Kategori arşivi: Televizyon

Westworld (Batı Dünyası) – 1. Sezon

Yapay zeka ve etik değerler üzerine kurgulanmış nefis bir hikayeye ve sunuma sahip olan Westworld, anlatımı, oyunculukları ve koreografisiyle oldukça başarılı bir bilim kurgu, western, gerilim dizisi.

Dizinin Ramin Djawadi imzası taşıyan tema müziği ve açılış görüntüleri de tek kelimeyle harika!

Konu

Gelecekte, Westworld tema parkı, ziyaretçilerine, Sweetwater kasabasının da içinde yer aldığı oldukça büyük bir alanda Vahşi Batı deneyimi sunmaktadır. Ayırt edilemeyecek kadar insana benzeyen “ev sahibi” androidler, bir yandan programcılar tarafından programlanmış hikayeleri her yeni gün yeniden oynarken, bir yandan da hikaye dışına çıkmak isteyen ziyaretçilerle hareket edecek esnek bir zekaya sahiptirler.

Hakkında

Westworld, Michael Crichton’un 1973’de yazıp yönettiği aynı adlı filmden Jonathan Nolan ve eşi Lisa Joy tarafından uyarlandı.

Yapım bu yazı hazırlanırken imdb’nin en iyi televizyon yapımları listesinde 36. sırada yer alıyor.

Ivır Zıvır

Dizi, “yapay zekanın doğuşu ve günahın geleceği hakkında karanlık bir macera” diye tanımlandı.

Ben Barnes, film çekimlerinin ilk gününe gitmeden önce bacağını kırdı. İşini kaybedeceğinden korktuğu için kimseye bu olaydan bahsetmedi. Çekimlerde de karakterin özelliğiymiş gibi sekerek yürümeye başladı ve zamanla sekerek yürümek karakterin özelliği haline geldi.

Yazar, yapımcı ve yönetmen Jonathan Nolan diziyi, “başkahraman olmayı noktalandıktan sonraki insanlığın hikayesi” diye tanımladı.

Dizide bolca kullanılan “şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulurlar” sözü, Shakespears’ın Romeo ve Juliet’inden alıntı.

İlk 6 bölümün çekimleri tamamlandıktan sonra çekimlere 2 ay gibi uzun bir ara verildi. HBO bunun sebebi olarak, ilk sezonun finali için yaratıcı ekibe daha fazla zaman vermek olduğunu açıkladı.

Modern şarkıların piyano versiyonlarının çalınması fikri Jonathan a ait. Nolan ve besteci Ramin Djawadi, bu sayede insanlara burasının tema park olduğunu anımsatacaklarını düşündüler. Şarkıları Nolan seçti.

Jonathan Nolan ve Lisa Joy dizinin Bıçak Sırtı (Blade Runner) hissini vermesini ve uyarlandığı aynı adlı 1973 yapımı filmden çok daha karanlık bir atmosferi olmasını istediler.

Westworld’e doğru yol alan trenin yolcuları camdan Utah’ın manzarasına bakıyorlar. Bu sahnelerde görünen manzara yeşil perde değil gerçek Utah manzarası.

Nolan, kasabanın adı olan Sweetwater’ı, en sevdiği western filmi olan Batıda Kan Var’daki (C’era Una Volta il West / Once Upon A Time In The West) çiftliğin adından aldı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Günümüzde geçen sahnelerde görüntülenen Westworld’un logosu olan “W”nin düz çizgileri olsa da, geçmişte yaşanan William ve Logan sahnelerindeki şirket logosu olan “W” daha eğri çizgilere sahip. Bu da yapımcıların izleyicilere, zamanla ilgili olarak sunduğu üstü kapalı bir ipucu.

Jimmi Simpson (William) makyaj ekibinin kendisini başka birine benzetmeye çalışmasından ötürü, çekimlerin ilk günlerinde karakterinin gerçek kimliğini fark etti. Ed Harris’in sahnelerini izledi ve onun mimik ve detay hareketlerini gözlemledi.

Ramin Djawadi – Main Title Theme

Bron / Broen (The Bridge / Köprü) – 1. Sezon

bron-aka-the-bridge-aka-kopru

TÜR: Suç, Gizem, Gerilim. Bölüm: 10 Bölüm Uzunluğu: 60 dk. ÜLKE: İsveç, Danimarka. YAPIM YILI: 2011. imdb: 8,6 rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Yarısı denizin üstünden yarısı ise denizin altından geçen ve İsveç ile Danimarka’yı birbirine bağlayan Öresund köprüsünden adını ve konusunu alan Köprü, çok iyi bir polisiye, suç, gerilim dizisi.

Komşu ülkeler olsa da Danimarka ile İsveç’in benzer olaylara gösterdikleri farklı bakış açılarını da işleyen Köprü’nün konusu, anlatımı, karakterleri, oyunculukları ve Danimarkalı gitarist Jannis Noya Makrigiannis’in grubu Choir of Young Believers’in imzasını taşıyan Hollow Talk şarkısı oldukça başarılı.

Diziyi normal polisiyelerden ayıran ve bir üst seviyeye taşıyan en önemli detay Saga karakterinin fevkalade oturaklı kişiliği ve elbette Sofia Helin’in nefis oyunculuğu.

Konu

Kopenhag ile Malmö’yü birbirine bağlayan Öresund köprüsünün üstünde bir kadın cesedi bulunur. Kısa bir süre sonra maktulün ikiye bölündüğünü ve tam sınır çizgisi üzerine yerleştirildiği anlaşılır. Bu yüzden olaya İsveçli dedektif Saga (Sofia Helin) ve Danimarkalı dedektif Martin (Kim Bodnia) ortak bir ekip kurarak incelemeye başlar.

Hakkında

Köprü’yü Hans Rosenfeldt yarattı.

Dizi, 2013 yılında BAFTA’da En iyi Uluslararası Dizi kategorisinde ödüle aday gösterildi. 2012 ve 2014’de İngiltere’de düzenlenen Suç Gerilim Ödüllerinde En İyi Uluslararası TV Drama kategorisinde ödüle aday gösterildi ve 2012’de ödülün sahibi oldu.

Yapım imdb’nin en iyi 250 televizyon yapımı listesinde 137. sırada yer alıyor.

Ivır Zıvır

Dizinin yaratıcısı Hans Rosenfeldt, oyuncuların ve çekim ekibinin Saga’ya doğal tepkilerini vermeleri ve özellikle Sofia Helin’in karakterini daha doğal bir şekilde oynamasını sağlamak adına, Saga karakterinin tuhaf davranışları ve tepkilerine asla otistik ya da asperger sendromu gibi bir isim koymadığını ifade etti.

Dizide bol bol kullanılan, İsveççe ve Danimarkacada Hej diye yazılan ve “hay” diye okunan kelime, bir kez söylenirse “merhaba” iki kere söylenirse “güle güle” anlamına geliyor.

Dizinin birinci sezon birinci bölümünde gazeteci Daniel’in ofisten bir arkadaşı, “Elphants in the Desert’î indirdim” diyor. Aslında bu, ne bir şarkıya, ne bir albüme, ne de bir müzik grubuna gönderme. Bu isim, Radiohead’in gizlice planladığı ve hiç duyurmadığı ve İsveç’te ufak bir mekânda sahne aldığı konsere bir gönderme. Radiohead konserde kendilerini “Elphants in the Desert” olarak tanıtmışlardı.

Saga’nın sürdüğü araba 1977 model US-spec Porsche 911S.

Saga birçok sahnede yanağı ile dişeti arasında bir şey koyuyor. Bu İsveç’te oldukça yaygın olarak kullanılan ve sigara yerine tercih edilen bir tür tütün ürünü.

Köprü, 100’den fazla ülkede yayınlandı.

2014’de dizinin yaratıcısı ve yazarı Hans Rosenfeldt, hikâyeyi 3 sezonluk yazdığını söylese de; Köprü, 2011, 2013 ve 2015 yıllarında 10’ar bölümlük yayınlandıktan sonra 2018’de 4. sezonun yayınlanabileceği duyuruldu.

Dizinin uluslararası başarısı üzerine Amerika’da, benzer bir konuyu işleyen ve Meksika – Amerika sınırında geçen aynı adla (The Bridge) bir dizi yayınlandı. Ayrıca 2013’te Birleşik Krallıkta, İngiltere – Fransa arasında yer alan manş tünelinde benzer bir konuyu ele alan Tünel (“The Tunnel”) adlı bir dizi yayınlandı.

