Duymayan kalmamıştır muhtemelen ama birkaç şarkısı haricinde tanımadığım (ama dinlerken birçok şarkısına aşina olduğumu fark ettiğim) Adele’in albümlerini daha yeni dinledim. Ve özellike 2011′de çıkarttığı 21 albümünü çok sevdim. Yeni birçok ünlü gibi Adele de (2006 yılında) Myspace’e yüklediği bir şarkı ile tanınmaya başlamış. 2008′de çıkarttığı debut albümü 19 ile çok büyük bir çıkış yakalamış. En iyi Yeni Sanatçı ve En İyi Kadın Pop Vokal Grammy’lerini kazanmış. 21 ise debut albümünden daha başarılı olmuş. Kariyerinde bundan sonrası US ve UK chartlarda kırdığı rekorlar üzerine devam ediyor…
Adele – Someone Like You
Adele – Rolling In The Deep
Adele – Rumor Has It (Live At The Royal Albert Hall DVD)
Adele – Set Fire To The Rain (Live at The Royal Albert Hall)
Bundan birkaç ay önce maxfm’in internet sayfasında dolaşırken Paloma Faith’in New York video klibini izlemiştim. Komik bir klip olsa da şarkı güzeldi. Ardından 2009′da çıkarttığı debut albümü Do You Want The Truth Or Something Beautiful?’u edinmiştim. Fakat geçen hafta albümü “yeni” klasörümde gördüğümde, dinlemeyi unuttuğumu fark ettim. Bir haftadır sürekli dinlediğim ve tamamını sevdiğim albüm çok eğlenceli.
Söyleyiş tarzı Duffy ve Amy Winehouse’a benzeyen Paloma Faith’in müzik tarzı soul ve jazz. İngiliz sanatçının, kariyerinin ilk basamaklarında Amy Winehouse’un ekibine katılmayı reddedip kendi şarkılarını besteleyip söylemeye başlaması da ilginç.
Paloma Faith – New York ( Official Video )
Paloma Faith – Smoke and Mirrors
Paloma Faith – Upside Down ( Official Video )
Paloma Faith – Do You Want the Truth or Something Beautiful ( Official Video )
“Yeni” klasörümde şarkı kalmadığını görünce müzik listelerine bakınmaya başladım. Yabancı müzik listelerinde ismi Aylin olan birini görünce “her Türk gibi” merak ettim. 24 000 Baci şarkısının klipindeki kız “biraz fazla” İtalyan’dı ya da “biraz az” Türk. Nette biraz araştırınca Arjantinli bir anne ve İtalyan bir babanın kızı olarak Fransa’da doğduğunu, gerçek adının Aylin olmadığını. İnsanın kendi ismini kendisinin vermesi gerektiğini düşündüğünü ve Aylin’in anlamını (“Ay ışığı” demiş ama Aylin aslında ayın çevresindeki hare imiş) sevdiği için bu ismi aldığını öğrendim. Röportajın devamında da zengin olmanın verdiği rahatlıkla kurduğu bohem hayatına yağdırdığı övgülere gıcık oldum.
Son zamanlarda İtalyanca albüm olarak Ninna Zilli’nin Sempre Lontano albümünü dinlemiştim ve çok sevmiştim. Aylin Prandi’nin 24 000 Baci (24 000 öpücük) albümü de gayet hoşuma gitti.
Albümde iki tane de ünlü cover var. Eros Ramazzotti’nin Una Storia Importante’si (ki bence çok güzel yorum) ve Toto Cutugno’nun L’italiano’su… Benim albümde en çok sevdiğim şarkılar: 24 000 Baci, Solo Tu, Prima Canzone, Una Storia Importante, Bambola
Youtube’da Oh Land‘in video kliplerini ararken şans eseri Agnes Obel’in Just So şarkısına ulaşmıştım. Obel’in sesi ve piyano ağırlıklı hafif müziği çok hoşuma gitmişti. 2010′da yayınladığı debut albümü olan Philharmonics’un deluxe sürümünü edindim ve dinledim. Bu sürüm iki CD’den oluşuyor. İlk CD’de normal albüm şarkıları varken ikinci CD’de albüm şarkılarının bir çoğunun enstrümantal halleri ve bazı şarkıların canlı performansları yer alıyor.
