Kategori arşivi: En İyi Film Oscar’ı Kazanan

Spotlight

Spotlight

TÜR: Biyografi, Dram, Tarih. SÜRE: 128 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 2015. imdb: 8,2 rottentomatoes: %96.

Şaşırtıcı konusu, alıştığımızın dışında “sıradan” görünümlü oyuncuları ve çok fazla “şişirmeden” belgesel tadında sadece konuya odaklanan sunumuyla Spotlight, başarılı bir biyografi dram filmi.

Konu

2001 yılında The Boston Globe, Marty Baron (Liev Schreiber) adında yeni bir editör kiralar. Walter “Robby” Robinson (Michael Keaton) ile tanışan Baron, Walter’in küçük gazeteci topluluğu takımı ”Spotlight”ın başkanı olduğunu anlar. Baron gazetede sübyancı papaz John Geoghan ve Boston Başpiskoposu Cardinal Bernard Law hakkında küçük bir yazı okur ve Spotlight Takımı’nı hikâyeyi kovalamaya zorlar.

Hakkında

Josh Singer ve Tom McCarthy’nin seanaryosunu yazdığı Spotlight’ın yönetmen koltuğunda Tom McCarthy oturuyor.

6 dalda Oscar, 3 dalda Altın Küre ödülüne aday gösterilen yapım, En iyi Film ve En İyi Senaryo Oscarlarını ve BAFTA’da da En İyi Senaryo ödülünün sahibi oldu.

20 milyon dolar bütçesi olan film, 62 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

8,2 ortalama puanı ile Spotlight, imdb’nin en iyi 250 film listesinde yer alıyor.

Ivır Zıvır

Yönetmen Tom McCarthy, olayların geçtiği Boston Globe’un gerçek ofislerini birebir yansıtabilmek adına oldukça büyük bir set kurduklarını ve o günlerdeki gerçek muhabirlerden bazıları sete ilk kez geldiklerinde masalarına oturup o günlerdeki gibi masalarını düzenlediklerini ifade etti.

Gerçek Walter Robinson, Michael Keaton’ı izlerken kendisine aynada izliyor gibi hissettiğini söyledi ve “Keaton banka soysa polis beni yakalar” diye benzerliğin inanılmazlığını tanımladı.

Michael Keaton rolü kabul ettikten sonra gerçek Walter Robinson hakkında araştırma yapmaya başladı ve gerçekte Robinson’un evinin yakınlarında oturduğunu fark etti. Robinson hakkında birçok video ve ses kaydını inceledi. Robinson, Keaton’la ilk buluşmalarında korkmuş bir şekilde, “daha ilk tanışmamızda benim hakkımda bu kadar çok şeyi nereden biliyorsun?” diye sordu.

Filmin giriş ve kredilendirme yazılarında, Boston Globe’un büyük çoğunlukla başlık ve yazılarında kullandığı Miller fontu kullanıldı.

Filmin yayınlandığı tarihte gerçek Spotlight ekibinden sadece Michael Rezendes görevine devam ediyordu.

Filmde sadece telefon konuşmasında sesi bulunan eski rahip ve psikiyatrist Richard Sipe’i Richard Jenkins seslendirdi ama ne karakterin, ne de seslendiren oyuncunun adı kredilendirilmede yer almadı.

Her çekim arasında Mark Ruffalo, gerçek Michael Rezendes’a sahnede ne söylemesi gerektiğini sordu.

Michael Keaton rolü kabul ettikten sonra Boston aksanı olmadığı için büyük rahatsızlık duyuyordu fakat gerçek Walter Robinson’un videolarını izledikten sonra onun da pek fazla Boston aksanı olmadığını fark etti ve rahatladı.

Mark Ruffalo, büyük skandalı ortaya çıkartan gerçek muhabirlerin büyük bir bölümünün Katolik olduğunu söyledi.

Filmin senaryosu 2013’te “en çok sevilen, çekilmemiş senaryolar” listesinde yer alıyordu.

Boston Globe, oyuncuların ve setin kostüm tasarımları ve senaryonun yazılma aşamasında birçok konuda yardımcı oldu.

Mark Ruffalo, gerçek Michael Rezendes’a, “birine bağırırken seni dinleyebilir miyim?” diye sordu.

Filmde tüm gazeteciler mavi, patronları siyah ve editörler kırmızı kalem kullanıyorlar.

Filmde yer alan gerçek gazeteci Ben Bradlee Jr.’ın babası Benjamin C. Bradlee, 1970’lerdeki ünlü Watergate skandalını araştıran The Washington Post’un genel yayın yönetmeniydi.

Gandhi

Gandhi

TÜR: Biyografi, Tarih, Dram. SÜRE: 191 Dk. ÜLKE: İngiltere, Hindistan, Amerika. YAPIM YILI: 1982. imdb: 8.1. rottentomatoes: %87.

“Kimsenin yaşamı bir anlatıma sığmaz. Her yıla gereken ağırlığı vermek, bir ömrü şekillendirmede rolü olan her olayı ve insanı katmak imkânsız. Yapılabilecek şey, tarihi kayıtların özüne sadık kalmak ve bu adamın yüreğini anlamaya çalışmaktır” ön yazısıyla başlayan film, Hindistan ve Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Gandhi’nin, takdire şayan hayat hikâyesinin kilometre taşlarını konu alıyor.

Gerçek ve kötülüğe karşı aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş ile ilgili Satyagraha felsefesinin öncüsü olan ve bu felsefesiyle Hindistan’ı bağımsızlığına kavuşturup, dünya üzerinde vatandaşlık hakları ve özgürlük savunucularına ilham kaynağı olan Gandhi’nin, bağımsızlık mücadelesi sırasında çektiği acı, yaşadığı zorluklar ve yanındaki insanların bile zaman zaman felsefesini/mücadelesini anlayamamaları, çok başarılı bir şekilde anlatılmış.

Bol ödüllü filmin bir özelliği de, aralarında Oscar, Altın Küre ve BAFTA’nın da bulunduğu 10 farklı ödül töreninde En İyi Aktör ödülünün sahibi olan Ben Kingsley’yi sinema dünyasına armağan etmesi.

Konu

Film, resmi tarih kayıtlarına geçmiş bilgiler ışığında Mohandas Karamçand Gandi’nin insanları arkasından sürükleyen felsefesini, çektiği acıları ve mücadelesini anlatıyor.

Hakkında

Senaryosunu John Briley’in yazdığı Gandhi’yi Richard Attenborough yönetti.

Galası 30 Kasım 1982’de Yeni Delhi’de yapılan film, aralarında En İyi Film, Yönetmen, Senaryo ve Erkek Oyuncu’nun da bulunduğu 8 tane Oscar ödülü kazandı. Ayrıca 5 tane Altın Küre (En İyi Film (Dram), Yönetmen, Senaryo ve Erkek Oyuncu dâhil) ve 5 tane de BAFTA (En İyi Film, Yönetmen, Erkek Oyuncu dâhil) ödülünün sahibi oldu.

8.1 oy ortalamasıyla imdb en iyi 250 listesinde 199. sırada bulunan film, rottentomatoes’de hakkında yazılan 47 eleştirinin 41 tanesinden olumlu yorum alan film, %87 taze olarak değerlendiriliyor.

Ivır Zıvır

Bazı Hindistanlılar Ben Kingsley’nin Mohandas K. Gandhi gibi baktığını ve onun Gandhi’nin hayaleti olduğuna inanıyorlar.

Gandhi’nin, Londra’da Kingsley Hall’da kalması, film yapımcılarının (Ben Kingsley’e) hoş bir göndermesi değil tarihi bir gerçek.

31 Ocak 1981’de, Gandhi’nin cenaze töreninin 33. yıldönümünde çekilen, cenaze sahnesinde, 200 bini gönüllü ve 94 bin 560 düşük ücretli olmak üzere yaklaşık 300 bin insan kameraların karşısına geçti. 11 görevli 20 bin feet film çekmiş ve sadece 125 saniyesi kullanıldı.

Krishna Bhanji adıyla doğan Ben Kingsley’nin babası da tıpkı Gandhi gibi Gujarat da doğdu.

En İyi Film ve Yönetmen Oscarlarını kazanan Richard Attenborough, ödül töreninde Steven Spielberg’in E.T.’sinin bu ödülleri kazanacağını bekliyordu. Yönetmen 1993’de Spielberg ile Jurassic Park filminde çalıştılar ve aynı yıl Ben Kingsley’in yer aldığı ve Spielberg’in yönettiği Schindler’in Listesi (Schindler’s List) En İyi Film ve Yönetmen ödüllerinin sahibi oldu.

Dustin Hoffman, Gandhi rolünü oynamayı çok istediğini ifade etti fakat aynı yıl çevrilen Tootsie’de rol aldı.

Richard Attenborough ve eşi Sheila Sim, filme finans sağlamak adına, İngiltere’nin en uzun süre oynanan tiyatro oyunu, Fare Kapanı’nın (The Mousetrap) haklarını sattılar.

Güney Afrika’da Gandhi’nin kaldırımda yürüdüğü sahnede onlara karşı çıkan üç gençten biri Daniel Day Lewis.

Hiçbir film stüdyosu Gandhi için finansör olmayı kabul etmedi. Bunun üzerine yönetmen paranın büyük bölümünü, Fare Kapanı’nın yayın haklarından, daha önce iki filminin de parasal destekçisi olan Joseph E. Levine’den ve arkadaşı Jake Eberts’den aldı. Ayrıca İngiltere’nin önde gelen birkaç firması ve BBC’den de büyük ricalar sonucunda parasal destek bulmayı başardı.

Richard Attenborough’a Gandhi rolü için Ben Kingsley’i oğlu Michael Attenborough önerdi.

Richard Attenborough belgesellerle tanınan dünyaca ünlü antropolog David Attenborough’nun kardeşi.

Gandhi’nin 30 Nisan 1931’de ekrana yansıyan ilk röportajı;

The Lord of the Rings: The Return of the King (Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü)

The Lord Of The Rings - The Return Of The King (2003)

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 38

TÜR: Macera, Fantazi. SÜRE: 201 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 2003. imdb: 8,9. rottentomatoes: %95.

Üçlemenin finali ve Yüzük Kardeşliği ile İki Kule’nin devam filmi olan Kralın Dönüşü, aralarında En İyi Film, Yönetmen ve Senaryo’nun da bulunduğu 11 dalda Oscar ödülünü kazanarak büyük bir başarıya imzasını attı ve üçlemenin başarısını ispatladı.

Kralın Dönüşü, Oscar tarihinde En İyi Film ödülünü alan ilk fantezi türü film oldu. Ayrıca ben-Hur ve Titanic’in 11 dalda ödül kazanma rekorlarına da ortak oldu. Ve The Godfather Part II’den sonra En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülünü kazanan ikinci devam filmi olmayı başardı.

Konu

Filmin olay örgüsünde Sauron (Sala Baker), Orta Dünya’yı ele geçirmek için son fetihleri başlatmasıyla Büyücü Gandalf (Ian McKellen) ve Rohan Kralı Théoden’in (Bernard Hill) Gondor’a yardıma gitmesi, Aragorn’un (Viggo Mortensen) Gondor’u savunması ve hayalet orduyu bulmaya gitmesi, Frodo (Elijah Wood) ve Sam’in (Sean Astin) Gollum tarafından ihanete uğraması ve Mordor’a gidip Yüzük’ü yok etmeye çalışmaları anlatılıyor.

Hakkında

J.R.R. Tolkien aynı adlı romanının ikinci ve üçüncü bölümlerinden Fran Walsh, Philippa Boyens ve Peter Jackson tarafından uyarlanan filmi Peter Jackson yönetti.

2004 Oscar’larında En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Film Kurgusu, En İyi Makyaj, En İyi Film Müziği, En İyi Özgün Şarkı, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses Kurgusu ödüllerinin sahibi olan film, rottentomatoes’da hakkında yazılan 261 eleştirinin 247’sinden geçer not alarak %95 taze olarak değerlendirildi ve 8.9 ortalama puanı ile imdb’nin en iyi 250 listesinde 9. sırada yer alıyor.

94 milyon dolar bütçesi olan film 1 milyar 120 milyon dolar gişe hasılatı elde ederek, hem üçleme rekorunu kırmış, hem 2013’ün en çok gişe yapan filmi oldu, hem de tüm zamanların en çok gişe hasılatı elde eden 8. filmi olmayı başardı.

Ivır Zıvır

Viggo Mortensen (Aragorn), üçlemenin tümünde her bir dublörü yaklaşık 50’şer kez öldürdü.

Peter Jackson, çekimler tamamlandıktan sonra Elijah Wood (Froodo) ve Andy Serkis’e (Gollum), güç yüzüklerinden birini hediye etti. Her iki oyuncu da ilk başlarda, sadece kendisine yüzüğün verildiğini düşündüler.

Çekimlerin son gününde anı olması için oyunculara rollerine uygun bir hediye verildi. Miranda Otto, Eowyn’nin elbisesini ve kılıcını, Liv Tyler Arwen’in “ölüm elbisesi”ni, Orlando Bloom ise Legolas’ın yayını aldı.

John Rhys-Davies’e Gimli rolü için yapılan ağır makyaj oyuncuyu oldukça zorladı. Bu yüzden çekimlerin son gününde makyaj ekibi, Davies’in maskesini ateşe atıp yakmasını önerdiler. Davies, maskesini çıkartıp, kısa bir süre tereddüt ettikten sonra ateşe fırlattı.

Araknofobisi olan Peter Jackson, dev örümcek Shelob’un sahnesini çalışırken oldukça korktu.

Normal büyüklükte bir sinema filminde ortalama 200 özel efekt çekimi yapılırken, Kralın Dönüşü için 1488 tane özel efekt çekimi yapıldı.

Elijah Wood, çekimler sırasında gözünü kırpmadan uzun bir süre bakabildiğimi fark etti. Bu sayede Shelob’un örümcek ağı sahnesinde Frodo’nun yarı baygın halini çekmek oldukça kolay oldu.

Atlarla saldırının gerçekleştirildiği Rohirrim çekimleri sırasında bir binici dengesini kaybedip, atının arkasından yere düştü. Arkasından hızla gelen atlar mucizevi bir şekilde ya yanından geçtiler ya da çarpmamak için uğraştılar. Böylece binici yaralanmadan kurtulmayı başardı.

Filmin, Yeni Zelanda’nın Wellington şehrindeki galasının ardından şehirde sabaha kadar parti düzenlendi. Şehir meclisi, sokak gösterileri, ekranlar ve gerçek ölçülerinde dev bir Nazgul’ün sinema salonunun üstünde uçması gibi gösteriler için 400 bin dolar harcadı.

Million Dollar Baby (Milyonluk Bebek)

Million Dollar Baby aka Milyonluk Bebek

TÜR: Dram, Spor. SÜRE: 132 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 2004. imdb: 8,1 rottentomatoes: %91.

Sağlam kadrosuyla, drama dozu yüksek bir hikâyeyi konu alan Milyonluk Bebek, oldukça başarılı bir spor drama filmi.

Konu

Frankie Dunn (Client Eastwood), ringlerde yaşadığı yıllar boyunca müthiş dövüşçüler yetiştirmiştir. Öğrencisi olan boksörlere öğrettiği en önemli ders ise, önce kendilerini korumalarıdır. Tek arkadaşı Scrap (Morgan Freeman), onun spor salonuna göz kulak olmaktadır. Bir gün Maggie Fitzgerald (Hilary Swank) spor salonuna gelir. Yaşı spora başlamak için çok büyüktür ve Frankie kızları asla çalıştırmamıştır. Hayatının tek amacından asla vazgeçmeye niyetli olmayan Maggie her gün spor salonuna gelip çalışmaya devam eder. Sonunda genç kızın sarsılmayan azmine yenik düşen Frankie istemeden de olsa onu çalıştırmayı kabul eder.

Hakkında

F.X. Toole’un İp Yarası (Rope Burns) adlı kısa hikâyeden Paul Haggis tarafından uyarlanan Milyonluk Bebek’in yönetmen koltuğunda Clint Eastwood oturuyor. Eastwood aynı zamanda film müziklerine de imzasını attı.

Yapım, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Hilary Swank) ve Yardımcı Erkek Oyuncu (Morgan Freeman) Oscar’larının sahibi oldu.

Film, 8,1 oy ortalamasıyla imdb’nin en iyi 250 film listesinde yer alıyor.

30 milyon dolar bütçesi olan film, 217 milyon dolar gişe hasılatı elde etti ve Amerika’da 6,5 ay gösterimde kaldı.

Ivır Zıvır

74 yaşındaki Client Eastwood, En İyi Yönetmen Oscar’ını kazan en yaşlı kişi oldu.
Boks ve kick boks şampiyonu olan ve filmde Billie rolünü oynayan Lucia Rijker, aynı zamanda Hilary Swank’ın boks koçluğunu üstlendi.

Hillary Swank rolüne hazırlanmak için sıkı bir antrenman programı uyguladı. Sonuç olarak yaklaşık 9 kilo kas yaptı.

Hillary Swank, antrenmanlar sırasında ayağındaki su toplanmasından bakteri enfeksiyonuna yakalandı. Ciddi bir enfeksiyon olduğu için 3 hafta hastanede kaldı. Rolüne hazırlanırken karakterine o kadar çok odaklanmıştı ki, enfeksiyona yakalandığında kimseye bir şey söylemedi ve dinlenmek yerine çalışmaya devam etti.

Morgan Freeman normalde Frankie Dunn rolünü oynayacaktı. Fakat Client Eastwood yönetmenlik ve başrol oyunculuğunu üstlenince ona Eddie rolü verildi.

Filmde kullanılan Galikçe, “Mo cuishle”nın tam anlamı “nabızım” ama “aşkım” ya da “sevgilim” olarak da kullanılıyor ve “A chuisle mo chroí” yani “kalbimin nabzı” ifadesinden alındı.

Yapım, Client Eastwood’un yönettiği 25., oynadığı 57. ve yapımcısı olduğu 21. film.

Filmin 39 günde çekilmesi planlanıyordu fakat 37 günde tamamlandı.

En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ına aday gösterilen 5 oyuncunun canlandırdıkları karakterler arasında tek hayali olan Client Eastwood’un oynadığı Frankie Dunn karakteriydi.

Client Eastwood’un kızı Morgan Eastwood, “kamyondaki küçük kız” rolüyle filmde bir anlığına yer aldı.

30 milyon dolarlık bütçenin 12 milyon doları tanıtım masraflarına ve geri kalanı diğer tüm masraflara harcandı.

Dip Not: 15 Eylül 2014’de yayımlandı, 6 Ağustos 2015’de güncellendi.

Filmin tema müziği; Blue Morgan (End Credits)

Patton (General Patton)

Patton aka General Patton

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 108

TÜR: Biyografi, Dram, Savaş. SÜRE: 172 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 1970. imdb: 8,0 rottentomatoes: %95.

Savaş kitaplarını okuyan, inanılmaz bir cephe kabiliyeti olan, binlerce yıldır tüm savaşlarda yer aldığına inanan, politikadan gram anlamayan ve zaten hiç haz etmeyen, savaşarak ölen ya da yaralanan askerler için yas tutan, korkak askerleri öldürmekle tehdit eden, disiplinli, ağzı bozuk, binlerce askerin ölmesi yerine iki komutanın tanklarıyla bir cephede karşı karşıya gelip, önce tokalaşıp ardından düello yaparak galibin ortaya çıkarılmasının daha doğru olduğuna inanan, şiirler yazan ve askerliğe âşık olan bir askerin hikâyesini anlatan General Patton, çok başarılı bir biyografik drama filmi.

İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli aktörlerinden biri olan George S. Patton’ın biyografisi niteliğindeki filmde, George C. Scott’ın inanılmaz oyunculuğu ve farklı bir bakış açısından savaşı anlatması oldukça ilgi çekici.

Konu

Savaş tarihinin en eksantrik komutanlarından biri olan ve savaş tarihini de çok iyi bilen Tankçı General George S. Patton Jr. (George C. Scott), II. Dünya Savaşı’nın Kuzey Afrika cephesinde, Çöl Tilkisi lakaplı ünlü Alman Mareşali Erwin Rommel’i (Karl Michael Vogler) alt eder ve korgeneralliğe terfi olur. Kimi zaman üstlerinin emirlerine itaatsizlik eden, bencil, boşboğaz ve küfürbaz bir asker olan Patton’un bu huyları onun askeri dehasının önüne geçer.

Hakkında

Ladislas Farago’nun Patton: Çile ve Zafer (Patton: Ordeal and Triumph) ve Omar N. Bradley’in Bir Askerin Hikâyesi (A Soldier’s Story) adlı biyografilerinden, Francis Ford Coppola ve Edmund H. North’un uyarladığı General Patton’ın yönetmen koltuğunda Franklin J. Schaffner oturuyor.

Yapım, En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (George C. Scott), En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dâhil olmak üzere 7 kategoride Oscar ödülüne layık görüldü.

12 milyon dolar bütçesi olan film, 62 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

George C. Scott, En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazanmasına rağmen, bu tür ödüllerin oyuncular arasında haksız rekabet yarattığı gerekçesi ile almayı reddetti. Törende ödülü onun yerine yapımcı Frank McCarthy kabul etse de, ertesi gün Scott’ın arzusu üzerine Akademi’ye geri iade etti.

Filmin bütçesinin yaklaşık yarısı İspanya ordusundan kiralanan teçhizat ve personelin giderlerine ayrıldı.

Bob Woodward ve Carl Bernstein’ın Final Günleri (The Final Days) kitabına göre, Patton, Richard Nixon’ın en sevdiği filmdi. Hatta Beyaz Saray’da filmin şahsına ait bir kopyası bulunuyordu ve filmi tekrar tekrar izliyordu. Özellikle Vietnam ve Kamboçya ile ilgili önemli kararların arifesinde filmi defalarca izlemişti.

Filmin efsanevi açılış konuşması sırasında George C. Scott’ın belinde yer alan silah gerçek Patton’ın kullandığı bel silahından farklı.

Filmde General Truscott’un Patton’a söylediği, “Siz de eski bir atletsiniz. Bazı maçlar ertelenir” sözü, Patton’ın 1912’deki Olimpiyat Oyunları’nda Amerika adına yarışmış olmasına bir gönderme.

Film alışılmışın dışında, hiçbir yazı ya da ibare olmadan doğrudan “Hazır Ol!” cümlesiyle başladığı için, dönemin sinema sahipleri, filmi sinemada izleyen askerlerden bazılarının, filmin başlamasıyla birlikte hazır ola geçtiklerini ifade ettiler.

Patton’un meşhur konuşmanın filmin başında yer alacağını öğrenen George C. Scott, bu durumda filmin geri kalanındaki performansına gölge düşüreceği düşüncesiyle fikre karşı çıktı. Yönetmen onu ikna etmek için, konuşmayı filmin sonuna koyacağı yalanını söyledi.

Filmin girişindeki konuşmanın büyük bir bölümü Patton’un gerçek konuşmalarıydı fakat hepsini aynı anda yapmamıştı. Sahne, Generalin birçok konuşması birleştirilerek oluşturuldu.

Filmin yapımcısı Frank McCarthy, II. Dünya Savaşı sırasında General George C. Marshall’ın emrinde görev almış emekli bir tuğgeneraldi ve 20 yıldır General Patton hakkında bir film yapmak istiyordu.

Francis Ford Cappola, filmin ilk senaryosunu 1966’da yazdı. Fakat filmin girişindeki konuşmanın çok uzun olduğu gerekçesiyle Fox tarafından projeden çıkartıldı. General Patton’ın senaryosu yazılırken, büyük oranda Cappola’nın ilk taslağı kullanıldı.

John Wayne, Patton rolünü oynamak konusunda çok istekliydi ama yapımcıdan onay alamadı.

George C. Scott sette, George S. Patton’ın çetrefilli kişiliğini tam anlamıyla yansıtamadığı için yönetmen Franklin J. Schaffner’da özür diledi.

Savaş görüntülerinin bazıları, II. Dünya Savaşı sırasında muhabere sınıfında görev almış olan geleceğin yönetmeni Russ Meyer tarafından çekildi.

Karl Malden, George C. Scott’tan 15 yaş büyüktü. Oysa gerçekte General Omar Bradley, George S. Patton’dan 7 yaş küçüktü.

Filmin meşhur giriş konuşması;

Dikkat! Oturun.

Şunu unutmayın ki, hiç kimse ülkesi uğruna ölerek savaşı kazanmamıştır. Savaşı ancak başka aptalların ölmesini sağlayarak, kazanabilirsiniz. Beyler Amerika’nın savaşmak istememesi ve savaştan uzak duracağı şeklindeki sözler tamamiyle yalandır. Amerikalılar geleneksel olarak savaşı sever. Bütün gerçek Amerikalılar, çarpışmaya katılmayı sever. Siz çocukken en iyi bilye atıcısını ve en iyi koşanı tutardınız. En iyi top atıcısını, en güçlü boksörü. Amerika kazananı sever kaybetmeye tahammül edemeyiz. Amerika hep kazanmaya oynar. Kaybettikten sonra gülen bir adamı, ben ne yapayım? Bu yüzden, Amerikalılar hiç kaybetmedi ve hiç savaş kaybetmeyeceğiz çünkü kaybetme düşüncesi, Amerikalılariçin bir utançtır. Şimdi ordu bir takımdır. Takım gibi, yer, içer ve yaşar. Bireysellik diye bir şey yoktur. Saturday Evening Post’ta bireyselliği yazan, o züppe salakların gerçek savaş hakkında, hiç bir fikirleri yok. Bizde, en iyi yemek ve malzeme en iyi moral ve dünyanın en iyi askeri var.

Biliyor musunuz aslında karşımıza çıkacak, o zavallılara çok acıyorum. Tanrı şahidimdir. Pislikleri vurmakla kalmayacağız canlı canlı ciğerlerini sökeceğizve onları, tanklarda gres yağı olarak, kullanacağız. Bu zavallı zevk düşkünlerini, utanç içinde öldüreceğiz.

Evet bazılarınızın merak ettiğini biliyorum ateş altında kaçacak mısınız? Bunu hiç düşünmeyin. Sizi temin ederim üstünüze düşeni yapacaksınız. Naziler bizim düşmanımız. Onlara saldırın! Kanlarını ortaya saçın! Karınlarından vurun! Çatışmaya girince en iyi arkadaşınızın yüzündeki ifadeyi görünce gerekeni yapacaksınız. Ve şunu hep hatırlayın. Bana sakın, “yerimizi koruyoruz” şeklinde mesaj yollamayın. Hiç bir şeyi korumuyoruz. Bırakın onlar yapsın. Biz sürekli ilerleyecek ve düşman dışında hiç bir şeyi elde tutmaya çalışmayacağız. Biz onları burunlarından yakalayacağız ve kıçlarını tekmeleyeceğiz. Onları, aman vermeden tekmeleyeceğiz ve sonunda, kaçışan kaz sürüsünden farkları kalmayacak!

Şimdi evinize döndüğünüzde söyleyebileceğiniz tek şey olacak. Bunun için şükredeceksiniz.

Bundan otuz yıl sonra, şöminenin önünde otururken torununuz yanınıza gelip size şunu soracak: “2.Dünya Savaşı’nda ne yaptın, dede?” Şunu söylemeyeceksin: “Evet Louisiana’da gübre kürekledim.”

Pekala, aşağılık herifler duygularım belli. Sizlere her zaman her yerde, liderlik etmekten gurur duyacağım her zaman. Hepsi bu.

Dip Not: 14 Eylül 2014’de yayımlandı, 5 Ağustos 2015’de güncellendi.

In the Heat of the Night (Gecenin Sıcağında)

In the Heat of the Night aka Gecenin Sicaginda

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 95

TÜR: Suç, Dram, Gizem. SÜRE: 109 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 1967. imdb: 8,0 rottentomatoes: %95.

Ten rengi ya da herhangi bir nedenden ötürü hor görülen insanlara karşı sergilenen önyargı ve ayrımcılığın, kolay kolay kırılamayacağını, güzel bir hikâyeyle anlatan Gecenin Sıcağında, başarılı bir suç gizem drama filmi.

Konu

Mississippi’deki ufak bir kasabada, gece yarısı ünlü bir beyaz iş adamı ölü olarak bulunur. Polis kasabada devriye atarken, tren garında, üzerinde yüklü para bulunan, iyi giyimli siyahi Virgil Tibbs’i (Sidney Poitier) gözaltına alır. Polis müdürü Gillespie (Rod Steiger), suçu itiraf etmesi için Virgil’i sert bir şekilde sorgulamaya başlar. Buna karşılık Virgil oldukça sakindir ve Philadelphia’lı ünlü bir cinayet uzmanı olduğunu söyler.

Hakkında

John Ball’ın aynı adlı romandan Stirling Silliphant tarafından uyarlanan filmi Norman Jewison yönetiyor.

Yapım, En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu (Rod Steiger) dâhil, 5 tane Oscar ödülü kazandı. Altın Küre’de ise, drama dalında En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu (Rod Steiger) ödüllerinin sahibi oldu.

2 milyon dolar bütçesi olan film 24 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Sidney Poitier, Harry Belafonte ile Missisippi’ye yaptıkları bir ziyarette, Ku Klux Klanlılar tarafından öldürülme tehlikesi yaşadıkları için, filmin Amerika’nın kuzeyinde çekilmesi konusunda ısrarcı oldu. Bu yüzden de çekimler Sparta, Ilinois’te yapıldı. Fakat Ilinois’te konuya uygun pamuk çiftlikleri olmadığı için, kısa süreliğine de olsa yapımcılar ve oyuncular kendilerini tehlikeye atarak dış çekimler için Tennessee’ye gittiler. Tennessee’deki çekimler boyunca Poitier, yastığının altına silah koyarak uyudu. Poitier ayrıca ölüm tehditleri aldığı için çekimler kısa kesilip ekip Ilinois’e geri döndü.

Gecenin Sıcağında, içerisinde siyahi oyuncuların bulunduğu ve renkli seçilen ilk Hollywood filmlerindendi. Sinematograf Haskell Wexler, sahnelerde kullandığı standart ışık tonunun, siyahi ve koyu derili oyuncuların ciltlerinde çok parladığını fark etti. Ve çözümü, Sidney Poitier’e göre ışık tonunu düşürmekte buldu.

Sidney Poitier, Tibbs’in Endicott’a tokat attığı sahnenin senaryo ve romanda yer almadığını ve bu sahnenin çekilmesini ve yayınlanacağının garantisinin verilmesi konusunda ısrarcı olduğunu söyledi. Senaryo yazarı Stirling Silliphant ise, romanda bu sahnenin olmadığını ama senaryoda bulunduğunu ifade etti.

Yönetmen Norman Jewison, Rod Steiger’ın sahnelerde sakız çiğnemesini istedi. Steiger, en başta buna karşı çıksa da sonrasında fikri beğendi ve tüm çekim süreci boyunca 263 paket sakız bitirdi.

Filmde yer alan “Bana Bay Tibbs Derler!” sözü, 2007’de Amerika Film Enstitüsü tarafından hazırlanan en iyi 100 film repliği listesinde 76. sırada yer aldı.

Hikâye Mississippi yazında geçse de, çekimler Illinois sonbaharında yapıldığı için, gece sahnelerinde ağızdan çıkan buharı engellemek için oyuncular, çekim sırasında ağızlarında buz parçaları tuttular.

Şerifin evindeki sahnede Sidney Poitier ve Rod Steiger arasındaki konuşmalar doğaçlama olarak yapıldı.

Afro Amerikan Tibbs’in, bir beyaza tokat attığı meşhur sahne, modern Amerikan film endüstrisinde bir ilkti. Bu yüzden büyük bir yankı yaptı.

Yönetmen Norman Jewison ve editörü Hal Ashby’in katıldığı filmin ön gösteriminde, genç bir beyaz izleyicinin kahkahalar atması, yaptığı dramatik filmin ciddiye alınmadığını düşünen yönetmeni oldukça üzdü. Fakat editörü Ashby yönetmene, izleyicinin dedektif Tibbs’in güneyli şerife haddini bildirmesine güldüğünü söyledi. Jewison en başta kabul etmese de, Afro Amerikan Tibbs’in meşhur tokat atma sahnesi sırasında aynı izleyicinin buz kesildiğini görünce, filmin drama etkisinde olduğuna inandı.

Rod Steiger filmde güneyli aksanı kullandı.

Filmin başarısı üzerine, 1970’de Bana Bay Tibbs Derler! (They Call Me MISTER Tibbs!) ve 1971’de Organizasyon (The Organization) adında iki devam filmi yapıldı ama aynı başarıyı kazanamadı. Ayrıca 1988’de televizyon dizisine uyarlandı.

2007’de Amerikan Film Enstitüsü yapımı, tüm zamanların en iyi 75. filmi seçti.

Dip Not: 17 Ağustos 2014’de yayımlandı, 5 Ağustos 2015’de güncellendi.

Ray Charles – In The Heat of the Night

You Can’t Take It With You (Yanında Götüremezsin)

You Can't Take It With You

TÜR: Komedi, Dram, Romantik. SÜRE: 126 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 1938. imdb: 8,0 rottentomatoes: %94.

Herkesin sadece istediği işi yaptığı, yapılan işlerin karşılığında alınan paralarla sadece yiyecek ve giderlerin karşılandığı, paraya ve metaya değer verilmeyen bu yüzden de herkesin mutlu olduğu bir hayatı konu alan Yanında Götüremezsin, oldukça eğlenceli ve başarılı bir romantik komedi drama filmi.

Konu

Zengin bir ailenin oğlu olan Tony Kirby (James Stewart), gönlünü sekreteri Alice Sycamore’a (Jean Arthur) kaptırmıştır. Alice, büyükbabası Martin Vanderhof’un (Lionel Barrymore) kurduğu, herkesin sadece sevdiği işi yaptığı, paraya değer verilmeyen geniş bir aile-arkadaş hayatında yaşamaktadır. Tony, fabrikatör ve politikacı babasının türlü oyunlarla Alice’in yaşadığı evi satın almaya çalıştığından habersizdir.

Hakkında

George S. Kaufman ve Moss Hart’ın yayınladığı ve Pulitzer ödülü kazanan aynı adlı oyundan uyarlanan Yanında Götüremezsin’i Frank Capra yönetti.

7 dalda Oscar’a aday gösterilen yapım, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında ödüle layık görüldü.

1,6 milyon dolar bütçesi olan yapım, 2,1 milyon dolar gişe hasılatı ve 5,3 milyon dolar kiralama geliri elde etti.

Ivır Zıvır

Essie karakterini canlandıran Ann Miller film sırasında 15 yaşındaydı ve balerin hareketleri yapmak kendisine oldukça zor geliyordu. Çekimlerin ardından kimseye çaktırmadan, ayak ağrıları yüzünden ağlayan Ann’i bir gün James Stewart fark etti ama neden ağladığı konusunda hiçbir fikri yoktu. Gönlünü almak için, ona bir kutu şeker hediye etti.

Çekimlerin başlamasına kısa bir süre kala Lionel Barrymore’un geçirdiği eklem felci nedeniyle, filmde canlandırdığı büyükbaba rolüne koltuk değnekleri eklendi.

Yönetmen Frank Capra, İki Gönül Bir Olunca (It Happened One Night) ve Bay Deeds Kasabaya Gider’den (Mr. Deeds Goes to Town) sonra kariyerindeki üçüncü ve son En İyi Yönetmen Oscar’ına sahip oldu.

Çekimlerde Lionel Barrymore’un eklem ağrılarını azaltmak için saatte bir iğne yapılıyordu.

Lionel Barrymore, Arthur’un büyükbabası rolünü oynasa da aslında aralarında sadece 22 yaş vardı.

Çekimlere 1938 Nisan’ının son günlerinde başlandı ve yaklaşık 2 ay sürdü.

1938’de yönetmen Frank Capra, Akademi’nin başkanıydı ve o yıl yapımcılarla yönetmenler arasında hararetli bir şekilde yaşanan tartışma Oscar törenini de tehlikeye atıyordu. Neyse ki sorun çözüldü ve başkan bu filmle iki tane Oscar ödülünü daha koleksiyonuna ekledi.

Columbia, oyunun haklarını almak için 200 bin dolar ödedi.

Filmden;

– Ne düşünüyorsun?
– Ben mi?
– Aileni. Beni çok etkilediler doğrusu.
– Bilmiyorum.
– Sanki herkesin peşinde olduğu bir şeyi bulmuşlar.
– İnsanlar hayat boyu hayal kurarak yaşıyor ama hayalleri bir türlü gerçek olmuyor. Acaba neden böyle?
– Bu cesaret istiyor.
– İnsanlar yaşamaktan korkuyor.
– Bu konuda büyükbabamı bir duyacaksın. Diyor ki günümüzde birçok insan korkuyla yaşıyor, yediklerinden içtiklerinden, işlerinden, geleceklerinden, sağlıklarından endişe ediyorlar. Para biriktirmekten de, harcamaktan da korkuyorlar. En nefret ettiği şey ne, biliyor musun? Korkuyu ticarileştiren, sana gereksinmediğin bir şey satmak için seni korkutan insanlar.
– Evet, katılıyorum.
– Bizlere hiçbir şeyden korkmamayı ve istediğimiz şeyi yapmayı öğretti. Zaten eğlenceli olan da bu.
– Evet, doğru, ama cesur olmak lazım.
– Hele “ne istiyorsan onu yap” kısmı.
– Üniversitede bir arkadaşımla birlikte bir düşüncemiz vardı. Çimeni yeşil yapan şeyi bulmak istiyorduk. Aptalca geliyor, ama bugün
dünyanın en büyük araştırma konusu bu. Nedenini söyleyeyim. Çünkü çimenlerin ve ağaçların yeşilinde güneş ışınlarındaki enerjiyi alıp depolayabilen, esrarengiz bir kuvvete sahip minik motorlar var. Yani kömür, petrol ve odunda ısı ve güç böyle depolanıyor. Bu yeşil maddedeki milyonlarca küçük motorun sırrını çözebilsek daha büyük motorlar yapıp ihtiyacımız olan bütün enerjiyi doğrudan güneş ışığından alabilirdik. Anlıyor musun?
– Harika. Bunu hiç bilmiyordum.
– Evet. Bunun üstünde gece gündüz çalıştık. Heyecandan uyumayı unuturduk. Küçücük bir buluş yapacak olsak günlerce keyfimize diyecek olmazdı.
– Peki sonra ne oldu?
– Sonra okulu bitirdik şimdi o araba satıyor ben de bankacılık denen şu garip işi yapıyorum. Birkaç hafta önce onu gördüm. Zavallı çocuk. Adı Bob Smith. Yine çok heyecanlandı, başka bir şey konuşmak bile istemedi. Evlenmiş, karısı yeni doğum yapmış. Geleceğiyle kumar oynamak istemedi. Cesaretsizliğinin bahanesi bu.

from You Can't Take It With You

* * *

– Aileni düşünüyordum da onlarla yaşamak Walt Disney’in dünyasında yaşamak gibi bir şey olmalı. Herkes hoşuna giden şeyi yapıyor, değil mi?
– Evet, bunu büyükbabam başlattı. Bir gün birdenbire işini bıraktı. Asansöre binmiş, sonra tekrar inmiş, bir daha da asla geri dönmemiş. Zengin bir adam olabilirdi, ama zevk almadığını söyledi.
– Bu harika.
– Sonra pul toplamaya başladı, çünkü en sevdiği şey buydu. Koleksiyonlara değer biçerek para bile kazanıyor. Uzman oldu.
– Müthiş bir şey.
– Babam maytap yapıyor, çünkü hiç büyümedi sanırım. Anneme gelince Neden oyun yazıyor, biliyor musun?
– Edebiyattan ve güzel kitaplardan hoşlandığı için.
– Hayır, sekiz yıl önce bizim eve yanlışlıkla bir daktilo gönderildiği için.
– Demek saban gönderilmiş olsa çiftçiliğe başlayacaktı, öyle mi?
– Hoşuna gitse, eminim başlardı.

Kolenkhov

* * *

– Bay Vanderhof, hükümet sizinle gelir vergisi konusunda görüşmek istiyor.
– Gelir vergisi mi?
– Bay Vanderhof, size bu konuda birçok mektup yazdık, ama cevap alamadık.
– Şu mektupların ne olduğu anlaşıldı. Duydun mu Penny? Bana yazanlar onlarmış.
– Bay Vanderhof, kayıtlarımıza göre hiç gelir vergisi ödememişsiniz.
– Doğru.
– Neden?
– Buna inanmıyorum.
– İnanmıyor musunuz?
– İster inanın, ister inanmayın, hükümete 22 yıllık vergi borcunuz var.
– Durun biraz. Bu çok uzun bir süre. Zaman aşımına uğramıştır, değil mi?
– Adınız nedir?
– Ne önemi var?
– Gelir vergisi beyanatı doldurdunuz mu?
– Hayır.
– Geçen seneki geliriniz ne kadardı?
– Bilmem, 85 dolar kadardı, değil mi?
– Bilmiyorum.
– Bakın Bay Vanderhof, vergi beyanatı doldurmamak çok ciddi bir şey.
– Diyelim ki size bu parayı ödedim. Dikkat edin, ödeyeceğim demiyorum, sadece şunu merak ediyorum hükümet o parayla ne yapacak?
– Ne demek istiyorsunuz?
– Paramın karşılığında ne alacağım?
– Mesela bir dükkana gidip bir şey alsam o şey karşımdadır. Onu görebilirim. Peki onlar bana ne verecek?
– Hükümet size her şeyi verir. Sizi korur.
– Neye karşı?
– İstilaya. Hükümet ordunun, donanmanın, savaş gemilerinin giderlerini nasıl karşılıyor dersiniz?
– Gemi mi?
– En son savaş gemisini İspanya-Amerika savaşında kullanmıştık.
– Peki bundan ne elde ettik? Küba’yı. Onu da geri verdik. Makul bir şey olsa, para ödeyeceğim ama…
– Makul bir şey ha! Ya Kongre, Anayasa Mahkemesi ve başkan? Onlara ücret ödemeliyiz, değil mi?
– Benim paramla ödemeyin efendim.
– Durun bir dakika. Buraya sizinle tartışmaya gelmedim. Bakın Bay Vanderhof. Hiç gelir vergisi vermemişsiniz, ama buna mecbursunuz.
– Ne dediniz?
– Vergi vermeye mecbursunuz dedim.
– Bana açıklamak zorundasınız.
– Size açıklamak zorunda değilim. Az önce söyledim. Washington’daki binalar ve eyaletler arası ticaret için parayı kim verecek? Ya Anayasa için? Anayasanın bedeli yıllar önce ödendi. Eyaletler arası ticarete gelince, eyaletler arası ticaret de nedir kuzum?
– 48 eyalet var, tamam mı? Eyaletler arası ticaret olmasa bir eyaletten diğerine hiçbir şey gitmezdi, anladınız mı?
– Nedenmiş? Arada çit mi var?
– Hayır, çit falan yok. Kanunlar var. Ulu Tanrım! Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım.
– 75 dolar verebilirim ama bundan bir sent fazla etmez.
– Siz de herkes gibi her sentini ödeyeceksiniz. Şimdi beni dinleyin. Ödemezseniz hapse girersiniz. Kanun bu. Kendinizi kanundan üstün görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Kimseden bir farkınız yok bunu kafanıza ne kadar çabuk soksanız, o kadar iyi olur.

Dip Not: 13 Ağustos 2014’de yayımlandı, 4 Ağustos 2015’de güncellendi.

Mrs. Miniver (Bayan Miniver)

Mrs. Miniver aka Bayan Miniver

TÜR: Dram, Savaş. SÜRE: 134 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 1942. imdb: 7,6. rottentomatoes: %92.

Almanların Fransa’dan sonra İngiltere’yi bombalamaya başlaması sırasında yaşananları, ümitsizliği ve çaresizliği, alçakgönüllü bir ev kadını olan Bayan Miniver’in penceresinden beyaz perdeye aktaran Bayan Miniver, başarılı bir savaş drama filmi.

Yapımın II. Dünya Savaşı’nı konu alması ve savaş devam ederken çekilmiş olması da ilginç bir ayrıntı.

Konu

Bayan Kay Miniver (Greer Garson) ve ailesi Londra’nın dışındaki bir köyde konforlu bir yaşam sürdürmektedirler. Biri yetişkin, üç çocuğu olan Bayan Miniver ve ailesinin yaşamı, II. Dünya Savaşı’nın şiddetlenmesi ve İngiltere’nin bombalanmaya başlamasıyla birlikte değişmeye başlar.

Hakkında

Jan Struther’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmi William Wyler yönetti.

Yapım, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Greer Garson), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Teresa Wright), En İyi Senaryo ve En İyi Sinematografi (Siyah-Beyaz) Oscarlarının sahibi oldu.

1,34 milyon dolar bütçesi olan yapım, 9 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Amerika’nın hala savaşa karşı nötr durduğu 1940 sonbaharından itibaren yazılmaya başlanan filmin senaryosu, Amerika’nın savaşa yakınlaşması ve Pearl Harbor’un bombalanmasıyla birlikte defalarca değişikliğe uğradı. Örneğin, Bayan Miniver’in evinin bahçesine düşen Alman pilotla olan diyaloğu ve aralarında yaşananlar, Amerika’nın savaşa olan yakınlığına göre sürekli değişikliğe uğradı.

Almanya doğumlu olan Willaim Wyler’ın filmi yapma sebeplerinin başında, Amerika’nın Nazizme karşı savaşa girmesini istemesi geliyordu.

Filmin tamamlanmasının ardından yönetmen William Wyler, Amerika adına askere yazıldı ve muhabere olarak Avrupa’ya gönderildi. İlk Oscar’ını kazandığında cephedeydi. Sonraları, gerçek savaşı gördükten sonra filmde resmettiği savaşın çok hafif olduğunu ifade etti.

Filmin çekimleri tamamlandıktan kısa bir süre sonra Greer Garson, filmde oğlu rolünü oynayan ve kendisinden 12 yaş küçük olan Richard Ney ile evlendi.

Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels filmle ilgili olarak; “İçerisinde Almanya’ya karşı tek bir kötü kelime yer almamasına rağmen kusursuz bir şekilde Almanya karşıtı olmayı başarıyor” dedi.

Winston Churchill filme ilgili olarak, “film savaş çıkartma çabasında olan bir deniz filosundan daha fazlasını yaptı” dedi.

Filmin sonunda papazın (Henry Wilcoxon) savaşla ilgili yaptığı konuşma, dönemin ünlü dergileri tarafından yayınlandı, ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, Amerika’nın Sesi programında yayınlanmasını ve propaganda amacıyla bastırılıp Avrupa’da uçaklardan atılmasını emretti. İlgili konuşma zamanla onu seslendiren oyuncunun adıyla yani, “Wilcoxon Konuşması” olarak adlandırıldı.

Bu filmle En İyi Yönetmen ödülünü kazanan William Wyler, 4 yıl sonra Hayatımızın En Güzel Yılları’yla (The Best Years of Our Lives) ikinci ve sonraları Ben-Hur ile kariyerinde üçüncü kez En İyi Yönetmen Oscar’ının sahibi olmayı başardı.

Filmin sonunda ekrana, “Amerika’yı destekleyin. Her ay savunma tahvili alın” yazısı geliyor.

Yapım Oscarlarda, yönetmen, erkek ve kadın oyuncular için verilen 5 kategoride birden ödüle aday gösterilen ilk film oldu.

Başrol kadın oyuncu için ilk tercih olan Norma Shearer’ın, anne rolünü oynak istemeyip teklifi geri çevirmesi üzerine kadroya Greer Garson dâhil edildi. Aslında Garson da rolü oynamak istemiyordu ama sözleşmesi gereği mecburen oynadı ve ilginçtir Oscar ödülü kazandı.

Greer Garson’ın Oscar ödülünü kabul konuşması beş buçuk dakika sürdü ki bu bir rekordu.

Dip Not: 31 Temmuz 2014’de yayımlandı, 3 Ağustos 2015’de güncellendi.