil ama yine de yanlış tişört!” dedi kahkahayı bastı.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - IFK Göteborg -Jönköpings Sodra IF, Gamla Ullevi, Goteborg, Isvec -03-

Stadın çıkışında fotoğraf çektirdikten sonra da bize doğru yürüyen birçok taraftar elleriyle Şükrü’yü işaret ediyorlardı. Sonunda dayanamayıp, “ulan Şükrü, birkaç kişiyle muhabbet ederim diye Gençlerbirliği forması giydim. GAIS tişörtü giyerek tüm havamı perdeledin!” diyerek kahkaha attım.

Kalabalıktan uzaklaşırken her yaş grubundan kadın, erkek ve çocuk taraftarları görmek gerçekten çok ama çok hoşuma gidiyordu. Tıpkı Twente maçındaki gibi insanların futbol maçlarını bir sosyal etkinlik olarak görüp yaşadıklarına şahit olmak gerçekten muhteşemdi!

Gezine gezine Göteborg’un merkezi caddelerinden birinde oturup bir şeyler içip bir süre muhabbet ettik.

IFK’lıların “herkes IFK’yı sever, GAIS’ten nefret eder” diye tezahürat yapmalarına Göran, “aynı ligde bile değiller, neden bu kadar nefret ediyorlar gerçekten anlamıyorum!” diyordu.

Boras’da Hercules adında bir pizzacıya oturduk. Lahanadan yapılmış sirkeli, zeytinyağlı ve soslu lezzetli bir salata yedikten sonra ben ve Stefan deniz ürünlü, Tarık eniştem ve Şükrü kebaplı pizzayı mideye indirdik. Yemek sırasında, İsveç’te özel ruhsatları olan lokanta ve publar dışında %3,5 üstü alkollü içeceklerin marketler dâhil hiçbir yerde satılmadığını, sadece “tekel bayii” kıvamında özel içki marketlerinde %3,5 üstü alkollü içkilerin satıldığını ve sokakta içki içmenin kesinlikle yasak olduğunu öğreniyordum.

24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -07-

Gece 12’de Stefan önce evin önüne bir teleskop kurdu ve yıldızlara bakmaya çalıştık. Fakat hava tam olarak karanlık değildi ve etrafta ışıklar vardı.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Bu yüzden arabaya atladık ve orman içindeki daha yüksek bir yere gittik.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Temmuz 2016 - Rydboholm, Boras, Isvec -01-

Şükrü ayın ve etrafın uzun pozlama fotoğraflarını çekmeye çalışırken Stefan teleskopu ayarladı ve ayı incelemeye başladık. Çok güzel görünüyordu. Sonrasında da birkaç kez yıldızlara baktık ve evin yolunu tuttuk.

Günü tamamlamak için yatağa uzanırken, dolu dolu yaşadığım nefis bir günü daha geride bıraktığım için çok mutluydum.

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6’yı okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1

24 Temmuz 2016, Rydboholm, Boras, Isvec -04-

Tarık eniştemin Göteborg’da yaşayan kardeşi Leyla ve eşi Göran, çocukluğumun unutulmaz karakterlerinden biriydi. Yaz tatil için Türkiye’ye gelirken, yanlarında daha önce hiç görmediğimiz enteresan bir şeyler getirirler ve her defasında ağzımızın açık kalmasını sağlamayı başarırlardı. Tarık eniştemden aldığım ve koleksiyonuma eklediğim İsveç pulları, Ceren ve Şükrü’ye gelen türlü türlü oyuncaklar, ufaklıkların ayakları kaymasın diye çorapların altında ufak ayak izleri şeklinde kaydırmaz plastiklerin yer aldığı çoraplar, parmağa takılıp sallayınca kolları oynayan kuklalar ve elbette, muhtemelen enişteme getirilen ve bizden gizlenmesine rağmen bir şekilde bulup kaçamak bakışlarla incelediğim, şapkasını arkaya çekince penisi ortaya çıkan ve gülümseme ile utanma arasında gidip gelen şaşkın yüz ifadeleri takınmamı sağlayan anahtarlık, yıllar geçse de hep aklımın bir köşesinde yer etti durdu.

İlk kez adını 1992-93’te, Beşiktaş’a rakip olduğunda, duyduğum ve bir yandan maç özetlerini kasete kaydederken, bir yandan da kaset kapağında yer alacak “içindekiler” sayfasını oluştururken futbol takımı logolarını gazeteden keserken görüp logosuna bayıldığım IFK Göteborg’a sempati duymamın sebeplerinden biri de muhtemelen onlardı. Belki de bu yüzden çocukluğumdan beri gidip görmek istediğim yerlerin başında Göteborg ve İsveç geliyordu.

Birkaç ay önce Şükrü, 2 haftalığına Göteborg’a, halasının yanına gideceğini söylediğinde gözlerim parladı ve “ayarlayabilirsek ben de plana dâhil olmak isterim” diye atıldım. Günler günleri kovaladı ve planımız zaman geçtikçe netleşmeye başladı. Önce Fahriye, “ben de gelirim” dedi, sonrasında Şükrü’nün tarihleri belli oldu ve biz de biletleri alıp gün saymaya ve “nerelere gideriz?” sorusunun cevabını aramaya başladık. Elbette benim ilk işim, denk getirip Ullevi Stadyumunda maç izlemekti. 24 Temmuz’da Göteborg’un Jönköpings Södra ile oynayacağı lig maçı heyecanımı kat ve kat arttırmaya yetti!

Abreg ile Salda gölündeki çadır tatili ve hemen ardından gittiğimiz nefis Yunanistan tatilinin tadı damağımızda Ankara’ya döndükten bir gün sonra, 15 Temmuz Cuma gecesi, yaşadığımız askeri darbe girişimi tüm ülkenin üzerini kapkara bir bulut olarak sardı. Günlerce morallerimiz darmadağın olmuş bir şekilde dolaştık.

