Fahrenheit 451 (Değişen Dünyanın İnsanları)

TÜR: Dram, Bilim Kurgu. SÜRE: 112 Dk. ÜLKE: İngiltere, Amerika, Fransa. YAPIM YILI: 1966. imdb: 7,2. rottentomatoes: %81.

Kitapların insanları hayal kurmaya teşvik ederek orta vadede mutsuzluğa ve uzun vadede kargaşaya yol açtığı düşünüldüğü için, tamamıyla yasaklandığı otoriter bir gelecekte geçen Değişen Dünyanın İnsanları, oldukça ilginç bir bilim kurgu drama filmi.

Filmin konu edildiği dönemde yazılı kültürün yok olmasına bir gönderme olarak, filmin açılışında oyuncuların ve teknik ekibin adlarının akan yazılar şeklinde değil de bir dış sesle verilmesi çok güzel bir ayrıntı.

Konu

Guy Montag (Oskar Werner) “İtfaiyeciler” adı verilen ve kitapları imha etmekle yükümlü özel bir birimde çalışan başarılı bir itfaiyecidir. Sorgulamadan kendisine verilen tüm görevleri yerine getirdiği için terfi almasına ramak kalmıştır. Bir gün metroda yan komşusu Clarisse (Julie Christie) ile tanışır. Clarisse, Montag’a kitapları neden yaktıklarını ve hiç kitap okuyup okumadığını sorar. Önceleri bu soruları disiplinli cevaplarla öteleyen Montag, zamanla kitaplarda neler olduğunu merak etmeye ve araştırmaya başlar.

Hakkında

Ray Bradbury’nin 1951’de yayınladığı aynı adlı romandan François Truffaut ve Jean-Louis Richard’ın uyarladığı Değişen Dünyanın İnsanları’nın yönetmen koltuğunda François Truffaut oturuyor.

Film, rottentomatoes’da %81 taze olarak değerlendiriliyor.

1,5 milyon dolar bütçesi olan film, 1 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmin ve romanın adı olan 451 Fahrenheit (yaklaşık 233 Celsius), filmde kitapların yandığı dereceyi belirtmekte. Yazar Ray Bradbury, bir itfaiyeciye, “kitaplar kaç derecede yanar?” diye sordu ve aldığı cevap hoşuna gittiği için, gerçekçiliğini kontrol etmeye gerek bile duymadan, romanına bu adı verdi. Aslında bu derece kâğıdın kendiliğinden tutuşması için gereken alt derece sınırını ifade ediyordu.

Yönetmen François Truffaut, Oskar Werner’ın Unutulmayan Sevgili’nin (Jules et Jim / Jules and Jim) başarısından sonra ukala olduğunu düşünüyor ve bunu söylemekten de çekinmiyordu. Werner, intikamını, filmin son sahneleri çekilmek üzereyken, bilerek devam sorunu yaratmak için saçlarını keserek aldı.

Yapımcı Lewis M. Allen, François Truffaut ve Oskar Werner’in çekimler bittiğinde birbirlerinden nefret ettiklerini ve çekimlerin son 2 haftası, birbirlerine tek bir kelime bile etmediklerini söyledi.

Final sahnesinin çekimleri için havanın düzeleceği tahmin ediliyordu. Fakat gece kar yağmaya başladı ve filmin unutulmaz finali, planlanmamış bir şekilde karlar altında yapıldı.

François Truffaut ilk kez bir filminde oyuncuyla “çarpıştığını” söyledi. Truffaut, Oskar Werner’dan kahramanlığı bir kenara bırakıp gösterişsiz bir şekilde oynamasını istediğini ama oyuncunun çok kibirli davrandığını söyledi. Truffaut, Werner’ın kitapları gördüğünde şaşkına dönüp, heyecanlanması ve hatta bir maymun gibi onları koklaması gerekirken, onun sergilediği yapmacık ve robotik oyunculuğundan memnun olmadığını ifade etti.

İtfaiyecilerin yaktığı sinema dergisi, “Cahiers du Cinema”, yönetmen François Truffaut’un da yazdığı bir dergi. Kapağında yer alan film poster de, yönetmenin senaryosunu yazdığı Serseri Aşıklar (À Bout de Souffle / Breathless). Yine yakılan kitaplar arasında yer alan The Martian Chronicles ve Fahrenheit 451 de, senaryo yazarı Ray Bradbury’a ait.

Yönetmen Francois Truffaut, başrol için Terence Stamp’ı düşünüyordu fakat oyuncunun eski sevgilisi Julie Christie’nin kadroda yer almasının sorun yaratacağını düşünerek Unutulmayan Sevgili’deki başrol oyuncusu Oskar Werner’i kadroya dâhil etti. Fakat sonraları yaşayacağı sorunlar nedeniyle bu kararından pişman olacaktı.

Yapımcı Lewis M. Allen, film stüdyosunun, kitap yakma sahnesinde, yazarların davacı olmasından korktuğu için sadece kamuya ait kitaplarının yakılmasını istediğini fakat yönetmenin, yazarların kitaplarının filmde yer almasından dolayı memnun olacaklarını söyleyerek isteği geri çevirdiğini söyledi.

Filmdeki tekli ray sistem, 1959’da Fransa’da SAFEGE tarafından inşa edildi ve çekimlerinden sonra söküldü.

Julie Christie, o günlerdeki fiyatı 400 bin dolar olmasına rağmen filmdeki rolü için 200 bin doları kabul etti.

François Truffaut ve Oskar Werner, iki gün arayla Ekim 1984’de hayata gözlerini yumdular. Truffaut 52 ve Werner 62 yaşındaydı.

