Adrasan, Olimpos, Phaselis, Suluada, Korsan Koyu, Antalya Arkeoloji Müzesi Gezi Günlüğü – Bölüm 3

8 Temmuz 2022, Cuma

Son tam günümüzde 5. durağımız Zeki Babanın tavsiyesiyle listeye eklediğimiz Phaselis Ören Yeri ve plajıydı.

Adrasan’dan ana yola çıktık ardından da Phaselis’e doğru sürdük. Benim tahminime göre ana yoldan ören yerine dönünce minimum 10 kilometre sahile doğru sürecektik. Fakat ören yeri girişi ana yola sadece 100 metre uzaklıktaydı.

90 lira olan giriş ücretini bir önceki gün Olimpos’a girerken 60 TL’ye aldığımız müze kartları sayesinde ödemeden içeriye girdik.

Phaselis ören yeri hakkında;

Eski Çağ’ın bu ünlü ticaret kenti, üç ayrı limana sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Bu limanlar sayesinde deniz ticaretiyle zenginleşerek, ayrıcalıklı bir konuma ulaştı. Roma İmparatoru Hadrian tarafından 129 yılında ziyaret edilen Phaselis, ileri mühendislik örneği su dağıtım sistemiyle de ünlü.

Zengin çam ormanlarının gölgesinde dinlenen bir sahilde yer alan Phaselis, M.Ö. 690’da Rodoslular tarafında koloni olarak kuruldu. Deniz ticareti kentin en önemli gelir kaynağıydı. Altın taçla karşıladığı Büyük İskender’den sonra çok kez el değiştiren Phaselis, M.Ö. 167’de Likya Birliği’ne üye olup sikkeler bastı.

Bir süre komşu kent Olympos ile korsanların talanlarına maruz kalıp, M.Ö. 43’te Roma egemenliğine girdi. Bu dönem, yeniden yapılanma ve en az üç asır sürecek refahın başlangıcı oldu.

Arabayı gölge bir yere park ettikten sonra hava iyice ısınmadan etrafa bakınalım diyerek kalıntılara doğru bir süre ilerledik. Dönüşte kumsalı tepeden gören ağaçlar arasında gölge bir yere konuşlanmaya karar verdik ve sandalyeleri kurduk.

Ören yerinin kalıntılarının denizle iç içe olması oldukça büyüleyiciydi. Hele bir de denize girdiğimiz yerde eski yapılardan düşen parçaların olması ve onların üstünde yüzmek çok keyifliydi. Şnorkellerimizi taktık ve bol bol dolaşıp bir yandan taş topladık, bir yandan da eğleniyorduk.

Günün son bölümünde toparlandık, eşyaları arabaya attık ve gerçek ören yerine doğru yürüdük.

Girişte yer alan su kemerini görünce aklıma Güney Fransa’daki Arles şehrine 50 kilometre uzaklıktaki Pont du Gard’da bulunan ve Romalılar tarafından 1. yüzyılın ortalarında Uzes yakınlarındaki pınarlardan Roma şehri Nemasus’a (Nimes) su taşıyan yaklaşık 50 km uzunluğundaki bir suyolunun parçası olan 3 katlı nefis su kemeri Gard Köprüsü (Pont du Gard, 1) geliyordu.

Kemerden içeri girince iki limanı birbirine bağlayan nefis taş yolu gördük. Yol sağlı sollu bir şekilde agoralara ve tiyatro gibi yapılara açılıyordu. Aklıma bu sefer de Efes Antik Kentindeki, bir zamanlar limana açılan taş yol geliyordu.

Ören yeri ile sahilin bu kadar iç içe olması gerçekten de insanı binlerce yıl önce burada yaşayan insanlar arasında dolaşıyor hissi veriyordu.

Gezimiz boyunca gittiğimiz en güzel yer hiç şüphesiz burasıydı. Hem denizi, hem de ören yeri gerçekten çok özel ve güzeldi.

9 Temmuz 2022, Cumartesi

Son gün sabahında kahvaltımızı yaptık, ödemelerimizi yaptık ve bavulları arabaya atıp son kez Olimpos’a doğru yola çıktık. Olimpos’a ilk gittiğimizde yaşadığımız navigasyon saçmalığı nedeniyle bu sefer yıllar önce Adrasan’a yürüyerek geldiğim yoldan Olimpos’a gitmeye karar verdik. İyi de karar vermişiz çünkü hiç trafiğe girmeden, tırmanmadan cillop gibi yolla Olimpos’a ulaştık.

Müze kartımızla ören yerine bir kere daha para ödemeden (reklam gibi oldu) giriş yaptık ve doğruca soğuk suyu takip edip iç mekanları dolaşmaya başlamadan önce girişteki soğuk suya hızlıca giriş-çıkış yaparak serinliyorduk.

