Yeni Rakı 1937 Serisi (Şehir Serisi) ve Unrushed Germany Series Rakı Bardağı Koleksiyonları

Çocukluğumdan beri “güzel” obje koleksiyonu yapıyorum. Bu bazen hiç görmediğim bir ülkenin pulu, bazen güzel motifli bir demir para, bazen eşsiz bir deniz camı ya da fayansı, bazen de neon ışıkta görünür olan motiflerle bezenmiş alüminyum bir içecek şişesi oldu. Fakat bardak biriktireceğim hiç mi hiç aklıma gelmezdi doğrusu…

Bir akşam oturduğumuz mekanda gördüğüm ve doğrudan ilgimi çekmeyi başaran mavi-beyaz tonlardaki, oldukça sade ve güzel motiflerle bezenmiş üzerinde Ankara Kalesi ve kuğu olan rakı bardağından bir adet alıp eve getirmiştim.

Birkaç gün sonra Özlem’e bardaktan bahsettiğimde, onda da aynı türden iki farklı bardak olduğunu ve

birinin Adana’dan geldiğini öğrenip bunların muhtemelen bir serinin üyeleri olduğunu düşünmeye başladım.

Tam da bu tarihlerde Köyceğiz‘de kaldığımız hotelde, sonradan Diyarbakır olduğunu öğreneceğim, farklı bir bardak daha buldum ve seriyi tamamlamaya karar verdim.

Facebook’taki rakı koleksiyoncuları sayesinde serinin “Şehir Serisi” diye adlandırıldığını çünkü ilgili şehir için özel olarak tasarlanan bardakların sadece o şehirdeki meyhanelerde bulunabildiği bilgisine ulaştığımda aklıma, Coca-Cola’nın ilk alüminyum şişe seti olan ve 5 farklı kıta için tasarlanıp her birinin sadece ilgili kıtadaki gece kulüplerine dağıtıldığı, ve üzerinde neon ışığına duyarlı motifler barındıran nefis Magnificent 5 ya da bilinen adıyla M5 serisi gelmişti.

Gruplarda paylaşılan bir sürü farklı şehir bardağı fotoğrafı gördükten sonra asıl ulaşmak istediğim, bu serinin toplam kaç bardaktan oluştuğu sorusunun cevabıydı. Çünkü her yeni koleksiyona çerçeveyi net bir şekilde çizerek başlamak benim için oldukça önemliydi.

Birçok kişiden farklı cevaplar aldıktan sonra Coca-Cola koleksiyonundan tanıdığım Melis’in yardımıyla serinin bilinen 46 farklı bardaktan oluştuğu bilgisine ulaştım. Fakat listeyi incelemeye başladığımda muhtemelen basım hataları nedeniyle bazı bardaklarda Yeni Rakı logosunun ya da şirketin kuruluş yılı olan 1937 tarihinin olmadığı veya motiflerdeki renk tonlarının farklı olmasından ötürü listeye eklendiğini fark edip bunları listeden düşürdüm. Çünkü benim için önemli olan tam anlamıyla farklı motifler içeren bardaklardı. Bu yüzden de listemde 35 bardak yer alıyordu.

Adet olduğu üzere hemen bir “docs” açıp bardakları tek tek not etmeye ardından da karşılarına elimde olanları yazmaya başladım. Böylece “şehir serisi” koleksiyonumu resmi olarak başlamış oldum.

Listeye bakarken bana en garip gelen ve diğer bardaklara göre bariz bir şekilde farklı olan İstanbul’daki meyhanelere dağıtılan Rastgele bardağıydı. Çünkü üstündeki motifler diğerlerinden tamamen farklıydı. E, o zaman bu bardak neden listede yer alıyordu?

Soruyu birkaç kişiye sorduktan sonra sıkı bir koleksiyoncu olan Barış Karacasu’dan Şehir Serisi denilen bardak serisinin aslında 1937 Bardak Serisi olduğunu çünkü Yeni Rakı’nın ilk kez bardaklarına şirketin kuruluş yılı olan 1937 tarihini bastığını öğreniyordum. Bu yüzden de Rastgele bardağı listemde yer alıyordu. Çok zarif ve güzel olduğu için ben de bardağı listeme dahil etmeye karar verdim.

