Hengelo, De Grolsch Veste, Giethoorn, Brugge, Amsterdam – Bölüm 1

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -05-

Eylül’de iş için Madeira’ya vize alırken, “Kasım-Aralık gibi bir yerlere gideceğim, o yüzden daha uzun süreli vize alabilir miyim?” diye sormuş ve akabinde 3 aylık vize almıştım. “E, madem vizem var, gerçekten de bir yerlere gitmeliyim” diyerek kendimi gaza getirdikten ve Hollanda’da karar kıldıktan sonra, Heval, Özgür ve kuzen Fazilet ile haberleşip “motor” dedim…

İlk iş olarak tarih belirledim. Ardından şirketten izin aldım ve uçak biletlerini ayarladım. Sonra biraz durulup, hangi gün ne yaparız diye Heval ile planlamaya başladık. Hikâyeyi öğrenen Tanıl abi, bir muhabbetimiz sırasında, büyük puntolarla “Brugge’a gitmelisin gerisi hikâye!” demiş ve “Almanya’ya geçecekseniz, en şahsiyetli yerlerden biri Münster’dir” diye eklemişti. Brugge, benim de yıllardır gitmek istediğim yerlerden biri olduğu için haliyle hemen plana “kesin!” notu ile dâhil ettim.

Bu arada itiraf etmem gerekir ki, yolculuk tarihini belirlerken en önemli kıstasım Şampiyonlar Ligi maçlarının oynanacağı günlerdi! 26 Kasım’da Amsterdam’daki Ajax – Barcelona maçı (haliyle) ilgimi çekiyordu. Bilet bulma konusunda birçok kişi ile konuştum. Başta Özgür’ün Hengelo’dan arkadaşı Hüseyin ve twitter’dan Uğur Çetin’in arkadaşı olan ve Amersfoort’da yaşayan Tunç büyük bir çaba ile uğraşmaya başladılar. Birkaç gün sonra, (daha sonra Hengelo’daki amatör kulüplerden biri olan ATC 65’de yaklaşık 25 sene çalıştığını öğreneceğim) Hüseyin’in önerisi ve yardımıyla, gittiğim hafta sonu Twente’nin lig maçında NAC Breda ile oynayacağı maça bilet aldılar. Böylece, Hollanda’da maç bileti almak için kombine sahibi birilerini bulmanın neredeyse “şart” olduğunu öğrenmiş oldum.

Gitmeden önce (çok ufak ihtimal verdiğim), Ajax – Barcelona maçına bilet bulma durumumuza göre, planımı iki farklı şekilde hazırladım ve yola koyuldum…

23 Kasım 2013, Cumartesi

Benim gibi Coca-Cola şişe koleksiyoneri olan Heval’in Ankara’dan istediği şişeleri ve annesinin gönderdiği yiyecekleri koyduğum bavul yolculuğa çıkmadan önce aklımdaki en büyük soru işaretiydi. İlk güvenlik kontrolünde “onlar ne?, açın bir bakalım” derlerse ne yapacağım ve izin vermezlerse şişeleri nereye bırakacağım konusunda heyecan yaşıyordum. Sabah erkenden yola çıkıp havaalanına vardığımda güvenlik noktasındaki polis gerçekten de, “içindeki şişeler nedir?” diye sordu. Durumu anlattım ama “açın bakalım” dedi. Ben de içinden, “haydaa” diye geçirerek, tıka basa doldurduğum bavulu açmaya başladım. Yanımdaki kadın görevliye durumu anlatmaya ve şirinlikler yapmaya çalıştım ama kadın önce, “hepsini çıkartacaksınız, ben de tek tek bakacağım” dedi! “Eyvah!” dedim tabi! Sonra, paketleri gösterip tek tek açmanın zor olacağını ve bir kere daha bunların neler olduğunu anlattım. Akabinde kadın bir tane şişe seçti açtı, baktı ve ardından “tamam” dedi. Derin bir “ohh” çektim…

Bagajı verdikten sonra uçağa atlayıp İstanbul’a gittim. Biraz koşuşturma ile pasaport kontrolünden geçtikten sonra uçağın kapısına ulaştım. Bilet kontrolü sırasında vizeme bakan görevlinin sert ve ciddi bir şekilde, “neden Yunanistan vizesi aldınız? Hollanda’ya girişte sıkıntı yaşanıyor. Geri gönderiyorlar genelde” cümlesi ile bir kere daha “haydaaa!” diye geçirdim içimden. Yanındaki diğer görevlinin “daha önce vize aldıysa sorun olmayabilir” demesi içime su serpti.