Aklıma Dünya Mirası listesinde yer alan Mostar Köprüsü’nün altında akan Neretva nehrinin soğuk suları geliyordu. Gerçi ikisini karşılaştırınca Mostar buradan çok daha soğuktu çünkü orada suya girdiğim an neredeyse soğuktan nefesim kesilmişti!

Ören yerinin iç bölgelerinde yer alan kalıntılar ve soğuk suda takılıp bir süre oyalandıktan sonra arabaya atladık ve Antalya’ya doğru sürmeye başladık.

Saat 2’de Cansın’ın daha önce gittiği ve çok beğendiğini söylediği Rokka Falafel’deydik. Denemek için limon soslu avakadolu felafel sipariş ettik. Lavaşın kalınlığı ve limonun fazla olması nedeniyle neredeyse felafel tadı alamadığımız için maalesef memnun kalamadık. Bu yüzden de başka bir felafel söylemeye gerek duymadan gitmeye karar verdik. Hesap öderken, kasadaki arkadaşın “nasıl buldunuz?” sorusuna üstte yazdığım şeyleri söyledim. Şaşırdı ama centilmence teşekkür etti.

Yemeğin ardından aşırı sıcaktan terlemiş vaziyette bir dondurmacıda dondurma yedik. Dondurmalardan sütlaç tatlısı, beyaz dut ve Antep fıstıklı olanlar lezizdi. Bu serinlemenin ardından çaprazdaki mekanda ekmek arası balık ve midye tava yedik. Ne yazık ki çok lezzetsizdi. 🙁

Karnımızı doyuramadan Antalya’ya uğrama sebebimiz olan ve heykel çok sevdiğim için Cansın’ın “kesinlikle görmen lazım” dediği Antalya Arkeoloji Müzesi’ne gittik.

Bugüne kadar ülke içinde ve dışında gittiğim müzeler arasında en yoğun heykel sunumu olan müzelerden biri burasıydı. Diğerleri Paris’teki L’ouvre ve Berlin’deki Pergamon (Bergama) müzesiydi.

Heykellerin ayrıntılarına göz ata ata dolaştık ve müzede en fazla sevdiğim obje olan ve Perge’de bulunan “Attika Tipi Dionysiak Lahit”ine ulaştık. 3. yy’da yapılan lahitteki mermer heykellerin ayrıntıları gerçekten efsaneviydi!

“Perge Antik Kenti’nden çıkarılan heykellerin diğer eserlerden rol çaldığı” Antalya Müzesi’nde ayaküstü konuşma fırsatı yakaladığımız güvenlik görevlisi arkadaş neredeyse her gün Perge’den yeni çıkartılan bir heykelin ya da objenin müzeye geldiğini söylüyordu. “Haliyle neymiş bu Perge” diyerek “tez zamanda gidilecekler listemize” ekledik!

Antalya sınırlarında yaşamış üç önemli Akdeniz antik uygarlığı “Likya”, “Pamfilya” ve “Pisidya”ya adanan Antalya Müzesi, 1988’de “Avrupa Konseyi Yılın Müzesi” ödülünü almış.

Oldukça memnun kalmış ve sanata doymuş olarak müzeden çıktıktan sonra eve doğru yola koyulduk. Yolculuk sırasında birkaç kere durarak Burdur’un meşhur ceviz ezmesi ve Isparta gül fidesi aldık. Ardından da Afyon’da mola verip sucuk döneri ve kaymaklı vişneli ekmek kadayıfı ile midelerimizi şenlendirip günün ilk saatlerinde evimize ulaştık.

Daha tadını çıkartamadan gittiğimizden olacak, döndüğümüzde bizzat kendi ellerimizle yaptığımız kış bahçesi çok güzel görünüyordu.

Merak edenler için kış bahçesinin ayrıntılı yapım hikayesini ve son halini buraya bırakayım.

Kış Bahçemizi Kendimiz Yaptık – Bölüm 1

Kış Bahçemizi Kendimiz Yaptık – Bölüm 2

Kış Bahçemizi Kendimiz Yaptık – Bölüm 3

Kış Bahçesi Dekorasyon

Böylece çok keyifli bir geziyi daha geride bırakmıştık. Bakalım bir sonraki neresi olacak?

Anı Videosu;

Antalya Arkeoloji Müzesi’nin Harika Eserleri…

Adrasan, Olimpos, Phaselis, Suluada, Korsan Koyu, Antalya Arkeoloji Müzesi Gezi Günlüğü – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Adrasan, Olimpos, Phaselis, Suluada, Korsan Koyu, Antalya Arkeoloji Müzesi Gezi Günlüğü – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.