Adrasan, Olimpos, Phaselis, Suluada, Korsan Koyu, Antalya Arkeoloji Müzesi Gezi Günlüğü – Bölüm 2

6 Temmuz 2022, Çarşamba

Gürsel Adrasan’da güneşin denizden doğduğunu söylemişti. Benim de en çok timelapse  yapmak istediğim şeylerden biri olan güneşin denizden doğması ya da batması olduğu için erkenden kalkıp kumsala gittik. Güneş 5.26’da doğacaktı. Fakat saat 5.26’da hala görünürlerde yoktu.

Bir süre sonra kumsalın solundaki kayalığın ardından doğduğunu fark ettik. Moralimiz bozulmuştu ama yapacak bir şey yoktu. Sonradan Gürselle konuştuğumuzda onların eylül ayında güneşin denizden doğuşuna şahit olduklarını öğrenecektik.

Güneşin denize batışını görme hayaline en çok Samos adasında yaklaşmıştık. Ne yazık ki onun da bir kısmı bir kayalığın ardına batıyordu. 🙁

Üşümüş bir şekilde odamıza dönüp bir süre uyuyup akabinde kahvaltı yaptık ve bizi tekne turuna götürecek olan arkadaşın gelmesini bekledik.

Tekne küçük-orta boyutlarda olduğu için görece az insan vardı. Bu yüzden de keyfimiz yerindeydi.

Gün boyu 5 güzel durakta durarak bizleri gayet güzel yerlere götürdü. Derin olmasına rağmen “cam” gibi olan koylar çok güzeldi.

En fazla merak ettiğimiz yer olan beyaz kum sahilli Suluada ise gelmeden önce okuduğumuz yorumlardaki gibi oldukça kalabalık tekne sayısı nedeniyle ne yazık ki çok keyifli değildi. Teknemiz kumsala yaklaşıp bir teknenin çıkması için bir süre bekledi. Çıkınca da onun yerine demirledi. Kumsala çıktık. Doğası güzeldi ama kalabalık ve bir de dalgalı su nedeniyle fazlaca keyif alamadan teknemize geri döndük.

Tekne kumsala yanaşmadan önce adada yer alan mağaraya da oldukça yanaşarak içeriyi gösteriyordu.

Dönüş yolunda kafadar tekne kaptanı ile bol bol muhabbet ettik ve odamıza geri döndük. Keyifli bir gündü.

7 Temmuz 2022, Perşembe

Kahvaltının ardından arabaya atlayıp 4. hedefimiz olan Korsan Koyuna doğru yola çıktık.

Karaöz’e vardıktan sonra Korsan Koyunun bulunduğu yere doğru yaklaşık 4 kilometrelik yolun büyük bir bölümünde yol, taşlı toprak zemin ve tek şeritli dağ yoluydu. Bu yüzden tıngır mıngır ilerlerken bakir bir koy bulma beklentimiz artıyordu.

Maps’de koyun adına tıklayınca gördüğüm fotoğraftan ötürü aklıma Samos’taki efsanevi Mikro Seitani koyu gibi bir yer geliyordu! En azından öyle bir yer olmasını hayal ediyordum diyelim. 🙂

Varıp da arabayı park ederken koyun hemen dibinde bir kamp alanı olduğunu gördük. Ardından da koyda sabit piknik masalarını görüp iyice yüzümüz düştü. Hayaller / gerçekler modundaydık.

Neyse ki su berrak, temiz ve şnorkellerle gözlem yapmak için güzel ayrıntılar sunuyordu. Keyfimiz yerine geldi.

Bir süre yüzdükten ve bir şeyler atıştırdıktan sonra gimblela video çekmek için dolanmaya başladım ve yan koyu görüp orayı hedef belirledim. Üstünde Furkan adındaki bir çadır kampının yer aldığı koyda pek kimseler görünmüyordu.

Korsan Koyuna insanlar akın ederken biz de eşyalarımızı topladık ve yana koya gittik.

Büyük taşlı kumsaldan denize girdikten sonra zeminde sadece kum kalıyordu. Şnorkellerle yüzdüğünüzde tam anlamıyla bir akvaryumdasınız hissi veriyordu. Sarı kumun üstüne düşen güneş yansımalarını izlemek çok keyifliydi hele bir de buna denizde kimsenin olmadığını görmek eklenince daha da keyif alınıyordu…

Tek handikap bu kadar kumda gözlemlenecek pek bir şey bulamıyordunuz.

Aklıma iki yıl önce tam da eve doğru dönüş yolunda görüp bir süre yüzdüğümüz Dilek Yarımadası’ndaki kumsal geliyordu. Büyük çakıllı kumsalından, kum kaplı denizine kadar nerdeyse her şey birebir aynısıydı.

Dünkü tekne turunun kaptanı Serdar Beyin önerisiyle akşam yemeğinde Kayalar lokantasına gittik. Yine Ulupınar’da olan ama bu sefer ana yol üstündeki lokantaya adım attığımızda, aşağısı ağaçlarla kaplı bir teras balkonda olduğumuzu fark ettik. Yazıyı hazırlarken de maps’ten burasının daha önce gittiğimiz Çınar lokantasının tam üstü oluğunu görüp şaşırdım. Çünkü terastan oldukça yüksek olan ve ağaçlarla kaplı olduğundan hiçbir şey görünmüyordu.

Hemen aklıma görüntüsü itibariyle Saraybosna’dan Mostar’a giderken Bayram’ın önerisiyle uğradığım Alabalık ve kuzu tandır lokantası olan Jablanica’daki Kovaçeviç lokantası geliyordu.

Menü daha önce gittiğimiz Çınar lokantası ile oldukça benzerdi. Diğer lokantada çok beğendiğimiz için kiremitte, ama bu sefer kaşarlı, alabalık, güveçte kalamar ve kaşarlı mantar söyledik. Burasının da çok sevdiğimiz Çınar lokantası gibi tereyağı kadar tulum peyniri ve ikram olarak gelen domatesi nefisti. O yüzden pofuduk lavaş ile tereyağı, peynir ve domates üçlemesi efsane gidiyordu! Ciddi anlamda ana yemeklerden daha çok sevdik. Hakkını yemeyelim alabalık güzeldi, mantar ve kalamarı ise Cansın benden daha çok sevdi.

Odamıza dönüş yolunda “yanıksı dondurma” diye Adrasan’da minibüsüyle ring atan abiyi sonunda yakaladık ve hem yanıksı sade ve kavunlu dondurma aldık. Yanıksı dondurmanın isli bir tadı vardı. Orijinal ve keyifliydi ama çok fazla yiyince bayabiliyordu. Kavunlu ise daha meyvemsi ve fresh bir tada sahipti.

Adrasan, Olimpos, Phaselis, Suluada, Korsan Koyu, Antalya Arkeoloji Müzesi Gezi Günlüğü – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Adrasan, Olimpos, Phaselis, Suluada, Korsan Koyu, Antalya Arkeoloji Müzesi Gezi Günlüğü – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.