Kamu personeli izinlerinin iptali Fahriye’yi de etkiliyordu. Bu yüzden hafta sonunu beklemeye başladık. Bu arada Şükrü’nün 19 Temmuzda planlandığı gibi Göteborg’a varmış olması morallerimizi bir nebze olsun düzeltmişti.

20 Temmuzda OHAL ilan edildi ve Fahriye’nin gelme planı ve akabinde araba kiralayıp dolaşma fikrimiz de tamamen yatmış oldu. Bu yüzden Şükrü ile yaptığımız ilk minimal planı yeniden masaya serdik ve uçuşu beklemeye başladım.

21 Temmuzda İstanbul uçuşum (muhtemelen İstanbul’daki pasaport kontroldeki yoğunluktan ötürü) bir saat geriye alındı ki benim açımdan da iyi oldu zira ben de kontrolün yoğun olması durumunda uçağı kaçırabileceğim endişesini taşıyordum.

23 Temmuz 2016, Cumartesi (Göteborg , Rydboholm)

Darbe girişimi sonrası ülkenin birçok ilinde olduğu gibi Ankara’da da akşamları halk meydanlara inip “nöbet” tutuyordu. Bu yüzden de akşam 18 sabah 6 arası Kızılay Meydanı trafiğe kapalıydı ve haliyle Esenboğa’ya giden Belko’ya AŞTİ’den binmeliydim. Ben de tüm bu “olağanüstü” durumları göz önünde bulundurarak 9.55’deki uçağım için 6.40’da evden çıktım ve 7’de AŞTİ’den Belko’ya bindim.

Havaalanında ilk güvenlik kontrolünün ardından bagajı teslim edip yeniden güvenlik kontrolünden geçtikten sonra sağlı sollu olarak kurulmuş olan masalarda yapılan kimlik kontrolü dışında her şey normal işliyordu. Ben de uçuş kapısına geçip saatin gelmesini beklemeye başladım. Bu arada şirketten Jerome, eşi ve çocuğunu gördüm, selam verdim. Onlar da aynı uçakla İstanbul’a gidip ardından Fransa’ya uçacaklardı.

23 Temmuz 2016 - Adalar, Istanbul

Geçen yıl Bosna ve geçen hafta Yunanistan’dan dönüşte İstanbul’dan Ankara’ya uçarken bindiğimiz gibi yine büyükçe bir uçak (Boeing 777-300ER, Kınalıada) kalkış için bizi bekliyordu. Sırt çantamı yerleştirip kitap okuyarak zaman geçiriyordum. Bu arada çaprazımda bir hareketlenme olduğunu fark ettim. Yaşlıca kadın bir yolcunun yanında doktor, hemşire, hostes ve kalkış görevlisi bulunuyordu. Yolcunun bilinmeyen bir nedenle tansiyonu düşmüştü ve normale dönecek mi diye gözetim altında tutuyorlardı. Yaklaşık 20 dakika sonra doktorun da tavsiyesi ile yolcu bagajlarını alıp uçaktan indi. Ardından bir anons geldi ve güvenlik gerekçesiyle tüm baş üstü bagaj kapakları açılıp tek tek hangi çantanın kime ait olduğu kontrol edildi. Muhtemelen yabancı bir bagaj bırakılıp bırakılmadığı kontrol ediliyordu. Sonunda işlemler tamamlandı ve 30 dakika gecikmeyle Atatürk Havalimanına indik. Yolculuk sırasında en güzel an elbette Marmara’daki Adaları bir kere daha kuş bakışı görmekti!

Uçaktan iner inmez hızlıca yürüyerek kafamdaki en büyük soru işareti olan pasaport kontrolüne doğru ilerledim. Kontrol noktasına vardığımda beklediğimden çok az bir kuyruk olduğunu görüp şaşırdım. Haliyle yeşil pasaport bankosunda kimse yoktu ve bordo pasaport kontrol noktasında, yanlamasına 3 sıra bulunuyordu. Her bir yolcunun kontrolü minimum 3-4 dakika sürüyordu ama 5 ya da 6 banko çalıştığı için bekleme süresi de beklediğimden çok iyiydi. Yaklaşık 25 dakika bekledikten sonra sıra bana geldi ve kadın memura pasaportumu uzattım. Rutin birkaç kontrolden sonra mesleğimi sordu, söyledim. Sonrasında birkaç dakika daha inceledi ardından telefonu eline aldı. Ben de hafifçe bankoya doğru yaklaşıp kulaklarımı kabarttım. Telefonun diğer ucundaki görevliye, “Karşımdaki şahıs Mehmet Ali Çetinkaya. Listede de Mehmet Çetinkaya var. Ne yapayım?” diye sordu. İçimden kocaman bir “haydaaaaa!” desem de, kısa bir süre telefonla konuştuktan ve birkaç ufak kontrolden sonra damgayı bastı ve pasaportu bana doğru geri uzattı. Uçağa yetişeceğim ve Göteborg’a doğru uçacağım için büyük bir huzur kapladı içimi!

Şükrü ve Ömer Abime haber verdikten sonra kapıya gidip uçağın kalkışını beklemeye başladım. En çok merak ettiğim yerlerden biri olan İskandinavya’da olacağım için heyecanlıydım!

23 Temmuz 2016 - Istanbul'dan Goteborg'a -01-

Boeing 737-800’de 8A cam kenarına oturup etrafı izlemeye koyuldum. Safranlı pilav, nohut ve kabaklı tavuk, cacık, krem peyniri, tereyağı ve çikolataları tatlıyı mideye indirirken bir yandan da dışarıyı gözlemliyordum. 11000 metre yüksekte, ortalama 750 km hızla ilerliyorduk. Romanya üstünden bir süre ilerledikten sonra tamamen bulutların üzerindeydik.

