Kategori arşivi: Maç Biletleri

21. Deplasmanım ve Gördüğüm 22. Stad: Dr. Necmettin Şeyhoğlu (221 km)

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu -2-

Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 221 km.

Sezon öncesi, deplasman yapmayı düşündüğüm şehirlerden biri de Karabük’tü. Maç tarihleri daha belli olmadan önce, maçın oynanacağı hafta sonu Özge ve ablası ile hem Tolga’yı ziyaret etmek, hem de gezmek için Karabük’e gitme kararı almış olmamız ilginç bir rastlantı oldu. Fakat ortada bir sorun vardı; Cumartesi günü sabahtan yola çıkıp Karabük’e gidilecek, o akşam orada kalıp pazar günü akşam 8 civarlarında geri dönülecekti. Ama maç saati de 8 olunca ben alternatif bir dönüş planı yapmaya koyuldum. Ama etrafımdakilerin hiçbirine deplasman fikri cazip gelmiyordu. Ben de otobüsle dönmeye karar verip uygun bir sefer aramaya başladım. Ama ne komiktir ki akşam 7’den sonra Karabük’ten Ankara’ya gelen sadece Kastamonu-Ankara seferi yapan bir tane otobüs vardı ki, o da doluydu. Moralim bozulmuştu. Ama Allahtan, Alkaralar.com‘a durumu yazdığımda, Atila abilerin ailecek deplasmana gideceklerini ve dönüşte arabada bir kişilik yer olduğunu öğrenince derin bir nefes aldım.

Cumartesi günü saat 8:30 civarlarında Özlemleri alıp, Karabük – Safranbolu (ve benim için deplasman) yolculuğumuza start verdik. Oldukça sıcak bir hafta sonundan sonra havanın serinlemiş olması ve özellikle cumartesi günü Karabük’te yağmur yağacağını öğrenmek (sonrasında memnun olacağımızdan habersiz olarak) can sıkıcıydı. Gerede sapağına yaklaştıkça artan sis, aklıma geçen Nisan’da yaptığımız Amasra, Cide, Safranbolu gezimiz sırasında bol siste çıkmaya çalıştığımız ama bir süre sonra vazgeçtiğimiz Küre Dağları’na gitme çabalarımızı getirdi.

Gerede’den Karabük’e doğru dönünce ara ara yağmurlu ve bol bulutlu bir hava ile karşılaştık. Saat 11:15’de Karabük’e vardığımızda ilk iş olarak kahvaltı için Kastamonu yolundaki Kadı Efendi’ye gittik. Saat 2 gibi Tolga’yı aldık ve Karabük gezimiz resmen başlamış oldu.

31 Agustos 2013 - Tokatli Kanyonu, Kristal Teras, Safranbolu, Karabuk -3-

Yaklaşık 1 yıldır Karabük’te yaşayan Tolga’nın verdiği oldukça ilginç bilgiler eşliğinde hızlı bir şehir turu yaptık. Bu sırada, deplasmanlardaki en hayati bilgilerden biri olan stadın yerini de öğrenmiş oldum! Ardından Safranbolu tarafındaki Tokatlı Kanyonu’nu tepeden gören Kristal Teras’a gittik.

Mehmet Ali Cetinkaya - 31 Agustos 2013 - Tokatli Kanyonu, Kristal Teras, Safranbolu, Karabuk

31 Agustos 2013 - Tokatli Kanyonu, Kristal Teras, Safranbolu, Karabuk -2-

İnsanın cam bir platformda yürürken aşağıdaki derinliği görmesinin hiç de iyi bir duygu olmadığını tecrübe edindik. Bir de buna, terasa çıktığımızda arkamızda sürekli zıplayan çocuğun terası sallaması eklenince iyice gıcık olduk.

31 Agustos 2013 - Tokatli Kanyonu, Kristal Teras, Safranbolu, Karabuk -1-

Bir süre Teras’da zaman geçirdikten sonra Tokatlı Kanyon’una inmeye karar verdik.

31 Agustos 2013 - Tokatli Kanyonu, Safranbolu, Karabuk

204 basamağı inerken kanyon duvarlarında gördüğümüz oyuklar oldukça enteresandı. Aşağıda önce bir kafe, sonrasında paintball oynanan bir alan ve son olarak da at binilen bir yer vardı. Tüm yolu bir yandan gezerken bir yandan da dikenlerinden sakınarak itinayla olgun böğürtlen toplamaya çalışıyorduk.

31 Agustos 2013 - Incekaya Su Kemeri, Safranbolu, Karabuk

Dönüş yolunda nefes nefese kalmış bir şekilde en üstteki basamağa ulaştığımızda, yan taraftaki İncekaya Su Kemeri’nin üstündeki insanları görüp, oraya doğru yöneldik. Doğal olarak, üzerinde hiçbir korkuluğun bulunmadığı dar su kemerinin üstüne çıkmak yasaktı. Tellerle kaplı girişin esnetilmiş yerinden insanlar su kemerine çıkıp yürüyorlardı. Evet, biz de aynı suçu işledik ve kemer üstünde bir süre yürüyüp geri dönük!

Akşam yemeğini ardından Safranbolu’da hem kahve içmek için Boncuk Kafe’ye gittik. İlk kez Safranbolu’yu gece görüyordum ve daha önce geldiğimde olduğu gibi yine çok sevdim. Çarşının içinde yer alan Boncuk Kafe’nin önünde insanlar oturmuşlar saz çalıp şarkı söyleyen iki kişiyi dinliyorlardı. Biz de yer bulamadığımız için içeri geçtik. Kahvelerimizi içip, yanında ikram edilen, tatlı-ekşinin nefis bir uyumuna sahip olan karadut-böğürtlen şırasını yudumladık. Hesabı öderken Ankara’ya götürmek için biraz şıra satın aldım.

1 Eylül 2013, Pazar

Pazar günü kahvaltı için Konarı göllerinden birinin etrafında kurulu olan tesislere gittik. Ufak bir alanı kapsayan gölü ilk gördüğümüzde havuza benzettik. Fakat Tolga’nın yaptığı kısa bir araştırmadan sonra golün, 1945-46 yıllarında İngiltere’den getirilen ve elektrik ya da yakıt kullanılmadan sadece su basıncı ile çalışan pompa sistemi ile Konarı köyüne su sağladığını ve goldeki oksijen oranının az olduğunu, ısının ise her mevsim 20-24 derece arası olduğunu öğrenecektik.

1 Eylul 2013 - Degirmen Restaurant, Safranbolu, Karabuk -2-

1 Eylul 2013 - Degirmen Restaurant, Safranbolu, Karabuk -1-

Yemeğin ardından çocuklar ve büyükler için lunapark eğlencesine ve ardından da yemek yemek üzere, su değirmenleriyle un öğüten ve aynı zamanda lokanta olarak işletilen Değirmen Restaurant’a gittik.

Karabük Deplasmanı

Akşam 7 civarlarında kırmızı-siyah formamı giyip bizimkilere iyi yolculuklar diledikten sonra stadyuma giden sokağın başında arabadan indim. Stadyum, eski işçi lojmanlarının bulunduğu ağaçlık bir yerde bulunduğundan gayet güzel görünüyor. Yaklaştıkça gürültü ve kalabalık artmaya başladı. Polis kontrolünden geçerken, görevli polis biletimi sordu. Deplasman taraftarı olduğumu söyleyince beni arka sokaktan deplasman girişine yönlendirdi. Stadın bir yan paralel sokağından yokuşu tırmanıp stada doğru tekrar aşağıya doğru döndüğümde ikinci bir polis noktasına ulaştım. Yeniden biletim sorulduğunda deplasman taraftarı olduğumu yineledim. Polis burada biletin satılmadığını ve Onur Park’a gitmemi söyledi. Oldukça terlemiş ve sıkılmış olarak, bilginin güvenilirliğini kontrol etmek üzere deplasman girişine doğru ilerledim. Orada da aynı cevabı alınca kapalı tribünün önünden geçerek yürümeye başladım. Onur Park’ı sorduğum bir Karabük’lü “beni takip et, ben de bilet alacağım” dedi.

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi Mac Bileti

Teşekkür ettikten sonra bana hangi tribünden bilet alacağını sordu. Ben de, “herhalde bize tek bir tribün vermişlerdir. Çünkü Gençlerbirlikliyim” deyip gülünce, bana dönüp “biz Gençler taraftarını Behzat Ç.’den öğrendik” dedi ve güldü.

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu -1-

Biletleri alıp tekrar kapalının önünden geçip Güney Kale Arkası’na geldim ve içeri girdim. Polisler, İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Fenerbahçe deplasmanlarında olduğu gibi, “güvenlik gerekçesiyle” bizi 2 katlı tribünün üst katına yönlendiriyorlardı.

Mehmet Ali Çetinkaya - 1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu

Tribüne çıktığımda Atila abi, eşi, Ozan ve İpek’i görüp yanlarına oturdum. Bir süre muhabbet ettikten sonra adet olduğu gibi, tribündeki en iyi açıyı bulmaya çalıştım.

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu -2-

 

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu -3-

Karşıda yer alan kuzey kale arkasında Karabük’ün taraftar grubu Mavi Ateş’liler yer alıyordu. Sağda kapalı tribün ve sol tarafta ise henüz yapımı tamamlanmamış olan maraton tribünü vardı. Stadyum “kutu” gibiydi ve çimlerle tribün arasında ekstra bir alan bulunmadığı için kale arkasında bile görüş açısı gayet güzeldi.

Bir süre sonra Mustafa abi ve ailesi de tribündeki yerlerini aldılar. Bu arada biz yerimizi değiştirip tribünün en soluna geçip stadı daha çaprazdan gören bir yere geçtik.

Metin hoca, geçen hafta Ankara’da beklediğimizden çok iyi bir performans sergileyen takımda iki tane değişiklik yapmıştı. Stoperde Ante’nin kart cezası nedeniyle görev alan Ahmet’in yerini yine Ante ve Gosso’nun yerine de Özgür kadroya alınmıştı.

Maçın hemen başında, pek alışık olmadığımız bir şekilde sürekli ileriye doğru oynayan bir takım izlemeye başladık. Hem topu ayağımızda tutuyor, hem rakip ataklarını çoğalarak kesiyor hem de hızlı çıkarak pozisyona girmeye çalışıyorduk. Sanırım tek handikabımız Zec’in en ileride görev almasıydı. Çünkü geldiği günden beri Zec, forvet arkası olduğunu ve ileride baskı altında tek adam olamayacağını defalarca kanıtlamıştı. Ama malum “bir kere daha” yeni bir teknik direktör ve yeni kurulan bir ekip olduğumuz için bu tarz denemeler yapmaya mecburduk!

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu -5-

Soldan Uğur ve Stanku, ortadan Nizamettin ve sağdan Jimmy’nin hızlı çıkışları ve Özgür’ün nefis müdahalelerini izledikçe tribünlerde iyice iştahlanmıştık. Jimmy’nin önümüzdeki kaleye gönderdiği füzenin direkte patlaması ve Zec’in kale sahasına çaprazdan girip uzak köşeye plase yapmak isterken dışarı attığı pozisyonla saç baş yolduk.

İlk yarının son 15 dakikasında Karabükspor çok fazla serbest vuruş kazanmaya başladı. Pozisyonların birçoğunu garip bir şekilde anlayamadık. Çünkü sanki fauller hep topsuz alanda oluyordu. Çünkü biz pozisyonu izlerken topu takip ediyorduk ve top, hamlelerle yön değiştirmeye devam ediyordu. Bu arada düdük çalıyor ve yerde bir Karabük’lü görüyorduk.

İlk yarı 0-0 sona erdikten sonra alt tribüne gidip biraz da oradan stadyumu inceledim.

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi, Dr Necmettin Seyhoglu Stadyumu, KaraKizil Stiker

Üst kata dönerken Kara Kızıl’dan Barkın’ın C Blok tabelası üzerine tribün gruplarının stikerlarını yapıştırdığını gördüm. Özellikle “Kona Moshoeu Kushe Golleri Döşe” stikerı çok başarılıydı…

Geçen yıl Türk Telekom Arena’da Galatasaray’ı 1-0 yendiğimiz maçta, Schalke taraftar gruplarının stikerlarını görmüş, Abregle konuşmuş ve biz de birkaç tane hazırlayıp deplasmanlarda yapıştırmayı düşünmüştük. Ama hala aksiyona geçemedik!

İkinci yarının başlarında yine ileriye doğru oynayamaya çalıştık ama sonrasında Karabükspor’un topa hakim olmaya başlamasıyla birlikte geri çekilmeye başladık. Bu süre zarfında Ramazan’ın biri yerden biri de havadan gelen iki tane topu kurtarması ve Karabüklü bir oyuncu ceza alanı içinde şut çekmek üzereyken Tosic’in son anda kayarak topu dışarı atışını izledik. Fakat işin ilginç yanı ilk yarıda olduğu gibi Deniz Ateş Bitnel’in faul kararlarının birçoğuna yine anlam veremiyorduk.

1 Eylul 2013 - Karabukspor - Genclerbirligi

Derken maçın son anlarında kullanılan bir serbest atışta Ante’nin Samba Sow’u itmesinin ardından çalınan penaltıyla şok olduk. Çünkü bu pozisyonu da anlayamamıştık! Ne yerde yatan biri vardı, ne hakeme itiraz eden herhangi bir Karabüksporlu futbolcu, ne de olası bir avut düdüğüne tepki gösterecek Karabüklü taraftar!

Bir gün sonra özetlere baktığımda Ante’nin gerçekten Sow’u ittiğini gördüm. Ama penaltı kararı çok acımasızcaydı! Çünkü hakem bu pozisyona penaltı çalarsa, her maç en az 4-5 tane penaltı vermesi gerekirdi!

Golden sonra iki tane Karabüklü futbolcu kazandıkları bir köşe atışı kararının ardından köşe noktasına gidip beklemeye başladılar. Bir ara sanırım Karabüklülerden biri topa dokundu. Ama sonrasında ne onlar, ne de bizimkiler ne olduğunu anlayamadılar. Bu arada hakem ısrarla topun olduğu yeri gösteriyordu. Ardından Doğa gidip topu aldı, yere koydu ve hakem düdük çalarak bir kere daha oyuna müdahale etti. Bu sefer Karabüklüler topu aldı ve aynı şeyler tekrar başa döndü. Bu arada bizler tribünde saç baş yolarken, Metin Diyadin de sahaya daldı. Ve tribünlere gönderildi. Ardından kullanılan taçtan sonra da hakem maçı bitirdi!

Uzunca bir süre ıslıklar ve “acemi hakem” tezahüratlarından sonra sinirli ve moralsiz bir şekilde alt kata inip kapıların açılmasını bekledik.

Atila abilerin arabasında, bol ikramlar eşliğinde yaptığımız güzel yolculuğu, Dorukkaya tesislerinde ara verdiğimiz sırada takım otobüsü geldi. Atila abi otobüsten sinirli bir şekilde inen Metin Diyadin’e “geçmiş olsun hocam” deyince, Metin hoca kısa bir süre Atila abiye baktıktan sonra sinirli bir şekilde uzaklaştı. Sonrasında otobüsten inen Cem Onuk, Atila abiye, “Süper Lig’deki ilk maçında bizi yaktı hakem!” diye dert yanıyordu…

Kişisel deplasman karnesi: 21maç, 3g, 8b, 10m, 15ga, 29gy.

Dip Not: Dr. Necmettin Şeyhoğlu’den önce gördüğüm 21 stadyum sırasıyla şunlar: Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak, Ali Sami Yen, Samsun 19 Mayıs, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu, 19 Eylül, İstanbul Atatürk Olimpiyat, Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has, Türk Telekom Arena, Hüseyin Avni Aker.

İlgili Maç: 2013-2014 Sezonu Spor Toto Süper Lig 3. Hafta Maçı Kardemir Karabükspor 1-0 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım:22. Deplasmanım ve Gördüğüm 24. Stad: Başakşehir Fatih Terim (469 km)

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “20. Deplasmanım ve 2. (ve son) Kez Beşiktaş İnönü (445 km)”

2004-05 Sezonu UEFA Kupası 1. Tur: Egaleo

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -02-

2. Ön Eleme Turu’nda HNK Rijeka‘yı özellikle deplasmanda oynadığı oldukça kötü futbol sonrasında büyük bir “şans eseri” eleyen Gençlerbirliği’nin UEFA Kupası 1. Tur’undaki rakibi 2003-04 sezonunda Yunanistan Süper Lig’ini 5. olarak tamamlayan Atina ekibi Egaleo olmuştu. O sezon ilk kez düzenlenecek olan UEFA Kupası gruplarına kalmak için oldukça güzel bir kura çektiğimizi düşünmüştük. Sonuçta Egaleo bize göre ufak bir kulüptü. Zaten kura çekimden sonra Yunan basınında da, Alkaralar’ın bir önceki sezon UEFA Kupası’nda gösterdiği performansa gönderme yapılarak “Egaleo devlerin katiliyle eşleşti” diye yazılıyordu.

İlk Maç

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -01-

İlk karşılaşma 16 Eylül’de Atina’da oynanacaktı. Maçın televizyonda canlı olarak yayınlanması için son dakikaya kadar haber kollamıştık. Fakat hiçbir olumlu bilgi gelmedi ve maç televizyonda yayınlanmadı. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın yabancı takımlarla oynadıkları hazırlık maçlarını bile “milliyetçi duyguları” pohpohlayarak canlı yayında sunan televizyonlar UEFA Kupası’nda bir önceki sezon gösterdiği başarıyla ilgi çeken Gençlerbirliği’nin maçını göstermediler.

