Ekmek Arası (Ham on Rye, 1982), Charles Bukowski

1920′de Almanya’da doğan ve 2 yaşındayken ailesi ile Los Angeles’a taşınan Amerikalı şair, romancı ve kısa hikaye yazarı Henry Charles Bukowski “Heinrich Karl Bukowski”nin 4. romanı olan ve 1982′de yayınlanan Ekmek Arası, eğer yazar hakkında hiçbir bilginiz yoksa bana göre ilk olarak okumanız gereken eseridir.

Bukowski, Amerikan yeraltı edebiyatının sanırım en ünlü yazarıdır ve anlatımı çok yalın ama üslubu çok serttir. Tüm hayatı boyunca hiçbir şey olmamak için yaşayan, ikinci hatta üçüncü sınıf işlerde çalışıp kazandığı paranın büyük bir bölümünü içkiye, geri kalanını da fahişelere ve pansiyonlara harcayan Bukowski’nin yazılarında kullandığı kendine özgü sertliği, esprili üslubu ve bakış açısı ile olaylara getirdiği yorumlar gerçekten çok güzeldir. Bukowski, hep yalnız olmak için uğraşır, etrafındakilere genelde umursamaz davranır, onlardan hiçbir şey beklemez, sürekli sarhoştur, sabahları kalkıp kusar ve içmeye devam eder, kadınlarla arası hiçbir zaman iyi olmamıştır, genelde çirkin ve “ikinci sınıf” kadınlara daha çok ilgi duyar, sürekli dış dünyada insanların makinalar gibi, koyulmuş kurallar uygun yaşamasını, yapmacıklığı ve kusursuz olmak için uğraşılmasına karşı savaşır, her an kavgaya hazırdır, huysuzdur, kadınlara yönelik tercihleri şaşırtıcıdır, cinsellik üzerine yazdıkları ve anlattıkları gariptir…

Dünyada şiirleri ile Türkiye’de ise kısa hikayeleri ve romanları ile tanınan Bukowski’nin yazılarındaki üslubunun sebeplerini bir nebze anlamak için Ekmek Arasını okumalısınız. Ekmek Arası, kuralcı, disiplinli ve sürekli zengin olmak için didinen despot bir baba ve ona sürekli hak veren bir anne tarafından çok kötü bir çocukluk yaşatılan, ardından tüm vücudunda çıkan büyük çıbanlar yüzünden çok korkunç bir vücuda sahip olan, zamanla insanlardan ve hayattan uzaklaşan Bukowski’nin 20 yaşına kadar olan yaşamını anlatıyor. Yalın dili, olaylara getirdiği yorumları ve zamanla siliklikten sert bir kişiliğe dönüşen bir insanı, 1927-40 yılları arasındaki Los Angeles’da ve dünyada yaşanan olaylarla anlatan roman gerçekten çok güzel… Bu romanı bitirdikten sonra eğer Bukowski’ye devam etmek isterseniz romanın sonundan itibaren yaşadığı 10 yılı anlattığı Factotum‘u ve o 10 yıl içindeki 5 gününü filmleştirdiği Barfly (Bar Sineği) filmini önerebilirim…

Kitabın arkasından: “İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.” Charles Bukowski