Üç Büyükler İle Büyük Üç’ün Benzer(siz)likleri…

2009-10 sezonunda Thomas Doll’un başında bulunduğu Gençlerbirliği, son sezonlara göre kalburüstü bir oyunla, orta sıralarda dolanırken, Bursaspor şampiyonluk mücadelesi veriyordu. Aynı günlerde benim gözüm ara ara Portekiz Ligi’nin (Primeira Liga) puan cetveline de kayıyordu. Çünkü daha önce sadece 2008’deki Intertoto kupasında Sivasspor ile eşleştiğinde adını duyduğum SC Braga, (tıpkı Türkiye’de olduğu gibi) liginde en az şampiyon çıkartan Portekiz’de şampiyonluk mücadelesi veriyordu.

Sezon sonunda Bursaspor, 26 yıl aradan sonra Trabzonspor’un yaptığını başararak, “Üç Büyükler”in dışında şampiyon olan 2. takım unvanını kazanıyordu. Braga ise, son nefeste Benfica tarafından geçiliyor ve “Büyük Üç”ün (The Big Three / Os Três Grandes) dışında şampiyon olan 3. takım unvanını başka bir bahara erteliyordu.

Avrupa futbolunun geçmişi ve bugünü ile biraz haşır neşir olmaya başladıktan sonra gözünüze çarpan en ilgi çekici şeylerden biri, Portekiz ve Türkiye’deki şampiyon kulüplerin azlığı ve taraftar dağılımlarının arasındaki benzerliklerdir.

54 yaşındaki Süper Lig ve 78 yaşındaki Primeira Liga’da bugüne kadar sadece beşer tane takım şampiyon olmayı başarmıştır. Şampiyonlukların çok büyük bir bölümünü, Türkiye’de “Üç Büyükler” olarak adlandırılan Galatasaray (18), Fenerbahçe (18) ve Beşiktaş (13), Portekiz’de ise “Büyük Üç” olarak adlandırılan Benfica (32), Porto (26) ve Sporting Lisbon (18) kazanmıştır. Bunlar dışında bugüne kadar sadece, Trabzonspor (6 – en son 1983-84), Bursaspor (1 – 2009-10), Belenenses (1 – 1945-46) ve Boavista (1 – 2000-01) kupaya uzanmışlardır.

Portekiz ve Türkiye’deki taraftar dağılımları da çok büyük benzerlik gösterir. Ülkelerin en ücra köşelerde bile çoğunluk “Büyük Üç Büyükler”den birini tutmaktadır. Ama benzerlikler sadece bunlarla sınırlı değildir.

Büyük Üç Büyükler, ülke futbolunu ellerinde tutarlar. Neredeyse tüm kurallar onların istediği gibi eklenir ya da çıkartılır. Sponsor, yayın gelirleri, ürün, bilet satışları gibi futbol üzerinden dönen paranın büyük bir bölümü bu kulüplere akar. En değerli ve tecrübeli futbolculara, teknik direktörlere sahiptirler. Kısacası, tabir yerinde ise “istedikleri her şeyi yapabilme gücünü” ellerinde tutarlar ve aynı zamanda “dokunulmaz”dırlar.

Takımların sahip oldukları futbolcuların yaklaşık değerlerine bakınca, Büyük Üç Büyükler ile “diğerleri” arasındaki uçurumu daha iyi görebiliriz. Bu sezon, Portekiz’deki takımların sahip oldukları futbolcuların yaklaşık piyasa değerleri birim olarak şöyle; Porto 120, Benfica 100, Sporting Lisbon 70, Braga 30 ve diğer takımlar 5 ile 10 birim arası. Türkiye’de ise benzer bir durum söz konusu. Fenerbahçe 100, Galatasaray 100, Beşiktaş 60, Trabzonspor ve Bursaspor 40, diğer takımlar 5 ile 20 birim arasında.

Sadece bu verilere bakınca bile, diğerlerinin Büyük Üç Büyükler’e kafa tutması imkânsız gibi görünüyor.

(Muhtemelen Portekiz’de de benzer şeyler olduğunu düşünsem de elimde kesin bir bilgim olmadığı için) Yazının bu bölümünde sadece Türkiye için ayrı bir parantez açmakta yarar görüyorum.

56 yıldır UEFA tarafından düzenlenmekte olan Avrupa Kupaları, Üç Büyükler’in hegemonyasını besleyen en önemli etkenlerden biridir. Bugüne kadar Galatasaray’ın 40, Fenerbahçe’nin 39 ve Beşiktaş’ın 35 kez boy gösterdiği Avrupa Kupaları’nda aldıkları en ufak başarıların bile basın tarafından milli duygularla harmanlanarak dev aynasından futbolseverlere yansıtılması, onların ülkenin en ücra köşelerinde bile taraftarlarının olmasının ana nedenlerinden biridir. Bir de buna Milli takım futbolcularının çok büyük bölümünün sadece bu takımlardan seçilmesi, her sezon öncesi göz boyayıcı, yüksek maliyetli futbolcuları transfer etmeleri, ortalama 3 yılda bir şampiyon olmaları ve dokunulmazlıklarının verdiği güven duygusu da eklenince, tüm koşullarda tek tercih haline dönüşmüşlerdir.