Koleksiyonculukta en önemli şey ikili ilişkiler. Hele ki biriktirilen şey sadece ilgili şehirlerde bulunabilecek bir şeylerse. Bu yüzden listede yer alan şehirlere giden ya da orada ikamet eden ve elbette nazım geçenlere durumdan bahsedip “aklınızda olsun” diyerek işe başladım.

Bardakları birer birer toplarken aynı zamanda çok güzel ve şaşkınlık verici anılar da biriktiriyordum.

Mesela Bozcaada’ya gittiğini öğrenince hemen kanca attığım Engin, gittikleri bir meyhanede rastlayıp 3 tane Bozcaada bardağı alarak dönmüştü Ankara’ya. Buluştuğumuz gün, “mali, hanım görünce bardakları çok sevdi, kırmadım o yüzden sana 2 tane getirdim olur mu?” diye mahcup bir şekilde soruşu koleksiyonun en değerli anlarından biriydi. “Olur mu Abi. Oraya kadar gitmiş bir de bardak getirmişsin. İstediğin kadar alabilirsin!” demiştim.

Ya da Almanya’daki 5 şehirde yayınlanan Unrushed Germany Serisi’ni bulmak için yardımına başvurduğum Tanıl Abi’nin kısa sürede bardakları edindikten sonra gelen kargoyu beraber açışımız ve Tanıl Abi’nin Köln bardağını görünce, çekine çekine, “mali ya, malum Köln’ü çok severim görünce çok sevdim. Bundan bir tane alsam çok mu ayıp etmiş olurum?” deyişi de benzer bir şekilde hiç unutmayacağım anlardan biri oldu.

Sıkı bir Eskişehirspor taraftarı olan ve aynı zamanda Gençlerbirliği’ne de sempati duyan Bülent (Gürsoy) Abi’yi arayıp Eskişehir bardağından bahsettikten birkaç gün sonra beni arayıp “bardaklar hazır, ne zaman bırakayım” diyerek beni dumura uğratması!

Bir Gençlerbirliği deplasman maçını izlemek için gittiğim Tanıl Abilerde, içeri girer girmez Tanıl Abi’nin “biz söz verirsek yaparız!” diye caka satarak bir türlü bulamadığım Efes bardaklarından iki tanesini masanın üstüne bırakışı ve bardakları algıladığım an mutluluktan çılgına dönmem!

Esra ve Abreg, “şehir serisi” konusunda en fazla kafalarını ütülediğim insanlar oldular. Setin son parçalarından biri olan Horon bardağı için yaptığım tüm araştırmalar sürekli suya düşüyor ama Esra her zaman pozitifliğini koruyarak, “ben sana bu bardağı bulacağım dert etme” diyordu.

Bir gün Esra, Instagram’da bir arkadaşının paylaştığı meyhane fotosunu atıp, “gördün mü?” diye sordu. Anlamamıştım. Çünkü öndeki bardaklar bizde de olan bardaklardan biriydi, diğerleri ise tam olarak anlaşılamıyordu. Esra bir süre sonra, “fotoyu büyüt ve arkadakinin üstündeki motife dikkatli bak” dedi. Büyütünce belli belirsiz arkadaki bardağın üstündeki horon oynayanları görüp heyecanlandım. Sonrasında da hikayenin tamamını öğrendim; Esra arkadaşının paylaştığı fotoya bakarken şahin gözleriyle horon bardağını görüp arkadaşına ulaşıyor ve “hangi meyhane o?” diye soruyor. Bir sonraki gün öğle arasında atlıyor meyhaneye gidiyor ve durumu anlatıp çalışanlardan rica ediyor ve bardağı ediniyor! Koleksiyonun özveri hikayesi!

Hakkını yemeyelim Abreg gibi ciddi bir adamın, benden illallah edip de yapmış olabilir ama, facebookta horon bardağı için ilan çıkması da koleksiyonun en acayip anlarından biriydi. Gözlerim buğulanmıştı. 🙂 Sonraları bir öğrencisi bulup getirmiş. O da ikinci bardağım olmuştu.

Bir de deplasman ganimetleri var;

Beşiktaş deplasmanındayken Fahriye’yle Beşiktaş çarşıda oturduğumuz mekanda bulup sevindirik olduğum Beşiktaş bardağı;

Alanya deplasmanından Antalya’ya dönerken İstanbul tayfasıyla iki laflamak için oturduğumuz lokantadaki neredeyse tüm masalarda görüp kendimi cennete düşmüş gibi hissettiğim Antalya bardağı.

Kapadokya bardağı ise başka bir hikaye; Doğum günüm için Ürgüp’e giderken aklımdaki en önemli şeylerden biri Kapadokya bardağı bulmaktı. Fakat sorup soruşturmama, hatta önerilen bir mekana gitmeme rağmen bardağı bulamamış ve hüsranla otele geri dönmüştüm. Bir sonraki gün bahçesinde mangal yapılan bir mekana gitmiş ve lavaboya doğru ilerlerken içerideki masalarda bardakların olduğunu görüp mutluluktan havalara uçmuştum.

İstanbul’da çıkan bardakların bir kısmı aynı zamanda havalimanlarında alınan rakıların yanında eşantiyon olarak dağıtılmıştı. Bunların diğer bardaklardan farkı ise YR olan Yeni Rakı logosunun aslan şeklinde olmasıydı. Ayrıca yine İstanbul bardaklarından bazılarına İngilizce olarak yer adları da eklenerek yine havalimanlarında satıldı. Bu yüzden bazı bardakların 3 farklı çeşidi vardı. Ben ise motifleri tamamen aynı olduğu için bunlardan herhangi birini bulduğum zaman üzerine çek atıyordum.

Fakat 35 parça olduğunu düşündüğüm koleksiyonun teklerini bitirdiğimi düşündüğüm günlerde elime geçen bir export Kız Kulesi bardağına şöyle bir göz gezdirirken normal bardaktan farklı bir motif olduğunu görüp şaşırdım. Çünkü motiflerde belirgin bir farklılık olması çerçeveyi genişletmeme sebbebiyet verecekti. Bu yüzden export ve İngilizce olan bardakları bir şekilde bulup karşılaştırmaya başladım. Bu konuda sıkı koleksiyoner Kenan Köroğlu çok yardımcı oldu. Ve sonunda Kız Kulesi,

Galata Kulesi ve

eski yeni Diyarbakır bardaklarında belirgin farklar görüp bu üç bardağı da koleksiyona ekledim ve 38 parça bardağı tamamlayıp sonrasında da çiftlerini bulup koleksiyona noktayı koydum.

Çiftler de bitmeye yakın, “bardakları nasıl sergileyebilirim?” sorusu ortaya çıktı.  Bunun cevabını da ofisten Sinem verdi  ve IKEA’da satılan cam rafları önerdi. 3 katlı olan raf toplam 39 parça alabilecek durumdaydı ve tam anlamıyla işimi görüyordu.

Onu da alıp salona kurdum, bardakları dizdim ve bir adım geriye çekilip koleksiyona göz gezdirdim. Harikulade görünüyorlardı.

Dostların büyük destekleriyle, çok kısa sürede hep birlikte koleksiyona noktayı koymayı başardık! İyi ki varsınız!

Koleksiyonun benim için bir de hüzünlü anı var. O da, çok sevdiğim Ural Abiyle bu bardakların bazılarını yemeklerimizde kullanmamız ve, kısa bir süre sonra onun için de “ruhuna değsin!” diyeceğimizden habersizce, orada olmayanlar için “ruhuna değsin!” demelerimizdi… 🙁



“Yeni Rakı 1937 Serisi (Şehir Serisi) ve Unrushed Germany Series Rakı Bardağı Koleksiyonları” üzerine 2 düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.