Şükrü Rydboholm’a gittikten sonra havanın kapalı ve yağmurlu olduğunu söylemiş, Leyla Abla da Tarık eniştem ve Şükrü’nün kat kat giysili hallerini ve ardından da Göran ve Stefan’ın tişört ve şortlu fotolarını gönderip gülücük koymuş ve “gelirken güneşi de getir mali” demişti. Soğuğa dayanıklı olduğum için benim için sorun yoktu ama asıl korkum, bol bol yürümek istediğim için yağmurdu. O yüzden Göteborg’a yaklaştıkça gözüm sürekli olarak bulutlardaydı.

Pencereden gelen yakıcı güneş aklıma, Kasım 2013’te Amsterdam’a giderken bulutların üstünde olduğumuzu unutup, pencereden gelen güneşten ötürü “Kasımda bu kadar güneş süper!” diye düşünüp, havaalanına indikten sonra gerçekle yüzleştiğim günü getiriyordu!

23 Temmuz 2016 - Istanbul'dan Goteborg'a -02-

Baltık Denizinin üstünden geçerken bulutlar azalmıştı. Göteborg’a inişe geçerken ise hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan birine bakıyordum. Olabildiğince yeşillik, araya serpiştirilmiş ufak büyük onlarca göl ve onların çevresinde yer alan ufak açıklıktaki nefis evler! Göz kamaştırıcı görünüyorlardı! İzlemeye doyamadan uçak piste inmişti.

Havaalanında sadece 4-5 yolcu uçağı ve belli ki üst düzey birini yolcu etmek için alanda bulunan 4-5 tane siyah jip ve üzerinde Alman bayrağı olan bir jet yer alıyordu. Uçağa yanaştırılan portatif yarı körük yarı merdivenden geçip otobüslere bindik ve pasaport kontrole ulaştık. 2 banko vardı ve işlemler hızlı ilerliyordu. Görevli pasaportu okutup vizeyi bulduktan sonra, “Yunanistan Schengin’in var?” dedi. “Evet” dedim. “Kaç gün kalacaksın?” dedi. “8 gün, gelecek Pazara kadar” dedim. “tamam” dedi ve damgayı basıp pasaportu geri uzattı.

23 Temmuz 2016 - Landvetter Havaalani, Goteborg, Isvec -01-

Bagajı alıp çıkış kapısından geçtiğimde Leyla Abla, Tarık Eniştem ve Şükrü beni bekliyorlardı. Bir yere oturup bir şeyler yemeye, içmeye ve bol bol laklak etmeye başladık. 60’lık Carslberg organik bira menümüzün en ilginç kalemiydi.

23 Temmuz 2016 - Landvetter Havaalani, Goteborg, Isvec -02-

Şükrü’yle tuvalete gittiğimizde, sadece pisuarların olduğu bir bölüm dışında, tüm tuvaletlerin kadın erkek ortak kullanımında olduğunu görüp İskandinavya’da olduğumu anlamaya başladım.

23 Temmuz 2016 - Landvetter Havaalani, Goteborg, Isvec -03-

Masaya dönerken etrafta dolaşan ve Türkiye’den bir futbol takımı oldukları belli olan çocuklarla konuşmaya karar verdik. Elemanlar, Göteborg’da düzenlenen bir futbol turnuvasına katılan ve U16 düzeyinde şampiyon olan Çayyolu Spor’un oyuncularıydı. İşin komik yanı ise, Türkiye’ye dönüş biletleri öğlen 11 olmasına rağmen finale kaldıkları için maça çıkmış ve uçağı kaçırmış olmalarıydı! Öğretmenleri çocuklar için dönüş bileti ve kalacak yer arıyorlardı! “Türkiye kafası!” deyip gülmeden edemedik!

Havalından ayrılmadan önce döviz bürosuna gidip “yanımda bulunsun” diyerek 50 Euro bozdurdum. Normal değerden daha ufak bir değerden parayı krona çevirmelerini bekliyordum ama 50 kron komisyon almaları hüzün vericiydi! İşlem sonrasında görevlinin uzattığı, ucu kilitlenebilir plastik cüzdan ise ilginç bir ayrıntıydı. Cüzdanım olduğu için teşekkür ettim.

Mehmet Ali Cetinkaya - 23 Temmuz 2016 - Landvetter Havaalani, Goteborg, Isvec

Masaya dönüp bir süre daha muhabbet ettikten sonra arabaya doğru yürürken havanın sıcak ve kuru olması “Size güneşi getirdim!” geyiği yapmamı sağlıyordu.

Havaalanı, Leyla Ablaların yaşadıkları ve ülkenin nüfus olarak en büyük 17. şehri olan Boras’a bağlı Rydboholm ile Göteborg arasında yer alıyordu ve yaklaşık 46 km uzaktaydı. Dönüş yolunda büyükçe bir markete girip alışveriş yaptık. Haliyle ilk iş olarak çikolata reyonuna gittim. 2 İsveçli genç çikolata seçiyorlardı. Selam verip “sizce en iyi İsveç çikolatası hangisi?” diye sordum. Eleman bir süre bakındıktan sonra IKEA’dan tanıdığım Marabou’yu gösterdi. Ondan, daha önce yemediğim birkaç farklı Lindt’ten ve bugüne kadar yediğim en iyi çikolatalardan biri olan “Yoğun Yeşil Limonlu” Lindt’ten alıp bizimkilerin yanına geri döndüm.

