“Boş Alanlar” Sergisi

Bos Alanlar, SALT

Döğüşenler de Var Bu Havalarda’nın Anarad Hığutyun (Hrant Dink Vakfı) ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki gösterimleri için İstanbul’dayken Burcu’nun önerisiyle Salt Galata’daki “Boş Alanlar” sergisine gittik.

Hristiyan ilkelerini sınır tanımadan yaymayı amaç edinmiş ve bu eksende çalışma sahasını tüm dünya olarak belirlemiş olan, 1810 yılında kurulan Boston merkezli American Board’un misyonerleri, Osmanlının verdiği izinle İlk kez 1820 yılında İzmir’e, ardından Anadolu topraklarına ulaşarak, 1860 yılında açılan Türkiye Misyonları kurumu ile birlikte, 450 okul, 19 hastane, dispanser ve matbaaların açılmasına olanak yaratarak, Türkiye’de geniş bir çalışma faaliyeti ortaya çıkarmıştır.

Johannes “John” Jacob Manissadjian, Bos Alanlar, SALT Arastirma

Serginin temel hikâyesi de bu okullardan biri olan Merzifon Anadolu Koleji’nde geçiyor. 1864 yılında açılan okul, Protestan pastörler yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir ilahiyat kurumudur. 1886 yılında bölgedeki Ermeni ve Rum öğrencilerin gittiği, Amerikalı misyonerler ve Batı’da eğitim alıp yurda dönmüş Ermeni ve Rum öğretmenlerin ders verdiği bir yatılı koleje dönüştürülür. Profesör Johannes “John” Jacob Manissadjian’ın 1890 yılında eğitim kadrosuna dâhil olduğu kolejde onun arzusu ve kolejin fosil toplamaya meraklı müdürü Dr. Charles C. Tracy’nin desteği ile 1910 – 1911 yılları arasında bir kütüphane ve müze binası inşa edilir.

Anadolu Koleji’nin Kutuphane - Muze Binasi, Merzifon, Takribi 1913, SALT Arastirma

Anadolu coğrafyasında 10 binden fazla kitabın bulunduğu bir kütüphane ile 7 binden fazla zoolojik, paleontolojik ve mineralojik nesnenin bulunduğu bir müze, aradan geçen bir asırdan fazla zamanın ardından bugün her açıdan çoraklaşmış bu coğrafya için kulağa epey ütopik bir proje olarak geliyor. Kurulan müzenin küratörlüğünü üstlenen Prof. Manissadjian koleksiyonun geliştirilmesi, sergilenmesi ve bilimsel yöntemlerle muhafaza edilmesiyle meşgul iken Karadeniz’den Güneydoğu Anadolu’ya dek çeşitli yerlere geziler yapar. Tüm bu bilimsel araştırma ve müzeye yönelik çalışmaların en ilginç yanlarından biri de onun Anadolu coğrafyasında topladığı bitki türlerini Baden’den Münih’e, İstanbul’dan Stuttgart’a dek adları kayıtlı pek çok botanikçi, bilim insanı ya da küratör ile takaslar yapmasıdır. Böylece müze dünyasallaşacak ve yapılan çalışmanın sınırları genişleyecektir. Ama Avrupa’nın belki de ilk tabiat müzesi olma özelliği taşıyan müze, 1915’te yok olanların kaderiyle ortak bir kadere sahiptir.

1915 olayları sırasında tutuklananlardan biri de Prof. Manissadjian’dır ama Alman soyundan gelmesi gerekçesiyle canına kıyılmaktan son anda kurtulur ve eşiyle birlikte Amerika’ya gitmek zorunda kalır. Sonraki yıllarda adına sadece bir kez rastlanır; 1917 yılında askeri bir bölge olan Merzifon’a tekrar döner ve müzenin yok olacağını öngörerek ince eleyip sık dokuyarak bir katalog hazırlar.

Koleksiyonun başlangıcı, eğitim açısından önemi, kütüphanenin ortaya çıkması, müzenin küratörü olarak Anadolu’ya yaptığı geziler, savaşın ortaya çıkması ve etkilerini ele aldığı katalogda; sergileme vitrinlerini, masaları, kaide ve çekmeceleri eksiksiz şekilde listeler; nesnelerin kaydını İngilizce ve bilimsel ad, nereden geldiği, takas ya da alım değeri, onları toplayan kişinin ismi gibi bilgilerle numaralı bir şekilde tutar. Bu eylem yaşananlara karşı bir direnç anlamına geldiği kadar koleksiyon ve müzenin ortaya çıkmasını sağlayan kişinin bu proje için tarihe kalacağını düşündüğü son güçlü jestidir.

Zaman içinde müze yok olsa ve eşsiz nesneler başka yerlere dağılsa ya da kaybolsa da, yaklaşık 100 yıl sonra şans eseri bulunan katalog, izleri tarih yapraklarından silinmiş bir bilim insanının günümüzde yeniden hatırlanmasını sağlıyor. “Boş Alanlar”, tarihimizde yer alan ama bir şekilde izleri silinenlerden birini yüzeye çıkartırken, bir yandan da, “yok edilenler arasında daha kimler ve neler vardı acaba?” sorusunu akla getiriyor.

Sergiyi dolaşırken, Döğüşenler de Var Bu Havalarda belgeselinin çıkış noktası olan ve 1980’lerde ailesiyle birlikte Avustralya’ya göç etmek zorunda kalan, Ankara’lı bir Ermeni, Rafel Demircan’ın hikâyesi dolaştı durdu aklımda. Gençlerbirliği’nin en zor günlerinde ayakta durması için çabalayan bir avuç insandan biri olan Rafi Abiyi, 4 yıl önce Agos’ta yayınlanan bir röportajı sayesinde şans eseri tanımıştık. Davetimiz üzerine yıllar sonra Ankara’ya gelen Rafi Abi, tıpkı Manissadjian’ın eşsiz kataloğu gibi, hiç kimsenin bilmediği, unuttuğu ya da anlatmadığı o günlere dair çok özel şeyler anlattı, bizler de o anları yüzeye çıkartmak ve “kayıt altına lmak” için bir belgesel yapmaya karar vermiştik.

Anlatım için kaynak: Prof. Manissadjian’ın Anadolu Coğrafyasındaki Son Jesti, Seda Yörüker, artfulliving.com.tr

İstanbul Gezimizden;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.