İngiltere’deki çekimler sırasında yönetmen Truffaut sadece Fransızca bildiği için çekim ekibiyle çok fazla etkileşim haline giremedi ve genelde 6 ay boyunca sette olmadığı zamanlar otelindeki odasında bulundu. Bu yüzden Paris’e döndüğünde, “Londra’nın en çok neyini sevdin?” diye soran arkadaşlarına, “bilmiyorum, sadece Hilton’daydım” diye yanıt verdi.

Yönetmen François Truffaut’un ilk İngilizce ve ilk renkli filmi oldu.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Romanla, François Truffaut’nun 1966 tarihli sinema uyarlaması arasında bazı farklar vardır: Öncelikle Bradbury’nin romanında olaylar gelecek bir zamanda ABD’de geçer. Truffaut ise filmde olayları yine belirsiz bir gelecek zamanda, belirsiz bir ülkeye taşımıştır. Romanda yer alan bazı karakterler ve olaylar filmde yoktur. Örneğin romanda olan “Profesör Faber” ve “Granger” karakterleri filmde kaldırılmıştır. Bu da olaylar arasındaki bazı bağları ve kişi ilişkilerini belirsiz bir halde bırakmıştır. Romanda Montag “Kitap İnsanlar”ın varlığını Prof. Faber’den öğrenirken filmde Clarisse’den öğrenir. Romanda bir araba kazasında ölen Clarisse filmde ölmez ve filmin sonuna kadar Clarisse ve Montag birlikte görülürler. Truffaut açıkça filme bir aşk öyküsü de eklemek istemiştir. Julie Christie’nin filmde, hem Linda Montag hem de Clarisse rolünü oynaması da yadırganmış ve anlamsız bulunmuştu (bunu yerinde ve anlamlı bulanlar da olmuştu).

Romanda Montag’ı yakalamak için otoritelerce gönderilen “mekanik av köpeği” filmde yoktur. Filmde hızlı arabalar da yoktur. Romandaki Mildred, filmde Linda yapılmıştır. Filmde İtfaiyeci Montag duygu ve düşüncelerini sonuna kadar belli etmezken, romanda düzene karşı olduğu baştan bellidir. Romanda savaş birdenbire başlar, hapla uyutulan insanlar kendilerine gelirler, kentler tahrip olur, uzun süredir gizli gizli örgütlenmiş “Kitap İnsanlar” ve onlara katılan Montag, diğer insanları bilinçlendirmek, uyandırmak ve eğitmek için yola çıkarlar. Romanda Bradbury gerçeklerden uzaklaştırılıp uyutulan insanlarıyla modern dünyayı daha geniş anlamıyla ve belli bir ülkeyi işaret ederek eleştirirken, Truffaut filmde bunu daha basite, sadece kitapların yok edilmesine/ezberlenmesine indirgemiştir.

Fütüristik bir hikâye anlatmasına rağmen “Değişen Dünyanın İnsanları”nın kendi içerisinde bile bazı tutarsızlıklar barındırdığına, inandırıcılıktan uzak olduğuna dikkat çekilmişti. Okuma yazmanın olmadığı bir toplum nasıl var olmayı sürdürebiliyordu? Örneğin bazı resmi kayıtları nasıl tutuyorlardı? Bankacılık ve muhasebe işlemleri nasıl yapılıyordu? İtfaiyeciler kitapları yakarlarken, kitapların ve yazarlarının adlarını nasıl okuyabiliyorlar? Bu çelişkileri makul bularak filmi savunanlar ise “Fahrenheit 451″in yalnızca gelecekle ilgili uyarılarda bulunduğunu, gerçekçi olması gerekmediğini ileri sürmüşlerdi. Romanın yazarı Bradbury, “Fahrenheit 451″in totaliter hükümetlerin sansürünü eleştiren bir eser olmadığını, televizyonun gelecekte toplumun hayal gücünü ve okuma becerisini yok edeceğinin bir öngörüsü olduğunu ısrarla belirtmiştir.

Yönetmenliğe film eleştirmenliğinden geçen, Cahiers du cinéma dergisindeki kuramsal yazılarıyla Fransız Yeni Dalga (Nouvelle Vague) sinema akımının temellerini atan ve auteur yönetmen (yaratıcı yönetmen, bir roman nasıl tümüyle yazarına aitse, bir filmin de her şeyinin yönetmene ait olması) kavramını ortaya atan François Truffaut, erken yaşta hayata veda etmişti. Belki de Fransız sinemasını çok ağır biçimde eleştirdiği için kendi ülkesinden çok Kıta Avrupasında ve ABD’de sevilip saygı görüyordu. Bu filme de aynı anlayışla yaklaştı ancak bir problem vardı: film İngiltere’de uluslararası bir kadroyla ve İngilizce çekilecekti (Truffaut’nun ilk İngilizce filmi) ve Truffaut o tarihte yok denecek kadar az İngilizce biliyordu. Senaryo sette simültane olarak önce Fransızca’ya sonra ekip için tekrar İngilizce’ye çevriliyordu, bu arada eserdeki metaforlar haliyle kayboluyor ya da yanlış yorumlanıyordu. Başrol Montag’ı oynayan Oskar Werner İngilizceyi aksanlı konuşuyor, rolünü yanlış yorumluyor ve bilerek filmi sabote ediyordu. Truffaut ona hâkim olamadığı gibi bir de ikisi sette sürekli kavga ediyorlardı. (Bu iki sinemacı 1984 yılında üç gün arayla öldüler).

Öneren: Büşra.

Dip Not: 30 Temmuz 2012’de yayımlandı, 6 Nisan 2015’de güncellendi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.