Büyük Üç Büyükler Arasındaki Benzersizlikler

Portekizliler ile Türkiyeliler arasındaki benzerlikler dışında, başarı konusunda ibrenin sürekli Büyük Üç’ü gösterdiği benzersizlikler de var.

Öncelikle, Porto, Benfica ve Sporting’in Avrupa Kupaları’nda çok büyük başarıları var. Porto, Süper Kupa finallerini de dâhil edersek 9 kez final oynamış ve bunların 5’ini müzesine götürmüş. Benfica, 8 kez final oynamış ve 2 kere kupayı kazanmış. Sporting ise 2 kez final oynamış ve bir kere mutlu sona ulaşmış. Büyük Üç’ün Avrupa Kupalarında oynadıkları toplam yarı ve çeyrek final toplamı ise, 71.

Türkiye’yi yaklaşık 40’ar kez temsil eden Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın durumları ise bu karneden oldukça uzakta yer alıyor. Bugüne kadar sadece Galatasaray, Süper Kupa’yı da sayarsak iki kez kupa kazanmış durumda. Bunun dışında Üç Büyükler’in finali yok. İki kez yarı final ve 10 kez çeyrek finalleri var.

Bir de işin futbolcu/transfer ayağı var. Büyük Üç Büyükler’in tamamının kadroları ortalama olarak üç yılda bir büyük bir değişim geçiriyorlar. Fakat farklı sebeplerle.

Portekizliler ülkelerindeki futbol konusunda mutlak büyük olsalar da, “deveden büyük fil var” atasözüne uyarcasına Avrupa Kupaları’nı birer sahne olarak görüp, üçe aldıkları futbolcuları sergileyip “daha büyüklere”, otuza hatta kırka satıp büyük gelirler elde ediyorlar. Bu gelirleri de yeni futbolcular yetiştirmede kullanarak, istikrarlı bir şekilde Avrupa’da başaltı kalmaya çalışıyorlar.

Oysa Türkiye’dekiler, bırakın futbolcu yetiştirip satmayı, genelde parasını verip almayı büyüklük olarak görüyorlar. Her sezon öncesi, Avrupa’da popülaritesini yitirmeye başlamış/yitirmiş orta yaşlı futbolculara ve Anadolu takımlarının yetiştirdiği, sezonluk/anlık parlayan tecrübesiz genç futbolculara katır yüküyle para ödeyerek transfer ediyorlar. Bu futbolcuların çok büyük bir bölümü bir ya da iki sezon oynadıktan sonra yok olup giderlerken, onlara ödenen devasa paralar kulüplerin gider hanelerine yeni bir kalem olarak kalıyor.

Başından beri (denetimsizlikle ya da borçları silinerek/görmezden gelinerek) otoritenin verdiği büyük destekle, eksi kasa çalışmaya alış(tırıl)an Üç Büyükler, sadece günü kurtarmak üzerine planlar ve transferler yapıyorlar. Her sezon başında onlarca milyon dolar yatırılan yaşlı ve/veya genç/tecrübesiz futbolculardan kurulan, istikrardan uzakta, sil baştan kadroların başarı yaratması için duacı oluyorlar.

Porto, son 10 yılda sadece futbolcu transferinden 435 milyon euro kazanırken, Üç Büyükler, bir o kadar eksi kasa ile (Mart 2012’deki rakamlara göre Beşiktaş 363, Galatasaray 256 ve Fenerbahçe 235 milyon TL) başladıkları sezonlara hala onlarca milyon euroluk transferler yaparak giriyorlar. Hep de bahaneleri aynı oluyor, “bu sefer Avrupa’da başarılı olacağız!” Ama birkaç tur sonunda ibre hızlıca kendi futbol liglerindeki başarılara dönüyor.

İşin herhalde en garip yanı da, “ne yaparlarsa yapsınlar” Türk futbolundaki mutlak hâkimiyetleri gram yara almıyor. Ne taraftarlarından, ne basından, ne de otoriteden buldukları destek azalmıyor. Bu arada, diğerlerinin “imkânsız” başarıları, şampiyonlukları da hegemonyaları altında silinip gidiyor.

Unutmadan, Porto, 2000 yılında Mario Jardel’i 16 milyon dolara Galatasaray’a sattı. Oyuncu Sarı-Kırmızılı formayı sadece bir sezon giydi ve bir yıl sonra Sporting’e yaklaşık değerleri 3.4 milyon Euro olan 3 futbolcu ve 5 milyon dolara satıldı. İşin özeti; Galatasaray, sadece Jardel için gider hanesine 8 milyon dolar ekledi…

“Üç Büyükler İle Büyük Üç’ün Benzer(siz)likleri…” üzerine 14 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.