Kategori arşivi: Palme d’Or (Altın Palmiye) Kazanan

I, Daniel Blake (Ben, Daniel Blake)

TÜR: Dram. SÜRE: 100 Dk. ÜLKE: İngiltere, Fransa, Belçika. YAPIM YILI: 2016. imdb: 7,9. Tomatometer: %93…

İş yerinde ağır bir kalp krizi geçiren 59 yaşındaki bir adamın hem işine geri dönme, hem de iyileşene kadar sosyal yardım alma mücadelesini konu alan Ben, Daniel Blake, oldukça sert, acımasız ve bir o kadar da gerçek bir dram filmi.

Konu

Çalıştığı sırada ciddi bir kalp krizi geçirerek neredeyse iskeleden düşme tehlikesi atlatan marangoz Daniel Blake (Dave Johns) için hayat her geçen gün daha da zorlaşmaya başlar. Çünkü doktoru henüz çalışamayacağını söylese de, “İş Yeteneği Değerlendirmesi”ne göre çalışmasında herhangi bir sakınca olmadığı belirtildiği için Blake, ne sosyal yardım alabilmekte, ne de bir işte çalışmaya başlayabilmektedir.

Hakkında

Senaryosunu Paul Laverty’nin yazdığı Ben, Daniel Blake’in yönetmen koltuğunda Ken Loach oturuyor.

Cannes’da Altın Palmiye kazanan yapım, BAFTA’da da En İyi İngiliz Filmi ödülünün sahibi oldu.

Film 12,45 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmin çekimleri kronolojik sırayla yapıldı. Katie’yi canlandıran Hayley Squires’e çekimler öncesinde tüm senaryo verilmedi. Bunun yerine çekimler sırasında ilgili senaryo verildi.

Cannes’daki gösteriminin ardından Ken Loach ve ekibi, 15 dakika boyunca coşkulu bir şekilde ayakta alkışlandılar.

Filmin kapanış jeneriğinde “paha biçilemez bilgiler vererek bizi destekleyen ama “isimsiz” olarak hatırlanacak olan, İngiltere Çalışma ve Emeklilik Müsteşarlığı ve Public and Commercial Services Union çalışanlarına teşekkür ederiz” dendi.

İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn filmin Londra gösteriminde yerini aldı ve ilerleyen günlerde Başbakan Theresa May’e filmi izlemesini tavsiye ederek, filmde konu edilen adaletsiz yardım sistemini eleştirdi.

Yapım bazı bürokratlardan, İngiltere’deki çalışma ve emeklilik kurumları çalışanlarını kötü tasvir ettiği konusunda eleştiriler aldı.

İş bulma kurumundaki bir sahnede görevli Blake’e su sebilinden su veriyor. Aslında 2010’daki Tory kesintileriyle birlikte iş bulma kurumlarındaki su sebilleri kaldırıldı.

Ken Loach Cannes’da Altın Palmiye ödülü kazanan en yaşlı yönetmen oldu. Loach ödülü aldığında 76 yaşındaydı.

Yapım, başrol oyuncusu Dave Johns’un ilk uzun metrajlı filmi.

Katie’ye aşevinde yardım eden kadın gerçekten de aşevinin bir çalışanı. Kendisine sahnede neler yaşanacağı söylenmeden çekimler yapıldı.

Film, Ken Loach’a ikinci kez Altın Palmiye ödülünü kazandırdı. Yönetmen daha önce Özgürlük Rüzgârı (The Wind That Shakes the Barley) filmiyle ödülün sahibi olmuştu.

Çekimler 2015’te Newcastle’da yapıldı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Aşevinde Katie’nin yaşadıkları Glasgow’daki bir aşevinde gerçekten yaşandı. Paul Laverty senaryo için araştırma yaparken bu olaya ulaştı.

Yol (The Road / The Way)

yol-aka-the-road

TÜR: Romantik, Dram. SÜRE: 114 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1981. imdb: 8,2. rottentomatoes: %75.

Bayram iznine çıkmış 5 mahkûmun trajik öykülerini konu alan ve 17 yıl boyunca Türkiye’de gösteriminin yasak olduğu Yol, çok başarılı bir dram filmi. Yapımın en özel yanlarından biri de 1980 darbesi sonrası ülkedeki insan manzaralarını da barındırıyor olması.

Konu

İmralı Açık Cezaevi’nden bayram iznine çıkan beş mahkûmun trajik öyküleri iç içe geçirilerek anlatılan film bir yandan da sıkıyönetim sonrası ülkenin içinde bulunduğu durumu oldukça açık ve cesur bir dille beyaz perdeye aktarıyor.

Hakkında

Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı Yol’un yönetmen koltuğunda Şerif Gören ve Yılmaz Güney oturuyor.

Yapım, Cannes’ta Altın Palmiye, FIPRESCI ve Kiliseler Birliği ödüllerinin sahibi olurken, Altın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film ödülüne aday gösterildi ama ödülü Gandhi’ye kaptırdı.

Yol aynı zamanda İsviçre adına Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına aday adayı olarak gösterildi.

Ivır Zıvır

Yol, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi 2. Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 9 – Masumiyet (Zeki Demirkubuz), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Filmin çekimleri sırasında Yılmaz Güney hapishanedeydi ve yazdığı senaryonun yönetmen Şerif Gören tarafından birebir çekilmesi için oldukça yoğun ve ciddi bir çaba harcadı.

Filmin yaratıcısı Yılmaz Güney’in kafasında ilk şekillendiği vakit filmin adı Yol değil Bayram’dı. Bu ismin nedeni ise İmralı yarı açık ceza evinde yatan kader mahkûmlarının bayram nedeniyle bir haftalık izinlerini kullanmak için dışarıya çıkacak olmalarıydı.

Yılmaz Güney “Bayram” adlı, 10 mahkûmun izne ayrılmasını konu alan epik senaryosunu hapishanede olduğu için hayata geçiremedi. Güney Film, finansmanı sağlayamadığı için Cactus Film senaryoyu sadeleştirdi ve filmin yönetmenliği Erden Kıral’a verdi. Fakat yönetmenle fikir birliğine varılamayınca, Şerif Gören çekimleri devraldı. Çekimler bittikten sonra negatifler yurt dışına gönderildi ve Yılmaz Güney hapishaneden kaçıp Fransa’da negatifleri aldı ve kurguyu tamamladıktan sonra Cannes Film Festivali’ne yetiştirip gösterimini sağladı. Sonuç olarak yapım Altın Palmiye ödülü kazandı.

