Kategori arşivi: Müzisyen

Yann Tiersen – EUSA (LP)

Fransız müzisyen ve besteci Yann Tiersen’in 2016’da yayınladığı ve 9. stüdyo albümü olan EUSA, geçişleri doğa sesleriyle bütünleştirilmiş, 10 solo piyano bestesinin yer aldığı nefis ötesi bir albüm.

Belçika-Norveç kökenli Fransız bir ailede 1970 yılında Brest’te doğan Yann Tiersen, yaşadığı Fransa’nın kuzeybatısında yer alan Ushant adasının atmosferinden etkilenerek hazırladığı albümde doğa sesleri ile piyanoyu harmanlıyor.

“Ushant benim için bir evden daha fazlası, benim bir parçam. Ana fikir adanın bir haritasını çıkarmak, dolayısıyla beni ben yapan haritayı çıkarmaktı” diyen Yann Tiersen, dinleyicisini Ushant adasında bir yolculuğa çıkarıyor.

Tiersen bu amaç için adada 10 bölge seçip, bizzat seçtiği yerlere giderek sahada ortam kayıtları yapmış. Her şarkıya ait nota kağıtlarında da ilgili yerin GPS koordinatlarını ve eşi Emilie Quinques tarafından çekilmiş bir fotoğrafı iliştirmiş. Ardından da yazdığı piyona eserlerine bu yer isimlerini vermiş.

Ushant adasının bölgede konuşulan Kelt dillerinden biri olan bretoncadaki karşılığı EUSA’dan ismini alan albümün açılışı ve kapanışı Tiersen’in eşi Emilie Quinquis’in ağzından dökülen Breton şair Anjela Duval’in bretonca şiirleriyle yapılıyor. Adada kaydedilmiş karga, dalga ya da rüzgar sesleri içeren ve piyano besteleri arasında geçişi mükemmelleştiren ve Hent adı verilen “ara parçalar” da adını bretoncadan alıyor ve yol, patika anlamına geliyor.

2015’in sonlarında yayınlanan ve yönetmenliğini Gökmen Bliss’in yaptığı “Porz Goret” isimli video klip de adada çekildi.

Yorum bazlı kaynaklar: arkadakiadam, sweet child o mine

Yann Tiersen – Porz Goret (Official Video)

Yann Tiersen – Yuzin (Recorded Live at Abbey Road)

Yann Tiersen – Penn Ar Roch (Official Audio)

Yann Tiersen – Lok Gweltz (Official Audio)

Yann Tiersen – Enez Nein (Official Audio)

Yann Tiersen – Kadoran (Official Audio)

Krishna Das – Kirtan Wallah

Krishna Das - Kirtan Wallah

Yaklaşık bir aydır, kaslarımı güçlendirmek, esneklik kazanmak, postürümü düzeltmek ve işim gereği sürekli bilgisayar başında oturmanın, her geçen gün artan ve kronikleşen ağrılarından kurtulmak için Özge’nin önerisiyle yogaya gidiyorum. Bu kadar kısa zamanda bile, duruşumun düzeldiğini, biraz daha esnekleştiğimi ve güçlendiğimi hissediyorum. Bunların yanında vücudumun sınırlarıyla ve hiç bilmediğim kaslarımla tanışıyorum.

Yoga’yı bugüne kadar yaptığım diğer sporlardan ayıran en büyük özellik, ders sonrasında enerji kazanıyor olmam. Öyle ki, son iki gün (biri Gençlerbirliği tesislerinde gerçek sahanın yarısı büyüklüğünde olmak üzere) üst üste yaptığım, bol tempolu ve sınırlarımı zorladığım iki halı saha maçından sonra gitmemek için bahaneler yaratmama rağmen son anda girdiğim Yoga dersinden çıktığımda kendimi yenilenmiş hissettim. Bu bile benim için başlı başına nefis bir deneyim.

Gelelim yazının gerçek öznesine. Geçenlerde katıldığım bir yoga dersinde çalan müziklere bayılmış ve çıkışında sanatçının ve albümünün adını not etmiştim.

