Kategori arşivi: Türk Filmi

İşe Yarar Bir Şey (Something Useful)

TÜR: Dram. SÜRE: 104 Dk. ÜLKE: Türkiye, Fransa, Hollanda, Almanya. YAPIM YILI: 2017. imdb: 7,6. Tomatometer: Tomatometer skoru henüz yok…

Bir gece trende yolları kesişen iki kadının “gel beni öldür” diyen bir adama doğru uzanan yolculuklarını konu alan İşe Yarar Bir Şey, oyunculukları, konusu, işlenişi, sinematografisi ve güzel şiirleriyle başarılı bir dram.

Konu

Leyla gibi biri neden lise arkadaşlarıyla buluşma yemeğine gider ki? Yirmi beş yıldır hiçbir lise yemeğine gitmemiş… Üstelik 16 saat süren bir tren yolculuğuyla! Hemşirelik son sınıf öğrencisi Canan, o niye trende? Gönlünde oyuncu olmak varken hemşire adayı olarak hiç istemediği bir iş görüşmesine gidiyor. Peki Yavuz? Hareketsiz yatıyor bir pencerenin önünde, seyyar satıcıları, faytonları, sokaktaki insanları izliyor bütün gün. Canan’ı bekliyor, belki de Leyla’yı, belki de bir gece treninde yolları kesişen katil ile şairi.

Hakkında

Senaryosunu Barış Bıçakçı ve Pelin Esmer’in yazdığı Yararlı Bir Şey’in yönetmen koltuğunda Pelin Esmer oturuyor.

Ivır Zıvır

Koleksiyoncu, Oyun, 11’e 10 Kala ve Gözetleme Kulesi filmlerinin ödüllü yönetmeni Pelin Esmer 5 yıl aradan sonra İşe Yarar Bir Şey için yönetmen koltuğuna oturdu. Başak Köklükaya ise 9 yıl aradan sonra kamera karşısına geçti. Köklükaya en son Semih Kaplanoğlu’nun Süt filminde oynamıştı.

Öteki Sinema’da Polat Öziş filmle ilgili olarak “Pelin Esmer’in Ustalık Eseri: İşe Yarar Bir Şey” başlıklı yorumunda; “İşe Yarar Bir Şey için söylenilmesi elzem olan ilk söz, filmin adeta ustaca yazılmış bir kitap edasında ilerlemesi ve tek solukta tüketilmesi. Henüz ilk dakikalarından itibaren izleyicisi ile yakın bir bağ kurmayı başaran film, son dakikaya kadar üslubunu terk etmiyor ve her bir sekansıyla izleyenlerin içine nakşetmeyi başarıyor. Bundaki en büyük pay ise, Pelin Esmer’in tutturduğu samimi anlatım tarzı olduğunu dile getirebiliriz. Abartıya mahal vermeyen, aksine derinlikle yazılmış karakterlerini realist şekilde resmetmeyi başaran Pelin Esmer, böylelikle inandırıcılık dozajı fazlasıyla yüksek bir filmi de huzurlarımıza getiriyor” dedi.

Filmin ilk gösterimi 12 Nisan 2017’de 36. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında gerçekleştirildi.

Umut (Hope)

umut-aka-hope

TÜR: Dram. SÜRE: 100 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1970. imdb: 8,2. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Fakirlik ve çaresizliği konu alan Umut, oldukça başarılı ve hüzünlü bir dram filmi.

Konu

Faytonculuk yaparak yaşamını kazanmaya çalışan ve 5 çocuğu olan Cabbar’ın (Yılmaz Güney) faytonuna araba çarpar ve borçla aldığı atı ölür. Çaresiz kalan genç adam evindeki eşyaları satıp yeni bir at almaya ve evine ekmek götürmeye çalışır.

Hakkında

Umut’u Yılmaz Güney yazdı ve yönetti.

Yapım, Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film, En iyi Yönetmen, En iyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu (Yılmaz Güney), En İyi Müzik (Arif Erkin) ve En İyi Fotoğraf (Kaya Ererez), Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu (Yılmaz Güney), Grenoble Film Festivali, Seçici Kurul Özel Ödülünün sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Umut, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film sırasıyla şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 2 – Yol (Şerif Gören), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 9 – Masumiyet (Zeki Demirkubuz), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Can Dündar’ın hazırladığı Aynalar belgesel serisinin Yılmaz Güney bölümünden; “1970 yazında hem sinema tarihinde hem de kendi hayatında dönüm noktası olan Umut filmini çekti. Taksilere yenik düşen faytoncuların ve yoksulluğun kör ettiği insanların boş bir umudun peşindeki çaresizliklerini anlatan Umut o yıl Adana’da 6 ödül birden aldı, Cannes Film Festivali’nde alkışlandı.”

Sansür Kurulu, filmde yer alan faytoncunun giyimi ve kuşamının, fakirliğin bir sembolü olarak ele alınmasını, zengin otomobil sahibi hakkında takibat yapılamayacağı kanaati verilmesini, faytoncunun iş ararken zengin-fakir ayrımı yapılmasını, Cabbar’ın (Yılmaz Güney) Amerikalı zenciyi soymasını, sabah namazının güneş doğarken kılınmasını sakıncalı bularak, filmi yasakladı.

Film siyah-beyaz olarak çekildi ve yayınlandı.

Yapım, Yılmaz Güney tarafından peş peşe çevrilecek siyasal filmlerin öncüsüdür.

Umut, II. Dünya Savaşı sonrasında İtalya’da ortaya çıkmış bir sinema akımı olan ve savaş sonrasının ekonomik kargaşa ve belirsizlik ortamında ortaya çıkmış olan yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk ve ahlaki çöküş gibi temaları işleyen, salon filmlerinin aksine hayal kırıklığına uğramış çalışan insanların gündelik sorunlarına eğilen İtalyan Yeni Gerçekçiliği türüne benzetilmektedir. Bu yüzden yurtdışında yapılan gösterimlerinde Rossellini ve Vittorio de Sica’nın yapımlarıyla karşılaştırılmaktadır.

Umut, 2015 yılında Venedik Film Festivali’nin ‘Klasikler’ bölümünde gösterildi.

Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney bir röportajında Umut’un 1970 yılında yeni evliyken gittikleri Çukurova’da çekildiğini ve filmin Yılmaz Güney’in babasının hikâyesi olduğunu söyledi.

Yapımcı Abdurrahman Keskiner, “Cannes’a gitti diye mahkemelerde süründük. Şimdi bakanlık destekli stantlarla Venedik’te gösteriliyor” dedi.

Film Cannes’da Quinzaine des Realisateurs (yönetmenlerin on beş günü) bölümüne seçilmiştir.

Yol (The Road / The Way)

yol-aka-the-road

TÜR: Romantik, Dram. SÜRE: 114 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1981. imdb: 8,2. rottentomatoes: %75.

Bayram iznine çıkmış 5 mahkûmun trajik öykülerini konu alan ve 17 yıl boyunca Türkiye’de gösteriminin yasak olduğu Yol, çok başarılı bir dram filmi. Yapımın en özel yanlarından biri de 1980 darbesi sonrası ülkedeki insan manzaralarını da barındırıyor olması.

