Yeraltından Notlar, Dostoyevski

Yeraltindan Notlar - Dostoyevski

Zeki Demirkubuz’un 2012 yapımı Yeraltı’sını sinemada izledikten sonra, doğum günümde Kutay, filmin de esinlendiği Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ını hediye etmişti. Bu yüzden olacak, kitabı okurken birçok yerde gözlerimin önüne filmde çok iyi bir performans sergileyen Engin Günaydın geldi. İlginçti…

Fyodor Dostoyevski’nin 1864’de basılan kısa romanında, gerçek dünyadan kendini soyutlamış, çevresindeki insanlardan tiksinen, nefret eden, hayata dair neredeyse her şeyi kitaplardan öğrenen, fazla gururlu bir adamın içsel monoloğunu okuyoruz. Sürekli kendisiyle çekişen, anlattıklarıyla çelişen, insanın mutlu olmamak üzerine kurgulanan bir canlı olduğuna inanan Yeraltı Adamı, çoğunlukla görmezden geldiğimiz anlık ya da sürekli duyguları dillendiriyor. Bir nevi, hepimizin derinliklerimizde tutmaya çalıştığımız, zaman zaman yüzeye çıkan karanlık yüzümüzü anlatıyor…

Yeraltından Notlar, birçok kişi tarafından ilk varoluşçu roman olarak kabul ediliyormuş. Ayrıca, ütopik sosyalizme karşı fikirler içerdiği için Sovyet edebiyatında popüler olmamış.

Kitaptan;

Bize insan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sanıyoruz. “Soyut insan” diyebileceğimiz garip yaratıklar olmaya can atıyoruz. Biz ölü doğmuş kişileriz, zaten çoktandır canlı olmayan babaların soyundan ürüyoruz ve bu durumu gittikçe daha çok beğeniyor, bundan zevk almaya başlıyoruz. Neredeyse bir kolayını bulup bizleri doğrudan doğruya düşüncelerin doğurmasını sağlayacağız.

Kitaptaki Orhan Pamuk’un Önsözünden;

Aşağılanmanın zevklerini hepimiz biliriz. Peki, şöyle düzelteyim: Kendi kendimizi aşağılamanın zevkli, rahatlatıcı olduğunu keşfettiğimiz zamanları hepimiz yaşamışızdır. Aşağılık, beş para etmez biri olduğumuzu, kendimizi inandırmak ister gibi, öfkeyle kendi kendimize tekrarladığımızda, bir anda herkes gibi olmanın bütün o ahlaki yükünden, kurallara ve yasalara uymanın boğucu endişesinden, herkese benzemek için dişimizi sıkma zorunluluğundan kurtulduğumuzu biliriz. Başkaları tarafından aşağılanmak da, başkalarından önce davranıp kendi kendimizi herkesten önce aşağılamak da, sonunda bizi aynı yere getirir. Kolayca kendimiz oluverdiğimiz, kendi kokumuz, pisliğimiz, alışkanlıklarımız içerisinde mutlu olduğumuz, kendimizi iyiye doğru değiştirmekten ve insanoğlunun geri kalanı hakkında iyimser düşünceler beslemekten vazgeçtiğimiz yerdir burası. Bu son nokta o kadar rahattır ki, bizi bu özgürlük ve yalnızlık noktasına getiren öfkemize ve benzcilliğimize neredeyse şükran duyar, sık sık hatırlarız onları.

Otuz yıl sonra ikinci okumamda, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ının bana gösterdiği ilk şeyin bu olduğunu düşündüm. İlk okuyuşumda ise aşağılanmanın zevkleri ve mantığından çok kahramanın öfkesi, büyük şehir ortamındaki, Petersburg’daki yalnızlığı ve iğneleyici ve eğlendirici sivri dilli beni heyecanlandırmıştı.

tr.wikipedia’dan;

Yeraltından Notlar, modernite eleştirileri için erken sayılabilecek bir yılda, 1864’te, Rusya’da köleliğin feshedildiği 1861’den üç yıl sonra basılır. Köleliğin kaldırılması ile Rusya’da yeni bir havanın estiği bilinmektedir. Ancak Dostoyevski’nin karakteri ayrı bir alemdedir. İçerdiği temalar Rus edebiyatına dışsal olarak görülse de Rus düşünsel yaşamına dışsal değildir, ancak çoğuna ters bir yanıttır. Dostoyevski’nin bu eserini Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı” adlı ütopik sosyalist eserine bir nevi cevap olarak yazdığı kabul edilir. Çernişevski’nin yine Petersburg’da geçen romanındaki iyimserliğin karşısında Yeraltı’nın karanlık gürültüsünü seslendirir Dostoyevski.

Dostoyevski’nin Rus aydınına karşı seslendirdiği haklı sitem, ve bunun getirisi olarak romana sinen kötümserce eleştirisi aslen yine Dostoyevski’nin “Rusluk” olarak tanımladığı Batı Hayranlığına karşıdır. Batılılaşma, modernizasyonun Rusya’da şehir olarak temsili olan Petersburg’un seçilmesi batılılaşma sorununu bir şekilde ele alan veya ona dokunan tüm romanların, hikayelerin zorunluluğudur. Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı”sı gibi Gogol’ün ünlü “Palto”‘su da St. Petersburg’u mekan olarak alır, keza Dostoyevski’nin bir sonraki romanı olan ve belki de en ünlü romanı olan “Suç ve Ceza”nın da mekanı St. Petersburg’dur.

Dostoyevski Yeraltından Notlar ile yeni çağına girer. Bu romanını takip eden “Suç ve Ceza” ile büyük ün kazanır. Suç ve Ceza ile Yeraltından Notlar arasında sürekli bir bağlantı kurma çabası vardır, ancak Suç ve Ceza büyük bir ahlak öğretisidir aynı zamanda, Yeraltı ise bu minvalde sert bir eleştiri olabilir ancak. Yazarın tarihi kendisini bu ahlâk kavgasında bularak başlamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.