23 Kasim 2013, Ucaktan Amsterdam, Hollanda -01-

Haliyle yolculuk boyunca aklımda pasaport kontrolü vardı. Aksi bir durumda bavulu ne yapacağımı falan düşünüyordum. Yaklaşık 4 saatlik yol boyunca neredeyse hiç karayı göremedim. Çünkü hava hep bulutluydu ve biz onun üstünde yol alıyorduk. Aklıma, birkaç gün önce Heval’in “burada güneş yok mali. Güneşi aklından çıkart!” sözleri geliyordu.

23 Kasim 2013, Ucaktan Amsterdam, Hollanda -02-

Amsterdam’a doğru alçaldığımızda şehrin içinden geçen su kanalları oldukça enteresan görünüyordu. İndikten sonra güvenlik kontrolündeki görevli, önce İngilizce bilip bilmediğimi sordu, ardından da niye geldiğimi ve yalnız olup olmadığımı sordu. “Evet, turist, evet” cevaplarını verdikten sonra damga atıp pasaportumu bana uzattı. İçimden THY görevlisini kalayladım bir süre…

Bavulu sağ salim aldıktan sonra Hengelo’ya doğru gideceğim bileti almak üzere önce makinalara gittim. Fakat sadece tren şirketinin kartı ile bilet alınabiliyordu. Para girişi olmadığı için ben de gişeye gittim. Christmas (Kerst) için süslenmeye başlanmış havaalanı çok güzel görünüyordu. Biletimi alıp bir alt kata indim. Schiphol’dan Hengelo’ya yarım saatte bir tren vardı. Ama bunlardan :07’dekiler Amersfoort’da aktarmalı :37’de olan ise direk idi. Ben de bavulu düşünerek :37’yi bekledim. Trene bindiğimde 2 saatlik son yolculuğuma başlamıştım. Tren istasyonunun hemen Schipol’un çıkışında olmasına ve ülkenin her yerine gidilebiliyor olmasına hayran kaldım.

Trenin içinde bulunan ekranlarda sonraki durak, ulaşım zamanı, diğer tüm duraklar ve ulaşım zamanlarını görebilmek çok güzeldi. Ayrıca her geldiğimiz durakta inenler için hangi perondan nereye kaçta hangi trenin hareket edeceği gösteriliyordu. Bu tecrübe bana sonraki günlerimde oldukça yardımcı olacaktı.

24 Kasim 2013, Hevalin Coca-Colalari, Hengelo, Hollanda

Trende internet olmasının keyfi ile Heval ve bizim ev halkı ile (vardığımı söylemek için) haberleştikten ve kitap okuyup, insanlara baktıktan sonra Hengelo istasyonuna ulaştım. Böylece (sabah uyandığım vakitten itibaren) yaklaşık 12.5 saatlik yolculuğun sonuna gelmiştim. Beni bekleyen Hevallerle sarıldıktan sonra. Doğrudan eve geçip hoşbeş muhabbet, hasret gidermece ve bol bol Heval’in Hengelo’ya gittikten sonra oldukça büyüttüğü Cola koleksiyonunu inceledim. Her şey güzel başlamıştı…

24 Kasım 2013, Pazar

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -09-

Sabah uyandığımda bizimkiler daha uyuyorlardı. Ben de fırsattan istifade hemen giyinip dışarı çıktım ve etrafı gezmeye başladım.

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -08-

Birkaç gün sonra Özgür’den evlerinin bulunduğu Jacques Perk sokağının ve bu çevredeki tüm sokakların ünlü şairlerin isimlerini taşıdığını ve Hengelo’da sokak adlarının bu şekilde bir konsept dahilde verildiğini öğrenecektim. (Hatta sokaklara şehir adlarının verildiği bir bölgede Ankara Sokağı da vardı.)