Albümdeki tüm şarkılarda yer alan melodiler son derece yalın ve etkileyici. Zaten kendisi de bir söyleşide “Hiçbir zaman senfoni ya da orkestra müziğini sevmedim. Her zaman basit ve çocuksu melodiler beni etkiledi” demiş. Çoğu şarkıda yer alan piyano ve çellonun uyumu nefis. Obel’in besteleri ve yayınlanan video kliplerindeki hava bana 18. yüzyılla ilgili izlediğim / okuduğum materyalleri hatırlatıyor. Kasvetli, gizemli ama güzel…
Açıkcası ben birkaç sözlü şarkı haricinde bestelerin enstrümantal hallerini daha çok beğendim. Sözlü olarak Just So ve Riverside çok güzel. Enstrümantal olarak ise nerdeyse tüm şarkılar gözkamaştırıcı. Ama önce çıkanlar Louretta, Wallflower ve On Powdered Ground…
1980′de Kopenag’da doğan Agnes Caroline Thaarup Obel küçük yaşlarında piyano çalmayı öğrenmiş. Annesi de piyano çalan Obel, İsveçli Jazz piyanisti Jan Johansson (1931-1968)’ın çalışmalarından çok etkilenmiş. 7 yaşındayken küçük bir grupta vokal ve bass gitar olarak çalan Obel, 17 yaşında stüdyosu olan biri ile tanışır ve ondan müzil/ses ve kayıt tekniklerini öğrenmiş. 2005′den beri Berlin’de yaşayan Obel, 2009 yılında Myspace’de yayınladığı “Just So” bestesi ile büyük ilgi görmüş.
Obel, 2010 yılında yayınladığı debut albümü olan Philharmonics’de yer alan şarkıların (Close Watch hariç) tamamını kendisi bestelemiş, söylemiş, enstrümanlarını çalmış ve düzenlemelerini yapmış.
Philharmonics’in promosunda etkileyici ve endişe verici bir baykuşla yan yana (Mali Lazell tarafından) fotoğraflanan Obel, çok sevdiği Alfred Hitchcock’un Kuşlar filmine gönderme yapmış. Fakat Hitchcock’un Kuşlar filminde hiçbir baykuşun olmamasından ötürü çoğu insan bu fotoğraftaki Obel’i Ingmar Bergman’ın karakterleri ile daha çok özleştirmişler. Bikini le’de yayınlanan bir yazıda Obel’in bu fotoğrafta Bergman’ın Persona filmindeki Liv Ullmann’a ya da Hitchcock’un Marnie filmindeki Tippi Hedren’e daha çok benzediği yazılmış.
Dip not: Obel’in albüm fotoğraflarını çeken fotoğrafçı Mali Lazell’in ismi garibime gitti doğrusu
Oh Land ile Pınar’ın önerisi olan Wolf & I şarkısı ile tanışmıştım. Sözler, müzik, vokal (özellikle uzatarak söylenen bölümlerdeki) ve elbette kendisi çok ilgi çekiciydi. 2008′de yayınlanan ilk albümü Fauna ve 2011′de yayınlanan ikinci albümü Oh Land’i dinledim.
İlk albümü sevmesem de ikinci albümü (normalde çok fazla elektro-pop sevmesem de) çok güzel buldum. Oh Land’in canlı performansları ise çok başarılı ve güzel.
Gerçek adı Nanna Øland Fabricius olan “Oh Land”, klise orgu (organ) çalan (Bendt Fabricius) bir baba ve opera şarkıcısı (Bodil Øland) bir annenin kızı olarak 1985′de Danimarka’da doğmuş. Sahne adını sanırım annesinin soyadı olan “Oland”den türetmiş. İlk albüm adını ise 1780′de Görland’ın ilk yaban hayvanları rehberi olan “Fauna Groenlandica”nı yazan büyük büyük büyük babası “Otto Fabricius”un kitap adından almış.
Oh Land, Katy Perry’nin Ağustos 2011’de Amerika’da ve Ekim-Kasım’da İngiltere ve İrlanda’daki California Dreams Tour’unda “alt gurubu” olarak sahne almış…
Albümdeki birçok şarkıyı çok sevdim. Ama ilk üçüm: Wolf & I, Human ve White Nights…
Tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım Katie Melua ile ilk kez toplama bir albüm dinlerken tanışmıştım. Albümde bulunan “Nine Million Bicycles” şarkısı çok hoşuma gitmişti. Sonrasında 2008′de çıkarttığı “Katie Melua Collection” albümünü dinlemiştim. İlk dinleyişte albümden 3-4 şarkıyı daha sevmiştim. Geçenlerde playlistimde çalmaya başlayınca biraz araştırma yaptım ve tekrar üzerine düşmem gerektiğini hissettim. Katie Melua’nın tüm albümlerini edindim ve dinlemeye başladım…
1984′de Kutaisi’de doğan Gürcüstanlı Ketevan “Katie” Melua, 8 yaşındayken ailesi ile birlikte savaştan kaçıp Kuzey İrlanda’ya ardından 14 yaşında İngiltere’ye taşınmış. 2003 yılında Mike Batt’ın ufak yayın şirketi Dramatico ile anlaşmış ve aynı yıl “debut” albümü olan Call Off the Search’ü yayınlamış. Albüm ilk 5 ayda İngiltere’de 1.8 milyon kopya satmış. 2005 yılında Piece by Piece yayınlanmış. 2006′da İngiltere’de en çok satan kadın müzisyen ve aynı zamanda Avrupa’da en çok satan Avrupalı kadın müzisyeni imiş. 2007′de yayınladığı Pictures albümlerinin ardından 2008′de “best of” tadındaki The Katie Melua Collection’ı yayınlamış…
Katie Melua’nın sesi çok güzel. Blues, jazz, folk-pop tadındaki müzikler ise son derece naif ve uyumlu. Bazı şarkılarını dinlerken “güzel ama bir şeyler eksik” diye düşünmeme rağmen birçok şarkısını da bu gizemden ötürü sevdiğimi düşünüyorum.
İlk 3 albümünde öne çıkmış şarkılar dışında üç yeni şarkının (Toy Collection, Two Bare Feet, Somewhere in the Same Hotel), bir tane düetin (What a Wonderful World feat. Eva Cassidy) ve bir tane film müziğinin (When You Taught Me How to Dance) yer aldığı The Katie Melua Collection albümü ilk kez dinleyecekler için Katie Melua’nın müziği hakkında bilgi vermeye yetiyor…
Bir ilginç dip not olarak Katie Melua 18 milyon poundluk serveti ile 2008′de 30 yaş altı en zengin İngiliz şarkıcı listesinde yer alırken, 2009′da dünya çapındaki ekonomik krizden ötürü servetinin yarısını kaybetmiş. Şarkıcı 2011 Mayısında ise 12 milyon pound’luk serveti ile ikinci kez aynı listede yer almış…
Şarkı Listesi;
1. Closest Thing to Crazy
2. Nine Million Bicycles
3. What a Wonderful World
4. If You Were a Sailboat
5. Piece by Piece
6. Call Off the Search
7. On the Road Again
8. Mary Pickford
9. Spider’s Web
10. Thank You Stars
11. I Cried for You
12. Crawling Up a Hill
13. Tiger in the Night
14. When You Taught Me How to Dance”
15. Two Bare Feet
16. Toy Collection
17. Somewhere in the Same Hotel
İlk kez dinleyecekler için;
Katie Melua – Nine Million Bicycles
Katie Melua – Spiders Web
Katie Melua – Closest Thing To Crazy
Katie Melua – Thank You Stars [Live]
Katie Melua & Eva Cassidy – What A Wonderful World
Kendisini ilk kez Pınar’ın twittinde paylaştığı I Know şarkısı ile tanıdığım ve hoşuma giden Irma’nın 2011′de yayınlanan Letter to the Lord albümünü edindim. I Know’un klibini izlediğimde ilk aklıma gelen Irma’nın yaşının çok ufak olduğu idi. En fazla 15-16 yaşlarındadır herhalde diyordum. Ama sanırım yirmilerindeymiş. Yirmilerin başıdır herhalde. En fazla 21
Hakkında biraz araştırma yapsam da çok fazla bilgi edinemedim. Sadece Kamerunlu olduğunu, babasının gitarı ile 2008′de kaydettiği videoları youtube’da yaydığını, 2008 ağustosunda ise kullanıcıların/fanların parasal desteği ile albüm çıkaran mymajorcompany.com sitesinde 48 saatte 70.000 euro toplandığını öğrendim…
Sesi nefis olan Irma’nın R&B, Soul ve pop tadındaki albümü, yeni bir şeyler dinlemek isteyenler için gayet güzel. Müzikler genel olarak çok sade ve yalın. Yeni başlayanlar için, I Know, Letter to the Lord, Somehow, Your Guide ve Mr. Love’ı önerebilirim…
Besteci ve yönetmen Mamoru Fujisawa ya da daha bilinir adıyla Joe Hisaishi’yle ilk kez Okuribito (Departures / Son Veda) filminin nefis müzikleriyle tanıştım. 1950 doğumlu Hisaishi, 1981′den bugüne kadar 100′ün üzerinde film müziği ve solo albüme imzasını atmış.
Hisaishi’nin 1988, 1996, 1998 ve 2005 yıllarında yayınladığı “Piano Stories” serisinin “Best Of”u olan ve 2008′de 20. yılına giren bir müzik serüveninin yıldönümü anısına hazırlanan “Piano Stories Best” albümü ise sanatçının en iyi piyano bestelerini bir araya getirmiş.
Besteler genelde film müziği tadında olduğundan bana daha melodik, akıcı ve dinlenmesi kolay geldi. Bestelerin tamamında ağırlık piyano üzerine. Piyanoya zaman zaman çello ve keman gibi yaylılar da eşlik ediyor.
Albümde yer alan 12 besteden 9 tanesi, daha önce yayınlandıkları versiyonları ile, Ikaros ve Oriental Wind bestelerinin ise 2008 Remix versiyonları ile yer aldığı albümde “Piano Solo” adında yeni de bir beste bulunuyor.
Piano Stories Best’deki besteler ve ilk kez yer aldığı albüm adları şöyle;
Piano Stories I (1988):
A Summer’s Day
Fantasia for Nausicaa
Innocent
The Wind Forest
Piano Stories II (1996):
The Wind of Life
Kids Return
Angel Springs
Piano Stories III (1998):
Cinema Nostalgia
Il Porco Rosso
Hana Bi
Piano Stories IV (2005):
Ikaros (2008 Remix)
Oriental Wind (2008 Remix)
23 Şubat 1979 doğumlu Fransız şarkı yazarı ve müzisyen Yodelice (Maxim Nucci)’i Les Petits Mouchoirs (Little White Lies / Küçük Beyaz Yalanlar)’ı izleyen Aylin’in, filmde yer alan “Talk to Me” şarkısını önermesiyle keşfettim. Yodelice’in 2011′de yayınladığı Live Pilot EP’si ve filmin soundtrackinde canlı performans olarak yayınlanan Talk to me, çok hafif bir müzik tınısı üzerine söylenen sözleriyle çok etkileyici… Bu şarkının ardından edindiğim Live Pilot EP’sinde Talk to Me dışında Yodelice’in 2010′da çıkarttığı Cardioid albümünden More Than Meets the Eye, My Blood Is Burning ve Experience şarkılarının canlı performansları yer alıyor. Tür olarak Indie olarak tanımlanabilecek Yodelice’in Live Pilot EP’sinden önce çıkarttığı Tree Of Life (2009) ve Cardioid (2010) adında iki albümü daha var.
20. yüzyılın en seçkin keman virtüözlerinden sayılan İsrail-Amerikalı kemancı Itzhak Perlman’ı çoğu kişi John Williams ile birlikte yaptıkları Schindler’s List filminin o muhteşem müziklerinden tanımaktadır. 1945 doğumlu Itzhak Perlman, birçok clasic besteyi ve birçok film müziğini kemanıyla yorumlamıştır. Örneğin John Williams ile 1997′de yaptıkları Cinema Serenade albümündeki Cinema Paradiso’nun Love Theme’i ya da Kadın Kokusu filmindeki o eşsiz tango parçası olan Por Una Cabeza’ya yaptığı yorum muhteşemdir.
Yıllar önce Perlman hakkında aşağıdaki yazıyı okumuş ve hayranlığım bir kat daha artmıştı;
“18 Kasım 1995 günü, keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York’ta, Lincoln Center’da ki Avery Fisher Salonu’nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki onun için ” sahneye çıkmak ” hiç de küçümsenecek bir başarı değildir. Çocukluk yılların da çocuk felcine yakalanmış olan Perlman’ın her iki bacağında da destekleyici aletler vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek suretiyle acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar. Sonra oturur ; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarında ki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar. Şu zamana değin, izleyiciler bu rituele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken sessizce otururlar. Bacaklarında ki klipsleri açarken inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler. Çalmaya hazır olana dek beklerler.”
Dip not: Bu yazının devamında Perlman’ın kemanının bir telinin koptuğu ama sanatçının buna rağmen gösterisine devam ettiği anlatılmaktadır. Fakat birçok kaynakta bu tel kopması olayının gerçek olmama ihtimalinin yüksel olduğu, zira konserden sonraki gün çıkan gazetelerde konser haberleri varken bu olaydan hiç bahsedilmediği yazılmaktadır.