İlk kez 1970’de Hindistan’a giden ve orada birçok gurudan eğitim alan Amerikalı şarkıcı Krishna Das’ın 2014’de yayınladığı Kirtan Wallah albümünü çok sevdim. Kirtan adı verilen müzik türüne ait bestelerin her birinin ortalama 10 dakika olmasına ve birçoğunda sürekli aynı melodinin ve aynı sözlerin tekrarlanmasına rağmen bu kadar etkileyici ve akılda kalıcı olmasına çok şaşırdım. Sanatçının diğer albümlerini henüz dinlemesem de, bu albüm her şeyiyle kusursuz görünüyor.

Albümden birkaç öneri;

Kirtan Wallah Tour: Preview Live “I Phoned Govinda”

Krishna Das: Kirtan Wallah Tour: Preview Live “Radhe Govinda”

Krishna Das: Kirtan Wallah Tour: Preview Live “Waltzing My Krishna”

Luisa Sobral Ankara Konseri (28 Mayıs 2014)

Luisa Sobral - 17. Ankara Caz Festivali Posteri

17. Ankara Uluslararası Caz Festivali kapsamında, 28 Mayıs’ta ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde sahne alan Portekizli şarkı yazarı ve caz, soul, pop tarzlarını buluşturan genç müzisyen Luisa Sobral’ı dinledik.

Luisa Sobral - 17. Ankara Caz Festivali Bileti

Sobral’ın şarkılarından bihaber olduğum için konser sırasındaki her şey benim için yeniydi. Seyirciyle kurduğu sıcak muhabbet, Türkçe konuşma pratikleri ve esprileriyle konser oldukça eğlenceliydi. Sobral’ın Billie Holiday / Amy Winehouse vari söyleyiş tarzı ve şarkılardaki caz tınıları gayet hoştu.

Arkasında çalan Joao Salcedo (piyano), Joao Hasselberg (kontrbas) ve Joao Cunha’ın (davul) performansları da oldukça başarılıydı. Özellikle Sobral’ın tek başına pop şarkılarından yaptığı bir cover potporisi sırasında sanatçının etrafını sarıp vücutlarıyla çıkarttıkları seslerle ona eşlik etmeleri bol alkış aldı. Ardından Sobral, “benim şarkılarım da böyle alkışlanmasını istiyorum” sözleri bol kahkaha ile karşılandı.

Luisa Sobral - 17. Ankara Caz Festivali

Sobral’ın konser sırasında sürekli enstrüman değiştirmesi de oldukça enteresandı. Harp, gitar, (farklı bir adı var mı bilmiyorum ama) küçük gitar, piyano aklımda kalanlar.

Konser sonrasında, öne çıkan parçalar olsa da, genel olarak şarkıların birbirine benzediğini konuşuyorduk. Fakat konserden birkaç gün sonra ve albümlerini dinlerken öyle olmadığını düşünüyorum. Özellikle 2013’de yayınladığı ve İngiliz Caz-pop sanatçısı Jamie Cullum, Portekizli fado sanatçısı Antonio Zambujo ve Portekizli caz saantçısı Mario Laginha ile düetler yaptığı There’s A Flower In My Bedroom’un çok başarılı olduğunu düşünüyorum.

17. Ankara Uluslararası Caz Festivali Kitapçığından;

Luisa Sobral, 2009 yılında mezun olduğu Berklee College of Music yıllarından beri şarkılar yazıyor ve özellikle sahnede yarattığı romantik ve otantik tarzıyla büyük ilgi görüyor. Müziklerinde caz, soul ve pop tarzlarını buluşturan Luisa Sobral ın 2011 yılında çıkan ilk albümü The Cherry on My Cake platin plak sahibi oldu. Yakaladığı büyük başarıyı 17 şarkının tamamına imzasını attığı yepyeni albümü There s a Flower in My Bedroom ile sürdürüyor. Bu albümde Luisa Sobral a genç Sinatra olarak anılan Jamie Cullum, fadonun önemli seslerinden Antonio Zambujo ve uluslararası piyano yıldızı Mario Laginha da eşlik etti.

Luisa Sobral, BBC de ünlü Jools Holland ın programında canlı yayın konuğu olarak sahne alan ilk Portekizli sanatçı oldu. Son dönemdeki konser durakları arasında İspanya, Fransa, İsviçre, Almanya, İngiltere, Fas ve Çin bulunuyor.

Birkaç öneri;

Xico

Clementine

She Walked Down The Isle (feat. Jamie Cullum)

Why Should I

I was in Paris Today

Mom Says

Nat King Cole – Looking Back (LP)

Sierra Exif JPEG

Yaklaşık bir aydır zaman buldukça, doğum günümde Yüce ve Pınar’ın hediyesi olan Nat King Cole’un toplama LP’si Looking Back’i dinliyorum. Sanatçının 1965 şubatında akciğer kanserinden hayatını kaybetmesinin ardından piyasaya sürülen albümde Cole’ün 11 hit şarkısı yer alıyor. Bugüne kadar sanatçının sadece Unforgettable ve L-O-V-E gibi 4-5 tane şarkısını dinlemiş olmama rağmen albümün neredeyse tamamına bayıldım. Cole’ün sakin, huzur verici ve dinlendirici bir sesi var.

Akciğer kanserinden 45 yaşında hayatını kaybeden Cole çok ağır sigara tiryakisiymiş. O kadar ki, elinde sigara olmadan çok ama çok nadir görülürmüş. Sanatçı günde üç paket sigara içmenin sesine güçlü bir tını verdiğine inanıyormuş. Kayıt öncesinde bol bol sigara içen Cole, bu sayede kayıtların çok daha başarılı olduğunu düşünüyormuş.

Albümden birkaç öneri;

Time And The River

Again

World In My Arms

Is It Better To Have Loved And Lost

Fats Domino – The Very Best Of (LP)

Fats Domino - The Very Best Of

Amerikalı R&B ve Rock n Rolls piyanisti Antoine “Fats” Domino Jr.’ın adını ilk kez, 2000’lerin ilk yıllarında yahoo games’de bir yandan tavla oynarken yaptığım “oldies avı” sırasında işitmiştim. Sanırım ilk dinlediğim şarkısı Blueberry Hill idi ve çok sevmiştim.

Fats Domino - The Very Best Of -Arka Kapak-

Birkaç ay önce Heval ile Hengelo’da gittiğimiz bir eskiçide, Fats Domino’nun 1975’de basılmış The Very Best Of plağını görüp 2,5 euroya satın aldım. Bu plağın gazıyla, Türkiye’ye döndüğümde yaptığım ilk iş, 2001’den beri elimde bulunan ama bir türlü ön yükseltici alamadığım için kullanamadığım pikap için Konya sokağa gitmekti.

Sonrasında dinlemediğim eski plaklarımı satıp, bir sürü yeni plak satın aldım. Bu yüzden, kitap okurken, yemek yerken ya da etrafı toplarken sık sık plak dinliyorum. Kısacası bunların hepsi Fats abinin sayesinde oldu.

Bu yazıyı yazmak için yaptığım ufak araştırma sırasında şu enteresan bilgiyi edindim;

Fats Domino, 2005 Ağustos’unda New Orleans’da yaşanan Katrina kasırgası sırasında, eşi Rosemary’nin hastalığı nedeniyle evindedir. Kasırgadan sonra Dominonun öldüğünü düşünen biri, selden ağır bir şekilde hasar alan evin üstüne “huzur içinde yat Fats. Özleneceksin” yazar. Ajan Al Embry, 1 Eylül’de Fats Domino’nun durumu hakkında ellerinde herhangi bir bilgi olmadığını açıklar. Aynı gün CNN, Domino’nun kurtarma helikopteriyle sel sırasında evinden kurtarıldığını açıklar. Bu bilgiden sonra eşiyle birlikte bulunduğu sığınaktan alınıp torununun erkek arkadaşının evine götürülen sanatçı, 2 Eylül’de The Washington Post’a “her şeyimizi kaybettik” diye açıklama yapar.

Ağustos 2006’da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush, özel bir ziyarette bulunarak sanatçıya ikinci kez Ulusal Sanat Madalyası verir. Çünkü daha önce eski Başkan Bill Clinton tarafından verilen madalya kasırga sırasında yaşanan selde kaybolmuştur.

Albümden birkaç öneri;

Ain’t That a Shame

Blueberry Hill

I’m Walkin’

Whole Lotta Loving

Stomp, Congresium, Ankara Konseri (8 Şubat 2014)

Stomp

Dün Özge’yle Congresium’daki Stomp konserine gittik. İngiliz orjinli perküsyon grubu Stomp’un adını sanırım ilk kez 90’ların sonlarına doğru duymuştum. O günlerde televizyonda yer alan haberlerde “buldukları her şeyle müzik yapıyorlar” diye tanımlanmışlardı.

Stomp 03 (Victoria Photographer)

Aslında öyleydi de; çünkü grup üyeleri enstrüman olarak süpürge, kibrit, çöp kovası, lavabo, plastik boru, zippo çakmak gibi materyaller ve el, ayak ve vücutlarını kullanıyorlar. 7 kişiden oluşan gösteri grubu, müzik dışında mimik ve hareketlerle eğlenceli bir şov sunuyorlar ve zaman zaman seyirciyi de gösteriye dâhil ediyorlar.

Stomp 1

Işıklar sönükken yan yana dizilmiş grup üyelerinin zippo çakmaklardan çıkarttıkları seslerle yarattıkları ritim ve çakmakların yanıp sönmesiyle oluşan ışık gösterisi (aşağıdaki videodan daha uzundu ve karanlıkta izlemesi daha güzeldi) benim için en güzel ve orijinal bölümdü. Ayrıca boy boy siyah plastik boruyu yere vurarak çıkarttıkları ince ve kalın seslerle oluşturdukları “enstrümantal film müziği” kıvamındaki besteleri de oldukça ilgi çekiciydi.

Stomp Konser Bileti - 8 Subat 2014, Congressium, Ankara

Gecenin tek can sıkıcı yanı ise, ilk kez gittiğim Congresium’un 2. katında yer alan gösteri salonuna giden asansörlerin azlığı, oldukça büyük konser salonuna giriş için sadece bir kapının açılmış olması ve (bulamamış da olabiliriz ama) giriş katından garajlara inen merdivenlerin bulunmayışıydı. Bu yüzden konser öncesi ve sonrasında bol bol yığılma oldu.

Stomp

Luke Cresswell ve Steve McNicholas tarafından 1991’de İngiltere’de kurulan Stomp birçok ülküde yıllarca gösteriler düzenlemiş. 1995’de Amerika’da iki tane daha Stomp grubu oluşturulmuş ve dünya genelinde gösteriler yapmaya başlamışlar.

Dip not: Fotoğraflar nette bulduğum farklı gösterilerden.

Stomp Out Loud

Zippo

Little Brooms & Hosepipes

Theodore, Paul & Gabriel, Ankara Konseri (16 Nisan 2013)

Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -7-

Özge, Fransa’daki bir arkadaşının tavsiye ettiği Theodore, Paul & Gabriel’in 16 Nisan’da Eskiyeni’deki konserine gitmeyi önermiş ve bir de link göndermişti. Maili aldığımda sadece birkaç şarkılarını dinleyecek zamanın vardı. Slow bir soundları ve güzel bir vokalleri vardı. Konsere gitmeye karar verdim ama bir yandan da, çok fazla tanınmayan bir grup ve slow bir soundları olduğu için konser mekanındaki izleyicilerin yaratacağı gürültülerden ötürü pek de rahat dinleyemeyeceğimizi düşünerek kaygılanıyordum.

Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -3-

Konser günü Özge ve Esra ile birlikte Eskiyeni’ye gittik. Saat 10’a geliyordu ama ortalıkta pek fazla kimse yoktu. Güzel bir yere mevzilendikten sonra 4-5 arkadaş daha geldi. Derken mekan hafiften dolmaya başladı.

Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -6-

Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -5-

Theodore, Paul & Gabriel sahneye çıktığında ortamdan ve özellikle solak gitarist Pauline Thomson’ın kalın gözlüklerinden olacak, liseli bir rock grubunu dinleyecekmiş gibi hissettim. Ama sonrasında oldukça güzel bir sound, vokal ve etkileyici bir performans izlemeye başladık. Clemence Gabriel’in zaman zaman Janis Joplin ve/veya Patti Smith’i andıran vokali, mimik ve hareketleri çok ilgi çekiciydi. En çok şaşırdığım ise gelmeden önce dinlediğim şarkılara göre oldukça hızlı ve dur/devam et şeklinde bol aksak çalış stilleri idi. Çok hoşuma gitmişti. Her şarkıdan sonra birbirimizin yüzünde “vay be!”yi görüyorduk. Alkışlar da giderek çoğalıyordu. “İyi akşamlar” dediklerinde ise yoğun bir alkış geldi ve “o zaman bir aşk şarkısı çalalım” diyerek Slow Sunday ve 2 tane daha şarkı söylediler.

Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -2-

Konserden sonra biz muhabbete devam ederken görevliler konser ekipmanlarını topluyorlardı. Bir ara grup üyeleri de gelip toplanmaya yardım ettiler. Çok hoşuma gitmişti. Bu arada Özge, Clemence Gabriel’in yanına giderek, kendisine grubu öneren arkadaşına konsere gittiğine dair bir belge olması için imza istedi. Ben de bu fırsattan faydalanarak çok iyi olduklarını söyledim teşekkür etti.

Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -1-

Sonrasında fotoğraf çektirelim dendi. Gabriel sahnede malzemelerini toplayan Pauline’e seslendi ve bizimkiler dizilirken ben de geriye doğru çekilip fotoğrafı çekmek için hazırlık yaptım. Tam bu sırada diğer arkadaşları çağırdılar. Onlar da fotoğrafa eklenince ben biraz daha geriye çekildim, sonra bir kişi daha geldi ben de daha geriye gittim derken bu birkaç kez tekrarlanınca “aaa” dedim güldük.

Mehmet Ali Cetinkaya - Theodore, Paul & Gabriel Ankara, Konseri -4-

Onlar dağılırken bu sefer de ben fotoğraf çektirmek istedim. Haliyle sadece ben vardım. Güzeldi 🙂

Theodore, Paul & Gabriel - Please Her, Please Him

Sabah 2012’de çıkarttıkları debut albümleri olan Please Her, Please Him’i dinledim. Ve bir kere daha dün geceki canlı performanslarındaki aksak ve hızlı soundlarının çok daha iyi olduğunu fark ettim.

Theodore, Paul & Gabriel dün başladıkları Türkiye turnesinde peş peşe 3 şehre daha gidecekler. 17 Nisan’da Eskişehir 222 Park’da, 18 Nisan’da Bursa Nazım Hikmet Kültür Merkezinde ve 19 Nisan’da İstanbul Salon İKSV’de sahneye çıkacaklar. Şiddetle tavsiye ederim.

Grupla ilgili olarak internette sadece Türkiye’de verecekleri turne ile ilgili kısa haberlere eklenmiş tanımlamalar var. Buyurun;

Üç Parisli kadın müzisyenin bir araya gelip güçlerini birleştirmesinden ortaya çıkan naïf folk-rock grubu Theodore Paul & Gabriel, “Please Her, Please Him” adlı ilk albümlerini tanıtacakları turnelerinde Türk dinleyicileri büyülemeye hazırlanıyor.

Pauline Thomson, Théodora de Lilez ve Clémence Gabriel’den oluşan Fransız Theodore Paul & Gabriel’in bir araya gelme hikâyesi tam da bir rock grubuna yakışır türden. Pauline ve Celemence’in şans eseri aynı barda bulunup radyoda çalan BB King parçası üzerine başladıkları sohbetleri, gruba Theodore’un eklenmesiyle birlikte onları hayallerinin de ötesinde bir müzik serüveninin başlangıcı oldu.

Fransız folk-rock grubu Parisli üç müzisyen kadının bir araya gelmesiyle kuruldu. The Beatles, Patti Smith, Eric Clapton ve Janis Joplin gibi ikonlardan etkilendiler. Please Her, Please Him adlı ilk albümlerini geçtiğimiz yıl yayımladılar. Albümün çıkış parçası olan “Silent Veil” ile büyük beğeni topladılar. Müzik dünyasındaki erkek egemen düzene şarkılarıyla başkaldırıyorlar.

Crosby Stills & Nash ile ilahi ve hüzünlü Karen Dalton’un üç kız çocuğu olsaydı, adları Théodore, Paul & Gabriel olurdu.

Bunlar kız isimleri değil diye itiraz edilebilir; ancak üçlü, müziğin -tüm diğer önemli konularda olduğu gibi- “kadın milleti”nin ellerine bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olarak görülen bu dünya düzenine gönderme yaparak, kendilerine bu maskülen isimleri seçmeyi uygun görmüş.

Paul(ine) Thomson Gibson SG’sini çalmadığı zamanlarda Paris’in önde gelen büyük şirketlerinden birinde finansal analistlik yapıyor.

Théodora de Lilez bas gitar çalıyor ve yönetmenlik yapabileceği zaman gelene kadar şimdilik beyazperde için senaryo yazıyor.

Birkaç öneri;

Silent Veil

Bad Mood [Live]

Nystical Melodies

My Home [Live]

Chasing The Sea [Live]

Oldies Şarkı Avı: Chubby Checker, Fats Domino ve Diğerleri

Chubby Checker - Twisting USA Album Cover

2000’lerin ilk yıllarında yahoo games’in tavlasına sarmıştım. Bir yandan dünyanın herhangi bir yerinden biriyle online oyun oynamanın, muhabbet etmenin (o günler için) “inanılmazlığı” diğer yandan da puan toplama hırsıyla kendimi sürekli tavla oynarken buluyordum. İlk günlerde rakibe sadece selam verip iyi şans dilerken, sonraları karşımdaki kişi ile muhabbet etmeye başlamıştım. Bir süre sonra tavla oynadığım insanların genelde Amerikalı ve 50 yaş üstü olduklarını fark ettim. Bu potansiyeli, 1997’nin son aylarında başladığım “sevdiğim şarkılar arşivi”ni genişletmekte kullanmaya karar verdim. Çünkü hem müzik muhabbeti yapmayı seviyordum hem de karşımdaki insanlar, yaşları gereği bana 50’ler, 60’lar ya da 70’lerden örnekler verebileceklerdi. İşte her şey böyle başladı…

Genelde benden 30+ yaş büyük tavla rakiplerime “favori şarkıcınız/grubunuz ve şarkısı nedir?” diye soruyordum. Cevaplarından bilmediklerimi not edip soluğu önceleri oth.net (kayıtlı ftp sitelerinde dosya arama sayfası) sonraları ise Napster’da alıyordum. Eğer önerilen şarkıyı sevdiysem bir sonraki “favori şarkıcınız/grubunuz” sorusuna aynı cevabı veren kişiye “onu biliyorum başka var mı?” diye soruyordum. Yani araştırmaya şarkı bazlı olarak devam ediyordum. Çünkü o zamanlar bugünkü gibi google’a ya da herhangi bir arşiv sitesine sanatçı adı ve “discography download” yazınca her şeyi bulamıyordunuz. Gerçi bulsanız da bir albümü çekmek bile günlerinizi ya da haftalarınız alabiliyordu. Benden oldukça büyük olan rakiplerimin çoğu, sorumu cevapladıktan sonra yaşımı soruyor ve öğrendikten sonra şaşkınlıklarını belirtiyorlardı. Çünkü, kendilerinden yaklaşık 30 yaş küçük olmama rağmen onların gençlik şarkılarıyla ilgilenmem gariplerine gidiyordu.

Doğrudan o günleri yaşan insanların öneriyle birlikte, birkaç yıl içinde 1920’den başlayarak birçok tarzda (Boogie Woogie, R&B, Rock n Roll, Twist, Rumba, Country, Jazz, Blues…) oldukça güzel bir müzik arşivim oluşmuştu.

1960’lardaki Twist şarkılarıyla Chubby Chucker, 1950-60’lardaki R&B şarkılarıyla Fats Domino, 1955-60’lardaki Rock & Roll şarkılarıyla Danny & The Juniors ve Jerry Lee Lewis, 1930’lardan Boogie Woogie şarkılarıyla Albert Ammons, 1929-50’lerden R&B şarkılarıyla Guy Lombardo & His Royal Canadians, 1960’lardan Rock şarkılarıyla Van Morrison bunlardan sadece birkaçı…

Bugüne kadar dinlediğim ve “sevdiğim şarkılar arşivi”min şu anda yaklaşık 7000 üyesi var. Onları dinlerken rastgele oldies klasöründen bir şarkı çalmaya başlayınca üstte bahsettiğim günler aklıma geliyor. Gülümsüyorum…

Birkaç örnek;

Chubby Checker – The Twist

Fats Domino – Blueberry Hill

Danny & The Juniors – Rock N’ Roll Is Here To Stay

Johnny Kidd & the Pirates – Let’s Talk About Us

The Turtles – Happy Together

Vanessa Paradis – Une Nuit a Versailles

Vanessa Paradis - Une Nuit a Versailles

Geçenlerde 1999 yapımı La Fille Sur Le Pont’da (Girl On the Bridge / Köprüdeki Kız) Vanessa Paradis’i görünce aklıma 1994-96 yılları arasında MTV’de bolca dönen Be My Baby klibi geldi. Şarkı hakkında çok fazla bir şey hatırlamasam da klibin oldukça “ilgi çekici” olduğunu anımsıyordum. Yıllar sonra tekrar izleyince neden aklımda yer ettiğini de anlamış oldum!

Be My Baby’nin klibini ararken karşıma 2009’deki akustik konseri (Concert Acoustique) çıktı. Konserin giriş şarkıları olan Pourtant ve Que Fait la Vie?’yi dinledikten ve oldukça etkilendikten sonra 11-12 Temmuz 2010’da L’Opéra Royal de Versailles’de kaydedilen ve 29 Kasım 2010’da yayınlanan Une Nuit a Versailles albümünü dinlemeye başladım.

Vanessa Paradis’in 1988-2007 yılları arasında çıkarttığı 5 tane stüdyo albümünün “best of”u tadındaki akustik konser Une Nuit a Versailles’de 21 tane şarkı bulunuyor. Albümdeki şarkıların hepsi birbirinden güzel. Hatta bir çoğunun orijinal kayıtlarını da dinledim ve akustik versiyonlarının daha güzel olduğuna karar verdim. Bu da albümün ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor sanırım.

Vanessa Paradis hakkında;

İlk albümü M&J’yi 1988’de 16 yaşındayken yayınlayan Vanessa Paradis, 2 yıl sonra ikinci albümü olan Variations sur le même t’aime’i çıkartmış. 1992’de kendi adını taşıyan üçüncü albümüyle ise dünyaca ünlü bir yıldız haline gelmiş. 1970’lerin tınılarını taşıyan albümde Lenny Kravitz ile iki tane düet yapmış. Bu albüm aynı zamanda sanatçının kariyerinde tamamı İngilizce olan tek albüm. 6 yılda 3 tane albüm yayınladıktan sonra stüdyo albümlerine 8 yıl ara vermiş. 2000’de Bliss ve 2007’de Divinidylle’yi çıkartmış.

Une Nuit a Versailles’den birkaç öneri;

Pourtant

Que Fait La Vie?

Junior Suite

Marylin & John

Sunday Mondays

L’incendie

Tandem

Mad Caddies – Just One More

Geçenlerde rastgele konumdaki çalma listem Just One More’u çalmaya başladığında 2003-05 yıllarına döndüm. O günlerde süreki California’lı Ska grubu Mad Caddies’in 2003’te çıkarttıkları 4. stüdyo albümleri olan Just One More’u dinliyordum. Aynı yıllarda Hakan, Viyana’da Mad Caddies’i canlı izleyerek bolca küfürlerimle muhatap oluyordu. Neyse ki, konserden aldığı ve önünde sadece Mad Caddies, arkasında ise tur tarihlerinin yazılı olduğu siyah bir tişört hediye etmişti de kendisini affetmiştim. 🙂

1995’de kurulan Mad Caddies, 1997’de debut albümleri olan Quality Soft Core’u çıkartmışlar. Hemen bir yıl sonra en sevdiğim şarkılarından Macho Nachos ve The Joust’un da arasında yer aldığı Duck and Cover ile yollarına devam etmişler. 2001’de çıkarttıkları Rock the Plank albümünden sonra ise yazıma konu edindiğim Just One More’u yayınlamışlar.

Neredeyse tamamını sevdiğim Just One More, bana göre Ska-Punk türünde en iyi albümlerden biri. Çok çok eğlenceli.

Mad Caddies’den birkaç öneri;

Just One More – Just One More (2003)

Day by Day – Just One More (2003)

Macho Nachos – Duck And Cover (1998)

Weird Beard – Rock the Plank (2001)

Rockupation – Just One More (2003)