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -12-

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -07-

Sokak boyunca yan yana dizilmiş iki katlı evler, hemen karşıdaki tek katlı okul, neredeyse herkesin diğerleriyle yarışarak tasarladığı nefis bahçeler, evlerin dış süsleri, ağaçlar, yeşillik ve hemen sokak sonundaki ufak göl ile Hengelo sanki tatil yöresi gibiydi. Çok sevmiştim. (Sonraları Heval, hava güzel olduğunda öğrencilerin okullarına paten ya da kaykayla gittiklerini, kışın kar yağdığında ise küçük çocukları annelerinin kızakla çeke çeke götürdüklerini anlattı.)

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -14-

Yolculuğum sırasında spor yapan, yürüyen ya da bisiklete insanlar gördüm. Özellikle yürüyenlerin hemen göz teması kurup selam vermeleri oldukça güzeldi.

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -01-

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -02-

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -03-

Hava kapalı ama çok soğuk değildi. Bu yüzden bol bol dolaşma şansım oldu. Bir süre golü izledikten ve hemen gölün girişinde yer alan bilgi tabelasındaki ördek çeşitlerine göz gezdirdikten sonra ayakları gölün içinde yer alan apartmanın (sanırım huzur evi) altından geçerek yolculuğuma devam ettim.

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -04-

Hemen arkada yemyeşil bir alan ve ağaçlar vardı.

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -06-

Biraz aşağıya doğru gittiğimde bisikletler için bir park alanı gördüm. Alanın içinde yer alan tümsekler muhtemelen kaykaycılar için dizayn edilmişti. “Vay be!” diye içimden geçirdim.

24 Kasim 2013, Suryani Kilisesi, Hengelo, Hollanda

Yürümeye devam ederken sağda bir kilisenin kulesini gördüm. Pazar olduğu için güzel bir şekilde giyinmiş bir sürü kişi oraya doğru gidiyordu. Ben de onları takip ettim. Dışarıda duran cemaatin “kim bu?” bakışlarından sıyrılarak kilisenin önüne geldiğimde buranın bir Süryani Kilisesi (Syrisch Orthodoxe Mariakerk) olduğunu görüp şaşırdım. Sonraları Özgür’den buralarda çok fazla Süryani’nin yaşadığını öğrenecektim.

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -10-

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -11-

Sokağa geri döndüğümde, Hevallerin evinin dibinde bulunan ve dün gece Gofret’i dolaştırırken Özgür’ün gösterdiği (yapraklarından ötürü kavağa benzettiğim) ağaçları daha yakından inceledim. Ağacın gövdesi kâğıt gibi ince ince soyuluyordu ve buradakiler bunları soyup üzerine yazılar yazıyordu. Oldukça enteresandı. Ben de bir iki küçük parça aldım.

24 Kasim 2013, Hengelo, Hollanda -13-

Telefonuma baktığımda Heval’in, “neredesin mali?” diye bir mesaj attığını görüp hızlanarak eve döndüm.

De Grolsch Veste - Twente Stadium

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -01-

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -01-

Öğleden sonra Hüseyin, Heval ve Özgürle birlikte De Grolsch Veste’ye (“dı hırolş feste” diye okunuyor ve Grolsch bu bölgenin ünlü bir bira markası) doğru yola koyulduk. Stada yaklaştıkça trafik artıyordu. Stadın yakınlarında bir yere arabayı park edip yürümeye başladık.

Heval Durakcan Sapmaz - 24 Kasim 2013, De Grolsch Veste - Twente Stadi

Stadyum oldukça güzel görünüyordu. Giuseppe Meazza veya Santiago Bernabeu’dakiler gibi dönerek olmasa da yine stadın çevresinde katlara çıkabildiğiniz merdivenler vardı.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -02-

Biz şu anda VAK-P’nin bulunduğu kale arkasının önündeydik ve yerimiz diğer kale arkası idi. Stadın çevresinde yürümeye başladık.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -03-