Sezon 1’in Fragmanı;

Tema müziği; Choir of Young Believers – Hollow Talk

Diziye konu olan Öresund köprüsünden (Kopenhag’dan Malmö’ye) otobüsle geçiş…

True Detective (Gerçek Dedektif) – 2. Sezon

True Detective Season 2 aka Sezon 2

Colin Farrell, Vince Vaughn, Rachel McAdams veTaylor Kitsch’in başrolü paylaştığı ve her sezon farklı bir polisiye hikâyeyi konu alan True Detective’in 2. Sezonu da, ilk sezon olduğu gibi yine başarılıydı.

Dizinin en sağlam karakter ise, genelde romantik komedilerde rol alan Vince Vaughn’un canlandırdığı lokal mafya lideri Frank Semyon karakteriydi.

Konu

Vinci Polis Departmanı’nda görevli olan ve geçmişlerinde sorunlar bulunan Ray Velcoro (Colin Farell), Ani Bezzerides (Rachel McAdams) ve Paul Woodrugh (Taylor Kitsch), birkaç gündür kayıp olan Belediye Başkanı Ben Caspere’ın bulunması için görevlendirilirler. Lokal mafya lideri Frank Semyon (Vince Vaughn), Valcoro’yı yanına çağırıp, bir süre önce karısına tecavüz eden kişiyi bulduğunu söyler ve karşılığında Caspere davası ile ilgili gelişmeleri kendisine söylemesini ister.

Hakkında

İlk sezonda olduğu gibi yine senaryoyu Nic Pizzolatto kaleme aldı ve özellikle dizinin “ikinci bölümü” için yakın arkadaşı romancı Scott Lasser’la birlikte çalıştılar.

Ivır Zıvır

Nic Pizzolatto, ikinci sezonla ilgili yaptığı ilk açıklamada, “Los Angeles taşıma sisteminin oldukça gizli hikâyesini konu alacak” dedi. Fakat sonraları bunun, sürekli kendisine sorulan, “2. Sezon ne hakkında olacak?” sorusuna verilmiş şakacı bir cevap olduğunu ifade etti. Fakat zaman içinde düşünce ilgi çekici geldi ve yazmaya başladı.

Dizide yer alan Vinci şehri, yozlaşmış Vernon şehrini temel alarak yaratıldı.

En başlarda Ray Velcora’yı Christian Bale ve Ani Bezzerides’i Jessica Chastain oynayacaktı. Fakat tarih uyuşmazlığı nedeniyle iki oyuncu da rolden ayrıldılar.

Colin Farrell, rolü gereği 10 kilo verdi.

Rachel McAdams’dan önce rol için, Jessica Biel ve Malin Akerman da düşünülenler arasındaydı.

True Detective Season 2: Opening Credits Episode #1 Leonard Cohen – Nevermind (HBO)

True Detective: Tease (HBO)

True Detective Season 2: Trailer (HBO)

Leonard Cohen – Nevermind (Orjinal Versiyon)

True Detective (Gerçek Dedektif) – 1. Sezon

True Detective Poster

İlk sezonu Ocak – Mart 2014 arasında, 8 bölüm olarak HBO’da yayınlanan suç-drama dizisi True Detective, gizemli ve sürükleyici konusu ve Woody Harrelson ile Matthew McConaughey’in kusursuz oyunculuklarıyla oldukça başarılı bir dizi.

Çok uzatmadan, sündürmeden ve genel olarak konuyu kapatarak hazırlanan dizinin ilk sezonunda, hayatla büyük sorunları olan, olağan dışı dedektif Rust (Matthew McConaughey) ile normal, monoton bir hayatı olan taşra dedektifi Marty (Woody Harrelson) karakterleri ustalıkla yaratılmış.

Atmosferi ve anlatımıyla Yedi (Se7en) ve finaliyle Kuzuların Sessizliği’ni (Silence of the Lambs) anımsatan dizinin girişinde yer alan Amerikalı Alternatif Country grubu The Handsome Family’nin Far From Any Road şarkısı da pek şahane.

Konu

Taşradaki bir polis karakolunda göreve başlayan Rust (Matthew McConaughey), uyumsuz, takıntılı ve hayatla büyük sorunları olan bir dedektiftir. Partneri Marty (Woody Harrelson) ise evli, iki çocuğu olan sıradan bir dedektiftir. Dizi 2012 yılında, her ikisinin de 1995’te üzerinde çalıştıkları, eşine az rastlanan bir seri katil avı hakkında sorgulanmalarıyla başlar. Farklı odalarda ayrıntılı bir şekilde tüm hikayeyi anlatırlar ve sonunda neden sorgulandıklarını sorarlar. Davayla ilgili bazı şeyler değişmiştir.

Hakkında

Nic Pizzolatto’nun yazdığı dizinin ilk sezon yönetmenliğini Cary Joji Fukunaga yaptı.

Ivır Zıvır

Dizi adını, Amerika’da 1924, 1939 ve 1971 yıllarında, True Detective adıyla yayınlanan, farklı dergilerin isimlerinden almış.

Matthew McConaughey rolüne hazırlanmak için, “Rustin Cohle’nin Dört Evresi” adında, karakterin gelişimini konu alan 450 sayfalık bir analiz hazırladı.

Bölüm başı ortalama 11,2 milyon kişinin izlediği dizi, HBO’nun 2001’den bu yana yayınladığı orijinal dizileri arasında en fazla izleneni oldu.

Dizide Matthew McConaughey bir Ateisti ve Woody Harrelson bir Hristiyan’ı canlandırsa da, gerçek hayatta durum tam tersi. Yani McConaughey bir Hristiyan ve Harrelson bir Ateist.

Rust Cohle (Matthew McConaughey), dizi boyunca toplam 49 sigara ve 8 bira içiyor.

Senaryo yazarı ve proje yaratıcısı Nic Pizzolatto, senaryoyu yazarken Thomas Ligotti ve Emil Cioran’ın romanlarından etkilendiğini söyledi.

Hikâye Teksas’ta geçiyor ve Woody Harrelson ve Matthew McConaughey Texsaslı oyuncular.

Dizinin tüm senaryosunu Nic Pizzolatto yazdı ki, büyük Amerikan dizileri için bu çok nadir görülen bir durum.

Dizinin ikinci sezonu, yeni oyuncu kadrosu, yeni karakterler ve yeni hikayesiyle yine 8 bölümden oluştu.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Nic Pizzolatto, sezon finalinde Rust ve Marty’nin labirentten çıkamamasını ve bir daha kendilerinden haber alınamamasını planlıyordu. Fakat sonradan “mutlu son”a karar verdi.

The Handsome Family – Far From Any Road

True Detective Season 1: Promo (HBO)

True Detective Season 1: Trailer #4 – Changes (HBO)

True Detective Season 1: Trailer #5- Atmospheric (HBO)

Shameless (Utanmaz) – Sezon 3 ve 4

Shameless - Season 4

2011’de Amerika’da yayınlanmaya başlanan ve evi terk eden bir anne ile alkolik bir babanın (William H. Macy) 6 çocuğunun geçinme çabalarını konu alan Shameless’ın ilk sezonunu büyük bir şaşkınlık ve bol kahkaha ile izlemiştim. Neredeyse dizideki tüm karakterlerin utanmazlık, mecburiyet ve alışmışlık arasında gidip gelen olağandışı hareketleri hem şaşırtıcı, hem de bir yandan eğlenceli, bir yandan da hüzünlüydü. İlk sezonun bu karışık hislerle dolu ruh hali gayet ayarındaydı.

Fakat ikinci sezondaki drama ve acımasızlık dozu terazinin ağır tarafında yer alıyordu. Böyle olunca heyecanla başladığım ikinci sezonu darala darala izledim. Bu yüzden de, üçüncü sezona bir türlü başlamak içimden gelmedi. Ta ki Şükrü ve Işık’tan, Shameless’ın en iyi sezonunun dördüncüsü olduğunu duyana kadar.

Shameless - Season 3

İlk birkaç bölümden sonra ilk sezondaki kadar eğlendiğimi ve şaşırdığımı görünce daha da kaptırdım kendimi ve yaklaşık 3 haftada 24 bölümü izleyiverdim. Ki çoğu zaman “tamam bugün bu kadar yeter, hemen bitmesin” diyerek kendimi frenliyordum.

