The Tudors

1491-1547 yılları arasında yaşayan ve 1509-1547 yılları arasında İngiltere’yi yöneten Tudors hanedanından Kral 8. Henry’nin hayatını anlatan Tudors, 2007-2010 yılları arasında 4 sezon olmak üzere toplam 38 bölüm olarak yayınladı. Michael Hirst’ün yaratıcılığını yaptığı Tudors’un ilk iki sezonu iktidara yakın olmak isteyen Thomas Boleyn (Nick Dunning)’in kızı Anne Boleyn (Natalie Dormer)’i, Aragon Kraliçesi Catherine (Maria Doyle Kennedy) ile evli olan ve erkek çocuğu olmayan Kral 8. Henry’e (Jonathan Rhys Meyers) sunmasını ve uçkuru oldukça düşük olan kral Henry’nin Anne Boleyn’e olan tutkulu aşkı nedeniyle tüm kuralları altüst etmesini konu ediyor. Öyle ki, kraliçeyi boşamak gibi bir durum söz konusu olmadığından kral Henry, Anne Boleyn ile evlenebilmek için önce Vatikan’ı ve Papa’yı karşısına alıyor sonra da dini değiştirmeye başlıyor ve dizinin ikinci sezonunun sloganı olan “saplantı dünyayı değiştirebilir”i işliyor… Bunun yanı sıra Tudors, dönemin kale içi yaşamını, diplomatik ilişkileri, kilisenin durumu ve bolca entrikayı barındırıyor.

Dizinin atmosferi ve oyunculuklar gerçekten çok etkileyici. Özellikle Kral Henry’i oynayan Jonathan Rhys Meyers’in gülümserken birden sesini yükseltip bağırıp çağırmaya başladığı sahneler ya da Anne Boleyn’i oynayan Natalie Dormer’in rolüne inanılmaz derecede uyan -ve hatta fazlasıyla- çekiciliği ya da Kardinal Thomas Wolsey’i canlandıran Sam Neill’in oyunculuğu görülmeye değer. Tanrı’nın elçisi olarak saygı duyulan ve istediği her şeyi yapabilen Kral Henry’nin İngiltere’yi saran vebaya karşı çaresizliği ve korkusu ise beni en çok etkileyen bölümlerden biri.

Nefis ilk iki sezonda anlatılan Anne Boleyn olayından sonra gelen üçüncü ve dördüncü sezonlarda ise Kral Henry’nin kendini kanıtlamak için bir yandan savaşa girmesi, bir yandan erkek çocuğu olması için evliliklerine devam etmesi, bir yandan da entrikaları konu alıyor. İlk iki sezona göre biraz daha düşük bir seyir zevki olsa da özellikle entrikalar ve Kral Henry’nin yaptığı yanlış hamleler hayretle takip ediliyor. Özellikle Henry’nin eşlerinden Catherine Howard (Tamzin Merchant)’ın ihaneti ya da Catherine Parr (Joely Richardson)’ın dini değiştirmeye çalışması…

Dizinin müzikleri de çok etkleyici. Trevor Morris’in bestlerinden özellikle, Main Title ve A Historic Love’ı tavsiye ederim..

Bir dip not olarak 8. Henry’den sonrası ile ilgili şöyle bir bilgi var; Yegâne meşru oğlu, dokuz yaşındayken, Kral Altıncı Edward oldu. Ancak altı yıl sonra hastalanıp öldü. Katolik inançları yüzünden, Kral’ın büyük kızı, Prenses Mary’nin Kraliçe olmasını engellemek için bir girişimde bulunuldu. 1533’de tacını giydi. Saltanatı kısa sürdü ve karmaşa içinde geçti. Birçok Protestan kurbanını yaktı ve “Kanlı Mary” olarak anılmaya başlandı. Üvey kız kardeşi Elizabeth, 1558’de tahta geçti. Tarihte “Bakire Kraliçe” olarak yer edinen Elizabeth, İngiltere’yi 44 yıl yönetti. Onun saltanatına “Altın Çağ” denildi. Sekizinci Henry ve Birinci Elizabeth ile, Tudor hanedanı, İngiltere tarihinin en ünlü iki hükümdarını çıkarmış oldu.

Bu dip notta en ilgi çekici bölüm sanırım, Kral 8. Henry’nin gönlünü çalan ve ona istediklerini yaptıran, bir yandan hem vatan haini, hem de din düşmanı ilan edilen, bir yandan da seks ve tutku objesi olan Anne Boleyn’in kızı Elizabeth’in hem “Bakire Kraliçe” lakabını alması hem de İngiltere’ye altın çağını yaşatmasıdır.

 

 

 

Eklenti (12 Eylül 2012): İlk 2 sezonda işlenen Anne Boleyn & 8. Henry’nin aşkını, dizinin müzik albümündeki en iyi şarkı olan A Historic Love ile kurgulamışlar. Çok da  başarılı olmuş;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.