Stadının tabelasının bulunduğu tribünün önüne geldiğimizde, Twente’nin 2009-10 sezonunda ilk kez Hollanda Ligi şampiyonu olduğunda formasını giyen Kongo asıllı İsviçreli futbolcu Blaise Nkufo’nun heykelini gördük. Heykelin hemen önünde yerde Twente’nin arması yer alıyordu. Tribünün hemen sol tarafında ise NAC Breda’nın takım otobüsünü gördük.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -04-

“Protokol” ile kale arkası tribününün birleştiği duvarda 2009-10 sezonundaki şampiyonluk kutlamalarından kareler vardı.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda Mac Bileti

Turnikeler tribünün karşısındaki merdivenlerden yapılıyordu. Biz de biletimizi okutup içeri girdik ve yukarı doğru tırmanmaya başladık. Merdiven bizi tribün girişlerinde bulunan uzunca bir koridora getirdi.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -05-

Burada önce paranızla 1 ve 2 euroluk Twente jetonları alıyor, ardından da gidip içecek ya da yiyecek alabiliyordunuz. İçeride bira içmek serbestti. (Birkaç gün sonra Hüseyin’den Avrupa Kupası maçlarında UEFA’nın kuralı gereği biranın sadece protokolde ve VIP’de satıldığını öğrenecektim.)

Tribündeki insan profili oldukça “nezih” görünüyordu. Çocuklar, aileler, kadınlar… Boynumdaki Alkaralar/Gençlerbirliği atkısına birçok taraftarın “ne ola ki bu” diye anlamaya çalışan gözlerle bakması da oldukça enteresandı.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -07-

Bir süre burada takıldıktan sonra tribündeki yerimize geçtik. Çünkü herkes bilet numarasına göre oturuyordu. Bizim numaralarımız arkalı önlü olduğundan bir süre yan yana oturmak için boş koltuk kovaladık. Sonrasında biraz da ricada bulunarak Heval ve Özgürle yan yana oturup maçın başlamasını bekledik.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -06-

Sağ tribün dışında tüm tribünler ikişer katlıydı ve stadyum şu anda 24 bin kişilikti. Bir plan çerçevesinde sırayla tüm tribünlere ikinci kat yapılıyordu ve geriye sadece tek bir tribün kalmıştı.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -08-

Hüseyin’in söylediğine göre en bilinen taraftar gruplarından biri olan VAK-P (fak-peey diye okunması biraz garibime gitse de sonrasında bunun aslında “blok p” anlamına geldiğini ve taraftarların oturduğu bölümün adı olduğunu öğrenecektim) karşı kale arkasında bulunuyordu. Taraftarlardan bazıları çiftçilikten ötürü kendilerine köylü diye laf atan diğer şehirlilere nispet olarak “köylü” lakabını kullanıyorlarmış.

Mehmet Ali Cetinkaya - 24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -02-

Sağımızda bulunan maraton tribününde Twente’nde bulunan köylerin pankartları asılı idi. Maçtan önce 2009-10 sezonundaki şampiyonlukta pay sahibi olan 2 eski futbolcu anons edildi ve alkışlarla saha ortasına kadar yürüyüp plaketlerini aldılar.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -12-

Maçın başlamasıyla birlikte karşı tribünden davul sesleri yükselmeye başladı. Maçtan önce Hüseyin, “şampiyonluk yarışında olacaksak, bu maç çok önemli. Bunu da kazanamazsak her şey biter” demişti. Maçın başında Twente baskı kurmaya ve tek kale halinde oynamaya başladı. Ama gol gelmeyince NAC’lılar da pozisyona girmeye başladılar.

Bir ara tüm tribünler birden ayağa kalkıp tezahürata başladılar. İşte tam bu anda güzel bir paslaşma ile ceza alanına giren Kyle Ebecilio güzel bir plase ile topu filelere gönderdi ve herkes zıplamaya başladı! Golden sonra klasik olarak golü atan oyuncunun adı anons edildi. Ardından da futbolcuya teşekkür edildi. İşte o an, tüm seyirciler hep bir ağızdan, “rica ederiz!” diye bağırdıktan sonra bir küfür salladılar.