Yılmaz Güney, Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney’in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmaktadır. Güney, hapse girmeden önce çekmiş olduğu Şeytanın Oğlu filminde bir günlük bayram izninde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya’nın Kaş ilçesinden Yunanistan’a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre’ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa’ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirdi ve 1984’te mide kanseri nedeniyle Paris’te hayatını kaybetti.

Filmin restorasyon çalışmasının ardından yayınlanan versiyonu Yılmaz Güney’in, “Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgârlar gibi. Ben, bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla, hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da” sözüyle açılıyor.

1982 yılında Cannes’da en büyük ödül olan Altın Palmiye ödülü hem Yol hem de Costa Gavras’ın Kayıp (Missing) filmlerine verildi.

Film, Türkiye’deki sıkıyönetim nedeniyle 17 yıl boyunca yasaklandı ve gösterimine izin verilmedi. Türkiye’deki ilk gösterimi ancak Şubat 1999’da yapılabildi.

Cannes Film Festivali direktörü Gilles Jacob, ilk kurgusu 2 saat beş dakika olan filmin 1 saat 50 dakikada sınırlandırılmasını talep etti ve bu konuda şunları söyledi, “15 dakikayı aralardan kısaltacak zamanımız yoktu, o yüzden altıncı karakterin öyküsünü çıkardık. Ayyaş ve kumarbaz olan bu karakter, Türkiye’nin bir başka yönünü anlatıyordu ama diğer karakterlerinkinden farklı bir öyküsü vardı; bu yüzden onu kullanmadık. Yönetmenler, filmlerine kıyamaz, çekim sırasındaki anılarını da katar işlerine, kurguda sahne atmaları kolay değildir. Ama Yılmaz Güney çok eleştirel yaklaştı Yol’a, Böylece işimiz kolaylaştı.”

Tarık Akan’ın 16 Eylül 2016’daki ölümünün ardından yapılan röportajda, Zine rolünü canlandıran Şerif Sezer, “Bir Yılmaz Güney filmi ve ben Tarık Akan ile oynayacağım. Ne demek bu! Bütün Türk sinemasının kadın oyuncularının hayalindeki bir şeyi bana teklif ediyorlardı. Sevinçten uçmuştum…” diyerek o günkü duygularını anlattı.

Şerif Sezer aynı röportajda filmin yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığını ama Cannes’da yönetmen olarak sadece Yılmaz Güney’in görülmesinin Gören’e haksızlık olduğunu dile getirdi ve bu konuda, “O filmin yönetmeni Şerif’ti. ‘Yılmaz Güney telefonla talimat veriyordu’ diyorlar. Dağın başında çekiyorduk, hangi telefon? Belki filme başlamadan Yılmaz Güney’le detaylıca konuşmuş olabilirler ama filmi baştan sona Şerif Gören çekti. Ona haksızlık ettiler” dedi.

Şerif Sezer röportajında, filmdeki meşhur karlı sahnesinin Bingöl – Elazığ arasındaki bir dağda çekildiğini, Yol Çatı adında bir kayak evinde kaldıklarını ve 2-2,5 metre kar olduğunu ifade etti.

Filmin Türkiye’de yayını yasak olduğu için Şerif Sezer, “basılacağız” korkusu içinde, kendi oynadığı filmin oldukça kalitesiz bir halini, küçük bir televizyonda, ilk kez izleyebildiğini söyledi. Sezer ancak bir yıl sonra Paris’te bir sinema salonunda filmin düzgün olarak izleyebildi.

Filmde atın vurulduğu sahne ile ilgili olarak Şerif Sezer, “Ben minibüsten onları seyrediyordum. Sahneye göre Tarık atı vuracak, sonra yaracak ve ısınmak için içine girecekti. Tarık atı o kadar seviyordu ki, arkadaş olmuşlardı. Ata iğne vuruyorlardı ama bir türlü düşmüyordu. Tarık çok üzüldü, “İmkânı yok, ben vuramam” dedi. Yılmaz Güney’in yeğenlerinden biri Tarık’ın kıyafetlerini giyip oynadı. Çok kötü bir gündü. Tarık da bütün ekip de çok üzüldük… Gün batarken çekmiştik, sonra o sahneyi karanlık olduğu için filme koymadılar” dedi.

Steven Schneider’in “Ölmeden Önce İzlenecek 1001 Film” listesinde Yol’da yer alıyor.

Halil Ergün’ün karakteri Mehmet Salih’in Diyarbakır’daki “Sevenler Berberi”ndeki tıraş sahnesi sırasında aynada, “paran yoksa dostun yok” yazıyor.

Film ilk kez Cannes Film Festivali’nde gösterildi. 1982 yılında, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Portekiz, Hollanda, İspanya, Almanya, Danimarka, Finlandiya ve İsveç’de, 1983’te Belçika, Avustralya ve Macaristan’da, 1985’te Japonya’da, 1989’da Güney Kore’de 2004’te ise Çek Cumhuriyeti’nde bir festivalde gösterildi.

Filmin uzun yıllar boyunca “sahipliği” konusunda, Yılmaz Güney ve filmin yapımcısı İsviçreli Cactus Film’in sahibi Donat Keusch arasında sorunlar yaşandı. Güney’in ölümün ardından sorunlar Keusch ile Güney’in eşi arasında artarak devam etti. 1999’da Cactus Film’in iflasını açıklaması durumu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Sonuç olarak İsviçre ve Fransa’da birçok dava açıldı.

Filmin restorasyon sonrası versiyonunun sonunda, “Bu filmin gerçekleştirilmesinde çok ağır toplumsal ve doğal koşullar altında, büyük bir cesaret ve özveriyle çalışan tüm ‘Yol’ arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ederiz. Onlar, bu film var oldukça yaşayacaklar” notu düşülmüş.

Kış Uykusu (Winter Sleep)

Kis UYkusu aka Winter Sleep

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 50

TÜR: Dram. SÜRE: 196 Dk. ÜLKE: Türkiye, Fransa, Almanya. YAPIM YILI: 2014. imdb: 8,5. rottentomatoes: %88.

Haluk Bilginer’in nefis bir oyunculuk sergilediği ve Nuri Bilge Ceylan’ın önceki filmlerine göre daha fazla diyalog ve daha az kamera odaklanması içeren Kış Uykusu, mutsuzluk çemberinde boğulan zengin ve fakir insanların, hayata bakış açılarını konu alan, başarılı bir drama filmi.

Konu

Aydın (Haluk Bilginer) emekli bir oyuncudur; aktörlüğü bıraktıktan sonra Peri Bacalarında, sahibi olduğu küçük bir oteli işleterek günlerini geçirmektedir. Hayatında ise iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk olan genç karısı Nihal (Melisa Sözen) ve boşanmış olan kız kardeşi Necla (Demet Akbağ).

Hakkında

Anton Chekhov’un kısa hikâyelerinden esinlenerek, Kış Uykusu’nun senaryosunu Ebru Ceylan ve Nuri Bilge Ceylan yazdı ve yönetmen koltuğuna Nuri Bilge Ceylan oturdu.

İlk gösterimi Cannes’da yapılan film, ödül töreninde ise Altın Palmiye ve FIPRESCI ödüllerinin sahibi oldu. Böylece yapım, Yılmaz Güney’in Yol filminden sonra Altın Palmiye kazanan ikinci Türk filmi olmayı başardı.

imdb’de 15bin kişinin oy ortalaması 8,5 olan yapım, rottentomatoes’da %88 taze olarak değerlendiriliyor.

Film, 3,7 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Nuri Bilge Ceylan, kurgu aşamasına girdiğinde elinde 200 saatlik materyal vardı. Filmin ilk hali 4,5 saatlik olacaktı fakat “çok sıkı” çalışarak 3 saat 15 dakikaya indirmeyi başardı.

Haluk Bilginer, yoğun tiyatro programı nedeniyle 3 kez Nuri Bilge Ceylan’ın rol teklifini kabul etmedi. Oyuncuda ısrarlı olan Ceylan, tüm çekim programını Bilginer’e göre ayarladı.

Kış Uykusu, Cannes’da Altın Palmiye ödülünü kazanan en uzun film.

Çekimler kış mevsiminde iki ay boyunca Kapadokya’da, sonrasında da dört hafta boyunca İstanbul’daki stüdyoda gerçekleştirildi. Çekimlerde Sony F65 kamera kullanıldı.

Filmin sonunda isim yer almasa da, en.wikipedia’ya ve imdb’ye göre filmin senaryosu yazılırken, Anton Chekhov’un Eş (The Wife) ve Mükemmel İnsanlar (Excellent People) adlı kısa öykülerinden yararlanıldı.

Filmdeki yabani at yakalama sahnesi yüzünden, Prof. Dr. Orhan Kural, hayvanları koruma kanununa muhalefet ve kanun dışı avcılığa özendirdiği gerekçesiyle Nuri Bilge Ceylan ve film ekibinin cezalandırılması istemiyle, 30 Haziran 2014’te suç duyurusunda bulundu ve soruşturma başlatıldı.

Filmin afişi, I. Glazunov’un Dostoyevski’nin ‘Netochka Nezvanova’ isimli romanı için çizdiği resimden ilham alındı. Tablonun orijinali Nihal’in odasında da yer alıyor.

Film Türkiye’nin 87. Oscar ödülleri için Yabancı Dilde En İyi Film adayıydı.

Nuri Bilge Ceylan, 2002’de Uzak (Distint) ve 2011’de Bir Zamanlar Anadolu’da (Once Upon a Time in Anatolia) ile iki kere Cannes’da ikincilik ve 2008’de Üç Maymun (Three Monkeys) ile En İyi Yönetmen ödüllerinin sahibi oldu.

Filme Eurimages’dan 450.000 euro’luk destek aldı.

Senaryo 285 sayfa idi.

Senaryo 6 ayda yazıldı.

Apocalypse Now – Redux (Kıyamet – Redux)

Apocalypse Now aka Kiyamet

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 15

TÜR: Savaş, Dram. SÜRE: 153 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 1979. imdb: 8,5. rottentomatoes: %99.

2. Dünya Savaşı ile birlikte sinemaya en çok konu edilen savaş hiç kuşkusuz, 1955-75 yılları arasında yaşanan Vietnam savaşı. Bugüne kadar izlediğim, Vietnam’ı anlatan filmler arasında en gerçekçi ama bir o kadar sinir bozucu olanı, 1986 yapımı Müfreze (Platoon) idi. Kıyamet ise ondan daha fazla etkileyici ama aynı zamanda ondan daha da fazla sinir bozucu.

Hunharca katledilen insanlar, kan ve ölü bedenlerin serpiştirildiği ormanlar, çıkışı, merhametsizlik ve gaddarlıkta arayan askerler, helikopterlerden bangır bangır Wagner’in Ride Of The Valkyries’ını çalarak köy saldırısına giden Amerikan askerleri ve herkesin akıl sağlığını yitirdiği çivisi çıkmış bir savaş!

Konu, anlatım, çekimler, kurgu, müzikler, oyunculuklar ve gerçekçiliği nefis olan filmin posteri de bir o kadar ürkütücü.

Konu

Vietnam Savaşı’nda yer aldıktan sonra ülkesine giden ama bir türlü uyum sağlayamadığı için Vietnam’a geri dönen yüzbaşı Benjamin L. Willard (Martin Sheen), bir otel odasında kendisine verilecek görevi beklerken, akıl sağlığının sınırlarında dolaşmaktadır. Bir gün askerler tarafından odasından alınır ve kariyeri inanılmaz başarılarla dolu olan albay Walter E. Kurtz’u (Marlon Brando) bulup öldürmesi için görevlendirilir. Kurtz, Amerika ordusundan bağımsız olarak, yerlilerden ve ona katılmış diğer Amerikalı askerlerden oluşan tarikat benzeri topluluğu ile Kamboçya’nın iç bölgelerinde Kuzey Vietnam’lılara karşı savaşmaktadır.

Hakkında

Joseph Conrad’ın Heart of Darkness adlı kısa romanından John Milius ve Coppola tarafından senaryosu yazılan filmi Francis Ford Coppola yönetti.

1979’da Altın Palmiye ödülünü (The Tin Drum ile birlikte) kazanan film, 1980’de 8 dalda Oscar ödülüne aday olup, En İyi Ses ve Sinematografi ödüllerinin sahibi oldu.

8.5 ortalama puanı ile imdb’nin en iyi 250 film listesinde yer alan yapım, rottentomatoes’ın en iyi 100 film listesinde bulunuyor.

32 milyon dolar bütçesi olan film, 150 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Hearts of Darkness: A Filmmaker’s Apocalypse adlı belgeselde film çekimleri ve sonrasında yaşanan sıkıntılar dile getirdi. Marlon Brando’nun yüksek kiloları ve çekim için hazırlanmamış olması, Martin Sheen’in kalp krizi geçirmesi, yağmur nedeniyle sürekli setin tahrip olması ve filmin kurgu/montaj aşamasında yaşanan sıkıntılar nedeniyle vizyon tarihinin birkaç kere değiştirilmesi bu sorunlardan bazıları.

Filmin giriş sahnesi olan, Captain Willard’ın tek başına hotel odasındaki sahne senaryoda bulunmuyordu. Martin Sheen sahne çekimi sırasında alkollüydü ve gerçek bir aynaya yumruk atıp, başparmağını kesildikten sonra bir anda hıçkırarak yönetmen Francis Ford Coppola’ya saldırmaya kalktı. Çekim ekibi müdahale etmek istese de, Coppola, çekimin devam etmesini istedi.

Filmin düzenleme aşaması yaklaşık 3 yıl sürdü. Bu işlemler sırasında yönetmen Francis Ford Coppola, bazı sahneler için Martin Sheen’in dış sesine ihtiyaç duydu. Fakat Coppola, Sheen’in bu iş için zamanı olmadığını fark edince, Sheen’in kardeşi Joe Estevez’i aradı ve onun sesini kullanmaya karar verdi. Estevez, ayrıca Sheen’in kalp krizi geçirdiği dönemde bazı sahnelerde Sheen’in yerine oynadı ama adı filmde yer almadı.

Clint Eastwood, filmi çok “karanlık” hissettirdiği gerekçesiyle Captain Willard karakterini oynama teklifini reddetti.

Francis Ford Coppola, Al Pacino’ya Willard rolünü teklif ettiğinde, yıldız oyuncu, “bunun ne anlama geldiğini biliyorum. Sen helikopterde benim ne yapmam gerektiğini söyleyeceksin. Ben de o sırada 5 ay boyunca aşağıda bataklıkta olacağım!” diyerek reddetti. (Aslında Pacino haksız da sayılmazdı, çünkü çekimlerin 6 hafta olması planlandı ama tam 16 ay sürdü.)

Laurence Fishburne, filmde yer alabilmek için yaşı konusunda yalan söyleid. Çekimler sırasında 14 yaşındaydı.

Brando, çekimler sırasında Kurtz’un birçok repliğini, senaryodan bağımsız olarak uydurdu. Birçok sahnede yaşanan bu tutarsızlık pozitif olsa da, final sahnesindeki 18 dakikalık konuşmanın sadece 2 dakikası kullanılabildi. Brando, son sahnenin çekiminden sonra Coppola’ya dönüp, “Francis, gitmem gerek. Eğer daha fazla konuşulması gerekiyorsa kendine başka bir aktör bul” dedi.

Marlon Brando 1 milyon dolar avans aldı. İşi bırakmak ve avansı geri vermemek konusunda birkaç kez yönetmene tehditler savurdu. Coppola, Brando’nun menajeriyle konuşup “o umrumda bile değil, Jack Nicholson, Robert Redford veya Al Pacino’yu ayarlayın ayarlayabilirseniz” dedi. Brando’nun çekimlere geç gelmesi, esinlenilen kitabı okumayı reddetmesi, 40 kilo fazlasının olması, repliklerini uydurması yanında, bulunduğu sahnelerin karanlık ortamlarda çekilmesini istedi ve yönetmen de uymak zorunda kaldı.

Francis Ford Coppola, sette Marlon Brando varken, günlerce, filmin esinlenildiği “Heart of Darkness” romanını yüksek sesle okudu.

Yönetmen Francis Ford Coppola çekimler sırasında 40 kilo kaybetti.

Conrad, 1899’da yayınlanan Heart of Darkness’ı, Kongo’da kaptan olarak çalıştığı yıllardaki tecrübelerine dayanarak kaleme aldı. Filmdeki karakterler, Kurtz ve Marlow (kitapta Willard) Afrikalı yerlileri kendi çıkarları için kullanan ve onlara oldukça kötü davranan Belçikalı bir şirketin çalışanlarıdır. Marlow, Kurtz ile tanıştığında, kendini Tanrı zanneden birine dönüştüğünü anlar.

Coppola romanın doğasını bozmamak ve saygı göstermek adına, askeri bota mızrak ve oklarla saldıran Vietnamlıların olduğu sahneler gibi bölümler ekledi.

Coppola, Kurtz karakterini yaratırken, Vietnam savaşıyla paralel bir şekilde Laos’da yaşanan “gizli savaş” sırasında görev alan CIA ajanı ve yarı asker Tony Poe “Anthony Poshepny”nin (kesik kollar anısı gibi / gerçekte kesik kulaklar olarak yaşanmış) anılarından faydalandı. Fakat Coppola temel karakter olarak Poe’dan değil aslında yine Vietnam savaşında 2 tane Amerika yanlısı Vietnamlı ajanı şüpheli bir şekilde öldüren ve tutuklanan Albay Robert B. Rheault’ı örnek aldığını ifade etti.

Coppola’nın editörlüğünde filmin orjinal süresinden 49 dakika daha uzun olan Redux versiyonu, 3 Ağustos 2001’de 30 ülkede gösterime girdi ve 12 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Filmden;

Burada böyle yapıyorduk işte. Onları makineliyle ortadan ikiye ayırıp yara bandı veriyorduk. Bu bir yalandı. Bunlardan daha çok gördükçe yalancılardan daha da nefret ediyordum.

* * *

Dehşeti gördüm. Senin de gördüğün dehşeti gördüm. Ama bana katil demeye hakkın yok. Beni öldürmeye hakkın var. Bunu yapabilirsin. Ama beni yargılayamazsın.

Dehşetin ne olduğunu bilmeyen insanlara gerekeni kelimelerle tarif etmek imkansız. Dehşetin bir yüzü var. Onunla dost olmalısın. Ahlaki şiddet ve dehşet senin dostundur. Eğer değillerse korkulması gereken düşmanlardır. Gerçek düşmanlarındır.

Özel kuvvetlerde olduğum zamanları hatırlıyorum. Sanki bin asır önceydi. Bir kaç çocuğa aşı yapmak için bir kampa gitmiştik. Çocuk felci aşısı yaptıktan sonra kamptan ayrıldık. Yaşlı bir adam ağlayarak bize yetişti. Ağlıyordu. Konuşamıyordu. Oraya geri döndük. Kampa gelip bütün aşılı kolları kesmişlerdi. Kesik kolları yığmışlardı. Küçük kollardan oluşan bir yığın. Hatırlıyorum da aynen aynen bir büyükanne gibi ağladım. Dişlerimi sökmek istedim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ve hatırlamak istiyordum. Asla unutmayacaktım. Asla unutmak istemiyorum.

Derken farkına vardım. Sanki alnımdan elmas bir kurşunla vurulmuşum gibi. Sonra düşündüm, Tanrım, bu olaydaki deha böyle bir şeyi yapabilmek için gereken irade Kusursuz, gerçek, eksiksiz, kristal gibi berrak. Ve bizden daha güçlü olduklarını anladım. Çünkü buna dayanabiliyorlardı. Bunlar canavar değildi, insandı. Bu adamlar eğitimli askerlerdi. Bütün yürekleriyle savaşıyorlardı. Bir aileleri, çocukları vardı. Sevgi doluydular ama bunu yapabilecek güçleri de vardı. Eğer böyle altı tümen adamım olsaydı buradaki sıkıntılarımız hemen biterdi. Ahlaklı adamların olmalı hem dürüst olacak aynı zamanda da en ilkel öldürmek için içgüdülerini kullanabilen adamlar. Duygusuzca, merhametsizce. Yargılamadan. Bizi bozguna uğratan yargılarımız.

* * *

Gençleri halkın üzerine napalm atmaları için eğitiyoruz. Ama komutanları uçaklarının üzerine küfürlü sözler yazmalarına izin vermiyor. Neden? Çünkü bu müstehcen!

Entre Les Murs (The Class / Sınıf)

Entre Les Murs aka The Class aka Sinif

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 117

TÜR: Dram. SÜRE: 128 Dk. ÜLKE: Fransa. YAPIM YILI: 2008. imdb: 7,5. rottentomatoes: %96.

Paris’te yaşayan düşük bütçeli ve çoğu farklı ülkelerden gelen ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü bir okulda yaşananları, olabildiğince sade ve belgesel kıvamında aktaran Sınıf, eğitim sistemine göndermeler yapan başarılı bir drama filmi.

İzlerken akla, Doğu Anadolu’daki bir köy okulunda, öğretmen, öğrenci, ebeveynler ve hayat şartları arasında yaşanan zorlukların anlatıldığı İki Dil Bir Bavul (On the Way to School) geliyor.

Konu

Film, genelde alt sınıf ve yabancı ailelerin çocuklarının okuduğu Paris’teki bir devlet okulunda Fransızca öğretmeni olan François Marin’in (François Bégaudeau) üzerinden, öğrenciler, ebeveynler ve öğretmenlerle olan “zorlu” ilişkileri oldukça yalın bir dille anlatıyor.

Hakkında

Filmin başrolünde oynayan François Bégaudeau’nun aynı adlı yarı-otobiyografik romanından uyarlanan Sınıf’ın yönetmen koltuğunda Laurent Cantet oturuyor.

Cannes’da Altın Palmiye ödülünü kazanan yapım, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına aday gösterildi fakat ödülü Japonya yapımı Son Veda’ya (Okuribito / Departures) kaptırdı.

2,5 milyon Euro bütçesi olan film 13 milyon Euro gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmde, farklı ırk, dil, din, kültürden gelen öğrencilerin aynı çatı altında yaşadıkları gerilimler, Fransızca konuşurken, yazarken, öğrenirken yaşadıkları zorluklar, futbol üzerinden milli duygularını ön plana çıkartma çabaları, disiplinsizlikler, uyumsuzluklar ve öğretmenlerin olaylar karşısındaki tavırlar konu ediliyor.

Filmin orijinal adının anlamı “duvarlar arasında.”

Sınıf, 21 yıllık aradan sonra Cannes’da Altın Palmiye’ye kazanan ilk Fransız filmi olmayı başardı. Jüri başkanı Sean Penn, seçimin oybirliğiyle yapıldığını ifade etti.

Müziğin hiç kullanılmadığı film, tamamen diyaloglar ve mimikler üzerine kurulu. Öğrencilerin tamamına yakını kendi adını kullanıyor ve onlardan biri de Fransa’da yaşayan 15 yaşındaki Burak Özyılmaz.

Dip Not: 5 Şubat 2014’de yayımlandı, 5 Temmuz 2015’de güncellendi.

Otac Na Sluzbenom Putu (When Father Was Away On Business / Babam İş Gezisinde)

Otac Na Sluzbenom Putu aka When Father Was Away On Business aka Babam Is Gezisinde

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 115

TÜR: Dram. SÜRE: 136 Dk. ÜLKE: Yugoslavya. YAPIM YILI: 1985. imdb: 7,9. rottentomatoes: %100.

1950 Yugoslavya’sında yaşanan politik gerilim sırasında bir ailenin içinde çevresinde gelişen olayları ve aşk hikâyelerini konu alan Babam İş Gezisinde, başarılı bir drama filmi.

Konu

2. Dünya Savaşı sonrası Yugoslavya’sında, Sovyetler Birliği ile “çatışma ve ayrılma” döneminde politik gerilim hat safhadadır. Saraybosna’da yaşayan Mehmed Mesa’nın (Predrag Manojlovic) parti hakkında gazetede çıkan bir karikatürü eleştirmesi üzerine, aynı partide bulunan kayın biraderi Zijah Zijo (Mustafa Nadarevic) onu sürgüne gönderir. Mesa’nın 6 yaşındaki küçük oğlu Malik (Moreno D’E Bartolli) yaşananları anlamaya çalışmaktadır.

Hakkında

Abdulah Sidran’ın senaryosunu yazdığı Babam İş Gezisinde’nin yönetmen koltuğunda Emir Kusturica oturuyor.

Yapım, Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye (Palme d’Or) ödülünü kazandı. Ayrıca, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına ve En İyi Yabancı Dilde Film Altın Küre’sine aday oldu. Fakat her iki ödülü de Arjantin yapımı Resmi Tarih’e (La Historia Oficial / The Official Story) kaptırdı.

Film, Batı Almanya’da 25 bin dolar ve Amerika’da 16 bin dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Futbola hayranlığı bilinen yönetmen Emir Kusturica, filmin farklı yerlerinde Yugoslavya milli takımının oynadığı 3 tane maç ve yansımalarını da konuya dâhil ediyor. Bu maçlar; Yugoslavya 5-1 Danimarka, Yugoslavya 2-1 İsveç dostluk maçları ve konuyla doğrudan ilişkisi olan 1952 Olimpiyat Oyunları 1. Tur Tekrar Maçı: SSCB 1-3 Yugoslavya.

Filmin alt başlığı, Tarihi Aşk Filmi.

Yapım, Sırp yönetmen Emir Kusturica’nın ikinci uzun metrajlı filmi.

Hikâye, Sovyetler Birliği ile çatışma ve ayrılma dönemi olarak adlandırılan, 1948-1955 yılları arasında yaşanan Informbiro döneminde geçiyor.

Dip Not: 30 Ocak 2014’de yayımlandı, 5 Temmuz 2015’de güncellendi.

Ba Wang Bie Ji (Farewell My Concubine / Elveda Cariyem)

Ba Wang Bie Ji Farewell My Concubine Elveda Cariyem

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 79

TÜR: Dram, Müzik, Romantik. SÜRE: 171 Dk. ÜLKE: Çin. YAPIM YILI: 1993. imdb: 8,1. rottentomatoes: %88.

1924-1977 yılları arasında Çin’de yaşanan sert politik değişimlerinin eşliğinde Pekin operasında yer alan iki sanatçının yaşam hikâyesini konu alan Elveda Cariyem, oldukça başarılı bir drama filmi.

Film, Çin’de yaşanan politik değişimlerin sanatçıların üzerindeki etkilerinden ve bu değişimlerin ülkede yetişen insanların kendi kültürlerine olan bakış açılarındaki değişimleri oldukça güzel bir şekilde anlatıyor.

En iyi Görüntü Yönetimi dalında Oscar’a aday gösterilen yapımdaki, opera sahneleri, giysiler ve renkler çok etkileyici.

Konu

Hayat kadını olan annesi tarafından, oldukça ağır ve disiplinli bir eğitimle, sanatçı yetiştiren bir okula verilmek istenen Cheng Dieyi (Leslie Cheung), 6 el parmağı olduğu için kabul edilmez. Annesi çocuğun fazla parmağını keser ve oğlu kanlar içinde okula sığınır. Uzunca bir süre, işkenceye varan derecede disiplinli bir eğitim gören Cheng Dieyi, Çin operasının en önemli eserlerinden biri olan Elveda Cariyem’de cariye rolünü oynamak için seçilir. Bir süre sonra rolüyle özdeşleşen hayatında büyük değişimler olmaya başlar.

Hakkında

Lillian Lee’nin kendi romanından Wei Lu ile birlikte uyarladığı Elveda Cariyem’in yönetmen koltuğunda Kaige Chen oturuyor.

Film, Cannes’da Altın Palmiye kazanarak, bu ödüle ulaşan ilk Çince film olmayı başardı.

“Yabancı Dilde” kategorisinde, Oscar, Altın Küre ve BAFTA’ya aday olan yapım, Altın Küre ve BAFTA’da ödülün sahibi oldu. Oscar’daki ödülü ise Güzellik Çağı’na (Belle Epoque) kaybetti.

Film 5 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Duan Xiaolou rolü ilk olarak çocukluğunda Pekin Operasında eğitim gören Jackie Chan’a önerildi. Fakat oyuncu, homoseksüelliğinin imajını bozacağını düşünerek teklifi geri çevirdi.

Elveda Cariyem, 2005’de Hong Kong’da 25 bin sinemaseverin oylarıyla yüzyılın en iyi Çince filmi seçildi.

Elveda Cariyem, Amerika ve İngiltere’de gösterilmeden önce Miaramax tarafından 10 dakikalık bir sansür uygulandı. Buna tepki gösteren Cannes jürilerinden Louise Malle, “Cannes’da izlediğimiz ve hayran olduğumuz film Amerika’da gösterilen değildi. Çünkü kesintiden sonra film aynı şeyleri ifade etmiyordu” dedi.

Leslie Cheung, Çin filminde oynayan ilk Hong Kong’lu oyuncu oldu.

Cheng Dieyi rolü John Lone’ye teklif edildi fakat sonra vazgeçildi.

Filmden;

“Elveda Cariyem” Operası Chu ve Han Kralları arasındaki savaşın hikâyesini anlatır. Chu Kralı ne tür bir adamdı?

Eşsiz ve yenilmez bir kahraman, cesur ve becerikli, geniş orduları yenme yeteneği olan biriydi. Ama kader onun tarafında değildi. Gaixia’da Kral Han tarafından kurnazlıkla yenildi.

Onlar savaşa hazırlanırken, Han’ın askerleri, rüzgârın taşıdığı ve vadi boyunca yankılanan zafer şarkıları söylediler. Topraklarının kalanının fethedilmesi korkusuyla Chu savaşçıları, büyük bir panikle kaçtılar. Kral bile ağlıyordu. Ne kadar becerikli olursan ol kaderle savaşamazsın.

Kralın tüm güçlerine karşı, sonunda ona kalan bir kadın ve bir attı. Atına binip kaçmayı denedi ama gidemezdi. Cariyesinin kaçmasını istedi ama o da kaldı. En sonunda, Cariyesi kralına şarap koydu ve onun için bir kılıçla dans etti sonra krala ölümüne bağlılığıyla, kendi boğazını kesti.

Bu hikâyede hepimiz için bir ders var…

Dip Not: 5 Ekim 2013’de yayımlandı, 23 Haziran 2015’de güncellendi.

Paris, Texas (Paris, Teksas)

Paris, Texas

TÜR: Dram. SÜRE: 147 Dk. ÜLKE: Batı Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika. YAPIM YILI: 1984. imdb: 8,1. rottentomatoes: %100.

Gizemli atmosferi, yavaş yavaş işlenen ilgi çekici konusu ve nefis müzikleriyle Paris, Teksas, oldukça başarılı ve etkileyici bir drama filmi.

Filmin müziklerini Amerikalı blues gitaristi Ry Cooder imzasını attı. Uzun nameli gitar melodileri, konu ve anlatımla inanılmaz bir uyum sağlıyor.

Konu

Perişan bir halde çölde tek başına yürüyen Travis Henderson (Harry Dean Stanton) bir bara ulaşır. İçeride bayılan Travis, kendine geldiğinde Doktor Ulmer (Bernhard Wicki) tarafından yöneltilen hiçbir soruya cevap vermez. Bir süre sonra soru sormaktan sıkılan Doktor, Travis’in cüzdanını karıştırır ve küçük bir kâğıda yazılı telefon numarasını bulup, arar. Telefonu, Travis’in kardeşi Walt Henderson (Dean Stockwell) açar ve Travis’in 4 yıldır kayıp olduğunu söyler.

Hakkında

Amerika’lı aktör ve yazar Sam Shepard’ın hikâyelerini topladığı, Hotel Kayıtları, Şehir Işıkları (Motel Chronicles, City Lights) adlı kitabından Shepard ve L.M. Kit Carson’ın uyarladığı Paris, Teksas’ın yönetmen koltuğunda Wim Wenders oturuyor.

Paris, Teksas, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü kazandı. BAFTA’da En İyi Yönetmen ödülünün sahibi oldu. Altın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film ödülüne aday gösterildi.

Film, 8,1 ortalama puanı ile imdb’nin en iyi 250 film listesinde yer alıyor.

1,8 milyon dolar bütçesi olan yapım 2,2 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Dean Stockwell’in karakterinin havaalanında olduğu sahnede, “Joy Stockwell için bir mesaj var. Austin her an gelebilir” anonsu yapılıyor. Joy, Dean’in eşinin adı ve oğlu Austin filmin yapımı sırasında dünyaya geldi.

Filmin senaryo yazarı Sam Shepard çok yönlü bir sanatçı. Daha çok rol aldığı filmlerle tanınmakla birlikte aynı zamanda oldukça verimli bir yazar, senaryo yazarı ve yönetmen olan Shepard, 1979’da yazdığı Gömülü Çocuk (Buried Child) oyunuyla Pulitzer ödülünü kazandı. Shepard müzikle de ilgilendi. 1960’larda bir orkestrada bateri çaldı ayrıca da Bob Dylan’la beraber “Brownsville Girl” adlı parçayı yazdı. Sanatçı aynı zamanda filmde de küçük bir trolde beyaz perdede yerini aldı.

“Paris, Texas” ın müziklerini yapan Amerika’lı besteci ve gitarist Ry Cooder, “Kör” Willie Johnson’ın 1927’de bestelediği “Dark Was the Night” adlı parçasını yeniden yorumlayarak filmin tema müziği haline getirdi. Ry Cooder parçayı slide guitar ile çaldı, yani cam (örneğin bira şişesi) veya metal bir nesneyi gitar telleri üzerinde kaydırarak yapılan ve daha çok blues ya da country müziğinde kullanılan bir gitar çalma tekniğini kullandı.

Harry Dean Stanton’ın kariyerindeki en favori filmidir.

Travis (Harry Dean Stanton) filmin ilk 26 dakikasında hiç konuşmuyor.

U2, The Joshua Tree albümünü hazırlarken Paris, Teksas’dan esinlendi.

İskoç britpop grubu Travis ve rock/pop grubu Texas isimlerini filmden aldı.

Kurt Cobain ve Elliott Smith’ın en sevdikleri film olduğu iddia edildi.

Filmdeki bazı replikler çeşitli müzik grupları tarafından kullanıldı.

Nastassja Kinski bu film dışında 1984 yapımı üç filmde daha oynadı; Maria’nın Aşkları (Maria’s Lovers), Unfaithfully Yours ve New Hampshire Oteli (The Hotel New Hampshire).

Öneren: Pınar.

Dip Not: 7 Ağustos 2013’de yayımlandı, 10 Haziran 2015’de güncellendi.

Ry Cooder – Paris, Texas

Amour (Aşk)

Amour - Ask

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 1

TÜR: Romantik, Dram. SÜRE: 127 Dk. ÜLKE: Fransa, Almanya, Avusturya. YAPIM YILI: 2012. imdb: 7,8. rottentomatoes: %93.

Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin, “aşık olduğunuz birinin acılarını nasıl yönetirdiniz?” sorusuna cevap aradığı Aşk, bol ödüllü bir başyapıt.

85 yaşındaki Emmanuelle Riva ve 82 yaşındaki Jean-Louis Trintignant’ın kusursuz oyunculukları ile Haneke’nin disiplini birleşince ortaya nefis ve sorgulayıcı bir drama çıkmış.

Haneke aşkın çok farklı bir evresini beyaz perdeye aktarmış. Filmin birçok sahnesini izlerken, inanılmaz bir performans sergileyen 85 yaşındaki Emmanuelle Riva’yı istemsizce sevdiğiniz birisiyle ya da kendinizle özdeşleştirmeye başlıyor ve hüzünleniyorsunuz. Sonrasında 82 yaşındaki Jean-Louis Trintignant’ın büyük bir azimle yaptıklarıyla moral buluyorsunuz. Bu bir döngü halinde tüm film boyunca sürüyor. Film bittiğinde ise onca negatifliğe rağmen çok enteresan bir pozitiflik hissetmek oldukça ilginç geliyor…

Konu

80’li yaşlarındaki Georges (Jean-Louis Trintignant) kahvaltı sırasında eşi Anne’ın (Emmanuelle Riva) tepkisiz/hareketsiz ve sessiz bir şekilde kalmasından rahatsızlık duyup üzerini değiştirmek ve yardım çağırmak için odasına gider. Döndüğünde Anne kendine gelmiştir. Georges, eşine olanları anlattığında Anne’in hiçbir şey hatırlamadığını fark eder. Doktora giderler ve Anne ameliyat olur. Sonrasında ise tüm yaşamları değişecektir…

Hakkında

Aşk’ı Avusturyalı yönetmen Michael Haneke yazıp yönetti.

Galası Cannes Film Festivali’nde yapılan Aşk, Altın Palmiye’nin sahibi oldu.

Aşk ayrıca, Oscar, Altın Küre ve BAFTA’da “Yabancı Dilde” kategorilerinde ödülleri kucakladı.

En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterilen 85 yaşındaki Emmanuelle Riva, Oscar tarihinde bu kategoride aday gösterilen en yaşlı oyuncu olma ünvanını elde etti.

38. Cesar Ödüllerinden 10 tanesine aday olan film, aralarında En İyi Film, Erkek Oyuncu ve Kadın oyuncu ödülleri dahil, beş tanesini başarı hanesine yazdırdı.

8,9 milyon dolar bütçesi olan film, 26 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Haneke, filmin adı için ilk başta “İkisi” (These Two) ardından da, “Müzik Susar”ı (The Music Stop) düşünüyordu. Bir gün akşam yemeğinde Jean-Louis Trintignant (Georges), yönetmene, “filmin konusu aşk olduğuna göre neden filme Amour adını vermiyoruz” diye sordu. Haneke, kısa bir süre düşündükten sonra öneriyi çok beğendi ve filmin adı Amour oldu.

Film çekimleri sırasında senaryodaki repliklerde bir kelime bile değiştirilmedi. Bire bir senaryodaki replikler kullanıldı.

85 yaşındaki Emmanuelle Riva (Anne), çıplak olduğu sahne konusunda çok rahatsızlık duydu. Fakat filmin hikâyesi için önemli bir sahne olduğuna inandığı için, o sahnede kendisi değil de Anne’in oynadığını düşünerek kamera karşısına geçti.

127 dakika uzunluğundaki film için toplam 236 çekim yapıldı ve her bir çekimin ortalaması 32 saniye sürdü.

Emmanuelle Riva, her gün şehir gürültüsünde/trafiğinde yolculuk etmekten nefret ettiği için, filmin çekimleri süresince sette kaldı.

Filmin tamamı sette çekildi. Sahnelerde yeşil ekran kullanılarak sonradan dijital eklentiler yapıldı.

Amour’un iki dev oyuncusu Emmanuelle Riva ve Jean-Louis Trintignant, Kieslowski’nin kült Üç Renk üçlemesinde oynamışlardı. Riva, Üç Renk: Mavi’de (Trois Couleurs: Bleu), Trintignant ise Üç Renk: Kırmızı’da (Trois Couleurs: Rouge) rol aldı.

Filmdeki en zor çekilen sahne, Güvercin sahnesiydi ve tam 12 kez tekrar çekildi. Jean-Louis Trintignant, bunun en büyük sebebinin yönetmen Haneke’nin güvercini hareketsiz yakalama isteğinden kaynaklandığını ifade etti.

Dip Not: 20 Mart 2013’de yayımlandı, 22 Aralık 2014’de güncellendi.

Pelle Erobreren (Pelle the Conqueror / Fatih Pelle)

TÜR: Dram. SÜRE: 157 Dk. ÜLKE: Danimarka, İsveç. YAPIM YILI: 1987. imdb: 7,9. rottentomatoes: %100.

Fakirlik, yaşlılık, güçsüzlük, “elden gelmeyiş” ve onca soruna rağmen ayakta kalmak için geleceğe dair umutlar kuran insanların hikâyesini işleyen Fatih Pelle, naif bir drama filmi.

Konu

19. yüzyılın sonlarında İsveçli göçmen Lassefar (Max von Sydow) ve oğlu Pelle (Pelle Hvenegaard) Danimarka’daki Bornholm adasına varırlar. 60 yaşlarının sonlarında olan Lassefar, kısa bir süre önce eşini kaybetmiştir ve iş umuduyla Danimarka’ya gelmiştir. Bir süre dolandıktan sonra büyük bir çiftliğin kâhyası tarafından işe başlar. Çitliğin sahibi uçkuruna düşkün, eşi ise oldukça mutsuz bir kadındır. Lassefar, haksızlıklara karşı duramayacak kadar yaşlı, oğlu ise babasının her türlü haksızlığa karşı duracağını düşünecek kadar küçüktür.

Hakkında

Martin Andersen Nexø’nun aynı adlı romandan Bille August, Per Olov Enquist ve Bjarne Reuter tarafından uyarlanan Fatih Pelle’nin yönetmen koltuğunda Bille August oturuyor.

Cannes’da Altın Palmiye kazanan yapım, Oscar, Altın Küre ve BAFTA’da Yabancı Dilde kategorisinde ödüle aday gösterildi, Oscar ve Altın Küre’de mutlu sona ulaştı. Max von Sydow, En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ına aday gösterildi.

Film, rottentomatoes’da %100 taze olarak değerlendiriliyor.

Fatih Pelle, 2 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmin uyarlandığı roman, Danimarkalı yazar Martin Andersen Nexø tarafından 1906-1910 yılları arasında 4 bölüm halinde yayınlandı. Yapıt aynı zamanda yazarın en meşhur romanı durumunda.

Pelle rolünü oynayan 12 yaşındaki oyuncunun adı da Pelle Hvenegaard.

Yapım, 1988’de Babette’nin Şöleni’den (Babettes Gæstebud / Babette’s Feast) sonra Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü kazanan ikinci Danimarka filmi oldu. İki film de 1987’de yayınlandı ve birer yıl arayla Oscar’ın sahibi oldular.

Filmin müziklerini Stefan Nilsson imzasını attı. Nilsson, 2005’de Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanan İsveç yapımı Cennetin Müziği’nin (Så Som i Himmelen /As it is in Heaven) de müziklerine imzasını atmıştı.

Dip Not: 1 Mayıs 2012’de yayımlandı, 27 Mart 2015’de güncellendi.