porno,porno izle,bedava porno,türkçe porno izle,yerli porno,sikiş, porno porno izle porno

Dantel

her bir adım… ya da… birkaç seri adımın ardından… nefes nefese… ya da… istemsizce durduğun… tereddütle… ya da… tereddütsüzce…  gözlerini gerçekliğe açtığın… etrafını saran… birbirinizi bağlayan belli belirsiz iplerin ördüğü muazzam desenleri fark ettiğin… mutlu olduğun anlar…

09:19-09:44

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk

Orhan Pamuk, 1591 yılının karlı İstanbul sokaklarında, padişaha gizlice bir kitap hazırlayan nakkaşların gizemli evlerinde, 12 yıl sonra İstanbul’a dönen ve çocukluk aşkını görünce aslında oradan hiçbir zaman ayrılmadığını anlayan bir adamın ve 4 yıl önce savaşa giden ve bir daha kendisinden haber alınamayan kocasını bekleyen güzeller güzeli bir kadının iç dünyasının kapılarını 9 günlüğüne sayfalara döküyor.

III. Murad’ın padişahlığındaki İstanbul sokaklarında geçen roman, bir yandan hattat ve nakkaşların dünyasına ait, oldukça ayrıntılı bir şekilde, bilgiler verirken bir yandan da gizemli bir polisiye hikayeyi sayfalarına döküyor.

Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı olan Benim Adım Kırmızı’nın Osmanlı atmosferi ve gizemli hikayesi oldukça başarılıydı. Ama yazarın inanılmaz detaycılığı ve ayrıntı düşkünlüğünün özellikle sonlara doğru kısa kısa da olsa düşmemi sağladığını itiraf etmeliyim.

Kitaptan;

“Yalnızca ihtiyar ve kör bir nakkaş olarak ben, Allah’ın alemi yedi yaşındaki akıllı bir çocuğun görmek isteyeceği gibi yarattığını biliyorum. Çünkü Allah alemi önce görülsün diye yarattı. Sonra da gördüğümüzü birbirimizle paylaşalım, konuşalım diye kelimeleri verdi bize, ama biz kelimelerden hikayeler yaptık da nakşı bu hikayeler için yapılır sandık. Oysa nakış doğrudan Allah’ın hatıralarını aramak, alemi onun gördüğü gibi görmektir.”

* * *

Hepimizin hayatında, daha başımızdan geçerken bile, bundan sonra çok uzun bir süre hiç unutamayacağımız bir şeyi yaşamakta olduğumuzu anladığımız zamanlar vardır: Hüzünlü bir yağmur yağıyordu.

* * *

Belki şimdiye kadar anlamışsınızdır: Benim gibi adamlar için, yani aşkı ve acıyı, mutluluk ve sefaleti eninde sonunda ezeli bir yalnızlığın bahanesi haline getiren benim gibi keder erbabı için, hayatta ne büyük sevinçler olur, ne de büyük üzüntüler. Başkalarının ruhu bu duygularla altüst olduğu vakit onları hiç anlayamayiz demiyorum; tam tersi, bu duyguları derinlemesine yaşayanları fazla fazla anlarız. Anlayamadığımız şey ise, o sırada kendi ruhumuzun içine gömüldüğü tuhaf telaştır. Aklımızı, gönlümüzü karartan bu sessiz telaş hissetmemiz gereken asıl sevincin ve üzüntünün yerini alır.

Yara

öptükçe… kokladıkça… sarıldıkça… geçmişini… şimdisini… geleceğini… her şeyini… kabullendikçe… acılarını paylaştıkça… yaralarını sardıkça… boşluklarını doldurdukça… kalbinde… beyninde ona yer açtıkça… mutlu ettikçe… mutlu olduğunu… mutlu olacağını… yaralarının sarılacağını… boşluklarının dolacağını… fark ettiğin anlar…

11:14 – 11:36

Eksik Parça(n)

aslında birbirinizin ihtiyaçları olduğunu fark ettiğin anlar… yıllardır aradığın puzzle’ının tek eksik parçası gibi… bulduğun günden beri… kaybolmasın diye yanından ayırmadığın… kimseler görmesin… nazar değmesin diye pamuklara sararak sakladığın… ama dayamayıp an ve an öpüp kokladığın, elini üzerinde dolaştırdığın… kıymetlin…

11:48-11:56

Gözlerini Kapa(t)mak

kimi zaman… elleriyle vücudunu sarıp, başını göğsünün üstüne yaslayarak… kimi zaman… arkasını dönüp, onu sarmanı, boynunu, ense kökünü, başının arkasını, omuzlarını, sırtını öpmeni bekleyerek… kimi zamansa… sadece sırt üstü uzanıp, ellerinizin birbirleriyle raks edişleriyle… huzurun sakinliği… mutluluğun sıcaklığıyla… gözlerinizi güne kapattığınız anlar…

9:40-10:16

İz

daha iyi görebilmek için gözlerini kısarak odaklandığın… daha iyi duyabilmek için başını o yöne doğru çevirip, kulaklarını yaklaştırdığın…. daha iyi tadabilmek için ağzının içinde yavaş yavaş dolaştırdığın… daha iyi koklayabilmek için olabildiğince derin bir nefes aldığın… daha iyi hissedebilmek için parmaklarını üzerinde usul usul dolaştırdığın… güzel olan her şeyde… ona ait bir iz bulduğun… mutluluktan karnının kasıldığı anlar…

16:41 – 17:11

Işık

devasa kara bulutların kapladığı gökyüzünde… keşfettiği ufacık delikten hayatına sızan bir ışık huzmesi olduğunu hissettiğin anlar… karanlıklara gömülüp unutulmaya yüz tutmuş renklerini yeniden ortaya seren… ihtiyacın olan her şeyi verip… seni hayata döndüren…

09:59-10:11

Öpmek

öpmek… sadece… öpmek istediğin anlar… saatlerce… her bir milimetrekaresini… ama önce kokusunu ciğerlerinin en kuytularına hapsedecek kadar içine çektikten sonra… kalan son nefes kırıntılarıyla… kutsamak… sadece… kutsamak… istediğin…

11:05-11:13

Mehmet Ali Çetinkaya