Hüseyin devre arasında, bu teşekkür bölümünün, Twente’deki bir radyo spikerinin gollerden sonra bu şekilde anons yapmasından ötürü yapıldığını anlattı. Küfrün anlamına öğrenmek için ise biraz uğraşmam gerekecekti! 🙂

Golden sonra ekrandan golün tekrarı görüntüleniyordu. (Ki az sonra NAC’ın golünün gösterilmediğine şahit olacaktım. Yani bu uygulama sadece Twenteliler içindi.)

Takım tam rahatladı derken 43’de yenilen gol tüm tribünün moralini bozdu. Ama son dakika içinde kazanılan penaltı ve atılan gol ile soyunma odasına Twente önde gitti. Biz de biraz ısınmak için içeriye doğru geçtik. İnsanlar tuvalet, içecek ve yiyecek molası vermişti. Bu arada stantların önündeki televizyonda maçın canlı olarak yayınlandığını gördüm.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -10-

Bu arada Hüseyin’in Hollandalı bir arkadaşı yanıma gelip “Türkiye’den mi geldin?” diye sordu. Ben de “evet” diye cevap verince, “soğuk değil mi?” dedi. Kafamda bere, boğazımda atkı ve ellerimde eldivenle içtenlikle “evet!” dedim. Adam güldü ve uzaklaştı. Sonrasında aslında elemanın bizimkilere üşüdüğünü söylediğini ve bizimkilerin, “oğlum nasıl Hollandalısın bu havada düşünülür mü?” dediklerini öğrenecektim. Kısacası o da gelmiş benle kafa yapıyordu 🙂

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -13-

İkinci yarının hemen başında Luc Castaignos’un golü ile Twenteliler bir kere daha havaya fırlasa da 3 dakika sonra Danny Verbeek’in çaprazdan ve uzaktan nefis golü ile bir anda fark bire inecek ve benim de aklıma Gençlerbirliği’nin “taraftarlarını sürekli diken üstünde tutan halet-i ruhiyesi” gelecekti.

Bu arada bizim bulunduğumuz tribünün en köşesinde uzun tellerle ayrılmış olan deplasman tribününü görüp, “bir gün Gençler şuraya maç yapmaya gelse de biz de orada olsak!” diye Hevalle muhabbet ettik. Sonrasında ise doğma büyüme buralı olan Özgür’ün Twente’yi tutacağını bu yüzden de Hevalle ona el sallayacağımızı söyleyip güldük.

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -14-

69’da Quincy Promes’in golü ile skor 4-2 olduktan sonra ben tuvalete gittim. Bu arada Hüseyin’in devre arasında söylediğini görmek için maraton tribününe doğru yürümeye başladım. Twente tribünleri arasında herhangi bir engel yoktu. Yani isterseniz tüm tribünlere dükkânların bulunduğu koridordan yürüyerek geçebiliyordunuz!

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -15-

24 Kasim 2013, Twente - NAC Breda, De Grolsch Veste - Twente Stadi -16-

Ben de maratonun ortasına kadar yürüyüp merdivenlerden bir süre maçı takip ettikten ve bir fotoğraf çektikten sonra yerime döndüm. Maçın son anlarında Quincy bir gol daha attı ve maçı 5-2 sona erdirdi.

24 Kasim 2013 - Van Dobben Kroket, Hengelo, Hollanda

Maçtan sonra Hollanda’nın meşhur kroketinden alıp Hüseyin’lerin evinde atıştırdık ve bol bol muhabbet ettik.

Aylin vs Peter Wisgerhof

Bu arada Hüseyin’in kızı Aylin’in, bugün maç öncesi stadyumda plaket alan futbolculardan biri olan Peter Wisgerhof ile birkaç yıl önce bir röportaj yaptığını ve dergide yayınlandığını öğrendim.

Dip not: Yazıyı yayınladıktan sonra bana redaktörlük yapıp hatalarımı düzelten Hewi’ye teşekkürler… 🙂

Hengelo, De Grolsch Veste, Giethoorn, Brugge, Amsterdam – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Hengelo, De Grolsch Veste, Giethoorn, Brugge, Amsterdam – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Hengelo, De Grolsch Veste, Giethoorn, Brugge, Amsterdam – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir