Bezelye

Küçükken ana kuzusu olduğuma dair rivayetler var. Gerçi ben de kabul etmiyor değilim. Amcamların pikniğe giderken beni de yanlarına aldıkları bir günün ilerleyen saatlerinde, annemi isterim diye pikniği rezil etmişliğim de var. Zaten o günden sonra hiç kimse tek başıma beni bir yere götürmeye cesaret etmedi. Ama konumuz bu değil…

Pazar günleri iki abim ve babam kaçacak yer ararlardı. Muhtemelen de bulurlardı. Gerçi kaçmasalar da sonuç değişmezdi ya! Neyse, pazara gitme işi sürekli anneme ve bana kalırdı. O kadar çok somurturdum ve istemeye istemeye yapardım ki inanamazsınız. Ama zordu. Çünkü annem maşallah 2 ya da 3 kez pazara gidip dönecek kadar sebze-meyve alırdı. Hele bir de yazsa, karpuz-kavun ikileminde kalıp üçer, dörder tane alınırdı. Kışın da benzer bir durum mandalina-portakal ikileminde yaşanırdı…

Annem pazar geceleri aldığı sebzeleri ayıklardı. Bezelye gibi kolay ayıklananlara benim de yardımımı isterdi. Muhtemelen o günlerden birinde tadına baktığım taze bezelyeye bayılmıştım. Taze nohut tadındaydı. Çok hoşuma gitmişti. Adıma güzel bir buluştu. Zira, sırf bu yüzden pazar zulmünün acısı bir nebze hafifliyordu. Pazara girer girmez anneme bezelye alalım diye tutturuyordum. O da yemeklik olarak 1-2 kilo alıyordu. Ben de bir yandan elimde pazar çantalarını taşırken, bir yandan da çaktırmadan bezelyeleri yiyordum. Bazen çok abarttığım da oluyordu. Hele bir gün eve dönüp de sebzeleri ayıklamaya başladığında bir avuç kalan bezelyeyi görünce annem şaşkına dönmüştü. O günden sonra bezelye alacağı zaman çarpı 2 (ya da artı bir kilo) kuralını uygular oldu. İkimiz de rahat ettik…

Gel zaman git zaman, her bahar pazarda-markette bezelye satılmaya başlanınca bolca almaya ve çiğ olarak tüketmeye başladım. Yaptığım tüm salataların garnitür olarak kullandım. Omlet içine ekledim. Bir şeyler izlerken çerez niyetine yedim.

Zamanla çiğ yemek için en ideal  bezelyenin nasıl seçileceğini de öğrendim. Kabuğu pürüzsüz, kaygan ve koyu yeşil olan ve aynı zamanda içi tepeleme dolu olmayan bezelyelerin daha lezzetli olduğunu tecrübe edindim.

Çiğ bezelye yemeyen birçok kişiye (zaman zaman ısrarla da olsa) denemelerini önerdim. Birçoğu sevdi. Ya da sevmiş gibi yaptı! Geçen bahar markette itina ile bezelye seçtiğimi gören yaşlı bir teyze, bir süre beni izledikten sonra yanıma yanaşıp “yemek mi yapacaksın” diye sormuştu. Ben de “Yoo, çiğ yemek için en lezzetlilerini  seçiyorum” dediğimde şaşırmıştı.  Çiğ olarak, taze nohut gibi çok lezzetli olduklarını ve en güzellerinin bahar aylarında bulunabileceğini anlatmıştım. Kadın bana şaşkın şaşkın bakıp, “Yıllardır yemeğini yapıyorum ama hiç çiğ yemedim” deyip bir tane tattıktan sonra seçmeye başlamıştı. Hoşuma gitmişti…

Artık her mevsim yenen birçok sebze ve meyveye rağmen bezelyenin sadece baharda satılmaya başlanması nedeniyle, benim için bezelye baharın habercisi oldu. Tıpkı, raflardaki bezelyeler kartlaşmaya başlayınca yazın ve bulunmaz olunca sonbahar ve kışın gelişini fark ettirmesi gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.