24 Temmuz 2016, Rydboholm, Boras, Isvec -01-

“Fısıldamak” anlamına gelen ve 140 km uzunluğundaki Viskan nehrinin hemen yanında yer alan Leyla Ablaların daha önce butik hotel ve şu anda 18 yaş altı 6 tane göçmen çocuğu barındırdıkları mekân çok güzel görünüyordu. Göran, Stefan ve çalışanlardan Afgan Hadi karşıladı bizi.

24 Temmuz 2016, Rydboholm, Boras, Isvec -02-

Odaya çantaları attıktan sonra önce yemek yedik ardından etrafı kolaçan edip bol bol muhabbet ettik. Afganistan’da yaşanan ve birçok kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıdan ötürü Hadi oldukça moralsiz görünüyor ve sürekli bir yerleri arayıp telefonundan haberleri inceliyordu.

23 Temmuz 2016, Rydboholm, Boras, Isvec -01-

Hava 21 derece civarı ve gayet güzeldi. Bir ara Leyla Abla, yatağımı hazırlama konusunda bir şeyler söylerken içimden “daha erken ayarlarız” diye geçiriyordum. Bir süre sonra Tarık Eniştem de benzer bir şey söyleyince dayanamayıp “daha erken ya! Ne acelemiz var” dedim. Şükrü bana dönüp “Abi saat kaç şu an biliyor musun?” diye sordu. “7.30, 8?” dedim. Kahkaha attı “Abi saat 22.30 şu an!” Evet İskandinavya’daydım! Bizimkilere foto gönderip saat 22.30 diye mesaj attım!

23 Temmuz 2016, Rydboholm, Boras, Isvec -02-

3 hafta önce buraya gelen Tarık eniştem “ilk geldiğimde karalık olsun diye perdeleri çekip yatıyordum” dedi.

Yorgunluktan zıbarmadan önce incelemek istediğim son şey Leyla Ablaların 30 bin krona satın aldıkları ekolojik tuvaletti. Normal alafranga görünümündeki tuvalete ilk önce özel bir kâğıt yerleştirip ardından tuvaletinizi yapıyor ve sonrasında elinizle ittiğiniz kol sayesinde kâğıt torba alt kata düşüyordu. Son olarak da “büyük ya da küçük” olarak tuvaletinizi seçiyordunuz. Böylece atığınız alev alıyor ve yüksek ateşte küle çevriliyordu. Burada biriken külü daha sonra gübre olarak kullanabiliyordunuz. İşin en güzel yanı ise nerdeyse hiç koku olmamasıydı! Bir kere daha İskandinavya’dayım diye düşündüm!

Saat 12’yi geçerken mışıl mışıl uykuya daldım. Her şey çok güzel başlamıştı!

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6’yı okumak için tıklayın…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 4

11 Temmuz 2016 - Spetses Adasi, Yunanistan -02-

11 Temmuz 2016, Pazar (Porto Heli, Spetses Adası)

Sabah 8’de kalkıp Porto Heli limanını dolaşmaya başladım.

11 Temmuz 2016 - Porto Heli, Yunanistan -01-

11 Temmuz 2016 - Porto Heli, Yunanistan -06-

Birçok mekân kapalıydı ama tatil yörelerinin bu sakin halleri her zaman daha çok seviyorum.

11 Temmuz 2016 - Porto Heli, Yunanistan -04-

Dün gezdiğimiz rotayı dolaştıktan sonra kilisenin yanından farklı bir yöne saptım.

11 Temmuz 2016 - Porto Heli, Yunanistan -02-

Yol beni deniz kenarındaki villaların önüne çıkarttı. Deniz ve manzara gayet güzeldi.

11 Temmuz 2016 - Porto Heli, Yunanistan -03-

Bu arada denize doğru yürüyen oldukça yaşlıca bir kadın “kim bu?” dercesine beni kesiyordu. Fotoğraf çekimini bitirdikten sonra gülümseyerek “Kalimera” (Günaydın) dedim. Gülümsedi ve “Kalimera Kalimera” dedi.

11 Temmuz 2016 - Porto Heli, Yunanistan -05-

Magnet almak için marketlerden birine girdiğimde içeride Gece Yarısı Ekspresi’nin (Midnight Express) tema müziğinin çalıyor olması enteresan bir ayrıntıydı.

Yaklaşık 1,5 saat sonra arabaya atlayıp hotele geri döndüm ve bu sefer de Özge’yle birlikte, dün akşam dolanırken fark ettiğimiz ve içeri girer girmez dibimizin düştüğü (dünyanın en iyi pastanelerinden biri olduğunu düşündüğüm!) Boulengerie’ye girip kahvaltı yaptık! Bu kadar lezzetli ve güzel kokulu olamazlardı! Hansel ve Gretel’in pastadan evi görünce neler hissettiklerini anlamıştım!

11 Temmuz 2016 - Kosta'dan Spetses Adasina, Yunanistan -01-

Kahvaltının ardından arabaya atlayıp Kosta’daki feribot iskelesine gittik. 2’şer Euro ödedik ve 15 dakika sonra, normalde gezi planımızda olmayan ama dün akşam dolaşırken görüp araştırdığımız ve gitmeye karar verdiğimiz Spetses adasındaydık.

11 Temmuz 2016 - Spetses Adasi, Yunanistan -01-

11 Temmuz 2016 - Spetses Adasi, Yunanistan -03-

Saat 12 olduğu için önce hediyelik dükkânlara bakınmaya karar verdik. Kısa bir süre sonra giysilerin ve hediyeliklerin oldukça güzel ama aynı zamanda oldukça pahalı olduklarını fark ettik.

11 Temmuz 2016 - Spetses Adasi, Yunanistan -04-

Dükkânlardan birinde, birkaç yıldır eğlencesine plajlardan topladığım deniz camı ve deniz seramiklerinden yapılmış kolye ve küpeleri görünce oldukça şaşırdım. Küpeler 25 Euro’dan başlıyordu!

