Factotum (Factotum, 1975), Charles Bukowski

Charles Bukowski’nin hayatından bahsettiği ikinci roman olan (hem yayım sırasına göre hem de hayat hikâyesinin sıralamasına göre) ve 1975’de Amerika’da ve 1994’de Metis tarafından Türkiye’de yayınlanan Factotum, yazarın Ekmek Arası’dan (Ham on Rye) sonra kendi ayakları üzerinde durmak için pansiyon pansiyon, iş iş ve şehir şehir dolaştığı yaklaşık 10 yıllık bir dönemi kapsıyor.

Genelde kitap boyunca çalıştığı işleri ayrıntısı ile anlatan Bukowski, bir yandan da ilk şiir ve hikayelerini yazıp dergilere postalıyor. Yazdıklarından bazıları yayınlanıyor ve bu tür başarılar yazar olmak isteyen Bukowski’nin çok hoşuna gidiyor. Ama bu ufak tefek başarılar dışında bir yandan da yaşayabilmek ve ufak tefek giderlerini karşılayabilmek için çalışması gerekiyor. Çalıştığı işler üçüncü hatta dördüncü sınıf işler oluyor ve bunların birçoğu çok kısa sürüyor. Bu süre zarfında yazarın hayat stili de ortaya çıkmaya başlıyor…

Bir dip not olarak; Bukowski, yıllar sonra bu kitapta yer alan yaklaşık 10 yıllık sürecin beş gününü senaryolaştırıp Barfly filminde kullanmış.

Kitabı okuduktan birkaç gün sonra 2005’de kitabın filme de uyarlandığını gördüm ve izledim… Film hakkında bilgi için tıklayın… (Ek Not 12.08.2011)

Arka sayfadan:

Fac.to.tum i. [Lat. fac totum, herşeyi yapan; fac, yapmak anlamındaki facere’den, ve totum, herşey, bütün anlamındaki totus’dan] Bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi, kâhya, ayakçı.

Kitaptan bir bölüm:

26

Odadan ne zaman koridora çıksam Gertrude orda oluyordu. Harikuladeydi, insanı çıldırtabilirdi, bunu biliyor ve kullanıyordu. Size acı çektirmekten haz duyuyordu. Mutlu ediyordu bu onu. Ben de pek rahatsız değildim bu durumdan. Beni hayatından silip, onu görmeme bile izin vermeyebilirdi. Kendini böyle bir durumda bulan çoğu erkek gibi ondan bana fayda olmadığını biliyordum. Samimi konuşmalar, lunaparkta heyecan verici şeytan arabasına binmek, uzun pazar yürüyüşleri, hayaldi bunlar. Bazı vaatlerde bulunmadan onunla bu tür şeyleri asla yaşayamayacaktım.

“Tuhaf birisin. Yalnız kalmayı seviyorsun değil mi?”
“Evet.”
“Neden?”
“Beni tanıdığın o sabahtan çok önce hastalandım ben.”
“Şimdi hasta mısın?”
“Hayır.”
“Nedir problemin peki?”
“İnsanlardan hoşlanmıyorum.”
“Bu iyi mi sence?”
“Değil herhalde.”
“Bu akşam sinemaya götürür müsün beni?”
“Denerim.”

Getrude yüksek ölçeklerin üstünde ileri geri sallanıyordu. Öne doğru yaylandı. Hafifçe bana değerek. Karşılık vermem olanaksızdı. Boşluk vardı aramızda. Çok uzaktık birbirimize. Kaybolmuş, artık orda olmayan, yaşamayan biri ile konuştuğu duygusuna kapıldım. Gözlerini gözlerime dikmiş, içime bakıyordu. Ona ulaşamadım. Bundan utanç duymamıştım, çaresiz hissetmiştim kendimi sadece.

“Gel benle.”
“Ne?”
“Sana yatak odamı göstermek istiyorum.”

Koridorda izledim onu. Yatak odasının kapsını açtı ve içeri girdim. Çok kadınsı bir odaydı. Büyük yatağı, doldurulmuş hayvanlarla kaplıydı. Hayvanlar bana bakıyor, şaşırmış görünüyorlardı: zürafalar, aslanlar, köpekler. Hava parfümlüydü. Her şey yerli yerinde, temiz, yumuşak ve rahattı. Gertrude bana yaklaştı.

“Yatak odamı sevdin mi?”
“Güzel. Evet sevdim.”
“Seni bu odaya aldığımı Bayan Downing’e sakın söyleme, skandalmış gibi bakar böyle bir şeye.”
“Söylemem.”
Gertrude konuşmadan durdu bir süre.
“Gitmeliyim.” dedim sonunda. Sonra kapıyı açtım, dışarı çıkıp kapattım ve odama döndüm.

“Factotum (Factotum, 1975), Charles Bukowski” üzerine 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.