Konu

İmralı Açık Cezaevi’nden bayram iznine çıkan beş mahkûmun trajik öyküleri iç içe geçirilerek anlatılan film bir yandan da sıkıyönetim sonrası ülkenin içinde bulunduğu durumu oldukça açık ve cesur bir dille beyaz perdeye aktarıyor.

Hakkında

Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı Yol’un yönetmen koltuğunda Şerif Gören ve Yılmaz Güney oturuyor.

Yapım, Cannes’ta Altın Palmiye, FIPRESCI ve Kiliseler Birliği ödüllerinin sahibi olurken, Altın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film ödülüne aday gösterildi ama ödülü Gandhi’ye kaptırdı.

Yol aynı zamanda İsviçre adına Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına aday adayı olarak gösterildi.

Ivır Zıvır

Yol, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi 2. Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 9 – Masumiyet (Zeki Demirkubuz), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Filmin çekimleri sırasında Yılmaz Güney hapishanedeydi ve yazdığı senaryonun yönetmen Şerif Gören tarafından birebir çekilmesi için oldukça yoğun ve ciddi bir çaba harcadı.

Filmin yaratıcısı Yılmaz Güney’in kafasında ilk şekillendiği vakit filmin adı Yol değil Bayram’dı. Bu ismin nedeni ise İmralı yarı açık ceza evinde yatan kader mahkûmlarının bayram nedeniyle bir haftalık izinlerini kullanmak için dışarıya çıkacak olmalarıydı.

Yılmaz Güney “Bayram” adlı, 10 mahkûmun izne ayrılmasını konu alan epik senaryosunu hapishanede olduğu için hayata geçiremedi. Güney Film, finansmanı sağlayamadığı için Cactus Film senaryoyu sadeleştirdi ve filmin yönetmenliği Erden Kıral’a verdi. Fakat yönetmenle fikir birliğine varılamayınca, Şerif Gören çekimleri devraldı. Çekimler bittikten sonra negatifler yurt dışına gönderildi ve Yılmaz Güney hapishaneden kaçıp Fransa’da negatifleri aldı ve kurguyu tamamladıktan sonra Cannes Film Festivali’ne yetiştirip gösterimini sağladı. Sonuç olarak yapım Altın Palmiye ödülü kazandı.

Yılmaz Güney, Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney’in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmaktadır. Güney, hapse girmeden önce çekmiş olduğu Şeytanın Oğlu filminde bir günlük bayram izninde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya’nın Kaş ilçesinden Yunanistan’a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre’ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa’ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirdi ve 1984’te mide kanseri nedeniyle Paris’te hayatını kaybetti.

Filmin restorasyon çalışmasının ardından yayınlanan versiyonu Yılmaz Güney’in, “Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgârlar gibi. Ben, bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla, hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da” sözüyle açılıyor.

1982 yılında Cannes’da en büyük ödül olan Altın Palmiye ödülü hem Yol hem de Costa Gavras’ın Kayıp (Missing) filmlerine verildi.

Film, Türkiye’deki sıkıyönetim nedeniyle 17 yıl boyunca yasaklandı ve gösterimine izin verilmedi. Türkiye’deki ilk gösterimi ancak Şubat 1999’da yapılabildi.

Cannes Film Festivali direktörü Gilles Jacob, ilk kurgusu 2 saat beş dakika olan filmin 1 saat 50 dakikada sınırlandırılmasını talep etti ve bu konuda şunları söyledi, “15 dakikayı aralardan kısaltacak zamanımız yoktu, o yüzden altıncı karakterin öyküsünü çıkardık. Ayyaş ve kumarbaz olan bu karakter, Türkiye’nin bir başka yönünü anlatıyordu ama diğer karakterlerinkinden farklı bir öyküsü vardı; bu yüzden onu kullanmadık. Yönetmenler, filmlerine kıyamaz, çekim sırasındaki anılarını da katar işlerine, kurguda sahne atmaları kolay değildir. Ama Yılmaz Güney çok eleştirel yaklaştı Yol’a, Böylece işimiz kolaylaştı.”

Tarık Akan’ın 16 Eylül 2016’daki ölümünün ardından yapılan röportajda, Zine rolünü canlandıran Şerif Sezer, “Bir Yılmaz Güney filmi ve ben Tarık Akan ile oynayacağım. Ne demek bu! Bütün Türk sinemasının kadın oyuncularının hayalindeki bir şeyi bana teklif ediyorlardı. Sevinçten uçmuştum…” diyerek o günkü duygularını anlattı.

Şerif Sezer aynı röportajda filmin yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığını ama Cannes’da yönetmen olarak sadece Yılmaz Güney’in görülmesinin Gören’e haksızlık olduğunu dile getirdi ve bu konuda, “O filmin yönetmeni Şerif’ti. ‘Yılmaz Güney telefonla talimat veriyordu’ diyorlar. Dağın başında çekiyorduk, hangi telefon? Belki filme başlamadan Yılmaz Güney’le detaylıca konuşmuş olabilirler ama filmi baştan sona Şerif Gören çekti. Ona haksızlık ettiler” dedi.

Şerif Sezer röportajında, filmdeki meşhur karlı sahnesinin Bingöl – Elazığ arasındaki bir dağda çekildiğini, Yol Çatı adında bir kayak evinde kaldıklarını ve 2-2,5 metre kar olduğunu ifade etti.

Filmin Türkiye’de yayını yasak olduğu için Şerif Sezer, “basılacağız” korkusu içinde, kendi oynadığı filmin oldukça kalitesiz bir halini, küçük bir televizyonda, ilk kez izleyebildiğini söyledi. Sezer ancak bir yıl sonra Paris’te bir sinema salonunda filmin düzgün olarak izleyebildi.

Filmde atın vurulduğu sahne ile ilgili olarak Şerif Sezer, “Ben minibüsten onları seyrediyordum. Sahneye göre Tarık atı vuracak, sonra yaracak ve ısınmak için içine girecekti. Tarık atı o kadar seviyordu ki, arkadaş olmuşlardı. Ata iğne vuruyorlardı ama bir türlü düşmüyordu. Tarık çok üzüldü, “İmkânı yok, ben vuramam” dedi. Yılmaz Güney’in yeğenlerinden biri Tarık’ın kıyafetlerini giyip oynadı. Çok kötü bir gündü. Tarık da bütün ekip de çok üzüldük… Gün batarken çekmiştik, sonra o sahneyi karanlık olduğu için filme koymadılar” dedi.

Steven Schneider’in “Ölmeden Önce İzlenecek 1001 Film” listesinde Yol’da yer alıyor.

Halil Ergün’ün karakteri Mehmet Salih’in Diyarbakır’daki “Sevenler Berberi”ndeki tıraş sahnesi sırasında aynada, “paran yoksa dostun yok” yazıyor.

Film ilk kez Cannes Film Festivali’nde gösterildi. 1982 yılında, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Portekiz, Hollanda, İspanya, Almanya, Danimarka, Finlandiya ve İsveç’de, 1983’te Belçika, Avustralya ve Macaristan’da, 1985’te Japonya’da, 1989’da Güney Kore’de 2004’te ise Çek Cumhuriyeti’nde bir festivalde gösterildi.

Filmin uzun yıllar boyunca “sahipliği” konusunda, Yılmaz Güney ve filmin yapımcısı İsviçreli Cactus Film’in sahibi Donat Keusch arasında sorunlar yaşandı. Güney’in ölümün ardından sorunlar Keusch ile Güney’in eşi arasında artarak devam etti. 1999’da Cactus Film’in iflasını açıklaması durumu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Sonuç olarak İsviçre ve Fransa’da birçok dava açıldı.

Filmin restorasyon sonrası versiyonunun sonunda, “Bu filmin gerçekleştirilmesinde çok ağır toplumsal ve doğal koşullar altında, büyük bir cesaret ve özveriyle çalışan tüm ‘Yol’ arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ederiz. Onlar, bu film var oldukça yaşayacaklar” notu düşülmüş.

Gemide (On Board)

gemide-aka-on-board

TÜR: Suç, Dram. SÜRE: 102 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1998. imdb: 8,2. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Neredeyse tüm hayatlarını gemide izole olmuş bir şekilde geçiren 4 adamın hayatlarından suç dolu bir geceyi konu alan Gemide, Erkan Can’ın müthiş oyunculuğu ile oldukça başarılı bir suç dram filmi.

Konu

Bir geminin dört kişilik mürettebatında yer alan Boksör (Naci Taşdöğen), geminin demir attığı sırada Laleli’ye iner. Geri döndüğünde parasını çaldırdığını söyler. Esrarlı ve alkollü kafasıyla Kaptan (Erkan Can) ve tüm mürettebat toplanıp Laleli’ye iner ve Boksör’ün parasını çaldırdığını iddia ettiği bir grup insana saldırır, içlerinden Rumen bir hayat kadınını (Ella Manea) kaçırırlar.

Hakkında

Serdar Akar ve Önder Çakar’ın senaryosunu yazdığı Gemide’nin yönetmen koltuğunda da Serdar Akar oturuyor.

Yapım Altın Portakal’da En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can), En İyi Kurgu ve En İyi İkinci Film, Ankara Uluslararası Film Festivali’nde, En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Haldun Boysan), Umut Vaat Eden Yönetmen ve Juri Özel Ödülünün sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Filmde yer alan gemi, denizden, inşaatlarda kullanılmak üzere kum çıkarıyor.  Ayrıca 17 Ağustos 1999’daki depremden yaklaşık bir yıl önce yayınlanan filmde yer alan, “ya binadan, ya zinadan, o binalar yıkılacak, bu kumla yapılan binaları deniz elbet geri alacak…” sözü de oldukça enteresan. Çünkü depremde yıkılan binaların birçoğunun deniz kumuyla yapıldığı tartışmaları yapılmıştı.

Erkan Can bir röportajında kendisine filmin konusunu soran muhabire kısa ve öz olarak; “kişiye göre değişir” diyerek cevap verdi.

Filmin senaryosu Serdar Akar’ın Gemide ve Azize adlı iki öyküsünden yola çıkarılarak yazıldı.

Filmin bir bölümünde, Boksör lakabıyla adı anılan karakterin gerçek adının Muhammed Ali olduğunu ve lakabının da buradan geldiğini öğreniyoruz.

Yapım Cannes Film Festivalinin resmi bölümü olan Semaine de la Critique’e seçilen ender Türk filmlerinden birdir.

Gemide Serdar Akar’ın ilk uzun metrajlı film denemesidir.

Serdar Akar filmin hikâye ve senaryo sürecini şöyle anlattı; “Uzun yıllara dayanan bir fikir değildi. Bir tema ve birbiriyle iç içe geçen üç hikâye düşündüm. Gemide ve Laleli’de Bir Azize’yi hemen yazdım. Onları yazınca üçüncü hikâyeye gerek kalmadı, ikisi her şeyi halletti. İkisi bir araya gelince de başka bir durum oluyordu. Gemide’yi bir haftada yazdım. Senaryolaştırılması da 15-20 gün sürdü ve neredeyse birebir çekildi. Çekilen senaryodan da, çekilmeden önceki halinden de attığım çok az yer var.”

Filmin senaryosu iki tane hikayeye dayanıyor. Hikayenin yazarı Serdar Akar, Kudret Sabancı ile anlaşıp iki hikayeyi, anı anda iki film olarak çekilmesini istiyor. Bu konuda Akar’a sorulan, “Peki senaryosunu yazdığınız bir projeyi nasıl oluyor da bir başkasının çekmesini isteyebiliyorsunuz? Örneğin Laleli’de Bir Azize’nin yönetmenliğini yapmış olmayı istemez miydiniz?” sorusuna yönetmen, “Onun tarzı, üslubu, her şeyi değişik olmalıydı. O yüzden Kudret Sabancı’ya verdim. Kudret’i tanımıyordum ama Mutfakta Biri mi Var? isimli kısa filmini izlemiştim. Bu filmi bildiğim için Azize’yi onun yapmasını istedim. Bir de Gemide ile aynı anda çekilmesi gerekiyordu. Gemide’nin çekimlerini durdurup Laleli’de Bir Azize’yi de ben çekebilirdim ama dediğim gibi onun tarzının değişik olması gerekiyordu. Ve bu da Kudret’e göre bir işti” yanıtını verdi.

Akar aynı röportajında “Gemide filmini çekerken maddi problemleriniz oldu mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi; “Olmaz mı! Aslında şöyle söylemem lazım: Maddi problem olmadı, çünkü madde yoktu! Hakikaten yoktu. Ama para yok diye de senaryoda en ufak bir değişiklik yapmadım. Düşünebiliyor musunuz, filmde bir gemi olması gerekiyor ve hiç para yok! Bir arkadaş vasıtasıyla bulduk gemiyi. Geminin sahibine önce sadece senaryo yazıyoruz dedik. Sonradan bizim bir filmimiz var, sizin geminizde çekmek istiyoruz dedik. Adam bize kaç gün lazım diye sordu. 7 gün dedik. Bu gemiyi 7 gün size kiralasam, sülaleniz gelse ödeyemez, indirim yapsam gene ödeyemez, dedi. Doğruydu. Ama çekim yapmak istediğimiz zaman bayramdı. Ve bayramda gemi limanda duracaktı, bir de tadilat işleri vardı. O zaman bayram süresince çekin, dedi. Sonra tadilat bitince sefere çıkıp, yolda da çektik. Çekimler 17 gün sürdü. Geminin içi de komple dekordur. Yine paramız yoktu ama arkadaşlarımız vardı.”

Yönetmen çekimler sırasında karşılaştığı zorlukları şöyle sıraladı; “Çok zorluk çıkmadı; tek bir şey hariç. Filmin başında bir duman var. Onu çekmek çok zor oldu. 4 gün boyunca çektik ve hiç birisi istediğimiz gibi olmadı. Film bittiğinde biz hâlâ dumanla uğraşıyorduk. Aslında gece Laleli’de çalışmak da zordu. Ortalık sarhoşlarla, it kopukla doluydu. Bir gün de elektriklerin kesilmesi bizi çok uğraştırmıştı. Camda bir sürü ışık olması gerekiyordu ve Aksaray’da elektrikler kesildi. Bekledik bekledik, gelmedi. Sonra biz oradaki elektrikçilerden küçük ampuller bulup, kendimiz bir şeyler yaptık.”

Film 17 Ağustos depreminin olduğu gece Cine 5 kanalında yayınlandı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Filmin son sahnesinde 4 kişinin deniz kenarında oturduğu ve kaptanın esrar çektikten sonra saçını düzeltip, “nerede kalmıştık?” sözü, tüm yaşananların kaptanın anlattığı bir hikâye olduğunu, hatta 4 kişinin gemilerle hiçbir alakalarının olmadığına da bir gönderme olarak yorumlanabilir.

Filmin girişinden;

Bir memleket gibidir gemi. Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır, kanunlara, nizamlara. Ve bende bir memleketin başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktın mıydı bu küçücük gemi bir memleket oluverir. Aslında bir başbakandan daha çok görevim var. Çünkü onun bakanları var. Adamları var falanı var filanı var. Benim yok. Bu gemide güvenlikte, eğitim de, sağlık da, eğlence de benden sorulur. Kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı. Siz de vatandaş aynı zamanda memur gibisiniz. Bu yüzden çok disiplinli, çok kıyak, çakı gibi olmalıyız. Sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız.

Takva (Takva: A Mans Fear Of God)

takva

TÜR: Dram. SÜRE: 96 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 2006. imdb: 7,5. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

“Sadece iyi bir insan olmaya çalışan” kendi halinde, dindar bir adamın, üyesi olduğu tarikat tarafından mali işlerle görevlendirilmesiyle birlikte değişen hayatını konu alan Takva, Erkan Can’ın nefis oyunculuğuyla oldukça başarılı bir dram filmi.

Konu

Muharrem (Erkan Can), kendi halinde yaşayan, babasından kalan evde tek başına yaşamını sürdüren, zamanının çoğunu bağlı olduğu dergâhta ibadetle geçiren kendini Allah’ın buyruklarına adamış bir adamdır. Şeyh tarafından tarikatın mali işlerini yapması istenince tüm hayatı değişmeye başlar.

Hakkında

Senaryosunu Önder Çakar’ın yazdığı Takva’nın yönetmen koltuğunda Özer Kızıltan oturuyor.

Yapım Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Film, Toronto Film Festivali’nde Yenilik, Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can), En İyi Senaryo dâhil 8 ödül ve SİYAD’da En İyi Erkek Oyuncu (Erkan Can) ödüllerinin sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Filmin başrol oyuncuları Güven Kıraç, Settar Tanrıöğen ve Erkan Can, rollerini çalışmak üzere başlarında bir Cerrahi dervişiyle ofiste zikir provası yaptılar. Ancak ofisin bulunduğu apartman sakinleri sesler üzerine polisi arayınca, prova polis tarafından basıldı. ‘Ayin’in aslında prova olduğu polis tarafından anlaşılınca, komiserin duvardaki Che afişini işaret ederek ‘Che’yi gördüğüme ilk kez bu kadar sevindim!’ dedi.

Takva, bir şeyi muhafaza etmek, korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir şeyi ıslah edip düzene koymak gibi anlamlara geliyor. Takva sahibi kimseye ‘muttaki’ deniyor. İslam terminolojisinde ise ‘takva’; kişinin kendisini Allah’ın korumasına, himayesine alarak ahirette azap ve cezaya neden olabilecek her türlü şeyden kendisini titizlikle koruması, günahlardan kaçınıp iyi ve faydalı eylemleri yapması anlamında kullanılıyor.

Takva, Kuran-ı Kerim İsra suresi 81. Ayet ile başlamakta ve Nazım Hikmet’in “Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı / ya da dünyamıza inecek ölüm” dizelerinin yer aldığı şiiriyle son buluyor.

Film, 80. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçildi.

Yapım, Özer Kızıltan’ın ilk uzun metrajlı yönetmenlik deneyimi.

Filmin yapımcılarından biri de ünlü yönetmen Fatih Akın.

Susuz Yaz (Dry Summer)

Susuz Yaz aka Dry Summer

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 145

TÜR: Dram. SÜRE: 90 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1963. imdb: 8,0 rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film olma özelliği taşıyan Susuz Yaz, kadın ve su üzerinden mülkiyet tartışmasını ele alan psikolojik – toplumsal konusu, dönemine göre oldukça farklı çekim teknikleri ve özellikle Erol Taş’ın oyunculuğuyla başarılı bir dram filmi.

Konu

Çiftçi Osman (Erol Taş) arazisinde çıkan suyu kendi başına sahiplenmek ister, ancak suya ihtiyaçları olan diğer köylüleri karşısına alır. Bu çatışmada hapse düşen kardeşi Hasan’ın (Ulvi Doğan) karısı Bahar’a da (Hülya Koçyiğit) göz koyar.

Hakkında

Necati Cumalı’nın 1962’de hikâyesini yazdığı ve Metin Erksan’la birlikte senaryolaştırdığı Susuz Yaz’ın yönetmen koltuğunda Metin Erksan oturuyor.

Türkiye’de sansür engeline takılan, bu nedenle de ilk gösterimi Haziran 1964’te Berlin Film Festivali’nde yapılan “Susuz Yaz”, bu festivalin büyük ödülü olan Altın Ayı’yı kazandı ve Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film oldu.

Ayrıca yapım 1964’te Acapulco Film Festivali’nde Altın Maya ve Venedik Film Festivali’nde Merito Biennale Özel Ödülünün (Metin Erksan) de sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Filmde Hasan’ı canlandıran Ulvi Doğan aynı zamanda filmin yapımcısıdır.

Sansür Kurulu tarafından yapımın gösterimine izin verilmediği için film rafa kaldırılmış ve yönetmen Metin Erksan’la yapımcı ve aynı zamanda başrol oyuncularından biri olan Ulvi Doğan arasında hiç bitmeyecek olan sürtüşmeler başlamış oldu. Sinemaya bir heves için girmiş olan aslında tekstilci ve stilist olan Ulvi Doğan, filmi otomobil bagajında gizlice Avrupa’ya kaçırmış ve afişteki Metin Erksan ismini uyduruk bir isimle değiştirerek Berlin Film Festivali’nde yarışmaya soktu. Susuz Yaz festivalin büyük ödülü Altın Ayı’yı kazanıp Avrupa’da büyük sükse yapınca devlet bu kez filme itibarını iade etme kararı verdi ama buna rağmen filmin negatifi geri gelmedi.

Ulvi Doğan, daha fazla para kazanmak ve/veya Metin Erksan’dan intikam almak için Avrupa’da Hülya Koçyiğit’e benzeyen bir figüranla çevrilen birkaç pornografik parça filme eklenerek “I Had My Brother’s Wife” (Kardeşimin Karısına Sahip Oldum) adıyla yeniden piyasaya sürdü ve daha çok erotik film gösteren sinemalarda gösterilmiştir.

Filmin çekildiği Bademli köyünde yaşayan 77 yaşındaki Ali Kubilay, yönetmen Metin Erksan’ın çok disiplinli bir kişi olduğunu söyleyerek, “Başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit, Metin Erksan’ın talimatıyla günlerce köylü kadınlardan tütün dikme dersi aldı. Çekimler sırasında yüklü miktarda parası çalınan Koçyiğit bir gün boyunca ağladı” dedi. 79 yaşındaki Meryem Karabacak ise; “Erksan bir gün Hülya Koçyiğit’e çok bağırdı. Hülya en sonunda hüngür hüngür ağladı. Meğerse ağlasın diye bağırıyormuş” dedi. Köylülerden biri ise, yönetmenin ağlamakta çok zorlanan Koçyiğit’e rol öncesi tokat atıp ağlamasını sağladığını kahkahalarla anlattı.

Necati Cumalı filmin hikâyesini, avukatlık yaptığı yıllardaki bir davaya dayanarak yazdı.

Film, uyarlandığı öykünün yazarı Necati Cumalı’nın bir zamanlar avukatlık yaptığı yerde, yani İzmir’in Urla ilçesinin Bademler köyünde, 9 ayda çekildi.

Yapımda figüran olarak gerçek köylüler rol aldı.

Şükran Kuyucak Esen’in “Türk Sinemasının Kilometre Taşları” kitabında yönetmen Metin Erksan “Susuz Yaz’ı çektik, film bitti. Ne zaman? 1964 yılında. 1969 yılında hükümet kanun çıkardı, bu da es geçilmiştir. ‘Türkiye’de kimin tapulu mülkünden kaynak çıkıyorsa, o kamunundur” dendi. Ancak, devlet, arazi sahibine ilk kullanma hakkı tanıdı. Peki benim Susuz Yaz’ın mülkiyet sisteminin içinde aşamalar gösteren, bu büyük kanunun çıkmasına hiç mi etkisi olmadı? Burası üzerinde hiç durmadılar. O kanun belki çıkacaktı günün birinde, ancak o tarihlerde çıktıysa buna susuz yaz ve ben neden oldum” dedi.

Susuz Yaz, 37. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçildi.

Filmin özgün müziğini Yunanistan’ın Akademi Ödüllü bestecisi Manos Hacidakis besteledi.

Yapım, 1947 doğumlu olan ve çekimlerde 16 yaşında olan Hülya Koçyiğit’in ilk sinema filmidir.

Film, Martin Scorsese’nin Dünya Sineması Projesi No. 1 kapsamında 2013 yılında Criterion Collection tarafından restore edilerek DVD olarak tekrar yayınlandı. Film, Criterion’un arşivindeki tek Türk filmidir.

Filmin onarılan ve yayınlanan DVD’sinde giriş ve sondaki yazı bölümlerinin hiçbir şekilde bulunamadığı, bu yüzden de dijital olarak sonradan eklendiği notu düşülmüş.

Susuz Yaz filminin restore edilmiş bir versiyonu, 2008’de, 61. Cannes Film Festivali’nin “klasik filmler” bölümünde gösterildi. Festivalin “Un Certain Regard” isimli bölümünün jüri başkanlığını Fatih Akın yaptı. Gösterime filmin başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit ve yapımcısı Ulvi Doğan da katıldı.

Susuz Yaz “Reflections” (Yansımalar) adıyla Amerika’da dublajlı olarak da yayınlandı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Hasan (Erol Taş) su üzerindeki mülkiyet hakkını dövüşerek, öldürerek, hatta sopa yiyerek kazanmaktadır. Diğer tarafta ise kadın üzerindeki egemenliğini çok daha farklı yollardan sağlar. Filmin ana ekseni su üzerinden aksa da, bu yan hikâye daha çok şey anlatır mülkiyet ve kapitalizm üzerine. (toz bezi, ekşisözlük)

Masumiyet (Innocence)

Masumiyet aka Innocent

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 144

TÜR: Dram. SÜRE: 110 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1997. imdb: 8,4 rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Güçlü bir hayat kadınının, hapishanedeki sevgilisi için şehir şehir dolaşması ve ona vurgun bir adamın da kadının peşinden gitmesini konu edinen Masumiyet, hikâyesi, gerçekçi anlatımı ve elbette nefis oyunculuklarıyla oldukça başarılı bir drama filmi.

Konu

Hapisten yeni çıkmış, amaçsız bir adam olan Yusuf (Güven Kıraç), İstanbul’a gitmeden önce ablası ve eniştesinin yanına uğrar. Akşam bir hotele yerleşir ve hayat kadını Uğur (Derya Alabora), onu deliler gibi seven Bekir (Haluk Bilginer) ve Uğur’un dilsiz ve sağır kızı Çilem (Melis Tuna) ile tanışır.

Hakkında

Masumiyet’i Zeki Demirkubuz yazdı ve yönetti.

Film, Angers Avrupa İlk Film Festivali’nde Avrupa Juri Ödülü, Jean Carment Ödülü (Haluk Bilginer), Laser Vidéo Titres Ödülü (Zeki Demirkubuz) ve Oslo Güneyden Film Festivali’nde Güneyden Film ödülünün sahibi oldu.

Yapım ayrıca, SIYAD’da En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu (Derya Alabora) ve En İyi Erkek Oyuncu (Haluk Bilginer), İstanbul Film Festivali’nde En İyi Türkçe Film, Antalya Altın Portakal’da En İyi Kadın Oyuncu (Derya Alabora), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Haluk Bilginer) ve Özel Juri Ödülü En İyi Film, Ankara Film Festivalinde de En iyi Kadın Oyuncu(Derya Alabora), En İyi Erkek Oyuncu (Haluk Bilginer) ve Özel Juri Ödülü ve Altın Koza’da En İyi Film ödüllerini sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Masumiyet, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi 9. Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film sırasıyla şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 2 – Yol (Şerif Gören), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Taner Birsel, İtiraf filmiyle ilgili bir röportajında, senaryo yazarı ve yönetmen Zeki Demirkubuz’un senaryodaki tek bir kelimenin bile değişmesine izin vermediğini söyledi.

Yönetmen filmi, “suça âşık bir adam, adama âşık bir kadın ve kadına âşık bir başka adam” diye tanımladı.

Bekir’in (Haluk Bilginer) kırdaki 7 dakikayı aşan tiradı filmin en unutulmaz ve can alıcı sahnesi olarak değerlendirilir.

Zeki Demirkubuz DVD’de yer alan röportajında, ana karakter olan Yusuf’u kısmen Dostoyevsky’nin Budala romanındaki saf prens Mishkin’den etkilenerek yarattığını söylüyor. Yönetmen ayrıca Yusuf karakterini oynaması için aradığı yüzü, , Güven Kıraç, televizyonda gördüğünü ancak bu yüzün kime ait olduğunu, aramasına rağmen bir türlü bulamadığını, en sonunda bir gün Meltem Cumbul’la buluşmak üzere gittiği kafede Cumbul’un yanında otururken Güven Kıraç’ı bulduğunu söylüyor. Ayrıca röportaj sırasında Zeki Demirkubuz’un arkasında görülen duvarda Dostoyevksy’nin bir resminin asılı bulunduğunu da bilgiye eklemek gerek.

Yapım, Zeki Demirkubuz’un ikinci uzun metrajlı filmi.

Zeki Demirkubuz dinlenme tesislerindeki anonsçuyu seslendiriyor ve İstanbul’daki hotelde Yusuf’la birlikte, ilk filmi, C Blok’u izleyenlerden birini oynuyor.

Filmde afişler üzerinden bolca Yılmaz Güney’e saygı duruşu yapılmakta.

Filmin müziklerini Cengiz Onural yaptı.

Yusuf’un Çilemle İstanbul sokaklarında dolaştığı sahnelerden birinde; önünden geçtikleri bir dükkânın camında Charlie Chaplin’in Yumurcak (the Kid) filminin afişi görünüyor. Charlie Chaplin ve elini tuttuğu yumurcak ile Yusuf ve elini tuttuğu Çilem oldukça birbirine benziyor. Yusuf da geçerken afişten gözlerini alamıyor.

Filmin 33. dakikası civarında televizyonda Kafka’nın Dava’sından uyarlanan Orson Welles filmi Procès (The Trial / Dava) görünmekte. Yönetmen bu sahne ile hem Welles’e hem de Kafka’ya saygı duruşu yapıyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Filmin başlarında Yusuf’un Çilem’i odasına yatırdığı sahnede, rafta Uğur ve Zagor’un fotoğrafı bulunuyor ama Yusuf bunu görmüyor. Eğer o fotoğrafı görmüş olsaydı, her şey çok daha farklı olabilirdi.

Bekir öldükten sonra, Yusuf onun yatağına geçiyor. Dikkat edilirse tepesinde de Bekir’in gömleği asılı duruyor.

Filmde Yusuf iki kez aynı sahneye seyirci oluyor. Eniştesinin ablasına sinirlenip söylediği laflar, Bekir’in Uğur’a saydıklarıyla birebir aynı; “orospuu, öldürdün lan beni, hayatımı yedin, kahpe.” İki olayda da adamlar sarhoş, ikisi de çıldırmış bir halde aynı lafları sayar duruyor. Tek fark, Yusuf’un ablasının dayak yemesine müdahale etmemesi ama buna karşılık Uğur’u koruması. Belki de en ilginci ise; ablası eniştesini aldattığı için cinayet işleyen bir adamın, kocasına orospuluk yaparak bakan bir kadına âşık olması.

Bir Zamanlar Anadolu’da (Once Upon a Time in Anatolia)

Bir Zamanlar Anadoluda aka Once Upon A Time In Anatolia

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 92

TÜR: Suç, Dram. SÜRE: 157 Dk. ÜLKE: Türkiye, Bosna-Hersek. YAPIM YILI: 2011. imdb: 7,8. rottentomatoes: %93.

Taşrada yaşanan bir cinayet olayında görev alan polis, doktor, savcı, asker ve muhtarın tutumlarını konu alan Bir Zamanlar Anadolu’da, güzel bir suç drama filmi.

Sinematografinin oldukça başarılı olduğu filmde, karakter repliklerinin de olabildiğince doğal olması, filmin gerçekçi atmosferine büyük bir katkı sağlıyor.

Konu

Arkadaşını öldürdüğünü itiraf eden Kenan (Fırat Tanış), Komiser Naci (Yılmaz Erdoğan), savcı Nusret (Taner Birsel) ve Doktor Cemal (Muhammet Uzuner) ile birlikte gece yarısı cesedi bulmak için yola çıkarlar.

Hakkında

Nuri Bilge Ceylan, Ercan Kesal ve Ebru Ceylan’ın senaryosunu yazdığı Bir Zamanlar Anadolu’da’nın yönetmen koltuğunda Nuri Bilge Ceylan oturuyor.

İlk gösterimi Cannes’da yapılan yapım, Altın Palmiye için yarıştı ve ikinci büyük ödül olan Büyük Ödül’ün sahibi oldu. Film en büyük başarısını En iyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Ercan Kesal), En İyi Kurgu ve En iyi Sinematografi ödüllerini aldığı SİYAD’da yaşadı.

Ivır Zıvır

Bir Zamanlar Anadolu’da, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi 10. Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film sırasıyla şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 2 – Yol (Şerif Gören), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 9 – Masumiyet (Zeki Demirkubuz).

Film konusunu, muhtar rolünü oynayan Ercan Kesal’in doktorluk yaptığı dönemde yaşadığı Kırıkkale’nin bir kasabasında işlenen cinayetin soruşturma sürecinden alıyor.

Senaryo yazarlarından Ebru Ceylan, filmin öyküsüne olan yakınlığını “Memur dünyasını yakından biliyorum, deneyimlerimi paylaştım. Kadınlar bu filmde çok yok ama erkek dünyasında ortaya çıkan masumane kadın imgesinin önemli olduğunu sanıyorum.” sözleriyle belirtti.

Filmin adı, Bir Zamanlar Batı’da (Once Upon a Time in the West) filminden ve Arab Ali’nin “Çoluk çocuk sahibi olunca anlatacak bir hikâyen olur. Fena mı? ‘Bir zamanlar Anadolu’da…’ dersin ‘ücra bir yerde görev yaparken işte böyle böyle bir gece yaşamıştık dersin’” repliğinden geliyor.

Filmdeki gibi bir zihniyet ve hiyerarşinin olduğu ufak bir kasabada büyüyen yönetmen Nuri Bilge Ceylan, karakterlere kendini çok yakın hissettiğini söyledi.

Senaryo yazılırken, film yapımcıları konunun olabildiğince gerçekçi bir atmosferde beyaz perdeye aktarılması için çaba gösterdiler.

beyazperde.com’da yer alan röportajda Nuri Bilge Ceylan’a, eski filmleriyle kıyaslanınca Bir Zamanlar Anadolu’da çok fazla farklılık olduğu söylenince yönetmen, “Elbette zaman geçiyor bu arada ve bizler de değişiyoruz, bu da sinemamıza yansıyor, bence bu doğal. Özellikle bir çocuk sahibi olmak beni çok değiştirdi. Tutkunun anlamı değişti benim için. Her şey değişti. Bu filmde mesela herkes çocukları işleyişimi konuşuyor. Bu son yedi yıl içinde benim de bir çocuğumun olmasının bir yansıması olsa gerek” dedi.

Aynı röportajda filmin uzunluğu ile ilgili soruya Nuri Bilge Ceylan, “Standartlara göre elbette ki çok uzun. Ama standartlara uymak zorunda değiliz. Ben 90 dakika gibi bir klişeye bağlı kalma düşüncesinden çok sıkıldım artık. Bu sizi zorlayan ve kısıtlayan bir şey. Edebiyatta böyle bir şey yok mesela biliyorsunuz, bir kitap 50 sayfa da olabilir 500 sayfa da olabilir ve çok kalın görünebilir ama kimse neden bu kadar uzun yazdınız diye sormaz. Ben de bu özgürlüğü filmlerimde kullanmak istiyorum. Bana göre uzun değil, bu uzunlukta olmalıydı ve oldu” diye yanıtladı.

64. Cannes Film Festivali’nde basın gösterimi önceki gün yapılan toplantıda filmdeki “bol diyaloglar” hakkında sorulan sorulara Nuri Bilge Ceylan, bürokrasi dünyasında konuşkanlığın daha iyi geleceğini belirtti. Hikâyenin bürokrasiyle olan “göbek bağı”nı Çehov sağladı. Hatta filmde Çehov’dan birkaç alıntı yer alıyor.

Bir Zamanlar Anadolu’da filminin de, Nuri Bilge Ceylan’ın diğer filmleri gibi fazlaca Sovyet yönetmen Andrey Tarkovski’nin etkisinde kaldığı ileri sürüldü. Bu filmin, özellikle de “tren metaforu, siyah köpek, doktor ve rüzgârda başakların dalgalanması” sahneleriyle ve uzun sekanslarıyla 1979 tarihli Tarkovski filmi İz Sürücü (Stalker) filmine çok benzediği hatta birebir aynı olduğu, zaten Ceylan’ın diğer filmleriyle de Tarkovsky’nin ekolünü sinemasına iyice oturtmuş olduğu yazıldı.

Bu öykünmenin olumlu ve doğal olduğunu düşünen bazı yazarlar da, Ceylan’ın diğer filmlerinden felsefi ve estetik boyutuyla da bir hayli farklı olan bu filmin yine Tarkovski’nin kendi deyimiyle “insanoğlunun gerçeklerini” aradığını, “Bir Zamanlar Anadolu’da”nın dramatik yapısıyla bir yandan Dostoyevski’yi, diğer yandan Çehov’u, hatta Gogol’u, lirik yapısıyla da Tarkovski’yi ve yine bir Rus sinema yönetmeni olan Andrey Zvyagintsev’i çağrıştırdığını belirttiler.

Taner Birsel, eksisinema.com’daki röportajında, “Kasaba filmini Beyoğlu sinemasında beş kişi izledik. İkisi eşimle bizdik. Define bulmuş gibi sevindik. Bu yönetmen film çekmeye devam ederse elbet onunla bir gün çalışabilirim diye düşündüğümü hatırlıyorum” dedi.

Aynı röportajda Taner Birsel, “rol teklifi aldığınızda ikilem yaşadınız mı?” sorusuna, “İkilem mi?.. Buna gülerek cevap veriyorum. Tabii ki işte beklediğim an geldi dedim. Filmde bana uygun bir kostüm olmasa beni aramazlar diye düşündüm önce ama sonra kast çalışmasının neredeyse bittiğini, boşta kalan tek rolün Savcı Nusret rolü olduğunu, benden önce bu rol için bir çok iyi oyuncunun denendiğini öğrendim. Yine de günler süren deneme çekimlerinden sonra NBC’yi ikna etmeyi başardım.” diye cevap verdi.

Taner Birsel oynadığı rolü, “Temel karakterlerden biri. Savcı Nusret diğer karakterlerle ilişkileriyle tamamlanan bir yap-boz gibi. Karanlık bir öyküsü var. İçe vakumlanmış bir kişilik, ruhu yaralı ve bunu ifade etmekte sorunlu. Hatta içindeki yaraların bir kısmı yüzüne vurmuş gibi. Altmış yedi gün boyunca her gün iki buçuk saat süren makyajla rolün fiziksel görünümünü de değiştirdik” diye tanımladı.

Bir röportajında Fırat Tanış, “Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle ilgili neden hiç konuşmadınız?” sorusunu, “Çünkü olmuş bitmiş, güzel bir filmdi. Pek çok kere de ödüle değer bulundu” diye yanıtladı.

Filmin senaryosu 4 ayda yazıldı.

Çekimler 11 haftada Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde gerçekleştirildi. Kurgu 6 ay ve post prodüksiyon aşaması 1 yıl sürdü.

Film, Türkiye’nin 84. Oscar Ödül töreni için Yabancı Dilde En İyi Film Kategorisine adayı oldu.

Zerre (The Particle)

Zerre

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 78

TÜR: Dram. SÜRE: 80 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 2012. imdb: 6,7. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Türkiye’deki fakir ve çaresiz hayatlardan bir kesit sunan Zerre, güzel bir drama filmi.

Konu

Zeynep (Jale Arıkan), belediyede kadrolu bir iş hayali kuran, çalışmakta olduğu tekstil atölyesinden kovulmuş, annesi ve hasta kızıyla birlikte küçük bir dairede oturan bir kadındır. Ara sıra burnu kanayan ama parasızlık nedeniyle doktora gidemeyen Zeynep kirasını ödeyemediği için, organ mafyasıyla bağlantısı olan ev sahibi tarafından da sürekli rahatsız edilmektedir.

Hakkında

Zerre’yi Erdem Tepegöz yazdı ve yönetti.

Yapım, Altın Portakal’da En İyi İlk Film, En iyi Yönetmen ve En İyi Sanat Yönetimi, Moskova Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu (Jale Arıkan), SİYAD’da (Sinema Yazarları Derneği) da En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Kurgu ödüllerini sahibi oldu.

Zerre’yi, 3 günde 1.001 kişi izledi ve 12 bin 585 TL gişe hasılatı elde etti. 4 hafta sonunda izleyici sayısı 4.450 ve hasılat 49 bin 565 TL idi.

Ivır Zıvır

Zerre, yönetmen Erdem Tepegöz’ün ilk filmi.

İlk gösterimi Altın Portakal Film Festivali’nde yapılan Zerre, daha sonra İstanbul 12’nci Uluslararası Bağımsız Film Festivali’nde gösterime girdi ve 12 Nisan 2013 tarihinde Türkiye genelinde 16 kopya ile sinemalarda gösterim yapıldı.

Sinefilin Seyir Defteri film hakkında, “Zerre, her şeyden önce Türk sinemasında sayısı çok az olan “kadın filmleri” ve erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan bir kadının öyküsünü başarıyla sinemasallaştırdığı için övgüyü hak ediyor” diye yazdı.

Yönetmen Erdem Tepegöz, filmin 9-10 günlük bir gün dökümü olduğunu söyledi.

Yönetmen Erdem Tepegöz filmin gelişim sürecini, “Zerre’nin öyküsü yaklaşık iki yıl önce başladı benim kafamda. Deneyimlediğim bir hayat kesitini anlatmak istedim. Bunun bir karakter sineması olmasını tercih ettim. İki yıl önce başlayan süreçle bu karakterin hayat kesitinin çokluğun içinde ne kadar yer işgal ettiği ile ilgili bir sorgulama süreciyle başladı. Yaklaşık bir yıl önce çekime başlayana kadar bir gelişim süreci gösterdi. Bir aylık çekim süreci sonrası bugünlere geldik” diye anlattı.

Erdem Tepegöz, filmin adıyla ve ilgilendiği konuyla ilgili olarak hayalperdesi.net’deki röportajında, “Zerre öyle bir kelime ki içinde çok büyük bir bütünlük saklıyor; hem de çok küçücük bir parçayı barındıran bir kelime. Filmde birçok yere bu metaforları gizledim ben. Sokak lambası planında yukarıda yıldızlar gözükürken aşağıda toz zerrelerin gözükmesi, işçi başlarının masa başında küçücük dünyasal hesaplarıyla mücadele ederlerken onların üstünde toz zerrelerinin uçuşması -sanki onlar da o toz zerresi gibi… Zeynep, bir insan hayatı koskocaman evrende kozmosta bir tane bile değil. Zeynep’in hayatındaki parçacıklar anlamsız ve rastgeleymiş gibi gözüküyor. Ama onun içine girdiğimiz zaman o tanenin içine onlarca duygu, onlarca çatışma, onlarca hayal, mücadele görüyoruz. O aslında mikroyu ve makroyu aynı skalada aynı düzlemde göstermek; filmin ana amaçlardan biri de bu. Alt metinlerden biri de bu” dedi.

Erdem Tepegöz hayalperdesi.net’deki röportajında, “Sizin için büyük resimde mücadelenin yani umudun olduğunu söyleyebilir miyiz?” sorusunu, “açıkçası ne umuda hizmet ettiğini ne de umutsuz olduğunu söyleyebilirim. Bunu sonlandırmak veya bir yere bağlamak istemiyorum. Filmde de zaten öyle yaptık. Benim amacım burada bu hayatı belli bir kesitte şahit olmak, o hayatı deneyimleyip oradan almak istediğimiz duygu ve mesajı alıp öyküden çıkmak. Umut hiçbir zaman tükenmez tabii ki umut var. Başka bir yerde patlayan havai fişekler başka bir hayat boyutunun olduğunu gösteriyor. Remzi’nin daha bozulmamış umudu ufacık bir ışık da olsa… Biraz umut oranı yüksek bir şekilde bitti film. Ama bunların çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Öyküye çok kurban gitmemekten yanayım. Aslında bu biraz da izleyiciye bağlı olacak. Nasıl bitirmek isterse kafasında biraz da öyle bitecek” diye yanıtladı.

Alin Taşçıyan köşesinde, “İstanbul’da doğup Almanya’da büyüdüğü için hafifçe yadırganan bir aksanla konuşsa da Jale Arıkan, Zeynep’i parlak bir başarıyla canlandırıyor” dedi.

Türk sinemasının usta yönetmenlerinden Erden Kıral, Akşam Pazar’daki röportajında, “Zerre, SİYAD tarafından en iyi film seçildi. Nasıl değerlendirdiniz?” sorusuna, “İşte buyurun! Anlamıyorlar çünkü. Bir kere ‘Zerre’ felsefi temeli olmayan natüralist bir film. Hiçbir soruya cevap vermiyor, olanı gösteriyor. İkincisi de çalıntılar var. Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzales Inarritu’nun göçmen işçilerin yaşamını anlattığı Biutiful filminden alınmış sahneler var. Aynı ışıklar, aynı dekor… Bir de İtalyan sinemasında Matteo Garrone’nın Gomorra diye bir filmi vardır. 4 ya da 5 yıl önce Avrupa’nın en iyi filmi seçildi. Oradaki sahneler de aktarılmış. SİYAD böyle bir filme birincilik veriyorsa ne diyeyim ki, hiçbir şey diyemem artık. Mesela ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ diye bir film vardı. O iyiydi. Diğerleri arasından sıyrılıyordu” sözleriyle filmi eleştirdi.

Kış Uykusu (Winter Sleep)

Kis UYkusu aka Winter Sleep

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 50

TÜR: Dram. SÜRE: 196 Dk. ÜLKE: Türkiye, Fransa, Almanya. YAPIM YILI: 2014. imdb: 8,5. rottentomatoes: %88.

Haluk Bilginer’in nefis bir oyunculuk sergilediği ve Nuri Bilge Ceylan’ın önceki filmlerine göre daha fazla diyalog ve daha az kamera odaklanması içeren Kış Uykusu, mutsuzluk çemberinde boğulan zengin ve fakir insanların, hayata bakış açılarını konu alan, başarılı bir drama filmi.

Konu

Aydın (Haluk Bilginer) emekli bir oyuncudur; aktörlüğü bıraktıktan sonra Peri Bacalarında, sahibi olduğu küçük bir oteli işleterek günlerini geçirmektedir. Hayatında ise iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk olan genç karısı Nihal (Melisa Sözen) ve boşanmış olan kız kardeşi Necla (Demet Akbağ).

Hakkında

Anton Chekhov’un kısa hikâyelerinden esinlenerek, Kış Uykusu’nun senaryosunu Ebru Ceylan ve Nuri Bilge Ceylan yazdı ve yönetmen koltuğuna Nuri Bilge Ceylan oturdu.

İlk gösterimi Cannes’da yapılan film, ödül töreninde ise Altın Palmiye ve FIPRESCI ödüllerinin sahibi oldu. Böylece yapım, Yılmaz Güney’in Yol filminden sonra Altın Palmiye kazanan ikinci Türk filmi olmayı başardı.

imdb’de 15bin kişinin oy ortalaması 8,5 olan yapım, rottentomatoes’da %88 taze olarak değerlendiriliyor.

Film, 3,7 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Nuri Bilge Ceylan, kurgu aşamasına girdiğinde elinde 200 saatlik materyal vardı. Filmin ilk hali 4,5 saatlik olacaktı fakat “çok sıkı” çalışarak 3 saat 15 dakikaya indirmeyi başardı.

Haluk Bilginer, yoğun tiyatro programı nedeniyle 3 kez Nuri Bilge Ceylan’ın rol teklifini kabul etmedi. Oyuncuda ısrarlı olan Ceylan, tüm çekim programını Bilginer’e göre ayarladı.

Kış Uykusu, Cannes’da Altın Palmiye ödülünü kazanan en uzun film.

Çekimler kış mevsiminde iki ay boyunca Kapadokya’da, sonrasında da dört hafta boyunca İstanbul’daki stüdyoda gerçekleştirildi. Çekimlerde Sony F65 kamera kullanıldı.

Filmin sonunda isim yer almasa da, en.wikipedia’ya ve imdb’ye göre filmin senaryosu yazılırken, Anton Chekhov’un Eş (The Wife) ve Mükemmel İnsanlar (Excellent People) adlı kısa öykülerinden yararlanıldı.

Filmdeki yabani at yakalama sahnesi yüzünden, Prof. Dr. Orhan Kural, hayvanları koruma kanununa muhalefet ve kanun dışı avcılığa özendirdiği gerekçesiyle Nuri Bilge Ceylan ve film ekibinin cezalandırılması istemiyle, 30 Haziran 2014’te suç duyurusunda bulundu ve soruşturma başlatıldı.

Filmin afişi, I. Glazunov’un Dostoyevski’nin ‘Netochka Nezvanova’ isimli romanı için çizdiği resimden ilham alındı. Tablonun orijinali Nihal’in odasında da yer alıyor.

Film Türkiye’nin 87. Oscar ödülleri için Yabancı Dilde En İyi Film adayıydı.

Nuri Bilge Ceylan, 2002’de Uzak (Distint) ve 2011’de Bir Zamanlar Anadolu’da (Once Upon a Time in Anatolia) ile iki kere Cannes’da ikincilik ve 2008’de Üç Maymun (Three Monkeys) ile En İyi Yönetmen ödüllerinin sahibi oldu.

Filme Eurimages’dan 450.000 euro’luk destek aldı.

Senaryo 285 sayfa idi.

Senaryo 6 ayda yazıldı.