11 Temmuz 2016 - Spetses Adasi, Yunanistan -05-

Bir süre dolaştıktan sonra 6’şar Euro’ya bisikletlerimizi kiraladık ve bisikletçinin önerdiği 4 km uzaklıktaki Vrelos plajına doğru geze geze yol aldık.

11 Temmuz 2016 - Vrelos Plaji, Spetses Adasi, Yunanistan -01-

Ufacık plaj çok güzel görünüyordu. 5’er Euro verip şezlonglarımızı kiraladık ve hızlıca denize girdik.

11 Temmuz 2016 - Vrelos Plaji, Spetses Adasi, Yunanistan -02-

Su oldukça serinletici ve temizdi. Balıkları takip ettikten ve iyice ferahladıktan sonra yiyecek bir şeyler sipariş edip pinekledik.

Saat 18’de bisikletlere atlayıp önce limana ardından da Kosta’ya gittik. Yolculuk sırasında teknenin önce yukarı aşağı yükseliş ve düşüşleri, ardından da sağa sola yatışlarının bazılarında yolcuların önce çığlık ardından da kahkahalar atmaları oldukça enteresan anlardı.

11 Temmuz 2016 - Hippocampus, Porto Heli, Yunanistan

Akşam yemeği için dün konuştuğumuz dükkân sahibinin önerdiği ikinci lokanta olan Hippocampus’a gittik. Dükkân sahibinin önerdiği balıklar arasında Karaburun’da yediğimiz ama sonradan neslinin tehlike altında olduğunu öğrendiğimiz Fangri de vardı.Bu durumu aktardığımızda adam bize, “bugün hayatımda ilk kez 12 kiloluk taçlı bir Fangri geldi. Nadiren de olsa 8 kiloya kadar yakalanıyordu ama ilk kez bu kadar büyüğünü gördüm” dedi ve büyük bir heyecanla buzluktan çıkartıp bize gösterdi. Oldukça enteresandı!

Kısa bir süre düşündükten sonra iskorpit balığı, ızgara ahtapot, bebek roka salatası ve uzo sipariş ettik.

Bol kılçıklı olduğunu öğrendiğim iskorpiti bayağı iyi temizlenmişti ve Yunanistan’da alıştığımız limon, zeytinyağı ve baharatla hazırlanmış sosla birlikte nefis ötesi bir balıktı! Izgara ahtapot çok leziz, roka salatası ise dünküne göre biraz vasat ama yine de gayet güzeldi. Yemekten sonra ikram edilen dondurmaları mideye indirdikten sonra sabah kahvaltı yaptığımız pastanedeydik. 4 çeşit dondurma sipariş ettik ki her biri nefisti ama kadayıflı kaymak inanılmazdı! Aklımıza Monemvasia’da ev sahibimizin ikram ettiği kadayıf tatlısı ve kaymaklı dondurma gelmişti.

12 Temmuz 2016, Pazartesi (Porto Heli, Atina)

11 Temmuz 2016 - Boulengerie, Porto Heli, Yunanistan

Özge’nin arkadaşı Eleni ve eşiyle 12.30’da Atina’da buluşacağımız için sabah 8’de “pastanemizde” nefis bir kahvaltı yaptıktan sonra yola koyulduk. Yine yolun ilk yarısında şoför koltuğundaydım.

Saat 11.40’da başladığımız yere dönmüştük. Marianna’nın bir gün önce söylediği yerden anahtarı alıp eve girdik ve bir süre dinlendikten sonra Acropolis metro istasyonundaydık.

12 Temmuz 2016 - Syntagma Meydani, Atina, Yunanistan

Bir durak sonra Sintagma (Syntagma Square) yani Anayasa meydanında indik ve Eleni ve eşiyle buluşup merkezde dolaşmaya başladık.

12 Temmuz 2016 - Atina Metropolitan Katedrali, Atina, Yunanistan

Atina Metropolitan Katedrali (Metropolitan Cathedral of Athens, 1842).

12 Temmuz 2016 - Hadrian's Library, Atina, Yunanistan -02-

12 Temmuz 2016 - Hadrian's Library, Atina, Yunanistan -01-

Roma İmparatoru Hadrian’ın yaptırdığı Hadrian Kütüphanesinin (Hadrian’s Library, 132) kalıntıları.

12 Temmuz 2016 - Tzistarakis Cami, Atina, Yunanistan

Monastiraki Meydanı’nda yer alan ve Osmanlılar zamanında yapılan ve şu anda Yunan Halk Sanatları Müzesi’ne ait olan Tzistarakis Cami (Tzistarakis Mosque 1759).

12 Temmuz 2016 - Panagia Kapnikarea Kilisesi, Atina, Yunanistan -01-

12 Temmuz 2016 - Panagia Kapnikarea Kilisesi, Atina, Yunanistan -02-

Ve son olarak Atina’daki en eski Yunan Ortodoks kiliselerinden biri olan ve minyatürmüş gibi görünen Panagia Kapnikarea Kilisesi’nden (Panagia Kapnikarea Church 11. yy) sonra Eleni’lerin evlerine doğru yol almaya başladık.

Yolculuğumuz sırasında Panathinaikos’un Apostolos Nikolaidis stadyumunun da önünden geçtik. Duvarları grafitlilerle dolu stat, beklediğimden ufak görünüyordu ki, yazıyı hazırlarken 16 bin kişilik olduğunu öğrenip bir kere daha şaşırdım.

12 Temmuz 2016 - Atina, Yunanistan

Eleni’nin iki ufaklığı, annesi ve babasıyla yaptığımız hoş sohbetten sonra yemek yemek için ısrarla önerdikleri ve “balıksırtı / balık kemiği” anlamına gelen Psarokokkalo’ya gittik.

12 Temmuz 2016 - Psarokokkalo, Atina, Yunanistan -01-

12 Temmuz 2016 - Psarokokkalo, Atina, Yunanistan -02-

Acropolis’e 17 km uzaklıkta bulunan ve sadece yerlilerin geldiğini söyledikleri lokantanın bir duvarında farklı markaların uzo şişeleri ve diğerinde balıklar hakkında bir bilgi tabelası bulunuyordu.

Kısa bir sürede masa; kızarmış ufak kalamarlar, ızgara ve balzamik soslu istiridye mantarı, nefis soslu bir yeşil salata, ızgara ve zeytinyağlı ahtapot, soslu midye, domates, balık, peynir ve domatesli nefis bir yemek, kızarmış sardalya, adını bilmediğim haşlanmış ve soslu yosuna benzeyen çok lezzetli bir sebze ve yanlarında da uzo ile donatıldı.

Her bir yiyecek inanılmaz lezzetliydi! Resmen parmaklarımızı yedik. Yemeğin finalinde ikram olarak karpuz ve buzlu limoncello geldi. Tüm yolculuğumuz boyunca akşam yemeklerine bahşiş dâhil ortalama 40-45 Euro vermeye alışkın biri olarak bu kadar çok ve nefis yemek yedikten sonra 20’şer Euro hesap ödedik! Gerçekten muhteşem bir gezi finali olmuştu!

13 Temmuz 2016, Pazartesi (Atina)

Yunanistan’daki son günümüzde sabah 8.30’da kalkıp bavulları hazırlamaya başladık. Kahvaltı yaptık ve 12.30’a kadar Acropolis çevresinde son bir tur yaptık.

13 Temmuz 2016 - Donmus Yogurt,, Atina, Yunanistan

Son gün “donmuş yoğurt” denemeye karar verdik. Satıcı yoğurdu kaba sıktıktan sonra ne isterseniz onları üstüne serpiyordu. Biz de ceviz, badem, fındık ve bal istedik. Hafif ekşimsi tadı ve soğukluğuyla oldukça lezzetiydi!

Yolculuğumuz boyunca Atina’da en çok ilgimizi çeken şeylerden biri de iki kişilik Smart marka arabalardı. Muhtemelen az yer kapladığı ve belki de ucuz olduğu için tercih ediyorlardı.

Gezinin belki de tek sıkıntılı yanı Atina’daki sivrisinek saldırısıydı. Normalde sivrisineklerin tercih etmediği ben bile defalarca ısırıldım. Bu yüzden sürekli olarak kaşınarak dolanıyordum.

13 Temmuz 2016 - Atina, Yunanistan

12.30’da eve dönüp arabaya atladık ve önce Europcar’a arabayı teslim ettik. Geldiğimizde arabayı bize teslim eden elemana denk gelmiştik. Benzin ve genel kontrolden sonra “tam korumalı sigortanız olduğu için incelememe gerek yok” dedi ama havaalanı servisini beklediğimiz için bir yandan bizle laklak ederken bir yandan da arabaya göz atıp notlar alıyordu. Bir ara ufak bir çiziği işaret etti. Bizle hiç alakası olmayan ve muhtemelen başka bir arabanın ya da kişinin yaptığı yeşilimsi sarı çizik için sigortamız olmasaydı 149 Euro ceza ödememiz gerektiğini söylediğinde, sigortayı yaptırırken “yine kazıklıyorlar bizi!” sözlerim aklıma geldi. İyi ki yaptırmıştık!

Geçen yıl Bosna – Karadağ gezimizde yaptığımız 1000 kilometrelik rekorumuzu 1240 kilometreye çıkartmıştık ki bunun 250 kilometresini sürmüş olmak benim için büyük bir gelişmeydi. 1240 kilometre için 113 Euro (1 Euro = 3,27 TL) benzin parası ödedik.

13 Temmuz 2016 - Atina Elefterios Venizelos Havalimani, Atina, Yunanistan

Elefterios Venizelos havaalanının bekleme bölümü, rahat ve uzunlamasına koltukları ve renkli tasarımıyla büyükçe bir lokantayı andırıyordu ve çok sevimliydi! Uçağı beklerken, (Atina’yı saymazsak) ilk kez Türkiye’den hiçbir turisti görmediğim bir gezi yaptığımızı fark edip şaşıracaktım. Zira Madeira‘da bile görmüştüm. 🙂

Uçağa bindik ve önce İstanbul’a ardından da Ankara’ya ulaştık.

İstanbul’dan Ankara’ya geçerken tıpkı geçen sene Bosna’dan dönerken bindiğimiz gibi yine kıtalar arası uçuşlarda kullanılan dev bir Boeing 777-300ER’e bindik.

Esenboğa’da bagajları teslim aldığımızda bu sefer de benim bavulun çekme kolunun kırıldığını fark ettik! Geçen yıl da Özge’nin bavulu kırılmıştı. Tutanak tutturduk ve tamire verdik.

Yurda döndükten bir gün sonra (15 Temmuz 2016) Ankara ve İstanbul’da yaşanan darbe girişimi tüm morallerimizi altüst etti. O anlarda yaşadığımız en güzel şey; Atina’da bize ev sahipliği yapan Marianna’nın mesaj atıp durumumuzu sorup geçmiş olsun dileklerini iletmesiydi! Sayıları çok çok az olsa da, bu güzel insanlar olmasaydı, herhalde bu dünya hiç çekilmez olurdu!

14 Temmuz 2016 - Gezdigim Yerler  (Turkiye)

Bu da gezinin 5 dakikalık video anısı…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 3

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -05-

9 Temmuz 2016, Cuma (Monemvasia, Elafonisos Adası)

Saat 6’da uyanıp nefis manzaramızdan dışarıya baktığımda güneş doğmak için hazırlıklar yapıyordu. Kısa bir süre bakındıktan sonra tekrar uykuya daldım. Fakat yarım saat sonra bir kere daha uyanınca güneşi kolaçan etmek için yataktan çıkıp tekrar dışarıya baktım.

9 Temmuz 2016 - Monemvasia, Yunanistan -01-

Güneş ciddi ciddi yükseliyordu ve nefis görünüyordu!

9 Temmuz 2016 - Monemvasia, Yunanistan -02-

Saat 7’de uyanıp duş aldıktan sonra arabaya atlayıp Monemvasia adasının girişine park ettim ve yürümeye başladım.

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -01-

Yaklaşık 1 km sonra kale surlarıyla karşılaşınca, tarihi kasabalara bayılan biri olarak, heyecanlanmaya başladım.

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -02-

Surdaki kapıdan içeri girip taş sokaklar ve evlerin arasında dolaşırken kendimden geçiyordum.İsmi iki Yunanca kelime , “mone” ve “emvasia”dan türetilen ve “tek giriş” anlamı taşıyan ada 100 metre yüksekliğinde.

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -03-

Kasaba duvarları ve Bizans kiliseleri ortaçağdan kalma.

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -09-

Kasabada dolaşırken, her zaman olduğu gibi, en yüksek yerine çıkıp kuş bakışı bakmak için etrafı kolaçan ederken Aziz Sofya kilisesinin (Church of Hagia Sophia) tabelasını görüp merdivenleri tırmanmaya başladım. Kiliseye ulaşana kadar, tıpkı Kotor’daki kaleye çıkarken ki gibi ara ara durup surlar içindeki kasabaya bakıyordum. Masalımsı görünüyordu!

9 Temmuz 2016 - Church of Hagia Sophia, Monemvasia, Yunanistan -02-

9 Temmuz 2016 - Church of Hagia Sophia, Monemvasia, Yunanistan -03-

9 Temmuz 2016 - Church of Hagia Sophia, Monemvasia, Yunanistan -01-

Kilisenin önünde yer alan ve kocaman bir gövdesi bulunan zeytin ağacı, oldukça heybetli ve “görmüş geçirmiş” bir şekilde kasabayı gözlüyordu.

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -08-

Kiliseden çıktıktan sonra sola doğru ilerledim ve tepeliklerde yer alan Bizans kalıntılarına kısa bir süre göz attıktan sonra dönüşe geçtim.

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -10-

Dönüş yolunda, sadece tek kişinin geçebileceği ve sonunda kayaların içine oyulmuş bir açıklığa ulaşan bir yol görüp meraklandım. Yolu bulana kadar bir süre uğraştıktan sonra hedefime ulaştım. Uzaktan oda gibi görünen yer, kayalığa oyulmuş ufacık bir kiliseydi!

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -07-

Yazıyı hazırlarken yaptığım araştırma sırasında Monemvasia’nın Osmanlı hâkimiyeti sırasındaki adının, annemin adı olan, “Menekşe” olduğunu öğrenmek benim açımdan oldukça enteresan ve güzeldi!

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -11-

“Menekşe” bugüne kadar gördüğüm en masalımsı kasabalardan biriydi. Binlerce yıllık evlerin, yapıların arasındaki dar ve taştan sokaklarda dolaşmak çok etkileyiciydi. Tıpkı Toledo ya da Kotor’daki gibi…

9 Temmuz 2016 - Old Town, Monemvasia, Yunanistan -04-

Yolculuğumun son bölümünde arabaya kadar yürüdüm ve marketten kahvaltılık alıp eve geri döndüm.

9 Temmuz 2016 - Pounta, Yunanistan

Kahvaltının ardından arabaya atlayıp, aşığı olduğumuz Elafonisos adasına doğru yola koyulduk. Bir kere daha dağ yolundan tırmandık, bir kere daha Pounta limanına ulaştık ve bir kere daha feribota binip karşıya geçtik. Fakat bu sefer hem cumartesi olduğundan, hem de erken gittiğimizden feribotta uzunca bir sıra vardı ama yine de ilkine binebildik.

Bu sefer Simos plajının uzun tarafında olmaya karar verdik. Fakat arabayı park edip plaja ulaştığımızda ufak taraf kadar “şirin” olmadığına karar verip tekrar arabaya atladık ve ufak plaja gittik. Fakat burada da boş şemsiye yoktu. Neyse ki rüzgâr esiyordu ve sadece şezlong kiralayıp birilerinin gitmesini bekleyecektik.

9 Temmuz 2016 - Simos Plaji, Elafonisos Adasi, Yunanistan -01-

Haliyle hemen denize atladık! Dünkü gibi balıkları takip etmeye başlayıp, dev bir akvaryumda yüzme hissini yeniden yaşıyorduk. Her şey harikuladeydi!

Çıkıp şezlongda kururken görevli boşalan bir yeri işaret etti ve oraya geçtik. Bu sefer cumartesi olduğundan 5’er Euro şezlong parası ödedik ki bu rakam Yunanistan’da ödediğimiz en yüksek şezlong ücreti idi. Dünküne benzer bir menü söyledik, yüzdük, pinekledik vs. daha ne olsun!

9 Temmuz 2016 - Simos Plaji, Elafonisos Adasi, Yunanistan -02-

Dağ yolunu geceye bırakmamak için saat 18.30 civarında arabaya atladık ve feribotla Pounta’ya oradan da eve vardık. Kısa bir süre sonra kapımız çalındı. Ev sahibimiz, eşinin yaptığı kadayıf tatlısı ve yanında kaymaklı dondurma ikram ediyordu! Şerbetinin az tatlı olmasına bayıldım, tarçınlı olmasına ise şaşırdım ama inanılmaz yakışmıştı ve çok lezzetliydi! Yarısını yedikten sonra gerisini dönüşe bıraktık ve akşam yemeği için ev sahibimizin önerisi olan Trata’ya geçtik.

Denizin dibine koydukları masalardan birine oturduk. Tam karşımızda adayı ve girişindeki eski evlerin ışıklarını görüyorduk.

Zeytinyağlı ahtapot, domates, salatalık ve peynirden oluşan Yunan salatası ve ilk kez orfoz balığı ile yanında da pembe şarap sipariş ettik. Orfoz oldukça lezzetli ve roka salatası efsaneviydi!

Yemek sonrası eve döndük ve denize nazır bahçemizde nefis kadayıf tatlımızı hüplettikten sonra günü tamamladık.

10 Temmuz 2016, Cumartesi (Porto Heli)

Çoğunluğu tek şeritli yoldan olmak üzere 300 kilometre uzağımızda olan ve sygicin “5, 5 saatte gidersiniz!” dediği, gezimizin en uzun güzergâhı olan Porto Heli’ye gitmek için saat 8’de Monemvasia’ya “elveda” dedik ve arabaya atlayıp yola koyulduk. Şoför koltuğunda ben vardım ve 150 kilometrelik ilk kısmı ben sürdüm. Yolculuğun otoban bölümü benim açımdan oldukça enteresandı. Zira yoldaki eğimler, dönüşlerde neredeyse hiçbir şey manevra yapmamadan yol almamı sağlıyordu! (Bu konuda yeniyim ve ufak tefek şeylere heyecanlanıyorum. Mazur görün lütfen!)

Saat 13’de Naxos adası yerine plana dâhil ettiğimiz Porto Heli’deki Blue Beach hoteldeydik.

10 Temmuz 2016 - Blue Beach, Porto Heli, Yunanistan -01-

Plajın dibinde bulunan hotelin, bölgedeki airbnb evlerinden bile daha ucuz olması enteresandı doğrusu. Odaya yerleşirken bize yardımcı olan orta yaşlı kadın Türkiye’den olup olmadığımızı teyit ettikten sonra bir akrabasını görmüşçesine heyecanla ve gülümseyerek, “ben Midilliliyim Türkiye’yi biliyorum. Ailem hala orada yaşıyor” dedi ve gülümsedi. Biz de adayı bildiğimizi söyleyip sıcaklığından ötürü teşekkür ettik.

10 Temmuz 2016 - Blue Beach, Porto Heli, Yunanistan -02-

Bir süre dinlendikten sonra önce öğle yemeği yedik ardından da hotelden bir şemsiye alıp plaja kurduk. Deniz gayet güzel görünüyordu ve yüzerken bir sürü dil balığı görüyordum. Balıklardan biri ise oldukça enteresandı. Muhtemelen benden korktuğu için kısa süreli yüzüp ardından kendini kumların üstüne atıp ölü taklidi yapıyordu. Kısa bir süre takip ettikten sonra rahatsız etmemek için uzaklaştım.

Denizden çıktıktan ve bir süre pinekledikten sonra ana limanın açıldığı ve iç denize benzeyen yere doğru yürüdüm. Tahtadan yapılmış ve sandalların bağlandığı ufak yerler dışında görülecek pek bir şey yoktu.

10 Temmuz 2016 - Ekklisia Panagia Kilisesi, Porto Heli, Yunanistan -02-

Sonrasında oldukça minik görünen Ekklisia Panagia kilisesini gözüme kestirip ona doğru yürümeye başladım.

10 Temmuz 2016 - Ekklisia Panagia Kilisesi, Porto Heli, Yunanistan -01-

Kiliseye vardığımda kapalı olduğunu fark edip içeriye baktığımda maksimum 10-15 tane sandalye bulunduğunu gördüm. Tarihi bir kilse olmamasına rağmen bu kadar küçük olmasına şaşırmıştım.

Akşamüzeri limana gidip dolaştık. Lokal bir şeyler almak için girdiğimiz bir dükkândan zeytinyağı ve birkaç hediyelik aldık. Akşam yemeği için dükkân sahibi 2 tane lokanta önerdi. Biz de 4,5 kilometre uzağımızdaki Hinitsa’ya gitmeye karar verip arabaya atladık.

10 Temmuz 2016 - Hinitsa, Porto Heli, Yunanistan -01-

Lokanta aynı adlı bir hotele aitti ve hotelin kendine ait plajının dibinde bulunuyordu. 2 kişilik yer istediğimizi söylediğimizde orta yaşlı garson nereli olduğumuzu sordu. “Türkiye” deyince “hoş geldin komşu!” dedi ve kahkaha attı. Sonra birkaç bildiği kelimeyi sıraladı ve bizi deniz kenarındaki bir masaya yönlendirdi.

10 Temmuz 2016 - Hinitsa, Porto Heli, Yunanistan -02-

Izgara ahtapot, ızgara çipura ve balzamik sirkeli ve parmesanlı bebek roka salatası salatası söyledik. Çipura ve ahtapot tahmin ettiğimiz gibi nefisti ama asıl sürpriz parmesanlı bebek roka salatasıydı. Balzamik sosla inanılmaz lezzetliydi!

Biz yemekleri ve akabinde gelen ikram karpuzu mideyi indirirken saat 10’a geliyordu ama 3 tane 10’lu yaşlarındaki erkek çocuğu hala denizde oynuyorlardı. Enerjilerinin nereden geldiği konusunda bol muhabbet edip eğlendik.

Böylece bir günü daha gerimizde bırakmıştık.

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Atina, Corinth Canal, Nafplion, Monemvasia, Elafonisos Adası, Porto Heli, Spetses Adası – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Mehmet Ali Çetinkaya