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi.Mac.Bileti

(Yıllar sonra, Avrupa Kupalarında Türk takımlarının maç biletlerini toplayan bir koleksiyonerle tanışmıştım. Bana deplasmandaki maçımızın biletini göndermişti.)

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -01-

 

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -07-

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -06-

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -05-

Maçın canlı yayınlanmaması nedeniyle neler olup bittiğini çok fazla bilmiyorduk. Ama sonuç kötüydü. 14. dakikada penaltıdan yediğimiz golle sahadan 1-0 yenik ayrılmıştık. Maçtan sonra basına yansıyan dakika-skor yazılarını okumakla yetinmiştik.

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -03-

16.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.1.Maci.Egaleo1-0Genclerbirligi -04-

Sonraları macanilari.com’da Alan Shearer nickli arkadaşın yazdıklarından şöyle bir de bilgi öğreniştik: “Maç esnasında bir de bayrak krizi yaşanmıştır. Kale arkasındaki taraftarlar arasında bulunan bayrak direklerinden Türk bayrağı indirilmiş, Gençlerbirliği bu durum düzeltilmediği sürece maça çıkmayacağını bildirmiş, Türk bayrağı yeniden dikildikten sonra bayrak direkleri çevresi seyircilerden arındırılmış ve Gençlerbirliği böylece sahaya çıkabilmiştir.”

İkinci Maç

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -1-

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -2-

Ankara’daki rövanş karşılaşmasının saati 18 olunca gidememiş ve televizyonda izleme planları yapmaya başlamıştım. Ama çeşitli nedenlerden ötürü zevksiz ve kısır giden maça kısa kısa bakabilmiştim. Hele bir de 42’de golü yiyince tüm inancım bitmişti.

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -4-

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -3-

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -5-

O gün tribünlerde yaşananları ve daha üzerinden bir yıl geçmeden teknik ekipte ve takımda yaşanan erozyonun yönetim kararları ve taraftarlarda da yaşandığını Necdet abi (Özkazancı) alkaralar.com’a yazdığı yazıda çok güzel özetlemişti;

– Taraftarlarca istifaya davet edilen, ancak başkanın da yönlendirmesiyle takım dibe vuruncaya kadar istifa etmeyi düşünmeyen, bu arada takımı toparlamak için herhangi bir çare de üretemeyen ve zamanı boşa harcayan bir teknik direktör.

– Bir yanda annesi, babası ya da bir büyüğü tarafından büyük bir heves ve heyecanla elinden tutulup maça getirilen, ancak kapıda bilet almaya zorlanan ve stada alınmayan minicik çocuklar. Diğer yanda UEFA kupası maçında stada (maraton tribünü) bedava alınan ve bir kereliğine geldiği maçta Gençlerbirliği taraftarlarının tribün kültürüne yakışmayacak bir şekilde “kahpe Yunan”, “Yunanistan köpeğine”, “ayağa kalkmayan Yunanlı olsun” gibi ırkçı tezahüratlar yapan ve sakatlanan rakip futbolculara “oh” çeken taraftar müsveddeleri.

– Maçın son 10 dakikasında yönetimi ve Erdoğan Arıca’yı istifaya davet eden, ama bu arada takımı bırakıp gitmiş olan eski teknik direktör Ersun Yanal ile eski futbolcular Ahmet Hassan, Deniz Barış ve Serkan Balcı lehinde de tezahürat yapan bazı taraftarlar.

– Sayısının azlığından yakınılan, ama kulübün daha iyi noktalara gelmesi için hiçbir çıkar gözetmeksizin kendince çaba gösteren, kafa yoran, tartışan, çırpınan, gerektiğinde yapıcı eleştiri ve önerilerde bulunan, maçlarda takımı yalnız bırakmayan, küfür etmeyen, “disiplin + centilmenlik = Gençlerbirliği” kültürüne sahip taraftarlar.

Bu cümlelerden sonra geriye yazacak hiçbir şey kalmıyor. 2003-04 sezonunda UEFA Kupası’nda fırtına gibi esen takımın teknik dierktörü ve bazı futbolcuları gittikten/satıldıktan sonra yerleri planlı bir şekilde doldurulamadığı için UEFA Kupası maçlarında büyük bir hüsran yaşandı.

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -6-

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -7-

30.Eylul.2004.UEFA.Kupasi.1.Tur.2.Maci.Genclerbirligi1-1Egaleo -8-

O gün Egale tarafından kupa dışına itildikten sonra Gençlerbirliği bu yazının yazıldığı güne kadar Avrupa Kupaları’na katılamadı. Yönetimin özellikle son 5 yıldır büyük değişimler geçiren ülke futbol yapısını göz önünde bulundurmadığı düşünülürse bundan sonra da Avrupa’ya gitmek hayal gibi görünüyor…

20. Deplasmanım ve 2. (ve son) Kez Beşiktaş İnönü (445 km)

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -01-

Beşiktaş İnönü Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 445 km.

2005’de gencler.org’da yayınlamak için sadece Gençlerbirliği için başladığım futbol araştırmalarını 2008’in ilk günlerinde, bu sefer macanilari.com için tüm Türk futbolunu kapsayacak şekilde genişletmiştim. O günlerde miladım 1950’ydi ve tüm araştırmalarımda sürekli bir stadın adını okuyordum: Mithatpaşa.

Hem bu yüzden, hem 2006’da ilk deplasmanımı Beşiktaş İnönü’ye yaptığım için, hem de Ali Sami Yen’deki son lig maçında da deplasman tribününde bulunduğum için aylar öncesinden bu maça gitme planları yapmaya başlamıştım.

Deplasman anılarımı yazarken de uzun uzun Mithatpaşa’yı, İnönü’yü ve Beşiktaş İnönü’yü anlatmayı düşünüyordum. Ama hiç de öyle olmadı!

Önce, maç haftası Gençlerbirliği Spor Kulübü’nün sevgili yönetimi 2 yıldır takımın başında olan Fuat Çapa’yı göndereceğini açıkladı. Ardından da aldığımız duyumlara göre, önce Beşiktaş Kulübü bize ayrılması gereken deplasman tribün biletlerini sattı. Sonrasında da İlhan Cavcav’dan onay olarak olayın üstünü kapattı. Ama Beşiktaş ve İlhan Cavcav’ın danışıklı döğüş stilinde sergiledikleri bu oyunun, aslında Gençlerbirliği taraftarının deplasman hakkını gasp etmek olduğunu ise kimse umursamadı!

Maça 3 gün kala bu yaşananlardan ötürü büyük bir telefon trafiği yaşandı. Akşit abi ve kulüp basın sözcüsünün girişimleri ile Beşiktaş kulübünün bize 100 tane “korunaklı yerden” bilet vereceğini öğrendik ve isim yazdırıp beklemeye başladık. Ama bize ayrılacak yerin neresi olacağı konusu tam bir muamma idi. Buna rağmen Cuma gecesi Özge ile birlikte İstanbul’a doğru yola çıktık. Sabah 5:30 civarlarında kuzenim Fahriye’nin evindeydik. Cumartesi sabahı Şişli’de Burcu, Alper ve 8 aylık Sumru ile buluşup bir şeyler yedik, bol bol muhabbet ettik. Her şey güzel başlamıştı…

Mehmet Ali Cetinkaya - 11 Mayis 2013 - Besiktas Inonu Stadyumu -01-

11 Mayis 2013 - Besiktas Inonu Stadyumu -01-

Mehmet Ali Cetinkaya - 11 Mayis 2013 - Besiktas Inonu Stadyumu -02-

Öğleden sonra önce İstiklal’e gittik. Ardından yürüyerek Dolmabahçe’ye giderken stadı karşıdan gören parkın çimlerine oturup biraz dinlendik. Dolmabahçe’ye indiğimizde amacımız bir araca binip Ortaköy’e gitmekti ama trafik oldukça yoğun ve kapalıydı.

11 Mayis 2013 - Besiktas Inonu Stadyumu -02-

İskele’nin orada bir yerlerde oturmaya ve dinlenmeye karar verdik. Dolmabahçe Caddesi karnaval yeri gibiydi. Özellikle stadın önündeki yolda yoğun bir şekilde Beşiktaş taraftarı yürüyor ya da toplanıp tezahüratlar yapıyorlardı. Biz iskelede oturup bir şeyler içmeye başladık. Saat 18:30 civarlarında Ural’ın biletleri alıp stadın yanına geldiği haberini aldım. Bu sırada Fahriye’de geldi ve ben Ural’dan biletleri alıp geri dönmeye ve akabinde 19:30 civarlarında maça girmeye karar verdim. Ama çok iyi niyetli olduğumu sonradan fark edecektim!

Deniz Müzesi’ne geldiğimde burnum yanmaya başladı. Anlam veremedim ama sonrasında önce iskele tarafındaki yolun trafiğe kapalı olduğunu ardından da polisin deli gibi biber gazı ve su sıktığını gördüm. Yaşananlara anlam veremeye çalışıyordum ama kafamdan sadece “no response” dönüyordu. Bir süre bekledikten sonra çoluk çocuk, yaşlı, genç, taraftar, turist, kadın, erkek herkesin gözler yaşarmış, öksürükler içinde zor nefes alarak bölgeden panik halinde kaçıştığını gördüm. Bir çocuğa sordum, “Yunus polisler motorları ile seyircinin üzerine sürüp ardından havaya ateş açmışlar taraftar da çılgına dönüp onlara bir şeyler fırlatmış. O yüzden de çatışma başlamış. Şu anda polis her yeri tutuyor ve buradan stada gidişe engel oluyor” dedi.

Kafeye geri dönüp bizimkilere durumu anlattım. Maçın başlamasına 70-80 dakika vardı ve “herhalde yolu açarlar, sonuçta insanlar birikiyor orada” diye düşünüyordum. Ama hala çok iyi niyetli olduğumu sonradan fark edecektim!

Kafedeki bir arkadaş vapurla Üsküdar’a gitmemizi oradan da Kabataş’a geçmemizi önerdi. Önce mantıklı geldi ama harekete geçtiğimizde, sorduğumuz birileri “orada da yoğunluk vardır” deyince vazgeçtik.

Maça bir saat kala olaylar bitmiş gibiydi ama ortalıkta inanılmaz bir keşmekeş vardı. Önce taksiye, sonra otobüse atlayıp stada doğru gitmek istedik ama kimse oraya doğru sürmek istemiyordu. Bir süre koşuşturduktan ve insanlara sorduktan sonra ağzımızı-burnumuzu iyice sarıp yürümeye karar verdik. Süleyman Seba Caddesine geldiğimizde ağzımız, burnumuz deli gibi yanmaya ve gözlerimizden yaşlar akmaya başlamıştı ve git gide etki artıyordu. Biber gazının yoğun olduğu bir yere gelmiştik! Panikle etrafta sığınılacak bir yer aradık ama herkes kepenkleri kapatmıştı. Geriye dönsek orada da benzer bir durum vardı. Çaresiz bir şekilde ortada kalmıştık. Bu arada sağdan soldan gelen insanlardaki panik, biber gazı soluyan çocukların, yaşlıların durumlarını görünce öfkeleniyorduk. Şairler Parkı’na geldiğimizde Özge çok sinirli bir şekilde gitmemeye karar verdiğini söyledi. Fahriye de ona eşlik edecek ve uzaklaşacaklardı. Ama ben devam etmek istiyordum. Çünkü yaşananlardan ötürü gözüm iyice kararmıştı!

“Ben devam ediyorum” deyince beni de bırakmak istemediler ve beraber parkın içinden yürümeye devam ettik. Parkta insanlar yamulmuş bir şekilde koşuşurken ve nefretlerini, sinirlerini bağırarak gösterirken bir köftecinin hiçbir şey yokmuşçasına işine devam etmesine şaşırıyordum. “Yoksa köfte dumanı biber gazını etkisiz hale mi getiriyor!” dedim ve herhalde yol boyu tek gülümsediğimiz an buydu…

Yolun devamında koşuşan, giden ve geri dönen insanlara bakıp olayları anlamaya çalışıyorduk. Küfürler yağdırarak üst başı batmış, “terörist miyim ben? Ne yaptım, görün işte, tek amacım maça gitmekti!” diye bağıran bir adam ve perişan olmuş insan manzaraları görüyorduk. Dolmabahçe Caddesi’ne indiğimizde stadı görüp derin bir nefes aldık. Çünkü hayatım boyunca yaşadığım en rezil ve çaresiz anlardan biriydi.

Yaklaşık yarım saat süren bu yolculuk sırasında an ve an Ural ile konuşuyorduk. Önce olanların farkında değillerdi ama sonrasında stadın orada da sırada bekleyen insanlara biber gazı geldiğini ve herkesin yukarı doğru kaçıştığını öğrenecektik.

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi Mac Bileti

Deplasman tribününün basamaklarına vardığımızda biletlerimizin Eski Açık yani deplasman tribününden olduğunu ve Beşiktaşlılarla birlikte aynı tribünde yer alacağımızı öğrendik. Kısacası, stad güvenliği, deplasman tribünü ayrımı gibi bir şey düşünmemişti!

Daha da kötüsü deli gibi bir sıra vardı. Birkaç dakikalık afallama evresinden sonra sanırım Şenol’un konuşması ile Beşiktaş taraftarı bize jest yapıp “misafirler önce girsin” diyecek ve bize yardımcı olacaklardı.

İçeri girdiğimizde önlerden bir yer edindik ve orada toplanmaya başladık. Bu arada bazı Beşiktaşlı taraftarlar yanımıza gelip fotoğraf çekinmek istediler. Hatta takım sahaya çıktığında “Gençler buraya, Gençler buraya” diye Gençlerbirliği’ni tribüne çağırma tezahüratını başlatan da onlardı. Çok hoşuma gitmişti. Gerçi takım muhtemelen tırstığından gelmedi ama olsun olay güzeldi.

Bu güzel bilgilere rağmen sonuçta rakip taraftar içinde maç izlemek oldukça gerici bir şeydi. Maç başladıktan sona “acaba gol atsak nasıl bir tepki ile karşılaşırız” diye düşünmeye başladım. Sonuçta 30-40 kadar Gençlerliydik ama bunun nerdeyse 10 tanesi kadındı.

Mehmet Ali Cetinkaya - 11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -01-

3. deplasmanını yapan Fahriye bugüne kadar gördüğü (Şükrü Saracoğlu ve Türk Telekom Arena) en güzel deplasman tribününün burası olduğu söylüyordu ki haklıydı. Çünkü hem önünüz açıktı hem de kafeste değildik!

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -04-

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -02-

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -03-

Bir yandan çok fazla eksiğimiz olduğunu ve artık unumuzu elediğimizi düşünsem de hafta içinde Fuat Çapa’nın sezon sonunda gönderileceği hikâyesinden ötürü futbolcuların hocalarına bir jest yapmak isteyeceklerini ve hırslı oynayacaklarını umuyordum. Ama hiç de öyle olmadı.

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -05-

Maçın başından itibaren baskı yemeye başladık. Özellikle Tosic’in çıkışlarından yararlanarak solumuzdan geliyorlardı. Orta sahada topu tutamamamız ve defansta sadece topu ileriye doğru uzaklaştırmaya çalışmamızla birlikte ilk golü, böyle bir pozisyonun devamında uzaktan bir şutla önümüzdeki kalede gördük. Bu golden sonra ilk anda üzülsem de sonrasında “şimdi gol atabiliriz. Herhalde buna da tepki koymazlar” diye düşünmeye başladım.

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -06-

Skor 1-0 olduktan sonra Beşiktaş tribünleri maçı bırakıp marşlar söylemeye başladılar. Bunların birçoğunun bol bol küfür içermesi oldukça sinir bozucuydu ama “Türkiye’de futbol tribünleri böyleydi işte!”

Daha geçen hafta Kasımpaşa’lı İlhan’a “Piç” diye bağırdığı ve ardından “bu tribünde küfür yok” diye kendisini uyaranlara tehditler yağdıran adamın güvenlik tarafından alkışlar arasında dışarıya çıkartıldığı Gençlerbirliği tribününde yaşananları burada da beklemek ne yazık ki boşunaydı!

Arkamızda bulunan ve maç sırasında bol bol muhabbet ettiğim 17-18 yaşlarındaki çocuğun ve yanındaki (muhtemelen) ablasının, Beşiktaşlı olmayanlara edilen küfürlere büyük bir iştahla katılmaları ve ardından benim sorduğum sorulara dostane bir şekilde cevap vermesi, çıkışta da bize “iyi yolculuklar abi. Yeni stada da bekleriz” demesi olayın ne kadar enteresan bir boyutta olduğunu da gözler önüne seriyordu.

Maça dönersek, skor 1-0’ken kısa bir süre “Haydi Gençler!” çektik. Bulunduğumuz tribünden kimse tepki vermedi hatta bitirmemizi beklediler. Hoşumuza gitmişti. Ama birkaç dakika sonra yan tribünden 2 tane oldukça sarhoş Beşiktaşlı güvenlikle konuşup yanımıza geldi. “Ayağım sakat ama Gençler diye bağırdığınızı duyup atladım geldim. ” dedi. Ardından da, “burada Gençler diye bağırmayın. Neler olur sonrasında bilmiyorum!” diye bizi açık açık tehdit etti. Bizimkiler bir şeyler anlatmaya çalıştıysalar da sonrasında anlamayacaklarını görüp vazgeçtiler. Bu olaydan sonra biraz daha gerilmiştim. (Bu yazıyı yayınladıktan sonra Orcan, gelenlerin aslında 4 kişi olduğunu, birnin tribüne girdikten sonra Başar’ın tellere astığı Gençlerbirliği atkısını alıp yere attığını ama Orcan’ların önünde duran başka bir Beşiktaş’lının atkıyı alıp boynuna sardığını ve devre arasında bizimkilere, “korkmayın burada kimse size bir şey yapamaz!” dediğini anlattı.)

Bu arada arkamdaki çocuk bu verilen tepkinin Ankara’daki maçta Beşiktaşlılara çektirdiğimiz eziyetten olduğunu söyledi. İlk anda neden bahsettiğini anlamasam da sonrasında birkaç yıldır Beşiktaş taraftarının gelenek haline getirmişçesine, Ankara’daki Beşiktaş maçlarında formalarıyla bizim tribüne girip, ardından saatliye yakın bir yerde polis koridorunun arkasına geçip bize saydırmaları ve kale arkasına geçmek istemeleri ile yaşanan gerginliklerden bahsettiğini anladım. Ama o olaylarda aslında mağdur olanın bizler olduğunu anlatacak ne isteğim vardı ne de gücüm. Sadece sustum…

İlk yarının uzatma anlarında Olcay’ın golü ile skor 2-0 olduktan sonra tüm gardımız düştü. Bu maçın dönüşü olmazdı. Gerçi devre arasında bir önceki sezon Ankara’daki 0-2’den 4-2 aldığımızı maçı düşünmedim değil ama bu düşüncenin hemen arkasından, böyle bir durumda tribünün ne hale geleceğini sorgulamayı da ihmal etmiyordum.

11 Mayis 2013 - Besiktas - Genclerbirligi, Besiktas Inonu Stadyumu -07-

İkinci yarı Jimmy’nin 0’a inip yaptığı ortaya kimsenin dokunamaması dışında önemli bir pozisyon yaratamadık. Buna rağmen sürekli pozisyonlar verdik. Skor 3-0 olduktan sonra daha kolay taksi bulmak için stadı terk ettik. Bu arada aralarından geçtiğimiz Beşiktaşlıların dostane sözlerini işitiyorduk.

Dışarı çıktığımızda Beyoğlu’na bizi götürecek taksi bulamadık. Mesafe kısa diye almıyorlardı ama hem Özge hem de Ural’ın yürüyecek halleri yoktu. Buna rağmen çaresizce yürümeye karar verdik. Bir süre sonra bir taksi durağında “yakın biliyorum ama arkadaşın ayağı sakat” dememe rağmen yine alamayacaklarını öğrendim ve “İstanbul’da neden yaşanmaz” listesine bir madde daha ekleyip Tarlabaşı’nda Hasır’a yavaş yavaş yürümeye devam ettik.

Topik yedik bayıldık. Gecenin ilerleyen saatlerinde İstanbul’a yeni taşınan Ömer Gözü ve eşi de masamıza katıldı. Hoş sohbet, muhabbet derken her şeye rağmen günü güzel tamamladık…

Pazar günü havaalanına doğru giderken Beşiktaş İnönü Stadı’nın yanından geçtik. Yeni Açık ve Kapalı’nın görebildiğimiz tüm koltukları sökülmüştü. Hatta İnönü Stadı’nın “Ü” ve “T” harfleri de yerlerinde yoktu…

Ankara’ya döndüğümüzde biber gazı rezaletini akşam bültenlerinde defalarca izledim. İşte o an, cumartesi günü biber gazına rağmen her şeyi göze alıp, hem kendimi, hem de yanımdakileri ısrarlarımla maça götürme cesaretimin ne kadar gereksiz olduğunu ve bir daha ne olursa olsun kendi takımım sahadayken rakiple aynı yerde maç izlememeye karar verdim.

Çünkü futbol sadece bir oyundu ve kimsenin başka anlamlar yükleyerek onu değiştirmeye hakkı yoktu…

Kişisel deplasman karnesi: 20maç, 3g, 8b, 9m, 15ga, 28gy.

Dip Not: Bu maçtan önce gördüğüm statlar sırasıyla şöyle; Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak, Ali Sami Yen, Samsun 19 Mayıs, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu, 19 Eylül, İstanbul Atatürk Olimpiyat, Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has, Türk Telekom Arena, Hüseyin Avni Aker.

İlgili maç: 2012-2013 Sezonu Spor Toto Süper Lig 33. Hafta Maçı Beşiktaş 3-0 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “19. Deplasmanım ve Gördüğüm 20. Stad: Hüseyin Avni Aker”

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım: “21. Deplasmanım ve Gördüğüm 22. Stad: Dr. Necmettin Şeyhoğlu”

2004-05 Sezonu UEFA Kupası 2. Ön Eleme Turu: HNK Rijeka

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka1-1Genclerbirligi -3-

Bir önceki sezon (2003-04) UEFA Kupası’nda 4. Tur’a kadar çıkarak Çeyrek Final kapısından dönen Gençlerbirliği, aynı sezon Türkiye Kupası’nda üst üste ikinci kez finale kalmış ama yine Trabzonspor’a kupayı kaptırmıştı. Buna rağmen kupa ikincisi olduğu için 2004-05 sezonunda da UEFA Kupası’na katılma biletini elde etmişti.

2 sezon boyunca kırmızı-siyahlıların başında olan ve Alkaralar’la, iki kere Türkiye Kupası finali, bir kere lig üçüncülüğü ve bir kere UEFA Kupası’nda 4. Tur oynama başarısı yakalayan Ersun Yanal, sezon sonunda Milli Takım’ın başına geçmişti. Bunun üzerine Gençlerbirliği yönetimi, biraz da 2001-02 sezonunu devre arasında kötü günler geçiren takımın başına gelen ve kırmızı-siyahlıların kümede kalmasını sağlayan ama sezon sonunda gönderilen Erdoğan Arıca’ya olan borçlarını ödemek için göreve çağırmışlardı. Fakat benim gibi birçok taraftar, son 2 sezonda kazanılan başarılarla yükselen çıtanın Erdoğan Arıca için çok yüksek olacağını düşünüyorduk.

Ersun Yanal gittikten sonra iki yıldır elden geldiğince korunan kadrodan Serkan Balcı, M’Bayo, Veysel Cihan, Deniz Barış ve Damir Botonjic gitmiş, yerine Ömer Çatkıç, Elvir Boliç, Mehmet Nas, Uğur Boral gibi oyuncular alınmıştı.

Gençlerbirliği sezona Ankara’da Süper Lig’in yeni takımlarından Sakaryaspor’u zar zor da olsa 1-0 yenmenin moraliyle başlamıştı. Ama galibiyete rağmen, son 2 sezondur kırmızı-siyahlıların ortaya koyduğu futbolu düşününce takımın performansı vasatı aşamamıştı. Bu maçtan 5 gün sonra UEFA Kupası 2. Ön Eleme Turu’nda, Hırvatistan’da bir önceki sezonun lig ve play-off üçüncüsü ve aynı zamanda 1979-80 sezonunda Kupa Galipleri Kupası’nda Çeyrek Final oynamış olan HNK Rijeka Ankara’ya geldi.

İlk Maç

12.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.1.Mac.Genclerbirligi1-0HNKRijeka.Mac.Bileti

Maç 20:15 gibi güzel bir saat olunca rahat rahat iş çıkışı 19 Mayıs’a ulaşmıştım.

12.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.1.Mac.Genclerbirligi1-0HNKRijeka -1-

Az sayıda Hırvat taraftar da, kapalıda kendilerine ayrılan bölümdeydiler. Daha sonradan Orcan’dan stadın dışında bir külüstür minibüs olduğunu ve muhtemelen Rijekalıların Hırvatistan atlayıp Ankara’ya kadar bu araçla geldiklerini öğrenecek ve saygı duyacaktım.

12.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.1.Mac.Genclerbirligi1-0HNKRijeka -4-

Geçen sezon oynanan Valencia maçında kırmızı kart gören Mustafa Özkan ve sakat olan Erkan Özbey olmadığı için Erdoğan Arıca daha farklı bir dizilişle sahaya çıkmıştı. Geride sağda Ali Tandoğan, solda Baki Mercimek ve ortada Ümit Bozkurt ile El-saka. Orta sahanın ortasında Skoko ve Sedat Yeşilkaya. Sağda Mehmet Nas ve solda Filip Deams. İleride ise Youla ile Boliç oynayacaktı.

12.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.1.Mac.Genclerbirligi1-0HNKRijeka -3-

12.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.1.Mac.Genclerbirligi1-0HNKRijeka -2-

Maçın başından itibaren baskılı oynuyor ama bir türlü gol atamıyorduk. İlk yarının son anlarında Ümit’in pasını alan Mehmet Nas’ın orta-şut karışımı vuruşu ile top filelere gitmiş ve bizler de tribünlerde havaya fırlamıştık. Nas’ın o pozisyonda aslında orta mı yaptığı yoksa kaleye mi vurduğu uzun süre muhabbet konusu olmuş ve en son Serkan bir söyleşide kendisine sorarak olaya son noktasını koymuştu. Mehmet Nas, “valla orta yapmıştım top kaleye girdi.”

İkinci yarıda da benzer bir şekilde topa sahip olan ve pozisyona giren takımdık ama maç 1-0 lehimize sonuçlanmıştı.

İkinci Maç

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka.Antrenman -1-

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka.Antrenman -2-

İlk maçın ardından 19 Mayıs’ta Beşiktaş ve Büyükşehir Belediye Ankaraspor ile karşı karşıya gelmiş ve her iki maçta da sahadan 1-1’lik sonuçla ayrılmıştık. Ama oynadığımız futbol hala tat vermiyordu. Çünkü kopuk kopuk ve ne yaptığı/ne yapacağı belli olmayan bir oyun kimliğine sahiptik.

26 Ağustos 2004’de oynanacak olan rövanş maçında İstanbul’daydım. Hakan Gözkan’ın evinde maçın saatini bekliyorduk. Tamam, toplam skora göre 1-0 önde idik ama takım hiç de iyi değildi. Bu yüzden temkinliydim.

İlk görüntüler televizyona yansıdığında maraton tribününün kayalıkların önüne inşa edildiğini görüp şaşırmıştım.

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka.Antrenman -3-

Maçtan birkaç gün önce ise takımda bir tatsızlık yaşanmıştı. En önemli gol silahlarımızdan olan Mustafa Özkan’ın Mircea Lucescu’nun Shakhtar Donetsk’ine transfer olması durumunda Avrupa Kupaları’nda oynayamayacağı için maça çıkmak istememesi gerilimi arttırmıştı. Sonunda Mustafa, Erdoğan Arıca ile tartışmış ve maç kadrosundan çıkartılmıştı.

Maç başladığında hem tribünlerin oldukça ateşli olduğu hem de futbolcuların çok azimli ve istekli olduklarını görüyordum. İyi bir baskı kurmuşlardı ve daha maçın 13. dakikasında sol kanadımızdan gelen Rijekalıların yaptığı ortaya Tomislav Erceg dokunuyor ve toplam skoru eşitliyordu. Maç ilerledikçe bir iki pozisyon dışında neredeyse hiçbir şey yapamadığımıza şahit oluyordum. İlk yarı 1-0 sona erdi.

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka1-1Genclerbirligi -1-

İkinci yarının başında Erceg skoru 2-0’a getiren golü atıyor ve tüm gardımızı düşürüyordu. Bunla da kalmayıp 2 dakika sonra penaltı kazandıklarında küfürler yağdırıyordum. Hat-trick yapmak için topun başına gelen Erceg, Ömer’e topu teslim edince maçın başından beri ilk kez sevindiğimi hatırlıyorum.

Sonrasında “tur elden gidiyor” diye bir şeyler yapmaya çalışıyor ama açıkçası hiçbir şey yapmayı başaramıyorduk. Rijeka seyircisi ise çılgına dönmüş bir şekilde takımlarını desteklemeye devam ediyorlardı. E, haklıydılar da. Hem güzel oynamışlar hem de golleri atmışlardı.

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka1-1Genclerbirligi -2-

Maçın uzatma dakikalarında hem sıcaktan, hem nemden, hem de rezil futboldan dolayı tekli koltuğun bir köşesinde, eriyerek şekil değiştirmiş bir vaziyette otururken, soldan kullandığımız uzun taç atışının önce aşırtılması, ardından kalecinin üstüne giden bir kafa vuruşundan seken topun Uğur Boral tarafından bomboş filelere gönderilmesi üzerine şaşkınlıkla toparlanıyordum! Ardından maç da 2-1 bitmiş ve tur atlamıştık.

25.Agustos.2004.UEFA.Kupasi.2.On.Eleme.Turu.2.Mac.HNKRijeka1-1Genclerbirligi -4-

Ama o kadar kötü oynamıştık ki, doğrusu gole ve akabinde gelen tura şaşırmamak elde değildi. “Tamam bugün şanslıydık. Tur atladık da 1. Tur’da sağlam bir takım gelirse bu futbolla ne yapacağız” diye düşünmeye başlamıştım.

Goller;

İlginç ama maçın Tamamı;

19. Deplasmanım ve Gördüğüm 21. Stad: Hüseyin Avni Aker (736 km)

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -02-

Hüseyin Avni Aker Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 736 km.

Çok uzun zamandır, (nedenini bilmesem de) Denizli, Gaziantep ve Trabzon’a deplasman yapmayı çok istiyorum. Son 3-4 yıldır Abreg’in de kışkırtmalarıyla birlikte her sezon öncesi Trabzon deplasmanını “bu sezon gidilecek deplasmanlar” listesine alıyor ama çeşitli sebeplerle hep bir sonraki yıla erteliyordum. Ama bu sezon oldukça kararlıydım. Hele bir de maç günü cumartesi açıklanınca hemen Cengiz abiyi arayıp, “gidiyor muyuz abi?” diye sordum. O da “hay hay” deyince en uzak deplasman rekorumu kırmak için gün saymaya başladım.

Maçtan birkaç gün önce gencler.org’a Oğuzhan Sarıkaya adında 21 yaşında, Trabzon’da okuyan bir öğrenci üye oldu. “Yeni” Gençlerbirliği taraftarı olmuştu ve kırmızı-siyahlıların ürünleri aradığını yazmıştı. Hemen irtibata geçip Trabzon’a geleceğimizi, hem tanışmak hem de yanımda getireceğim atkıyı hediye etmekten mutluluk duyacağımı söylediğimde o da çok sevineceğini söyledi.

İlk planımız Cengiz abi ve Selma abla ile birlikte deplasman yapmaktı. Ama Perşembe günü Abreg arayıp, alkaralar.org’a Selma ablanın gelemeyeceğini yazdığını söyleyip kısa süreli bir kaos ortamı yarattı. Eğer 2 kişiye düştüysek plan iptal olabilirdi ve ben hızlıca bilet bakmalıydım. Cengiz abiyi aradım. “Bir sorun yok. Onur Vurur, sen ve ben gidiyoruz” dedi. Derin bir oh çektim.

Cengiz abi ve Onur, cuma günü iş çıkışı İncek’ten beni aldılar ve ilk durak Samsun’a doğru yola çıktık. Oldukça rahat ve bol muhabbetli bir yolculuğun ardında 23.30 civarlarında, Abreg bizi Samsun girişinde karşıladı. Son iki yılda, ikisi deplasman (Samsunspor ve Orduspor) ve ikisi de gezmek için (Doğu Karadeniz ve Sinop) olmak üzere 5. kez Samsun’a gelmiştim. Abreg’de kalacağım için Cengiz abilerden ayrılıp, önce sahile gidip kokoreç yedik, laklak ettik. Ardından da eve gidip dinlenmeye başladım.

Cumartesi Abreg ile güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Samsun’da ilk kez toplu taşıma araçlarını kullanarak Cengiz abilerle buluşmak için Gar’a gittim. Beni aldılar ve biraz da Trabzon’da dolaşmak için saat 11.30 civarında yola koyulduk.

Çarşamba, Terme derken git gide yeşillenen ve sıklaşan ormanları gördükçe aklıma Doğu Karadeniz gezisi ve Orduspor deplasmanı geliyordu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Nisan 2013 Espiye, Giresun -1-

Yemek molası için Akçaabat’ta köfte düşünüyorduk ama Onur, yemek düşkünü eniştesi ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası Espiye’de pide yemeye karar verdik. Park Pide’ye gidip karışık pidelerimizi söyledikten sonra deniz kenarında biraz dolaştık.

27 Nisan 2013 Espiye, Giresun -1-

Durduğumuz kıyıdaki sandal barınakları çok enteresan ve güzeldi.

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Nisan 2013 Espiye, Giresun -2-

Doğu Karadeniz turu sırasında durduğumuz birçok yerde pide yemiştim ama Espiye pidesi hem ince hem de uzun formu ile daha önce yediklerimden daha farklıydı. Kıyma, kuşbaşı, pastırmalı ve bol bol tereyağlı pide oldukça lezzetli idi. Normalde yemek performansı düşük olan Onur, pideyi bitirdikten sonra bize dönüp “bitirdiğime göre siz doymamış olmalısınız!” diyordu ama biz doymuştuk ve bu yüksek performansını, Onur’un pideyi beğenmesine ya da çok acıkmasına bağladık.

27 Nisan 2013 Vakfikebir, Trabzon

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Nisan 2013 Vakfikebir, Trabzon

Vakfıkebir’de Cengiz abinin adaşı ve üniversiteden arkadaşı Cengiz abinin bahçesine uğradık. Kısa süreli ziyaretimiz sırasında bize “Rus Limonu” ve greyfurt verdi.

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker Bilet

Trabzon’a 30 kilometre kala Oğuzhan’ı arayıp “nerede bulaşalım” diye sordum. “Atatürk Meydan’ında” dedi. “Tamam” dedik. Ama her deplasmanda olduğu gibi aklımızda bir an önce biletlerimizi almak vardı. Önce stada uğramaya karar verdik. Ama yanlış bir yola sapıp Atatürk Köşkü tabelasını görüp önceliğimizi değiştirdik. Bu arada Abreg arayıp Trabzon’a 20-25 dakika sonra geleceğini söyledi. Daha bilet almadığımızı söyledik, “ben gidip alırım” dedi. Biz de köşke doğru tırmanmaya başladık.

Trabzon’da daha önce sadece Ayasofya ve Atatürk Meydanı’na gitmiştim. Köşke doğru giderken ise daha önce gördüğüm Karadeniz şehirlerine göre en çok ve sık betonlaşmanın Trabzon’da olduğuna karar verdim.

27 Nisan 2013 Ataturk Kosku, Trabzon

Eskiden Osmanlı vatandaşı olan bir Rum’a ait yazlıktan müzeye dönüştürülen köşkün çok güzel bir yapısı vardı. Tüm odaları aynısı gibi saklanan köşkteki eşyalara bakarken insanı doğrudan 1930’lara gidiyordu. Köşkün oldukça yüksekte bulunmasına rağmen sadece 2 yerden ki, o da hafifçe denizi görebilmemiz ilginç bir ayrıntıydı.

Gezinin ardından Abreg’le konuşup stada gitmeye karar verdik. Biletleri almış deplasman girişinde bizi bekliyordu. Stada yaklaşırken bir polis arabasının yanında durup, “arabayı nereye..” diye başladığımız cümle bitmeden polis, “beni takip edin” dedi ve sürmeye başladı. Stadın yanına geldiğimizde ise, “okulun bahçesine park edin” dedi. Cengiz abi, “plakadan dolayı falan sorun olmaz değil mi?” diye sorunca, polis, “tüm emniyet güçleri oraya park ediyor. Başka bir şey söylemek istemiyorum!” dedi. Arabayı gülerek TOMA’nın yanına park ettikten sonra Cengiz abiye lens solüsyonu bulmak için eczane aramaya başladık. Abreg’in yönlendirmesi ile deplasman tribününe yakın bir yerde bulduğumuz bir gözlükçüden solüsyonu alırken Alkaralar pankartını arabada unuttuğumuz fark edip geri döndük.

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -01-

Maraton tribününün yanındaki sentetik çim sahanın tellerinde birçok Anadolu takımının yanında Gençlerbirliği’nin de atkısını görünce çok şaşırdık. Yanılmıyorsam bundan önceki hiçbir deplasmanda böyle bir şey görmemiştim. Çünkü çoğu şehirde sadece kendi takımlarının atkısı satılıyordu. Sadece Ankara 19 Mayıs’ın rüzgarlı girişindeki atkıcı amcada bu kadar çok çeşit farklı takım atkısı görmüştüm.

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -02-

Deplasman tribününe kestirmeden geçmek için maraton girişindeki polislerle konuştuk. Önce şaşırdılar ama sonra “bu seferlik olsun bakalım” dediler ve arama sonrası girmemize izin verdiler. Maratonun etrafından dolaşırken, duvarlardaki Trabzonspor’un şampiyon olmuş takımlarının fotoğraflarını görünce aklıma Eskişehir Atatürk’ün kapalı dış duvarlarındaki Eskişehirspor’un simge isimlerinin fotoğraflarını getirdi.

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -03-

Abregle buluşup 2 tane aramadan sonra, en uzak deplasman rekorumu 733 kilometreye çıkartarak Hüseyin Avni Aker’in deplasman tribününe girdim. Maraton tribününün sağında bulunan yerimizden saha (birçok deplasman tribününe göre) oldukça güzel bir açıdan görünüyordu. 5. kez Trabzon deplasmanı yapan Abreg’in söylediğine göre, daha önceki deplasman tribününde hem görüşü engelleyen file vardı, hem de kapasite 24 bin kişiye çıkartılmadan önceki koşu parkuru nedeniyle daha uzaktan maç izleniyordu. Kısacası şanslıydık…

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -04-

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -01-

Oğuzhan ve 2 arkadaşının da gelmesi ile birlikte tribünde 25 kişi olmuştuk. Orada tanıştığımız en enteresan taraftarlardan biri, doğma büyüme Trabzonlu olan ve Ankara ile neredeyse hiçbir alakası olmadığı halde, “Gençlerbirliği’ni, Ankara’yı sevdiğimden ve renklerinden dolayı tutuyorum” diyen arkadaştı…

Tribünün önündeki cam korkuluklarda, tıpkı bir önceki deplasmanım olan Türk Telekom Arena’da gördüğüm gibi CSKA Moskova, Inter Milan gibi yabancı taraftar gruplarının stikerları vardı. Bir süre onları inceledikten sonra yerime geçtim.

Mehmet Ali Cetinkaya - 27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -03-

Ante, Curri ve Serkan’ın sakatlık veya cezalı oldukları için özellikle defans kurmakta zorluk çeken Fuat Çapa, sağ bekte ilk kez Kerim Zengin ve tandemde Aykut ile birlikte bir önceki hafta Fenerbahçe maçında güzel bir oyun ortaya koyan 19 yaşındaki Ahmet’e şans vermişti. Geçen hafta Egemen tarafından elmacık kemiği kırılan Tomic’in yerine ise sağ kanatta Hurşut vardı.

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -07-

Maça Trabzonspor oldukça istekli ve arzulu başladı. Özellikle Kerim-Hurşut’un bulunduğu sağ kanatımızdan geliyorlardı. Ve genelde hızlı kontratak yapıyorlardı. Bordo-mavililer hem Tosic’in çıkışlarını engellemek için önlem almışlar hem de Vleminckx’i adam markajı ile tutuyorlardı. Bu yüzden genelde Hurşut ile sağ kanattan atak yapmaya çalışıyorduk. Ama Hurşut’un ters ayak ile yaptığı yumuşak ortalar uzun Trabzon defansı tarafından çok kolay savuşturuluyordu. 34’de yine sağ kanatımızdan gelişen bir kontra atakta yapılan düşük ortaya Halil’in eğilerek attığı kafa vuruşu ile 1-0 yenik duruma düşüyorduk. Sonrasında sadece sağ kanattan geliştirdiğimiz bir atakta, Vleminckx’e havadan gelen topa yaptığı şık volenin kaleci Onur tarafından kurtarılışını izleyip heyecanlanıyorduk. İlk yarı 1-0 Trabzonspor üstünlüğü ile sona erdi.

27 Nisan 2013 Trabzonspor-Genclerbirligi, Huseyin Avni Aker -06-

İkinci yarının başında yine Trabzonspor baskılı ve istekli başladı. Ama kısa bir süre sonra bu baskı kırıldı ve bu sefer biz topu tutmaya ve gol aramaya başladık. Ama Hurşut ve Azo’nun uzaktan şutları ile derine atılan bir pasta kendisini tutan oyuncu ile boğuşan Zec’in ondan sıyrılarak kaleci ile karşı karşıya kaldığında, hakemin ucuz bir kararla faul vererek durdurduğu pozisyon dışında tehlike yaratamıyorduk.

Bu arada maçın ikinci yarısından itibaren Trabzonspor seyircisinin ardı arkası gelmez bir şekilde, Temmuz 2011’deki şike süreci ile ilgili olarak Fenerbahçe, Federasyon ve Aziz Yıldırım’a yönelik bol küfürlü tezahüratları bizim de maçtan kısa süreli kopuşlarımıza sebebiyet veriyordu. Çünkü kimse maçla ilgilenmiyordu ve bizim de dikkatimiz dağılıyordu. Tam olarak değil belki ama aklıma Ali Sami Yen’de oynanan son lig maçında Galatasaray’ı 2-0 yenerken tüm Galatasaraylı taraftarların maçı bırakıp büyük bir gürültü ile koltukları söktüğü karşılaşma geldi. Çünkü biz de o gün maçı bırakıp ara ara onları izliyorduk…

Maçın son anlarında gelişen bir kontratakta Olcay Adın güzel bir kavis alan şutla skoru 2-0’a getiriyor ve maç da bu sonuçla tamamlanıyordu. Maçtan sonra daha önce Risp’ten alıştığımız gibi önce Vleminckx, ardından da Azo tribüne doğru yürüyerek bizleri alkışlıyorlardı. Biz de alkışlarla onlara karşılık verdik.

Maçtan sonra Farozların bulunduğu tribünden bizim tribüne doğru ses verildi ve karşılıklı olarak önce kırmızı-siyah, ardından bordo-mavi çekildi. Birçok Trabzonlu taraftar uzunca süre atkı değiştirmek istedi. Tellerin üstünden atkılarını atıyorlar ardından da atkı bekliyorlardı. Birçok kişi atkılarını değiştirdiler ama istek bitmiyordu. Tribünden çıkarken, atkı, forma hatta kapşon “değiştirelim mi?” soruları ile muhatap oluyorduk. Garipti…

Bu enteresan ama güzel anlardan sonra aklıma sadece, “acaba maçı kazansaydık aynı sahneleri yaşar mıydık?” geldi. “Bir gün onu da tecrübe ederim inşallah” diye içimden geçirdim…

Arabalara atlayıp Akçaabat girişindeki Köfteci Nihat’a gittik. Köftelerimizi yiyip muhabbet ederken içeriye Yasin, Aykut ve 2 takım elbiseli adam girdiler. Aykut’a biraz bakış attık ama karşılık alamadık. Masamızda, “transfer görüşmesi mi yoksa?” ile “Aykut Trabzonlu. Tanıdıklarıdır” arasında gidip gidip geldik.

Saat 23:30 civarlarında yola koyulup saat 3 sularında Samsun’a vardık. Yolculuk sırasında Abreg arabayı sürerken ben uyanık kalmak için kendimi çok fazla kastım. Ama bir türlü başaramadım. Bir gün sonra Abreg yolculuk sırasında konu açtığımı ama cümleleri tamamlayamadan tekrar uykuya daldığımı anlattı çok güldüm…

Pazar günü Cengiz abinin arkadaşlarının işlettiği “Enis’in Mutfağı”na bruncha gittik. Sadece dönem sebzeleri ve organik ürünlerden yapılan reçel, pide, kuymak, gözleme ve kahvaltılıklardan yedik. Bol bol muhabbet ettik ve saat 15 gibi Ankara’ya doğru yola koyulduk.

Dönüş yolunda, skora rağmen güzel bir deplasman olduğu konusunda hemfikirdik.

Kişisel deplasman karnesi: 19maç, 3g, 8b, 8m, 15ga, 25gy.

Dip Not: Hüseyin Avni Aker’den önce gördüğüm 20 stadyum sırasıyla şunlar: Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak, Ali Sami Yen, Samsun 19 Mayıs, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu, 19 Eylül, İstanbul Atatürk Olimpiyat, Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has, Türk Telekom Arena.

İlgili Maç: 2012-2013 Sezonu Spor Toto Süper Lig 31. Hafta Maçı Trabzonspor 2-0 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım: “20. Deplasmanım ve 2. (ve son) Kez Beşiktaş İnönü (445 km)”

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “18. Deplasmanım ve Gördüğüm 20. Stad: Türk Telekom Arena (449 km)”

2003-04 Sezonu UEFA Kupası 4. Turu: Valencia

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -11-

Tarihinde 2. kez katıldığı UEFA Kupası’nda, ilk turda İngiltere’den Blackburn Rovers, ikinci turda Portekiz’den Sporting Lisbon ve 3. turda İtalya’dan AC Parma‘yı eledikten sonra, son 16 takım arasında kalan Gençlerbirliği’nin 4. turdaki rakibi, İspanya’nın o sezon en flaş takımı olan Valencia olmuştu.

Bir önceki sezon La Liga’da 5. olarak UEFA Kupası’na katılan Valencia, bu sezon Rafael Benitez’in önderliğinde bambaşka bir grafik çiziyordu. Bir yandan La Liga’da 6. şampiyonluğunu kovalarken, bir yandan da UEFA Kupası’nda yenilgisiz olarak yoluna devam ediyor ve her iki kupanın da en büyük favorisi olarak görünüyorlardı. Benitez’in, mücadele ettiği 2 kupada da farklı kadrolarla sahaya çıkması ve her iki takımla da “aynı sistemi” sahaya yansıta bilmesi en büyük başarısıydı.

Müzelerinde 1 tane Kupa Galipleri Kupası ve 1 tane de Süper Kupa bulunan Yarasalar, 2 kere de Şampiyonlar Ligi finali oynamış ama kaybetmişlerdi. Bu sezon ise, özellikle deplasman galibiyetleriyle nam salan siyah-beyazlılar (evet turuncu değil!), sırasıyla AIK Stockholm ve Maccabi Haifa’yı gol yemeden eledikten sonra 3. turda Beşiktaş ile eşleşmişler ve Mestalla’da 3-2, İnönü’de de 2-0 kazanarak tur atlayan taraf olmuşlardı.

İlk Maç

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia.Mac.Bileti

15 gün önce İstanbul’da Beşiktaş’la karşılaşan Valencia, bu sefer de Gençlerbirliği için Ankara’ya geliyordu. Maçtan bir gün önceki akşam 19 Mayıs’ın yakınlarından geçerken stadyumun ışıklarının yandığını görüp Valencialıların antrenman yaptıklarını fark etmiştim.

Alıştığımız üzere maç günü büyük bir kalabalık vardı. Her ihtimale karşı 20:30’daki maç için 16:30’da yola koyulmuş ve 17 civarlarında tribünde bulunan Savaş Eniştem ile kuzenlerimin yanına mevzilenmiştim.

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -5-

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -4-

Maçtan önce eniştem bana doğru dönüp, “mali, bugün Beşiktaş’ın hıncını almalısınız!” diyor, ben de biraz da onu kırmamak için, “alacağız enişte!” derken, aklımdan “ama çok zor maç olacak!” diye geçiriyordum.

Parma maçında ufacık tefecik kadın yan hakemi gördükten sonra bu sefer sahada hem uzun boylu hem de oldukça iti bir Norveçli hakem vardı. Uzunca süre onu izleyip geyikler döndürmüştük.

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -3-

Kayserispor, Bursaspor ve Eskişehirspor’un bazı taraftar gruplarının gönderdikleri pankartlar tribünlerdeki tellere asılıydı.

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -1-

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -2-

Aynı gün Madrid’de yaşanan ve 190 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısı yüzünden, takımlar sahaya üzerinde “Compartimos el dolor de Espana” (Acını paylaşıyoruz İspanya) yazan bir pankartı beraberce taşıyarak çıkmışlardı. Maçtan önce de hayatını kaybedenler için 1 dakika saygı duruşu yapılmıştı…

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -8-

Avrupa Kupalarında yoluna devam eden tek Türk takımı olan Gençlerbirliği, sahadaki yerini aldığında tribünlerdeki coşku görülmeye değerdi. Tek renk, turuncu forması ile sahada yer alan Valencia’ya ise maç başlar başlamaz gıcık olmuştum. Çünkü fosforlu forma nedeniyle nereye baksam onları görüyordum! Sanki bizim takım yok olmuş onlar ise sırıtıyorlar gibiydi… Bir formanın rakip taraftar üzerinde bu kadar etkili olduğunu ilk kez şahit oluyordum…

Bu maçtan birkaç yıl sonra Gençlerbirliği (bildiğim kadarıyla) tarihinde ilk kez kırmızı-siyah ve beyaz dışında bir renk kullanarak, tek renk, turuncu bir deplasman forması yaptırmıştı. Dönemim kulüp müdürünün isteği ile yapılan ve Valencia’nın formasından esinlenildiği şüphesiz olan forma, koleksiyoncuları için en ilginç parçalardan biri olsa da sadece 2 kere giyildi. O da, 18 ve 34. haftalarda…

Maça kupadaki son 3 maçta olduğu gibi yine baskılı oynayarak başlamıştık. Ama rakip neredeyse hiç boş alan bırakmıyor ve tüm kademeleriyle inanılmaz bir uyum içinde oynuyorlardı. Hatta bir ara işi gücü bırakıp yanımdakilere, ataklara çıkarken ve defansa çekilirken takım olarak yaptıkları hamlelerini şaşkınlık ve hayranlıkla anlatmaya çalışıyordum.

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -9-

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -10-

12. dakikada bir hava topu mücadelesi sırasında Ayala’nın Mustafa Özkan’ı itmesi ile hakem penaltı noktasını gösteriyor ve havalara fırlıyorduk. Kalbim o kadar hızlı atmaya başlamıştı ki, yerimde duramıyordum. Tam o sırada, önümdeki sırada bulunan Tanıl abi, arkasını döndü ve “mali ne olur gol olsun!” dedi. Tanıl abinin heyecanını görünce kendi heyecanımı unutup, emin bir şekilde, “atacağız abi!” diye cevap verdim. Filip gerildi… Düdük çaldı… Sahadakiler koşuşmaya, biz olduğumuz yerde tepinmeye başladık!

İlk 3 turda deplasmanda oynadığı maçlarda hiç gol yemeyen Valencia’ya ilk golü atmıştık!

Maçın geri kalan kısmında ara ara etkili olsak da Turuncu Yarasalar, oyunda ipleri ellerine alıp sağlı sollu atağa kalkıyorlardı. Ama Alkaralar’ın kora kor mücadelesi ve en tecrübeli oyuncumuz olan Skoko’nun takımı rahatlatacak şekilde, topu ayağında tutup zaman kazandırması ile ilk yarı 1-0 bitti.

Maç sırasında bol bol 4 tribün sırasıyla Kırmızı-Siyah-Şampiyon-Gençlerbirliği diye tezahürat yapıyorlardı!

Devre arasında bulutlar üzerindeydik. Ama bir yandan da Benitez’in nasıl hamleler yapacağını düşünerek telaşlanıyorduk.

11.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.1.Maci.Genclerbirligi1-0Valencia -6-

İkinci yarı benzer bir oyun vardı sahada. Birkaç tane önemli pozisyon dışında sürekli Valencia’yı durdurmaya çalışıyorduk. Rakip takım sistemini hiç aksatmadan makina düzeninde oyununa devam ediyordu. Ama skor değişmedi. Bitiş düdüğü ile havalara fırladık. Artık çeyrek finale biraz daha yaklaştığımızı düşünüyorduk. Çünkü önceki turalara bakarak Valencia’nın evinde daha kötü oynadığını biliyorduk!

Maçtan sonra Benitez’e, bir önceki turda karşılaştıkları Beşiktaş ile Gençlerbirliği arasındaki farkın ne olduğu sorulmuştu. O da, “Beşiktaş’da çok iyi futbolcular var ama Gençlerbirliği takım oyunu oynuyor” diye cevap vermişti.

Maçtan birkaç gün sonra, pek huyum olmasa da, “ne diyecekler acaba” diye merak ederek, NTV’de yayınlanan 90 dakika programını açmıştım. Sunucu, tartışmasız geçen haftanın en önemli futbol olayı olan maçı es geçip doğrudan İstanbul takımlarının lig maçlarını anlatmaya başlamıştı. Televizyon karşısında şok yaşıyordum. Bir süre sonra, Haşmet Babaoğlu, geçen haftanın en önemli olayının Gençlerbirliği’nin deplasmandaki flaş galibiyetleriyle tanınan ve kupanın en büyük favorisi olan Valencia’yı Ankara’da yenmesi olduğunu söyleyip. Maçı yorumlamaya başlamıştı. Ardından söz Hıncal Uluç’a geçti. Uluç, maç günü Moskova’da olduğunu ve hotele dönünce maçın tekrarını izlediğini söyledi ve bu galibiyetin başarı falan olmadığını, Gençlerbirliği’nin Valenica karşısında çok ezildiğini dakikalarca anlatarak sinirden televizyonu kapatmamı sağlıyordu!

Bu olaydan 2 gün sonra Türkiye Kupası yarı finalinde deplasmanda Fenerbahçe ile karşılaşıyorduk. Nefis bir oyunun ardından sarı-lacivertlileri evlerinde 4-2 yenerek finale yükseliyorduk. Ali Tandoğan’ın tıpkı Sporting Lisbon deplasmanında olduğu gibi, bir kere daha güzel bir frikik golü attığı maçtan sonra Fenerbahçe’nin ünlü oyuncusu Pierre van Hooijdonk, “Gençlerbirliği bugün çok iyiydi. Sadece bugün değil, Blackburn, Sporting Lisbon ve Parma’yı yenerken de çok iyiydiler. Çok hızlı ve ofansif oynuyorlar. Daha dikkatli olmalıydık. Onları tebrik ediyorum” diyordu.

İkinci Maç

15 gün sonraki rövanş maçı için Gençlerbirliği başkanı İlhan Cavcav’a, “Madrid’deki terör saldırısı nedeniyle İspanya’daki maçın başka yere alınması için başvuruda bulunacak mısınız?” diye sorulduğunda, Cavcav, “terörle mücadele etmek için birlik olmak gerek. Biz aynısını yıllardır yaşıyoruz. Ne olursa olsun orada olacağız” diye cevap veriyordu.

25.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia2-0Genclerbirligi.Mac.Bileti

Maç günü Mestalla önünde düzgün bir şekilde “Gençlerbirliği” demeyi başaran İspanyollara maç bilet veriliyordu. Tanıl abi de o gün tribünlerdeki yerini alırken, ben, evde televizyon karşısında heyecandan tırnaklarımı yiyordum. Yıllar sonra Tanıl abi bu maçın biletini koleksiyonuma eklemem için hediye edecekti…

24.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia.Oncesi -1-

24.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia.Oncesi -3-

25.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia2-0Genclerbirligi -5-

İlk dakikalarda beklenildiği gibi Valencia daha etkili başlamıştı. Ama kısa bir süre sonra kırmızı-siyahlılar dengeyi kurup pozisyonlara giriyorlardı. Önce Mustafa Özkan’ın ardından da Ali Tandoğan’ın avuta giden vuruşları ile heyecanlanmıştım. Sonrasında yeniden Valencia’nın atakları izlemeye başladık. Kora kor, dişe diş bir mücadele vardı sahada ve her geçen dakika bizim hanemize kar olarak yazılıyordu. İlk yarı 0-0 bitti.

25.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia2-0Genclerbirligi -2-

25.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia2-0Genclerbirligi -1-

25.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia2-0Genclerbirligi -3-

İkinci yarıda Valencia bu sefer daha fazla baskı kurmaya ve pozisyon bulmaya başladı. Derken sonradan oyuna giren Mista’nın şutu ile skor 1-0 olurken morallerimiz altüst olmuştu. Golden sonra Youla’nın kaçırdığı bir gol pozisyonu ile saç baş yolarken, 86’da Mustafa Özkan’ın kırmızı kart görmesi tüm gardımız düşürmüştü. Normal süre 1-0 bittikten sonra tek amaç maçı penaltılara taşımaktı. Ama uzatma dakikalarının ilk devresinde, yine sonradan oyuna dahil olan Vicente’nin attığı “gümüş gol” ile Valencia’ya yoluna devam ederken biz kupadan eleniyorduk…

25.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia2-0Genclerbirligi -4-

24.Mart.2004.UEFA.Kupasi.4.Tur.2.Mac.Valencia.Oncesi -2-

Maçtan sonra Ersun Yanal, “önümüzdeki yıllar için tecrübe kazandık” diyerek içimize su serpse de, sezon sonunda Milli takımın başına gidiyor ve 2 yıldır istikrarlı bir şekilde korunan ve güçlenen takımın dağılma süreci de başlıyordu…

İspanya’nın gelmiş geçmiş en başarılı 3. takımı olan Valencia, tahmin edildiği gibi sezon sonunda, hem La Liga’da şampiyon oluyor, hem de Gençlerbirliği maçından sonra hiçbir maçta yenilmeyerek UEFA Kupası’nı müzesine götürüyordu. Yarasalar, bunlarla da yetinmeyip, 2003-04 sezonunda Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Porto’ya karşı 2-1’lik galibiyet alarak, Süper Kupa’yı tarihlerinde ikinci kez havaya kaldırma başarısını gösteriyorlardı.

İlk maçın özeti;

Gençlerbirliği’nin UEFA Kupası’ndaki 2003-04 sezonu;

2003-04 Sezonu UEFA Kupası 3. Turu: AC Parma

26.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma0-1Genclerbirligi -4-

İlk turda İngiltere’den Blackburn Rovers ve ikinci turda Portekiz’den Sporting Lisbon’u eledikten sonra 3. turda rakip, İtalya’dan AC Parma olmuştu. Kura çekiminden yaklaşık 3 ay sonra oynanacak olan maça hazırlanmak için uzunca bir süre vardı.

2002-03 sezonunda Serie A’yı 5. olarak tamamlayıp UEFA Kupası’na katılan Parma, ilk turda Ukrayna’dan Metalurh Donetsk ve ikinci turda Avusturya’dan Austria Salzburg’u eleyerek kırmızı-siyahlıların rakibi olmuştu.

Parma hakkında biraz araştırma yapınca morallerin bozulmaması elde değildi. İtalya liginde şampiyonluğu bulunmayan sarı-lacivetliler, neredeyse her yıl istikrarlı bir şekilde Avrupa Kupaları’na katılıyor ve müzesinde 2 tane UEFA, 1 tane Kupa Galipleri Kupası ve 1 tane de Süper Kupa bulunduruyorlardı. Parma’nın bu özelliği, kendi aramızda, “madem ligde şampiyon olmamıza izin vermiyorlar, o zaman biz de Parma gibi her yıl Avrupa’ya giderek gücümüzü orada göstermeli ve futbolcularımızı onlara pazarlayıp daha çok para kazanmalıyız!” muhabbetinin dönmesine sebep olmuştu.

Parma, o günlerde sponsorları Parmalat’ın yaşadığı bazı sıkıntılar nedeniyle parasal olarak zor günler geçiriyordu. Bu sıkıntı aklımda kısa süreli de olsa “acaba?” diye bir ampul yakmadı değil. Ama haliyle ne olursa olsun rakip Parma idi!

Ben de durum negatif yönlü olsa da, İstanbullu arkadaşım Hakan Gözkan, Gençlerbirliği’nin turu geçeceğinden oldukça emindi!

İlk Maç

25.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma.Antrenman -1-

25.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma.Antrenman -2-

İlk iki turdan farklı olarak ilk maç deplasmanda oynanacaktı. Avrupa Kupası maçlarını milliyetçiliğin dibine vurarak pazarlayan Türk spor basını, UEFA Kupası’nda 3. tura çıkan Gençlerbirliği’nin maçını canlı olarak yayınlamaya yanaşmıyordu. Oysa aynı gün oynanacak olan Valencia – Beşiktaş ve Galatasaray – Villareal maçlarının canlı olarak yayınlanacağı 2-3 hafta öncesinden belliydi…

Maçtan birkaç hafta sonra bir yöneticimizin büyük uğraşları sonucunda maçın son dakikada Kanal D’de canlı olarak yayınlanmasını sağladığını öğrenecektik. Zaten biz de maça birkaç saat kala canlı yayınlanacağını öğrenip havalara uçmuştuk.

İstanbul Hegemonyasının oluşmasında ve büyümesinde baş rolü oynayan Avrupa Kupaları ile Milliyetçilik arasındaki bağlantının aslında yalan olduğunu, gerçeğin ise sadece (İstanbul takımları üzerinden sağlanmakta olan) rant ve para olduğunu öğrenmeye başlıyordum.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, bir sonraki sezon Yunanistan’da oynayacağımız Egaleo maçı (hani sözüm ona FB, BJK ve GS’nin yabancı takımlarla yaptıkları hazırlık maçlarında bile milliyetçilik pompalayan) hiçbir televizyon ve radyo kanalı tarafından canlı olarak yayınlanmadı.

26.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma0-1Genclerbirligi -3-

Maçın başlayacağı 20:30’da ekrana bomboş tribünler ve karla kaplı zemini temizlemeye çalışan görevliler geliyordu. Birkaç gün sonra Akşit abiden Parma’da kolay kolay kar yağmadığını hatta bu denli yoğun bir karın çok uzun yıllardır görülmediğini öğrenecektik.

Sahanın durumunu görünce maçın erteleneceğini düşünsek de hakem hepimizi şaşırtıp maçın oynanacağına karar vermişti.

26.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma0-1Genclerbirligi -1-

Ersun Yanal, normal kadrosuna göre defansa bir adam daha eklemiş ve Mustafa Özkan’ı forvet arkasına çekmişti. İlk dakikalarda iki takım da birbirini tarttıktan sonra Gençlerbirliği iplerini eline alıyor ve çok baskılı bir oyun ortaya koyuyordu. Ali Tandoğan’ın direkte patlayan topu canımızı sıksa da takımın evinde gibi rahat ve güzel bir oyun çıkartmasıyla gurur duyuyorduk. İlk yarı 0-0 bitti.

26.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma0-1Genclerbirligi -2-

İkinci yarı başlamadan önce Parmalıların bizim sahayı temizledikleri ama kendi sahalarını daha az temizlediklerini görüp “vay arkadaş!” diyorduk.

Maçın 60. dakikasında Josip Skoko’nun takımı yöneten muhteşem oyununu taçlandırarak, uzaklardan Sebastien Frey’i avladığı golle havalara fırlıyorduk! Oynanan oyunun hakkı olan bu gol, aynı zamanda Parma’nın UEFA Kupası’nda 376 dakikalık gol orucunun da sonu oluyordu.

Son 30 dakikada Alkaralar, güzel ve baskılı oyununa devam ediyor ve ikinci golü arıyorlardı. Parma ise Damir’in kalesinde hiçbir ciddi pozisyona giremiyor ve maç 1-0 sona eriyordu. Bu sonuçla 1999’da Intertoto Kupası’nda Trabzonspor’un deplasmanda Perugia’yı 3-1 (Hükmen 3-0) yendiği maçtan sonra Avrupa Kupaları tarihi boyunca ikinci kez bir Türk takımı bir İtalyan takımını deplasmanda mağlup ediyordu.

26.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma0-1Genclerbirligi -5-

Günün tek moral bozan kısmı ise, Kanal D’nin maçın son 10-15 dakikasında sürekli yayını kesip daha başlamasına zaman olan Valencia-Beşiktaş maçına bağlanmasıydı! Bol bol sövmüştük…

26.Subat.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.1.Maci.Parma0-1Genclerbirligi -6-

Maçtan sonra Ersun Yanal’a, “bu sezon UEFA Kupası’nda doludizgin giderken, ligde neden çok kötü bir performans çiziyorsunuz” diye soruluyor, o da, “futbolcularım geçen yıl (2002-2003) yaşananlardan dolayı lig şampiyonu olma inançlarını kaybettiler. Avrupa Kupası maçlarına ise kafalarında hakem baskısı olmadan, rahat bir şekilde çıkıyorlar. Çünkü biliyorlar ki, iyi oynarlarsa kazanırlar. Oysa Türkiye liginde iyi olsanız da kazanamayabiliyorsunuz!” diye cevap veriyordu.

İkinci Maç

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma.Mac.Bileti

Ankara’daki rövanş maçı öncesi yine turnikelerde mahşeri bir kalabalık vardı. Saat 17:45’de oynanacak maç için şirketten bahaneyle erkenden kaçmış ve maratondaki yerimi almıştım. Sahada ısınan Parmalı oyuncuları izlerken daha önce görmediğim bir kaleci antrenmanına şahit oluyordum. Sebastien Frey, sahanın herhangi bir yerinde duran kaleci antrenörüne doğru degaj antrenmanı yapıyordu. Çok hoşuma gitmişti!

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -1-

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -5-

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -3-

Maça Gençlerbirliği inanılmaz bir baskıyla başlamıştı. Peş peşe pozisyonlara giriliyor ve gol atıp erkenden turu geçme planları yapılıyordu. Birkaç önemli pozisyonun ardından 31. dakikada Frey, son adam olan Youla’yı net bir şekilde düşürüyor ama hakem devam kararı veriyordu. Penaltı o kadar netti ki, tribünde adeta tepiniyorduk! Ama 3 dakika sonra garip bir şekilde pozisyonun karbon kopyasını yaşadık! Ama bu sefer pozisyon ceza alanı dışında olmasına rağmen hakem günah çıkarırcasına hem penaltı, hem de Frey’e kırmızı kart veriyordu. Tribünler bayram yerini dönmüştü. Hele bir de Filip golü atınca, sormayın!..

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -4-

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -6-

İkinci yarı oyunun tek hâkimi yine kırmızı-siyahlılardı. Peş peşe pozisyona giriliyor ama bir türlü ikinci gol gelmiyordu. Derken Damir’in yaptığı uzun bir degaja, birkaç yıl sonra Beşiktaş’a gelecek olan Ferrari’nin ters kafa vuruşu ile skor 2-0 oluyordu. Artık işlem tamamdı ve son 16’ya kalmamız kesinleşmişti. Ama Ali Tandoğan, TRT’de maçı anlatan Kerem Öncel’in, “kaymaklı baklava tadında sayın seyirciler” diye anlatacağı golle maçı 3-0’da noktalıyordu.

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -2-

Bu sonuçla birlikte o sezon Avrupa Kupaları’nda yoluna devam eden tek Türk takımı olarak UEFA Kupası’nda 4. tura yükseliyor ve son 16’ya kalıyorduk.

Gençlerbirliği, 3-0’lık bu galibiyetle, Avrupa Kupaları tarihi boyunca bir İtalyan takımına karşı en farklı galibiyet alan Türk takımı oluyordu. 2006-07 sezonunda Fenerbahçe, Palermo’ya karşı aynı sonuçla galip gelip bu rekoru egale etti.

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -8-

03.Mart.2004.UEFA.Kupasi.3.Tur.2.Maci.Genclerbirligi3-0Parma -9-

Bu maçtan 3 gün sonra Ankara’da hiç durmadan yağan kara rağmen, şampiyonluğa giden Fenerbahçe ile Süper Lig maçına çıkmıştık. Zemin bembeyazdı ve benim aklıma 2 hafta önce İtalya’da oynadığımız 1-0’lık Parma maçı geliyordu. Bu yüzden maçı garip duygularla ve bir yandan da donarak izlemiştim! Kaptan Ümit’in hatası ile golü yemiş ama ardından kar yağışı altında Fenerbahçe kalesinde inanılmaz bir baskı kurmuş, 3-4 net pozisyon harcayarak ve van Hooijdonk’un çizgiden çıkarttığı 2 topla sahadan 1-0 yenik ayrılmıştık…

Ama kısa bir süre sonra sarı-lacivertlilerle Türkiye Kupası yarı finalinde, hem de Kadıköy’de bir kere daha karşı karşıya gelecektik…

Bir dip not olarak: Parma sonraki sezon (2004-05) UEFA Kupası’nda çeyrek final oynadı.

Ankara’daki maçın özeti;

Dip Not: Fotoğraflar için Yetkiner Mayda’ya teşekkürler.

2003-04 Sezonu UEFA Kupası 2. Turu: Sporting Lisbon

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -7-

İlk turda Blackburn Rovers’ı 3-1 ve 1-1 (d)’lik skorlarla eleyen Gençlerbirliği‘nin ikinci turda rakibi Portekiz’in “Büyük Üç“lerinden Sporting Lisbon olmuştu. 2002-03 sezonunda Portekiz ligini 3. sırada tamamlayarak UEFA Kupası’na katılma biletini alan yeşil-beyazlıların müzesinde bir tane Kupa Galipleri Kupası bulunuyordu ve neredeyse her sezon Avrupa Kupaları’nda yer alıyorlardı.

Sporting, ilk turda, ülkemizde 1990-91 sezonunda Beşiktaş’lı “Takoz” Recep’in röveşata-vole karışımı bir şutla kendi kalesine attığı “muhteşem” golle hatırlanan, İsveç’in Malmö takımını 2-0 ve 1-0 (d)’lık skorlarla elemişti.

İlk Maç

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon.Mac.Bileti

2. Tur’un ilk maçı yine Ankara’da oynanacaktı. Bu sefer normal yerimiz olan maraton tribününe biletlerimizi aldık. Maçın saat 20’de olması benim gibi çalışanlar için avantajdı ama (yanlış hatırlamıyorsam) her ihtimale karşı işten biraz erken çıkmış ve 19 Mayıs’ın yoluna koyulmuştum. Turnikelere geldiğimde yine büyük bir kalabalıkla karşılaşıyordum. Uzunca bir süre bekledikten sonra içeri girmiş ve bizimkileri bulmuştum.

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon.Mac.Programi

Blackburn Rovers maçında olduğu gibi kulüp, bu maç için de Türkçe/İngilizce maç programı hazırlamış ve maça gelenlere dağıtılıyordu. Koleksiyon için birkaç tane almıştım.

Maçı başlamasını beklerken aklımda Blackburn Rovers deplasmanında oynadığımız çok kötü oyun vardı. Eğer bu maçta da benzer bir oyun ortaya koyarsak bu sefer şansımızın çok da yaver gitmeyeceğini düşünüyordum. Sporting’in gücü ve tecrübesi ise ortadaydı.

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon -2-

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon -1-

Maça her iki takım da dengeli başladı. Genelde orta saha mücadelesi şeklinde geçen maçın 16. dakikasında Serkan’ın düşürülmesiyle kazanılan penaltı, tribünleri bayram yerine çevirmişti. Topun başına Blackburn zaferinin golcüsü Mustafa Özkan geçtiğinde biz de nefeslerimizi tutmuştuk. Mustafa topu kaleciye teslim ettiğinde ise yerimizde donup kalıyorduk. Çok büyük bir fırsatı ayağımızla geri tepmiştik!

Bu dakikadan sonra Sporting’in agresif, sert savunması ve süratli oyununu engellemek isteyen Alkaralar, rakibini orta sahada tutmaya çalışıyorlardı. Bu da ortaya pozisyonsuz ama kora kor bir maç çıkartıyordu. İlk yarı 0-0 bitti.

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon -3-

Devre arasında haliyle tek gündem maddemiz kaçırılan penaltı pozisyonuydu.

İkinci yarının başında, ligde çok fazla fırsat bulamayan ve sürpriz bir şekilde ilk 11’de sahaya çıkan Erkan Özbey’in imzasını attığı inanılmaz bir pozisyona şahit olacaktık. 50. dakikada Erkan, gecekondu tarafındaki kalemizin sağından taca çıkmakta olan bir topa depar atarak yetişiyor ve (acemice) topun üzerine basarak oyun alanında tutuyordu. Arkasından gelen Da Silva Liedson, bu nefis fırsatı kaçırmayıp topu kapıyor ve ceza alanına giriyordu. Erkan ise yaptığı hatayı telafi etmek için depar atmış ve Da Silva’ya yetişip önüne geçmişti. Ama Liedson tam da bu anda şutunu çıkartıyor ve garip bir tesadüfle top Erkan’a çarparak Sporting golü olarak filelerimize takılıyordu. Erkan Özbey’in yıllar sonra “futbol hayatım boyunca yaşadığım en kötü pozisyondu” dediği olayın ardından tüm morallerimiz yerle bir olmuştu.

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon -4-

6.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.1.Mac.Genclerbirligi1-1Sporting.Lisbon -5-

Golden 5 dakika sonra sağdan yapılan ortaya Mustafa Özkan’ın kafa vuruşu direkten dönüyor ama Veysel Cihan yere düşerken “işlemi tamamlıyor” ve tribünler coşmaya başlıyordu! Adeta yeniden hayata bağlanmıştık. İşin ilginç yanı, Blackburn maçlarında olduğu gibi yediğimiz gole bir kere daha çok hızlı bir şekilde cevap vermiştik!

Bundan sonraki dakikalarda oyun yeniden pozisyonsuz ama kora kor bir orta saha mücadelesi şeklinde geçti. Sadece 77’de önemli bir pozisyon yakaladık ama onda da, Skoko’nun yaptığı nefis ortaya Ali Tandoğan arka direkte kafa atarak auta gönderiyordu.

Maç 1-1 sona erdikten sonra tribünleri boşaltırken hepimizin yüzleri asıktı. Bir ara, amcaoğlu Süleyman’a dönerek, “orada kesin gol atarız. Ama gol yememeliyiz!” diyordum. O ise, gayet sinirli bir şekilde, “Sporting’e Lisbon’da gol atacağız öyle mi?” diye cevap veriyordu.

İkinci Maç

26.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon.Antrenman -2-

26.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon.Antrenman -1-

Gençlerbirlikliler, ilk maçtan 3 hafta sonra, bir bayram günü, Portekiz’in başkenti Lisbon’da Jose Alvalade stadına çıkarken, ben de çok fazla umut beslemeden tek başıma televizyon karşısında heyecanımla baş etmekle meşguldüm. En büyük gol silahımız Souleymane Youla’nın sakatlığı nedeniyle sahada olmadığını görünce moralim çok bozulmuştu. Çünkü tur atlamak için gol atmalıydık!

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -2-

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -1-

Seremonide tribünlerden atılan konfetilerle yaratılan ambiyansa hayran olmamak elde değildi. Yıllar sonra o güne ait tribün fotoğraflarını gördüğümde düşüncelerim iyice pekişmişti.

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi.Mac.Bileti

(Yıllar sonra, Avrupa Kupalarında Türk takımlarının maç biletlerini toplayan bir koleksiyonerle tanışmıştım. Bana  deplasmandaki maçımızın renkli biletinin fotokopisini göndermişti.)

Maçtan önce İstanbul gerçekleşen terör saldırısı için 1 dakika saygı duruşu yapılmıştı.

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -4-

Maça beklediğimizden daha iyi başlıyor ve Skoko’nun uzaktan sert şutunu Ricardo son anda önlediğinde derin bir “of” çekiyordum. Sonrasında Sporting önce Martins sonrasında da Tello ile 2 önemli pozisyona giriyor ama yararlanamıyordu. Bu pozisyonların ardından kırmızı-siyahlı futbolcular garip bir şekilde rahatlamış, sakin ve kendine güvenerek oynamaya başlamışlardı. Peş peşe önemli pozisyonlara girmeye başladık. Önce M’bayo ve ardından Veysel’in kaçırdığı pozisyondan sonra “gol atacağız!” diye tempo tutmaya başlamıştım.

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -5-

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -6-

İlk yarının son dakikasında kaleyi karşıdan gören ama uzak bir yerden serbest vuruş kazandık. Ali Tandoğan öyle bir şut attı ki! Top kalecinin üstünden aşırtma bir şekilde filelere takıldı! Oturduğum yerden “goool” diye havalara fırladım. İnanılmazdı!

Daha golün sevinci bitmeden derine atılan bir topu Mustafa Özkan ve onu savunmaya çalışan 2 defans oyuncusu ayağını sokuyor ve top Mario Sergio’ya çarparak 2. Gençlerbirliği golü olarak filelere gidiyordu. Artık odada tek başıma tepiniyordum! Ankara’daki Blackburn Rovers maçındaki gibi peş peşe 2 gol birden bularak inanılmaz bir avantaj yakalamıştık. Ama eğlence yeni başlıyordu.

İkinci yarının hemen başında sağdan Ali’nin yaptığı ortaya Veysel’in enteresan bir şekilde sırtını dönerek kafasının arkasıyla attığı gol skoru 3-0’a getirdi. Maçın bitimine daha 40 dakika vardı ama inanılmaz rahatlamıştım.

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -3-

Bu golden sonra kalan dakikalar birkaç cılız atağımız dışında Sporting’in baskısı altında geçti. Sağlı sollu geliyorlar ama ya Damir ya da defans oyuncularımız tehlikeleri önlüyorlardı. Maçın sonlarına doğru Sporting bir serbest vuruş kazandı. Bu frikik canlı olarak futbolcunun açısından ekrana geldiğinde oldukça şaşırmıştım. Çünkü ilk kez bu açıdan televizyonda bir frikik izliyordum.

Maç 3-0 bittiğinde maçı anlatan spiker, “önce Blackburn, ardından Sporting Lisbon. Sırada ki gelsin!” dediğinde evde adeta coşuyor ve kura çekilmesi için sabırsızlanıyordum. Bu arada telefonum çaldı. Arayan amcaoğlu Süleyman’dı. Şaşkın bir şekilde, “aferin olm be! Ne maçtı!” diyordu. Sonrasında ise birçok arkadaşın tebriklerini kabul ederken mutluluğumdan yerimde duramıyordum.

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -8-

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -9-

Maçın ardından Sporting Lisbon’lu seyirciler bir yandan Gençlerbirliklileri alkışlarken, bir yandan da kendi teknik direktör ve oyuncularını protesto etmek için beyaz mendil sallıyorlardı. Tepkilerini bu kadar olgun bir şekilde sergileyen Sporting’li tarafların bu hareketi o kadar çok hoşuma gitmişti ki, tribünlerde gördüğüm neredeyse her protestonun ardından aklıma bu sahne gelmişti…

Gençlerbirliği, 3-0’lık bu galibiyetle, Avrupa Kupaları tarihi boyunca bir Portekiz takımına karşı Portekiz’de en farklı galibiyet alan Türk takımı ünvanını kazanıyordu. Aynı zamanda Fenerbahçeye ait olan, “Avrupa Kupaları’nda bir Portekiz takımına karşı en farklı galibiyet alan Türk takımı” rekoruna da ortak oluyordu. (1990-91, UEFA Kupası 1 Turu, Fenerbahçe 3-0 Vitoria Guimares)

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -10-

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -11-

Bu maçta yeşil-beyazlı formayı giyen Rodrigo Tello, 2007’de Beşiktaş’a transfer oldu. İlginçtir, o günlerde Ali Tandoğan da siyah-beyazlı formayı giyiyordu ve Tello bir röportajında, “Ali’yi görünce hemen tanıdım. O çok kötü günü hatırladım. O da beni tanımıştı. Sonrasında o frikik golünü uzun süre konuştuk” diyordu…

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -13-

27.Kasim.2003.UEFA.Kupasi.2.Tur.2.Mac.Sporting.Lisbon0-3Genclerbirligi -12-

Bir dip not olarak, Sporting Lisbon bir sonraki sezon (2004-05) CSKA Moskova ile UEFA Kupası finali oynadı…

Maçın Özeti;

Dip Not: Fotoğraflar için Yetkiner Mayda’ya teşekkürler.

2003-04 Sezonu UEFA Kupası 1. Turu: Blackburn Rovers

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -1-

Ersun Yanal’ın Gençlerbirliği, dar kadrosuna rağmen, 2002-03 sezonunda bir yandan şampiyonluk mücadelesi verip, bir yandan da Türkiye Kupası’nda finaline yükselmişti.

Futbolseverlerin sadece 3 dakikalık özetlerinden takip edebildiği kırmızı-siyahlılar, özellikle sezonun ilk yarısının son maçlarından itibaren ligde oynadıkları tüm maçlarda, “birilerinin” emriyle hakemler tarafından tırpanlanıyorlardı. Buna rağmen, uzun soluklu (ortalama 20-30 dakika) “toplu ve baskılı hücum” taktiği sayesinde peş peşe gelen goller, takımın hedefine doğru yoluna devam etmesini sağlıyordu. Sezonun ikinci yarısında işin içine bir de “pervasızca çıkan” kartlar eklendi. İşin ilginç yanı ise; 17 ya da 18. haftadan sonra Erman Toroğlu, Maraton’da Şansal Büyüka’ya : “Gençlerbirliği’nin önüne kesmek kolay. Ver sarıları, kırmızıları bakalım oynatacak oyuncu bulabilecekler mi?” diyordu…

Yedek oyuncularla da bir şekilde yoluna devam eden Gençlerbirlikliler, 29. haftada İzmir’de Altay karşısına çıktılar. 14 ve 18. Dakikalarda Ahmet Hassan’ın golleriyle 2-0’ı yakaladılar. 27’de saçma sapan bir penaltı kararı ile Altay farkı bire indirse de, 46’da Filip farkı yeniden ikiye çıkartan golü attı. Ama iş burada bitmedi. Hamza Mısır ve arkadaşları, Gençlerbirliği’nin kale çizgisi üzerinde elle kesilen topunu görmedi. 88’de durum 3-2 oldu ve 3-4 dakika fazladan uzatılan maç 3-3 sona erdi.

Bu maçtan 4 gün önce Türkiye Kupası’nı Trabzonspor’a kaptıran Alkaralar, bu maçtan sonra ligde de havlu attılar. Birkaç yıl sonra Ersun Yanal, Milli Takım teknik direktörüyken, (yanılmıyorsam) Aktüel dergisinde “maçtan sonra soyunma odasında futbolcularım, ‘ne yaparsak yapalım bizi şampiyon yapmayacaklar!’ diye ağlıyorlardı! İnançları tamamen kırılmıştı” diyerek durumu özetliyordu.

2 Yıl Aradan Sonra Yeniden UEFA Kupası

Ligi 3. sırada tamamlayan Gençlerbirlikliler, 2003-04 sezonuna, Süper Lig ve Türkiye Kupası dışında bir de UEFA Kupası’nda mücadele etme heyecanıyla başladılar. Kuraların ardından ilk turda rakip İngiltere’den Blackburn Rovers olmuştu. Mavi-Beyazlılar, 2002-03 sezonunda İngiltere Premier League’ini 6. olarak tamamlamış ve UEFA Kupası biletini kazanmışlardı.

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers.Mac.Bileti

O günlerde İngiltere Premier League maçlarını NTV veriyordu. Biz de abim ve amcaoğlu Süleymanla birlikte rakibimizi tanımak için canlı yayınlanan maçlarını izliyorduk. Blackburn’ün bizim için en garip özelliği, takımın başında eski Galatasaray teknik direktörü Graeme Souness’un ve eski Galatasaray futbolcularından Tugay Kerimoğlu ve kaleci Brad Friedel’ın kadrosunda yer almasıydı.

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -2-

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -3-

O günlerde, Ankara’da oynanacak ilk maçtan 2,5 hafta sonra İngiltere ile oynanacak olan 2004 Avrupa Şampiyonası grup eleme maçının gerginliği tüm ülkeyi sarmıştı. Gençlerbirliği Spor Kulübü bu gergin ortamda Blackburn Rovers takımını ve taraftarlarını hava alanında Ankara Seymenleriyle karşıladı ve en iyi şekilde ağırladı.

Gençlerbirlikli Barış Karacasu ise, kura çekiminden sonra Blackburn Rovers’lı taraftarla irtibat kurup 24 Eylül 2003’deki maçtan önce Gençlerbirliği tesislerinde bir dostluk maçı ayarlamıştı. Orcan’ın röveşata attığı maçı Alkaralar 4-2 kazanarak tebrikleri kabul ediyorlardı…

Gariban ölümlü bir çalışan olan ben ise, 17:55 gibi oldukça garip bir saatte başlayacak olan maçı tribünde izleyebilmek için, işten palavralarla erken çıkıp 19 Mayıs’ın yolunu tutmuştum. Kulüp bu maçta kombinesi olanlara bedava bilet uygulaması yapmış ve normalde deplasman tribünü olan saatli kale arkasını kombine sahiplerine ayırmıştı. Stada vardığımda mahşeri bir kalabalık beni karşılıyordu. Uzunca bir süre bekledikten sonra içeri girip kuzenleri buldum.

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers.Mac.Programi

Tribüne girerken kulübün İngiltere’deki maçlardan önce satılan ve karşılaşma ile ilgili bilgiler içeren “maç programı” hazırladığını ve ücretsiz olarak dağıttığını görüp hem şaşırmıştım hem de mutlu olmuştum. Bu uygulamayı bir önceki sezon birkaç maçta daha yapmışlardı ama (bir yanlışım yoksa) bu sezon ilkti…

2

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -4-

Tribünlerde ilk dikkatimi çeken hemen sağımızda (şeref tribünün solu) yer alan Blackburn Rovers’lı taraftarlardı. Biraz dikkatli bakınca aralarında Orcan’ın da olması nedense hiç garibime gitmemişti 🙂

Hayatımda ilk kez Avrupa Kupası maçı izleyecek olmanın verdiği heyecanı da yenmek için bir önceki sezon (2002-03) bolca şahit olduğumuz tıklım tıklım dolu tribünleri ve sahada ısınan oyuncuları kesiyordum. Blackburn’ün kadrosu da izlenmeyecek gibi değildi hani. Lucas Neill, Amoruso, Markus Babbel, Dwight Yorke, Dino Baggio, Brett Emerton, Tugay Kerimoğlu…

İtiraf etmem gerekir ki, ben de dahil, o gün tribünde bulunan çoğu insanın maçtan hiçbir beklentisi yoktu. Çünkü hem rakip İngiltere Premier League’dendi, hem de en son 2 yıl önce UEFA Kupası’nda mücadele etmiş olsak da, takımdaki futbolcuların bu kulvarda çok az tecrübeleri vardı. İşte bu yüzden çoğumuz için, bu maç, 2003-04 sezonu UEFA Kupası’nda Ankara’da izleyeceğimiz ilk ve tek maçımız olacaktı…

Tribünlerdeki coşku ve heyecan görülmeye değerdi. Amcaoğlu Serdar’ın ise önümüzde ısınmakta olan Blackburn’lü Lorenzo Amoruso’ya durup dururken avazı çıktığı kadar “Amorusooooo!” diye bağırmasına uzun süre kahkahalarla gülmüştük.