Üçüncü sezonda dram-eğlence dozu oldukça dengeliydi. Dördüncü sezonda ise Fiona’nın (Emmy Rossum) kötü dönemi dışında genelde eğlence dozu daha bir ağırdı.

Uzun lafın kısası, eğer Gallagher ailesinin sıra dışı (belki de mecburi) yaşamına alışırsanız, son iki sezon gayet güzel geliyor, tıpkı ilk sezonda olduğu gibi.

Shameless US – Season 3 Trailer

Shameless Us – Season 4 Oficial Trailer

Masters of Sex

Masters of Sex - S01

Showtime’ın yeni dizilerinden Masters of Sex, 15 Aralık 2013’de sezon finalini yaptı. Dizi ilk olarak ismiyle (“Seksin Ustaları”) ilgi çekse de aslında 1957 ile 1990 yılları arasında seks üzerine bilimsel araştırmalar yapan Dr. William Masters ve Virginia Johnson’ın başından geçen olayları konu ediniyor.

Sert bir disipline sahip Dr. Masters’ın karakteri, Virginia E. Johnson’ın onu idare etme konusundaki ustalığı, “sapıklık” olarak nitelendirildiği için her şeyin gizli bir şekilde yürütülmeye çalışılması, denek bulma ve araştırmaların kameraya çekilmesi konusunda yaşanan sıkıntılar, Masters ve Johnson’un kendi aralarında ve partnerleri arasında yaşadıkları duygusal iniş çıkışlar, 12 bölümü güzelleştirmeye yetmiş de artmış.

Bakalım sonraki sezonlarda bu güzellik devam edecek mi yoksa sündürüle sündürüle vasat bir hal mi alacak. İzleyip göreceğiz…

Konu

Dr. William Masters, işinde oldukça başarılı olan, aşırı disiplinli ve titiz bir jinekologdur. O güne kadar üzerinde bilimsel bir araştırma yapılmamış olan, seks süresince kadın ve erkekte yaşanan tepkimeleri araştırmak ister. En başlarda hayat kadınlarıyla çalışmaya başlayan Dr. Masters bir süre sonra işi bilimsel bir araştırma konusu haline getirmek için hastaneye taşımaya karar verir. Fakat işler hiç de beklediği gibi gitmez. Çünkü seks bir tabudur ve onun hakkında çalışma yapmak sapıklık olarak nitelendirilmektedir…

Hakkında

Dizi, gazeteci ve yazar Thomas Maier’ın 2009’da yayınladığı Masters of Sex: The Life and Times of William Masters and Virginia Johnson, the Couple Who Taught America How to Love adlı eserinden uyarlanmış.

rottenromatoes.com’da %90 taze değerlendirmesi alan dizi hakkında yazılan 49 eleştirinin ortak ana fikri, dizinin baştan çıkarıcı ve ayrıntıcı olduğu, oyuncu performanslarının çok iyi, yönlendirmelerin ustaca ve dönem dekorlarının kusursuz olduğuymuş.

Dr. William Masters ve Virginia Johnson

1915’de doğan Dr. Masters, 2001 yılında, 1925’de doğan Virginia E. Johnson ise dizinin ilk bölümü yayınlanmasından birkaç ay önce hayatını kaybetmiş.

Dizinin introsu, bana fena halde Dexter‘ın introsunu hatırlatıyor…

Breaking Bad (5. Sezon ve Final)

Breaking Bad Finale Poster2

Dizi izleme furyasına ilk kez 2006’nın ilk günlerinde Egemen’in bol şaşkınlık ve ünlem içeren, “Nasıl yani? Lost’u izlemediniz mi?” sorusunun ardından, 1,5 sezonluk tüm bölümleri getirmesiyle başlamıştık. O günden sonra, sürekli farklı dizi bulup indirmek, izlemek ve misyonerliğini yapmak moda haline gelmişti. bitmetv gibi referansla çalışan, “havalı” televizyon torrent sitelerine üye olmak için kasıp, üye olduktan sonra bu sefer de upload yapabilmek için gece yarısı kalkıp “diziyi çek” butonuna tıklayıp, ilk yayıncılardan biri olmaya kasıyordum. Neyse ki (bu saçma) hevesim kısa sürdü!

O dönemde bir sürü dizi izlemeye başladım. Fakat bunların birçoğu, birkaç sezon prim yaptıktan sonra sapıtmaya ve rayting uğruna saçmalamaya başladılar. Sonraları bir parodide, Lost için kullanılan ve çok ünlü olan, “bozmaz, bozmaz dedik ama daha da bozdu!” sözleri birçok dizi için cuk oturuyordu.

Birkaç yıl sonra dizi izlemenin boşa zaman kaybı olduğunu düşünerek sayılarını bir-ikiye düşürüp daha çok film izlemeye başladım. En azından başı, sonu ve ne kadar süreceği belliydi.

Breaking Bad Finale Season Poster

Akciğer kanseri olan Kimya öğretmeni Walter White’ın karısı ve çocuklarına para bırakmak için uyuşturucu üretimi yapmasını ve yaşadıklarını konu alan Breaking Bad, takip ettiğim birkaç diziden biriydi. 4. sezon finalinden sonra diziye nasıl başladığımı ve neden sevdiğimi yazmıştım.

5. sezonun 8’er bölüm halinde 2 parça halinde yayınlanacağını ve dizinin biteceğini öğrendiğimde ise oldukça sevinmiştim. Çünkü bugüne kadar takip ettiğim diziler arasında, ilk kez birisi adam akıllı bir şekilde çok sündürmeden, uzatmadan ve bozmadan final yapacaktı.

Dün gece finali izlerken bir ara içimden, “keşke bitmese” diye geçirdim ama derli toplu ve güzel bir final oldu!

İzlediğim 5 sezon boyunca, özellikle Jesse ve Skyler’ın yaşadığı psikolojik bunalımların birçok bölümde oldukça baskın olması, zaman zaman rahatsız etse de, sonraları hikayenin gidişatını ve karakterlerin yaşadıklarını düşününce bu derin iniş çıkışların gerçekten çok iyi analiz edilerek sunulduğunu düşünmeye başladım. İnsanların düşündükleriyle elde ettikleri arasındaki farklılıklar, hırsları, uğrunda kaybettikleri, çıkmak isteyip çıkamamaları ve sıkışıp kalmaları…

Ve elbette Walter White’ın inanılmaz değişim süreci…

Güzeldi…

Dizi, 2013 Emmy Ödüllerinde En İyi Drama ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Anna Gunn) ödüllerini kazandı. Ayrıca başrol oyuncusu Bryan Cranston, 2008, 2009 ve 2010 Emmy Ödüllerinde En iyi Erkek Oyuncu ödülünün 3 kez sahibi oldu.

5. Sezon Promo Trailer

Aşk 6 Harf: C Blok, Gençlerbirliği’nin Cazibesi…

Lig Tv’de yayınlanan Aşk 6 Harf programının Gençlerbirliği taraftarlarını konu alan “C Blok” bölümü için Ekimin 3. haftasında Ankara ve İstanbul’da çeşitli çekimler yapıldı. İstanbul ayağındaki çekimlerin birinde Alkalar’ın İstanbul tayfası vardı. Onlardan biri de Gençlerbirliği’nde futbol oynayan “Serçe” Münir Özkural’ın oğlu Akşit Özkural idi. Diğer çekimin konuğu ise Tanıl Bora’ydı.

Ankara’da ise 3 farklı çekim yapıldı. Bunlardan biri Alkaralar’dan Chris, oğlu, Ural, Serkan gibi taraftarlarla yapıldı. Bir diğeri ise Gençlerbirliği Eski Futbolcular Derneği’nde yapıldı. Çekime 70’lerdeki kaptanlarımızdan ve aynı zamanda en uzun süre Gençlerbirliği forması giyen futbolcularımızdan “Kartal” Cemalettin Sakallıoğlu, Nevzat Şuvak, “Zapo” Asım Gündüz ve Turgay Keskin gibi isimler vardı. Son çekim ise 19 Ekim Cuma gecesi Ankara’da Galatasaray’a karşı oynadığımız ve 3-3 sonuçlanan Süper Lig maçındaydı.

Program 13 Kasım akşamı Lig Tv’de yayınlandı. Yaklaşık yarım saatlik programı dün gece Pınar’ın facebook’da paylaştığı adresten (Aşk 6 Harf: C Blok) izleme şansım oldu. Genelde taraftar ve taraftarlığın konu edildiği C Blok, oldukça samimi ve sıcak bir program olmuş. Ekrana gelen (neredeyse) herkesi tanıyor olmak da kendi adıma oldukça enteresan ve güzel bir duyguydu. Bölümün futbolcu ayağında ise Hurşut Meriç vardı. Taraftarların onun hakkında görüşleri ve onun da “eğlenceli” cevapları ekrana geldi.

Tanıl Bora’nın Gençlerbirlikli olmanın cazibesini ve “azlığımızı” anlattığı “Neden Gençlerbirliği?” kısmı ise bana göre (gerçek bilgi anlamında) en doyurucu bölümdü. O bölümde Tanıl abinin anlattıkları şöyle;

Tanıl Bora: “Bence Gençlerbirliği’ndeki cazibe. Yani insanları Gençlerbirliği’ne çeken şey başarıdan çok tribündeki rahatlık, sıcaklık, muhabbet. Hakikaten, insanların kendilerini rahat hissettikleri bir ortam olması. Sonuçta yine bu bir sevgi, bir tercih ve akılla açıklanamayacak, duyguyla açıklanabilecek bir yanı var. Ama galiba bu tribünde işin içinde biraz daha akıl var. Çünkü bakarak, kıyas ederek seçmiş olamanın getirdiği, daha akıllı bir duygu var. Akılla duygunun daha fazla beraber olduğu bir ortam var.

Gençlerbirliği kulüp tarihini yazmak için çalışırken ve 30’lu, 40’lı, 50’li yıllarını yaşamış eski futbolcularla, yöneticilerle konuşurken, herkes bunu anlatıyordu. Tamam, göreceli olarak daha kalabalık zamanları olmuş ama Gençlerbirliği tribünü her zaman “biraz tenha” olmuş. Ve hep “seyircisi az” olarak bilinmiş. Hakikaten bir bakıma mayasında var diyebiliriz. Çünkü tahsilliler kulübü olarak biliniyor. Bir okuldan, liseden çıkarak kurulmuş. Kurucuları öğrenci ve öğretmenler. Destekçileri, hatta futbolcu devşirdikleri alan çoğu zaman liseler ve okullar olmuş. Memur takımı.”

İlgili Maç:

2012-2013 Sezonu Spor Toto Süper Lig 8. Hafta Maçı Gençlerbirliği 3-3 Galatasaray

Breaking Bad (İlk 4 Sezon)

Birkaç yıldır kuzenim Barış ile her karşılaştığımızda, muhabbetimizin bir bölümünde Breaking Bad yer alıyordu. Ama bu yer alış genelde tek taraflı idi. Çünkü Barış diziyi öve öve bitiremiyor, ben de genelde “hı hı”larla geçiştiriyordum. Sonra bir gün başlamaya karar verdim. Ama ilk 3-4 bölümü izledikten sonra (muhtemelen modumdan ötürü) bir şey bulamayıp vazgeçtim. Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra, iş yerinden Sefa bir anda Barış oluverdi. Her sabah ve akşam serviste Breaking Bad’e yağdırılan övgüleri duymaktan gına geldi ve bir kere daha başlamaya karar verdim…

Kısa bir araştırmadan sonra ilk sezonun 7 bölüm olduğunu görünce ayrı bir mutluluk yaşadım. Çünkü bu sefer ne olursa olsun 7 bölüm dayanacak ardından kesin kararımı verecektim. 3-4 bölüm izledikten sonra güzel şeyler bulmaya başladım. 50’lerindeki kimya öğretmeni Walter White (Bryan Cranston)’ın her şeyi elinde tutmaya çalışan, tecrübesiz halleri ve uyuşturucu bağımlısı Jesse Pinkman (Aaron Paul)’ın kendini sürekli eski kimya öğretmeni olan Walter’a kanıtlamaya çalışırken yaptığı sakarlıkları çok eğlenceli geldi…

Şu anda 4. sezonun finalini yapmak üzereyim ve bu akşam bitirip, Amerika’da yayınlanmakta olan 5. sezona geçeceğim.

Karakterler ve konu hoşunuza giderse Braking Bad, zaman zaman kahkahalar attığınız ama zaman zaman da oldukça kasvetli bir drama. Şu ana kadar izlediğim 4 sezonda konu, kurgu ve sürükleyicilik çok çok iyi.

50’lerindeki kimya öğretmeni Walter White, akciğer kanseri olduğunu öğrendikten sonra, hamile karısı ve zihin özürlü oğluna para bırakabilmek için, Metamfetamin (kristal meth) üretmeye karar verir. Fakat piyasa ile uzaktan yakından hiçbir bilgisi olmayan White, eski öğrencilerinden, bağımlı ve kendi çapında uyuşturucu satıcısı olan Jesse Pinkman ile anlaşır. İlk zamanlarda üretim zordur. Sonrasında ise uyuşturucuları düzgün bir şekilde satmak. Ama bir sonraki basamak hepsinden zordur, kazanılan parayı aklamak ve yaşanan onca pislikle birlikte hayata devam edebilmek…

Diziyi sevmemin en önemli nedenlerinden biri, Walter ile Jesse’nin ilk sezon ile dördüncü sezon arasında yaşadıkları olaylardan sonra hayata olan bakış açılarının ve kişiliklerinin değişimini çok iyi anlatması. İlk bakışta “iyi” bir amaçla girilen işin, zamanla kişiyi, başlangıçtan çok uzakta ve gerçekten acımasız bir insana dönüştürmesi çok iyi konu ediliyor. Zaten, dördüncü sezonun bir bölümünde Walter’ın “ne oldu da biz buralara geldik. Ne zaman her şey bu kadar karıştı!” diyerek dert yanması da yaşadıklarını özetliyor.

Dizide bana en yaratıcı gelen şey ise, bazı bölümlerin başlarında, farklı bir açıdan bölümün son sahnesinin ekrana getirilmesi.

Bryan Cranston, 2008 (S1), 2009 (S2) ve 2010 (S3)’da Emmy ödüllerinden Drama Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu ve Aaron Paul, 2010 (S3) ve 2012 (S4)’de Emmy ödüllerinden Drama Dizilerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini kazanmışlar.

Yenilsen de Yensen de Notları (22 Eylül 2012)

Doğum yapan bir arkadaşımızı ve ufaklığı görmek için İstanbul’a biletlerimizi aldıktan birkaç gün sonra, Bağış, Yenilsen de Yensen de’ye davet edince ve bir de “maç anıları”ndan bahsedileceğini söyleyince içimden “bir taşla iki kuş” diye geçirmiştim. Çünkü futbolu oyun olarak görüp, öncesinde, içerisinde ve sonrasında yaşananları anılaştırmaktan, araştırmaktan hoşlanan biri olarak maç anılarından bahsedilmesinden çok mutlu olacaktım.

Öyle de oldu! Oldukça eğlenceli ve bol sohbetli bir programdı. Söz aldığım zamanlardan birinde, 1956’de başlayan Avrupa Kupaları’nın, Avrupa’ya kendimizi kanıtlamak için milli bir davaya dönüşmesinden ve kupalara sürekli İstanbul’un 3 büyük takımının katılımıyla birlikte, Türk futbolundaki İstanbul hegemonyasının da temellerinin  atıldığından ve diğerinde, 2003-04 sezonunda Gençlerbirliği’nin UEFA Kupası’ndaki maçlarından bahsetmek çok hoşuma gitti.

Programdan sonra Burcuların oturduğu Tarabyaüstü’ne gittik. Bir süre emip, sonrasında uyuklayan, ardından tekrar emen ve bunu bir döngü halinde sürdüren 19 günlük Sumru’yu gördükten sonra, Kireçburnu’na doğru bir gezintiye çıktık.

Ormanlık bir alanın içinden geçip denize doğru yaklaştıkça evlerin villalara dönüştüğüne şahitlik ediyorduk. Sahilde bir süre yürüdükten sonra Beşiktaş’a geçtik.

Bir sonraki gün Moda’da kaldığımız evin bulunduğu Sivastopol sokaktaki Polka adında çok şirin bir kafede Ege kahvaltısı yaparak güne başladık. Öğlen Beşiktaş’taki Yıldız Parkı’nda diğer arkadaşları gördük ve öğleden sonra Kadıköy’e dönüp Ankara’ya doğru yola koyulduk.

22 Eylül 2012 – Yenilsen de Yensen de