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -5-

Maçın başlarında baskılı oynayan taraf bizdik. İlk 20 dakikada Mustafa Özkan ile yakaladığımız 2 pozisyon bizi gaza getirmeye yetmişti. Ama sonrasında durulduk ve mavi-beyazlıların ataklarını izlemeye başladık. Sonrasında oyuna denge geldi ve ilk yarı 0-0 bitecek derken Blackburn kalesine doğru ortalanan bir topu Fridel kafasıyla uzaklaştırdı. Skoko ise topun gelişine nefis bir aşırtma vuruş yaptı ve 1-0 öne geçtik. Tribünler yıkılıyordu haliyle!

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -9-

Daha bu golün sevincini tamamlamamıştık ki, Youla ikinci gole imzasını attı ve ne yapacağımızı şaşırdık. İnanılmazdı!

Devre arasında bir sürü arkadaşım arayarak, “neler oluyor olm orada?” diye şaşkınlıklarını belirtiyorlardı.

Devre arasında, “Blackburn’de iş yokmuş” ile “olm adamları bence bundan sonra izleyin. Kesin ağırlıklarını koyacaklar” arasında gidip gelen yorumlar yapıyorduk. İkinci yarıya başlamadan önce aklımızdaki en büyük soru işareti ise, ilk yarının son dakikasında kalecimiz Gökhan Tokgöz’ün sakatlanması ve yerine yedek kalecimiz (ilerleyen günlerde “uçan balina” diye anılacak olan) Damir Botonjic’in sahada neler yapıp, neler yapamayacağıydı.

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -8-

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -7-

24.Eylul.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.1Maci.Genclerbirligi3-1BlackburnRovers -6-

İkinci yarı ile birlikte baskı yemeye başladık. Blackburn’lüler önümüzdeki kaleye saldırıyorlardı. 57’ye kadar dayandık ama o dakikada John Cole’ün Emerton’a verdiği pasın gol olması morallerimizi altüst ediyordu!

Ama 3 dakika sonra Youla’nın iki defans oyuncusunu geçerek Fridel’in solundan attığı gol hepimizi hayata döndürüyordu!

Sonrasında maç 3-1 sona erdi ve 2 hafta sonraki rövanş için bir adım önde olduğumuzu düşünerek tribünleri boşaltıyorduk.

Bu maçta aklımda kalan en ilginç sahne ise şu: Andy Cole, önümüzdeki kalenin ceza alanı sağ çizgisinde, kaleye arkası dönük bir pozisyondaydı. Hemen arkasında onu kademli olarak tutmaya çalışan El Saka ve Ümit Bozkurt bulunuyordu. Cole, bir yandan hızlı bir topuk hareketi ile Ümit’in beşikleri arasından topu geçirirken, bir yandan da hızlı bir deparla iki futbolcunun birden arkasına geçip topu kontrol ediyordu…

Rövanş Maçı ve Uçan Balina’nın Sahneye Çıkışı

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -1-

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -2-

15 Ekim 2003’deki ikinci maç için Ankara’dan İngiltere’ye giden takımımızı ve taraftarlarımızı, Blackburn Rovers Kulübü ve taraftarları çok iyi bir şekilde karşılayarak Ankara’daki dostluğu pekiştirmişlerdi. Hatta, Ewood Park’ta antrenman yapan kırmızı-siyahlı futbolcuları, kocaman bir Gençlerbirliği arması üstünde “Welcome to our visitors from Turkey” altında ise “Türkiye’den Gelen Misafirlerimize Hoş geldiniz” yazan bir skorboardla karşılamışlardı.

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi.Mac.Bileti

(Yıllar sonra, Avrupa Kupalarında Türk takımlarının maç biletlerini toplayan bir koleksiyonerle tanışmıştım. Bana  deplasmandaki maçımızın renkli biletinin fotokopisini göndermişti.)

Maç günü, taraftar arasında Ankara’da oynanan maçın rövanşı yapılmış ve Blackburn’lüler “biz de evimizde güçlüyüz” dercesine maçı 5-3 kazanmışlardı.

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -3-

Maçtan önce Ewood Park’da taraftarlarımızı güzel bir sürpriz bekliyordu. Blackburn Rovers Kulübü taraftarlarımıza “dostluk plaketi” veriyorlardı! Tabi biz bunların çoğunu günler sonra bizimkilerden öğrenecektik. Çünkü maçı Show TV yayınlamış ama canlı yayında verilen plaket törenini 1-2 saniye gösterip reklama gitmiş ve hakkında hiçbir açıklamada bulunmamıştı.

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -4-

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -5-

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -6-

O sırada ben ise, 3-1’e rağmen hem rakibin futbolcu kalitesi hem de deplasmanda oynayacak olmamızın verdiği umutsuzlukla televizyonun başında maçı takip etmeye başlamıştım. İlk dakikalardan itibaren umutsuzluğum iyice artmaya başlamıştı. Çünkü, Blackburn’lüler son 1,5 sezondur (yenildiğimiz takımlar dahil) hiçbir takımın kuramadığı inanılmaz bir baskıyı üzerimizde kurmuş ve adeta takımımızı sahasına hapsetmiş, sağlı sollu geliyordu. İnanılmaz pozisyonlar veriyorduk. Ama şükür! Ya rakip futbolcular pozisyonu harcıyor, ya direk yardıma koşuyor, ya da Damir Botonjic kalesinde devleşerek gole izni vermiyordu. İlk yarı bittiğinde skorun hala 0-0 olmasına şaşıyordum. Hala 1 gollük averajımız vardı ama sergilenen oyuna bakarak golü yediğimiz an düşeceğimizin de farkındaydım.

İkinci yarı başlar başlamaz ilk yarıya benzer bir baskı yemeye başladık. Ha yedik, ha yiyeceğiz diye dert yanarken, 64’de beklenen gol geldi. Sağdan gelen ortaya Jansen vurdu, ama (artık nasıl ballıysak alıştığımız üzere doğrudan gol olmadı) savunmadan döndü. Jansen ikinci kez vurdu ve skor 1-0 oldu. Golden sonra televizyon başında gardım düşmüştü. Dakikaya baktım, daha 26 dakika vardı. Yani tura elveda demenin vakti gelmişti…

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -7-

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -8-

Ama tıpkı Ankara’da olduğu gibi, golden hemen sonra karşılık verdik. Bu sefer gole adlarını yazdıran adamlar Skoko ve Mustafa Özkan idi. Bu beklenmedik gol bir anda yerimden fırlamamama sebep oluyordu! 2 dakika önce attıkları golden sonra muhtemelen “artık şansızlığımızı kırdık” diyen Blackburn’lüler bizim golden sonra adeta yıkılmışlardı. Maçın son 24 dakikasında başka gol olmadı ve 1-1’lik skorla tur atlayarak yolumuza devam ediyorduk…

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -9-

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -11-

15.Ekim.2003.UEFA.Kupasi.1.Tur.2Maci.BlackburnRovers1-1Genclerbirligi -10-

Maçın Özeti;

22 Eylül 2012’de NTV Spor’da yayınlanan “Yenilsen de Yensen de” de Blackburn maçını anlatmıştım.

Dip Not: Fotoğraflar için Yetkiner Mayda’ya teşekkürler.

18. Deplasmanım ve Gördüğüm 20. Stad: Türk Telekom Arena (449 km)

Mehmet Ali Cetinkaya - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -3-

Türk Telekom Arena Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 449 km.

Normalde Türk Telekom Arena’ya geçen yıl gidecektim. Ama bir hafta önce tribünde olduğum, 6-1’lik Fenerbahçe deplasmanı sonrası içimden gitmek gelmemişti. Ama bu sefer, aylar öncesinden “ne olursa olsun gideceğim” diyordum ve Galatasaraylı arkadaşım Hakan Gözkan ile her konuştuğumda geriye doğru sayıyordum.

Fakat maç tarihi Cuma olarak açıklanınca “eyvah!” dedim. Zira iş günüydü! Ama ne olursa olsun gaza gelip harekete geçmedikçe deplasman yapılmadığını çok iyi biliyordum. Bu yüzden önce Seyrantepe’de oturan (evet stadın karşısı!) kuzenim Fahriye ile konuştum. Ardından da otobüs biletlerimi ayırttırdım. Böylece ilk adımı atmıştım. Maç günü yaklaşınca şirketten izin de aldım ve iş resmiyete binmiş oldu.

Pazartesi günü Tanıl abinin de Cuma günü İstanbul’a gideceğini öğrendim. Hemen arayıp nasıl gideceğini ve maça gelip gelmeyeceğini sordum. Uçakla gideceğini ve annesini ziyarete gittiği için çok istese de maça gelemeyeceğini söyledi. Telefonu kapattıktan sonra biraz da gaza getirmek ve zorlamak için, “18. Deplasman ve 19. Stadyumuma gidiyorum abi. Keşke gelseydiniz.” dedim. Yaklaşık 20 dakika sonra, “iş yetiştirmek için saniye kovalıyorum ama beni tahrik ettin. Ben de sana gördüğüm stadyumların listesini çıkarttım” diyordu ve gördüğü 23 stadyumu sıralıyordu. Tatlı bir rekabetle içimden “yakalamama az kalmış” diye geçiriyordum…

Tanıl abinin uçak fikri aklımı çelmişti. “Çok pahalıdır ama…” diyerek uçak biletlerine bakmaya başladım. O da ne! Cuma günü sabah 8’de 59+4 liraya uçabiliyordum. Şaşırmıştım. Araştırmaya devam ettim ve kuzen ile yaptığım telefon görüşmesi sonrasında, perşembe 21:15 Esenboğa-Sabiha Gökçen (59+4 lira) ve cumartesi gecesi 23:30 Sabiha Gökçen-Esenboğa (39+4 lira) biletlerini aldım. Tüm ayrıntıları ile otobüs gidiş-geliş masraflarımdan sadece 30 lira civarı bir fark olacaktı. Hem de Perşembe gecesi kuzende kalabilecek ve cumayı maksimum değerlendirebilecektim. Ayrıca daha önce, tren, otobüs, araba ve hızlı trenle deplasmana gitmiştim ama ilk kez uçağı kullanacaktım!

Çarşamba günü Pınar mesaj attı ve “İstanbul’a gidiyor musun?” diye sordu. Ben de gideceğimi söyledim. Maç günü Bandırma’da olacağını ve orada Lig TV olmadığından, ancak radyodan maçı dinleyebileceğini söyleyip, cümle sonuna somurtan bir surat ekleyerek cevap verdi. O an aklıma yarım yamalak bir maç geldi. Pınar yine Bandırma’daydı ve maçı radyodan dinlemişti. Oldukça efsane bir galibiyet almıştık. “Neydi?” diye sordum. 0-2’den 4-2 kazandığımız Beşiktaş maçı olduğunu söyledi. İnanılmaz bir totem bulmuştum! Mesaj atıp, “Pınar düşündüğümü sen de düşünüyor musun” dedim. Güldü “neden olmasın!” dedi. Hemen Tanıl abiye bir mail atıp, “abi elimde çok sağlam bir totem var ama doğal olarak maç sonunda bilgi vereceğim!” dedim.

Aynı gün macanilari.com üzerinden yaklaşık 2 yıldır tanıdığım ama yüz yüze tanışmadığım Galatasaraylı Kemalettin Albayrak (aka Raşit Çetiner) abiyi arayıp maça geleceğimi ve tanışmak istediğimi söyledim. Çok sevineceğini söyledi.

Hafta içi deplasman anılarımı bloga geçirirken 3 yıl önce Ali Sami Yen’de aldığımız galibiyetin fotoğraflarını görmüştüm. Üzerimde Kırmızı-Siyah Adidas sweatshirt vardı. Ben ise çantamı hazırlarken yanıma almak için onunla Alkaralar sweatshirtü arasında gidip geliyordum. Sonunda bir başka totemi daha yanıma almaya karar verip Adidas da karar kıldım.

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena Bilet

Perşembe günü Kemalettin abi aradı, “mali senin ve kuzeninin biletlerin hazır” dedi. “Abi ziyaretçi tribününe aldın değil mi?” diye takıldıktan sonra teşekkür ettim. Böylece daha önce tecrübe edindiğim üzere deplasman bileti arama derdinden de kurtulmuştum. Her şey çok güzel gidiyordu.

Ardından İstanbul’a gittiğimde tanışmak istediğim futbol araştırmacısı Fethi Aytuna abiyi arayıp maça geleceğimi ve tanışmak istediğimi söyledim. O da çok sevineceğini söyledi. Böylece tek iş akşam uçağa atlayıp İstanbul’a gitmeye kalmıştı.

İş çıkışı Gürsel’in ısrarı ve otobüs seferlerinin online takip edilebildiği EGO aplikasyonunu test ederek ilk kez belediye otobüsü ile Esenboğa’ya geçtim. Ardından uçağa bindim ve 40 dakika sonra Sabiha Gökçen’deydim. Havataş’a atladım ve 40 dakikada Levent’e ulaştım. Her şey inanılmaz güzel ve hızlı ilerlemişti. Kızılay-Levent arasını 3 saat 50 dakikada kat etmiştim. Bundan sonra İstanbul’a uçakla ve trafik için “kör saatlerde gitmeye karar verdim. Fahriye beni karşıladı bir şeyler atıştırdık ve eve gidip laklak ederek perşembeyi bitirdik.

8 Mart 2013 - Turk Telekom Arena -1-

Cuma sabahı kahvaltılık bir şeyler almak için apartmandan çıkıp bir alt sokağa indiğimde, Türk Telekom Arena’yı görecek bir noktadan fotoğraf çektim. Bu arada bir üst geçit gördüm. Stadın bulunduğu tarafa geçiyordu. “Buradan gidiliyor mu ki?” diye düşündüm ama bunu araştırmak için daha zaman vardı. Eve döndüm bir şeyler atıştırdım. Ardından Kemalettin abi ile Mecidiyeköy’de buluşmak için haberleştik. Evden çıkıp etüt için yürüyerek Seyrantepe metro istasyonundan stadyuma geçtim.

8 Mart 2013 - Turk Telekom Arena -2-

8 Mart 2013 - Turk Telekom Arena -3-

Daha önce Yenilen de Yensen de’ye katılmak için İstanbul’a gelip Fahriye’de kaldığımda TT Arena’ya metro durağından nasıl geçileceğini öğrenmiştim. Ama sonrası biraz karışıktı. Çünkü önce turnikelerden geçip Galatasaray bilet gişelerine ulaştım. Oradan birine deplasman tribününü sordum ve yönlendirmesiyle birlikte merdivenlerden çıkarak stadyuma paralel olarak otobanın yanından yürümeye başladım. O ana kadar hiçbir yerde deplasman tribününe nasıl gidileceğini gösteren en ufak bir tabelanın olmaması çok kötüydü. Ardından uzunca bir yürüyüşün ardından yol beni Galatasaray Store’un önüne getirdi. Kısacası ikinci kez Galatasaraylıların arasına girdim. Ardından sokak tabelası gibi ufak bir “ziyaretçi” yönlendirmesi görüp onu takip etmeye başladım. Bir süre daha gittikten sonra kale arkasındaydım. Küçük beyaz bir büfe gördüm. “Biletler buradan alınıyor herhalde” diye düşündüm. Ardından kimin hangi kapıdan gireceğinin gösterildiği büyük bir tabela gördüm. Ziyaretçiler G11-12’den giriyorlardı. Ama bir süre sonra gir
işin geldiğim yolun altında olduğunu fark ettim. Kesinlemek için görevliye sordum o da aynısını söyledi. Merdivenlerden inilerek gidilebiliyordu. (Sonrasında Kemalettin abiden “sakıncalı” maçlarda deplasman taraftarlarının otobanın yanındaki yol üzerinden doğrudan alt kattaki girişe götürüldüğünü öğrenecektim.)

Mehmet Ali Cetinkaya - Turk Telekom Arena -1-

Mehmet Ali Cetinkaya - 8 Mart 2013, Istanbul

Dönüş yolunda birkaç fotoğraf çektirip, metro ile Mecidiyeköy’e geçtim ve Kemalettin abi ile buluştuk. Bir şeyler yiyip oldukça eğlenceli bir sohbet yaptık. O bana eski maçlardan, eski İstanbul’dan bahsetti ben de Gençlerbirliği’nden Ankara’dan. Yemek sonrası hem benim hem de kuzenimin biletlerini ısmarladığını söyledi ve tüm ısrarlarıma rağmen “misafirimsiniz!” diyerek ödememi kabul etmedi. Bir sonraki maçta kendisini Ankara’da ağırlamaktan gurur duyacağımı söyleyerek yanından ayrıldım.

Ardından Taksim’e geçip Aydoğan ile buluştum. Bir şeyler yedik, içtik, konuştuk derken saat 17:15 civarlarında, maç günü sıkışık metro trafiğine takılmadan kuzenlere gitmeye karar verdik. Oradan yürüyerek maça geçecektik.

Kuzende bir şeyler içip muhabbet ettikten ve sabah gördüğüm üstgeçit hakkında Fahriye’nin eniştesinden bilgi aldıktan sonra stada doğru yola çıktık. Tahmin ettiğim gibi o yoldan çok kolay bir şekilde deplasman tribününe gidiliyordu. Fahriye’ye dönüp, “bundan sonra Galatasaray deplasmanında üssümüz senin ev olacak!” dedim güldük.

Yürümeye devam ederken birkaç gündür olduğu gibi Hakan’dan yine aynı mesaj geldi, “şampiyon mu olacaksınız mali? :)”.

Hakan, 2010-11’de Ankara’da 1-0 önde olduğumuz maçın devre arasında Trabzonlu Burak Yılmaz’ın soyunma odamızı basıp futbolcularımıza söylediği ya da 2002-03’de İnönü’de 1-1 biten Beşiktaş maçından sonra soyunma odasına giden Gençlerbirlikli futbolcuların üzerine yürüyüp aynı cümleyi kuran Beşiktaş Menajeri Sinan Engin’e gönderme yaparak beni kızdırmaya çalışıyordu. “Maçtan sonra göreceğiz kim şampiyon” diye cevap attım…

Sabah ki gezide de fark ettiğim gibi girişler alt kattaydı. Polis aramasının ardından içeri girip bilet alabiliyordunuz. Ardından merdivenlerle bize ayrılan 2. kattaki tribüne ulaştık.

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -1-

Daha maça bir saat vardı ve içeride 50’ye yakın taraftar vardı. İstanbul deplasmanında en az 5-10 tanıdık sima göremeye alışan biri olarak hiç kimseyi tanımadığım için şaşırmıştım. Bunlardan 20-25 kadarının en altta toplanıp sessiz sakin stadı izlemeleri beni şüphelendirmişti ama pek de fazla üzerinde durmadım. Fahriye ile gözüme kestirdiğim bir yere oturduk. Ardından en iyi görüş açısını bulmak için dolaşmaya ve fotoğraf çekmeye başladım. Tribün “maraton” ile kale arkasında kalıyordu. Daha önce gördüklerim içerisinde en büyük deplasman tribünüydü. Sola doğru gidildikçe kale arkasına ve sağa doğru gidildikçe maratona yaklaşıyordunuz. Önümüzde yaklaşık 3-4 metrelik cam bir koruma vardı. Onun üstünde de fileler. Filelere artık alışmıştım ama cam korkuluklar tribünün en üstüne bile çıksanız bir şekilde stadın tamamını görmenizi engelliyordu. Araştırmaların ardından maratona daha yakın bir açıya yerleştik.

Fahriye Sari - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena

Türk Telekom Arena Stadyumu’nun tribünleri oldukça güzel ve profesyonel görünüyordu. Stada arkamı dönüp birkaç fotoğraf çekinmek istedim ama arkadaki parlak ışıktan ötürü hep yüzüm karanlık çıkıyordu. “Ne yapalım Photoshop ile düzenlerim” deyip birkaç foto çekindik. (Ama birkaç gün sonra bunun pek de olası olmadığını öğrenecektim!)

Maçtan önce Hakan aradı. Tribüne girmişlerdi. Arada cam korkuluklar olsa da yanlarına kadar gittim, telefonla konuştuk. Arada duran görevi de şaşırmış bize bakıyordu. Hakan, “maçtan sonra da buraya gel mali!” dedi. Sonra da, “ama kazanırsanız gelme!” dedi. Güldük.

Yerime döndüğümde bu sefer de Kemalettin abi arıyordu. Elindeki atkıyı sallayıp yerini belli ediyordu. Ben de aynı şekilde yerimi gösterdim. Başarılar diledi. Teşekkür ettim.

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -2-

Takımlar sahaya çıkıp ısınmaya başladıklarında tribünlerden uğultu ve alkışlar yükselmeye başladı. Bu arada Kasımpaşa maçından tanıdığım Onur Ağca’yı görüp selam verdim. 2 tane Galatasaraylı arkadaşı ile yanımıza oturdular.

Bir ara tuvalete gittim. Aynada bir stiker görüp şaşırdım. Odaklandığımda bunun Schalke 04 taraftar gruplarından birine ait olduğunu fark ettim. Daha dikkatli bir şekilde duvarları incelemeye başladım. Bir sürü farklı stiker vardı. Hemen fotoğraflarını çektim. Bunun bir “deplasman ritüeli“ olduğunu düşündüm. Çok hoşuma gitmişti. Yerime dönerken Kubilay ve Onur abilerin de geldiğini görüp selam verdim muhabbet ettik.

Ve ardından maç başladı. Sakat olan Hurşut’un yerine Tomic, cezalı olan Cem Can’ın yerine de Serkan Kurtuluş sahadaydı. Maçın ilk dakikalarından itibaren, birkaç hafta önce oynanan Schalke 04 maçı ile gündeme gelen “kötü zemin problemiyle” yüzleşiyorduk. Futbolcuların dripling yapmak isterlerken yere doğru kapaklanmaları çok enteresandı. Ayrıca bazı bölgelerde topu zor kontrol ediyorlardı. “Yuh!” dedim.

İlk yarıda Galatasaray çok baskılı bir oyun sergiledi. Biz ise biraz daha geriye yaslanarak rakibi karşılıyor ve kontra deniyorduk. Sadece Vleminckx ilerideydi. Sarı-Kırmızılılar genelde sol kanatımızdan geliyorlardı. Eboue’nin çıkışları ile tehlikeli olmaya başladılar. 3’de Hamit’in dışarı attığı top ve 12’de yine Hamit’in direkte patlayan topları ardından “eyvah!” diyorduk. Ardından Sneijder’ın şutunu Ramazan’ın nefis kurtarışını alkışlıyor, Burak’ın son dakika içinde yerden gelen bomboş topu ıskalaması üzerine oh çekiyorduk. Devre bitmek üzereyken Adem’in de tribüne geldiğini fark ettim.

Devre arasında bol bol maçı konuştuk. Durum pek de parlak değildi ama bir yandan da Galatasaray deplasmanındaydık ve baskı normaldi. Ama biraz açılmamız ve baskıyı kırmamız gerekiyordu. Fahriye yiyecek bir şeyler almak için aşağıya gitti. Ben ise tribünü izliyordum. 100’e yakın insan vardı. Üzerinde atkılar ve formalar olan bir sürü Gençlerli vardı ve hepsi muhtemelen İstanbul’dandı. Fahriye’nin yanına gittiğimde maçtan önce kenarda oturan 10 kadar kişinin Galatasaraylı olduğunu öğrendim. Çünkü yan tribüne geçmek için görevlilerin kafalarını ütülüyorlardı. Ankara’da da buna benzer olaylara şahit olmuştuk ama burada güzel olan Galatasaraylıların oldukça efendice maçı izlemeleri idi.

Bu arada Fahriye, büfede 2 kişinin görevli olduğunu ve garip bir şekilde büfenin iki tribüne de baktığını söyledi. İlk kez böyle bir şey duymuştum. İlginçti! Ama asıl trajikomik olan 2 çalışanın da sadece Galatasaraylılara hizmet etmesiydi. Fahriye bir süre bekledikten sonra kafasını içeri uzatıp “açlıktan öleceğim ya! Biriniz bakın şuraya. Yiyecek bir şey alacağım” diye bağırdığını ve bunun üzerine adamlardan birinin gelip yardım ettiğini söyledi. Daha önce yiyecek/içecek bile bulamadığımız ya da tek kişi çalıştığı için 15 dakika arada sıra gelmediği için elimiz boş yerimize döndüğümüz tribünleri düşünerek, “normal. Burası hem Türkiye, hem de deplasman tribünü. Sonuçta burada olması istenmeyen insanlarız!” dedim…

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -3-

İkinci yarıya daha istekli başladık. 54’de Azo’nun kafası ve Selçuk’un kornere çelişi. Ardından kornerde Özgür’ün nefis kafasını Muslera’nın son anda çıkarışı ile gaza geliyor ve “Haydi Gençler!” diye tezahüratlar yapıyorduk. Ardından 56’da yine Hamit’in şutu ve yine üst direkle patlamasının ardından bir kere daha oh çekiyorduk. Doğrusu ballıydık!

60. dakikada soldan Jimmy topla giderken en sağdaki Tomic’e nefis bir pas çıkarttı. O da ölçtü biçti ve ortasını yaptı. Velminckx nefis bir kafa vuruşu ile topu en uzak köşeye gönderdi. Herkes sevinirken ben hakeme bakıyordum. Çünkü yerde bir Galatasaraylı vardı. Ama ardından hakem golü verdi ve çıldırmaya başladık. İnanılmaz mutlu olmuştuk! Santra yapılırken arkadaşlara dönüp “bitsin artık ya!” diyordum. Güldük.

Bu arada ben Onur’un Galatasaraylı arkadaşlarına dönüp, “14 yıldır Gençlerbirliği maçı izliyorum. Bak dikkat et, İstanbul’da 1-0 öndeyiz ama hiçbir futbolcumuz yere yatıp, ah-uh diyerek zaman geçirmeyecek. Sadece futbol oynamaya çalışacaklar!” dedim. Şaşkınlıkla “hadi ya!” dedi. (Maçtan sonra uzun uzun bu olayı konuşacaktık ve hem şaşırdığını hem de taktir ettiğini söyleyecekti.)

Dakikalar 70 olduğunda pek alışkın olmadığım bir heyecan yaşıyordum. Kalbim güm güm atıyor ve içimden “hadi be kazanalım şu maçı!” diyordum.

Ardından Galatasaray tehlikeli ataklar geliştirmeye başladı. Gole kadar (daha önceki tecrübelerime dayanarak) taktir edeceğim kadar objektif davranan ve gördüğünü çalan hakem, golden sonra maalesef ayarı kaçırmaya başlamıştı. Ceza alanı yayında bol bol frikik vermeye başladı. Ama hem Ramazan’ın son bir yıldır en iyi performansını ortaya koyması hem de iyi bir savunma yapmamız sayesinde sonuç değişmiyordu.

Derken, 83. dakikada Drogba ile Özgür ceza alanı içinde mücadele ederken Drogba yere düştü. Hakeme baktım, fırsatı kaçırmadı ve penaltıyı verdi. 100 küsur metre uzaktan bile pozisyonun penaltıyla yakından uzaktan ilgisi olmadığı belliydi! Bağırdık, çağırdık, sinirlendik ama sonuç değişmeyecekti elbette!

Bugüne kadar ne canlı ne de televizyonda penaltı atışı izlemeyen Fahriye arkasını dönüp parmaklarını çapraz yapıp “dışarı-direk, dışarı-direk” diye tempo tutmaya başladı. Ben ise içimden, “şu penaltı kaçsın, maç efsane olsun!” diye geçiriyordum. Ama bir yandan da vuruşu Drogba’nın kullanacağı için umudum oldukça düşüktü. Drogba gerildi, düdük çaldı, vurdu ve topu dışarı gönderdi. Ne mutluluk!!!!

Önce kim olduğunu göremesem de sonrasında pozisyonu izlediğimde gördüğüm gibi vuruştan sonra Drogba’nın penaltı noktasına tekme atması ve çim-çamur karışımının havaya fırlaması 100 küsür metre uzaktan bile net bir şekilde görülüyordu!

İşte o andan sonra Galatasaray seyircisi hakemle uğraşmayı bıraktı. Bir nevi, “penaltı da verildi, daha ne yapacak” gibi bir durum söz konusuydu. Bir de duran top öncesi Gökhan Zan’ın dirsek hamlesi ve kırmızı kartla oyundan atılışı, kazandığımızın göstergesiydi. Bitiş düdüğü ile birlikte çılgına döndük. Tezahüratlar, fotoğraflar, geyikler çok eğlendik çok!

Mehmet Ali Cetinkaya - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -2-

Maçın bitiş düdüğü ile önce Tanıl abiden bir mesaj geldi: “Uğurun neyse… Tuttu!” Ardından da Pınar’dan, “Kulüp bundan sonra para toplayıp maçlardan önce beni Bandırma’ya gönderecekmiş :)” “Bence de göndermeli valla” diye cevap verdim. Sonrasında yine macanilari.com’dan tanıdığım ve tribünde olan Galatasaraylı Tugay Koç (aka Turgay Şeren) mesaj atıp tebrik etti. Ben de teşekkür ettim…

Mehmet Ali Cetinkaya - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -1-

Bu arada maç boyunca tribünde 2-3 güvenlik görevlisi dışında hiçbir polisin olmaması çok enteresan bir deneyimdi. Bu bilinçli bir şey miydi yoksa şans eseri mi bilinmez ama bilinçli ise oldukça güzeldi.

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena Bilet Schalke 04 Stiker

Maçtan sonra yaklaşık 30 dakika bekletildik. Bu arada koltuklarda ve arkasındaki demir korkuluklarda (görüş açısını korumak için üst katlara çıkıldıkça açı dikleşiyor. Bu yüzden koltuk arkalarında uzun demir korkuluklar var) Schalke 04’ün stikerlarını görüp hatıra olsun diye birkaçını söktük. Ama Onur ile heyecanımız görülmeye değerdi. “Aha bir tane daha buldum! Bu daha güzel!!”

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi Turk Telekom Arena -4-

Bu arada Hakan arayıp, “şampiyon mu olacaksınız da bizi yendiniz!” diye bağırıyordu. Ben de, “3 puan daha yaklaştık oğlum” dedim. Güldü.

Maçtan sonra Fahriye’yle metroya bindik ve Taksim’de bizi bekleyen Hakan ile Aydoğan’ın yanına gittik. Hakan, 4:40’a kadar sürecek olan muhabbetimiz boyunca oldukça ilginç kurgu hikayeler anlatarak galibiyetimizi konuşturmamaya çalıştı. Ben ara ara damarına bastım, Aydoğan arada ayar verdi. Derken oldukça güzel bir gece yaşadık. Son gittiğimiz yerde bilmem kaçıncı kez Hakan’a kinayeli bir şekilde, “oğlum futbol ya, takma bu kadar, oluyor işte!” sözlerim üzerine, “oğlum Bad Religion müzik yapmaya devam ettiği sürece hiçbir şeyi kafaya takmam!” diye cevap veriyordu. Bu da gecenin sonuna işaretti zaten…

Sonraki gün futbol araştırmacılarından Fethi abiyle Levent’te buluştuk. Bol bol futbol muhabbeti yaptık. Ben Gençlerbirliğini, Anadoluyu ve elimden geldiğince yaptığım araştırmalarımdan bahsettim o da, kıyıda köşede kalmış futbolcularla yaptığı eşsiz röportajlardan ve futbol araştırmalarından.

Gece 23:30 uçağı için Sabiha Gökçen’e giderken son bir kez Kemalettin abiyi aradım ve her şey için teşekkür ettim. Bana, “Mali, inan yenildiğimize hiç üzülmedim. Sonuçta maç bitince dönüp sizin tribünü izledim. Eğleniyordunuz, fotoğraflar çekiyordunuz. Sizin sevindiğiniz için ben de mutlu oldum.” demesine çok sevindim. Futbolun dostluklar yaradan ve pekiştiren özelliğine çok güzel bir örnek vermişti Kemalettin abi…

Tıpkı Ordu’da hiç tanımadığımız bir Ordusporlunun bizim tribünde yiyecek olmadığı için tellere gelip, “bir şey ister misiniz?” diye sorup ardından ayran+simit ısmarlaması gibi. Samsun’da “hoş geldiniz” diye bizi karşılayıp futbol konuşan Samsunsporlu taraftarlar gibi. Konya’da maç sonrası gelip bizle atkı forma değiştiren ve Konyaspor’un durumunu anlatan Konyasporlu taraftarlar gibi….

8 Mart 2013 - Galatasaray0-1Genclerbirligi

8 Mart 2013 Genclerbirligi Futbolcular Galatasarayli Kadinlara Cicek Veriyor

Vleminckx

Genclerliler taraftarlarini Alkisliyor

(Gençlerbirliği Kulübünün çektiği fotoğraflar. 8 Mart Kadınlar günü nedeniyle Gençlerbirlikliler Galatasaraylı kadınlara gül verdiler. Velminckx’in gol anı ve maç sonrası Gençlerbirliklilerin taraftarlarını alkışladığı an…)

Kişisel deplasman karnesi: 18maç, 3g, 8b, 7m, 15ga, 23gy.

Dip Not: Bu maç aynı zamanda benim 3. Galatasaray deplasmanım. Bu maçlardaki galibiyet oranımın %66,67 olması da ayrıca sevinç kaynağım! 🙂

Dip Not 2: Türk Telekom Arena’dan önce gördüğüm 19 stadyum sırasıyla şunlar: Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak, Ali Sami Yen, Samsun 19 Mayıs, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu, 19 Eylül, İstanbul Atatürk Olimpiyat, Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has.

İlgili Maç: 2012-2013 Sezonu Spor Toto Süper Lig 25. Hafta Maçı Galatasaray 0-1 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım: “19. Deplasmanım ve Gördüğüm 21. Stad: Hüseyin Avni Aker (736 km)”

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “17. Deplasmanım ve Gördüğüm 19. Stad: Kadir Has (312 km)”