Kağıt Haplar, Kasabamız / Winesburg, Ohio (1919), Sherwood Anderson

Ak bıyıklı kocaman elli ve kocaman, burunlu yaşlı bir adamdı. Biz onu tanımadan çok önceleri doktordu, bitkin beyaz atını evden eve sürerdi Winesburg sokaklarında. Sonraları paralı bir kızla evlendiydi. Babası ölünce kıza geniş verimli bir çiftlik kalmıştı. Sessiz bir kızdı, uzun boylu ve esmerdi, çoğu kişiye göre de pek güzeldi. Winesburg’deki herkes onun niye doktorla evlendiğini merak ederdi. Evlendikten bir yıl sonra öldü.

Doktorun ellerinin boğumları son derece iriydi. Kapandığında bu eller, demir çubuklarla birbirine bağlanmış ceviz iriliğinde boyasız tahta top kümelerine benzerlerdi. Mısır koçanından yapılma bir pipo kullanır, karısı öldükten beri tüm günlerini boş muayenehanesinde örümcek ağlarıyla kaplanmış bir pencerenin dibinde oturarak geçirirdi. Hiç açmazdı pencereyi; ağustosun sıcak bir günü denedi, ama baktı ki iyice sıkışmış, hepten unutup
gitti.

Doktor Reofy’yi unutmuştu Winesburg, ama çok güzel bir şeyin tohumları vardı bu yaşlı adamda. Paris Nalburiyesi’nin üstünde, Heffner Bloku’ndaki küflü muayenehanesinde, kendi yıktığı bir şeyi yeniden kurarak durmadan çalışırdı tek başına. Küçük gerçeklik piramitleri diker, diktikten sonra da başka piramitler dikebileceği gerçekliklere kavuşmak için yeniden devirirdi.

Doktor Reefy uzun boylu bir adamdı. Tek takım elbisesini on yıldır giyiyordu. Elbisenin kolları yıpranmış, dizleriyle dirseklerinde uıfak delikler peydah olmuştu. Muayenehanesindeyken bir de keten önlük giyer, önlüğün kocaman ceplerine durmadan kâğıt parçaları tıkıştırırdı. Bir iki hafta sonra kâğıt parçaları sert ufak toplar haline gelir, dolan ceplerini döşemeye boşaltırdı. On yıldır tek bir dostu vardı, o da, John Spaniard adında, fidanlık sahibi yaşlı bir adamdı. Bazen şakacılığı üstündeyken yaşlı Doktor Reefy ceplerinden bir avuç kâğıt top çıkarıp fidanlık sahibine fırlatır, «Nasıl, şaşırdm mı, palavracı duygusal?» diye bağırırdı kahkahadan kırılarak.

Doktor Reefy’nin, ileride karısı olup kendisine para bırakacak olan uzun boylu esmer kızla âşıktaşlığı epey meraklı bir öyküdür. winesburg’ün meyveliklerinde yetişen burmalı misket elması kadar nefistir bu öykü. Güzün meyveliklerde yürürken zemin serttir dondan dolayı; elmalar çoktan toplanmış, fıçılara konulup kitap dergi mobilya ve insan dolu apartman dairelerinde yenilsin diye kentlere gönderilmiştir. Ağaçlarda, sadece, işçilerin toplamadığı yumrulu elmalardan bulunur tek tük. Doktor Reefy’nin ellerinin boğumlarına benzeyen bu elmalar kemirilince çok lezzetli gelir insana. Elmanın bütün tadı yan tarafta ufacık bir yuvarın içine toplanmış gibidir. Meraklıları, donmuş zeminde ağaçtan ağaca gezerek bu burmalı, yumrulu elmaları toplayıp ceplerine doldururlar. Pek az kişi bilir burmalının tadını.

Kızla Doktor Reefy’nin âşıktaşlığı bir yaz günü öğleden sonra başladı. Doktor kırk beşindeydi, sert toplar haline gelip atılacak olan kâğıt parçalarıyla ceplerini doldurma alışkanlığına da çoktandır başlamıştı. Bu alışkanlık, bitkin kır atın çektiği hafif arabasında oturmuş, kır yollarında ağır ağır yol aldığı sıralarda oluşmuştu. Kâğıtlarda bazı düşüncelerle, düşüncelerin sonları ya da başlangıçları yazılı olurdu.

Birer birer oluşturmuştu Doktor Reefy bu düşünceleri. Bunların birçoğundan, kafasında devleşecek bir gerçeklik yarattı. Bu gerçeklik dünyanın üzerine bir bulut gibi çöktü, müthiş bir hale geldi, derken silinip gitti; küçük düşünceler de yeniden başladı.

Uzun boylu esmer kız Doktor Reefy’yi görmeye gitti bir gün; çünkü hamile kalmış, korkmuştu. Birtakım tuhaf olaylar nedeniyle düşmüştü bu duruma.

Babasıyla annesinin ölümü ve kendisine bırakılan zengin arazi dolayısıyla etrafını bir sürü talip sarmıştı kızın. İki yıl boyunca hemen hemen her akşam taliplerle görüştü. İkisi dışında hepsi aynıydı. Kıza tutkudan söz ediyorlardı; ona bakarken seslerinde ve gözlerinde zoraki bir şevk okunuyordu. Farklı olan ikisi ise birbirlerinden apayrı yaradılıştaydılar. Biri winesburglü bir kuyumcunun oğlu olan beyaz elli narin yapılı bir delikanlıydı. Hep bekâretten söz eder, kızın yanındayken bu konunun dışına hiç çıkmazdı. Öbürüyse iri kulaklı kara saçlı bir oğlandı: hiç konuşmaz ama ne yapıp edip kızı karanlığa çeker, öpmeye başlardı hemen.

Uzun esmer kız, kuyumcunun oğluyla evleneceğini sandı bir süre. Saatlerce sus pus oturup adamın konuşmalarını dinliyordu. Derken bir şeylerden korkmaya başladı. Adamın bekâret laflarının altında, diye düşünmeye başladı, öbürlerinde olmayan müthiş bir şehvet var. Arasıra, konuşurken, adamın elleriyle bedenine sarıldığı duygusuna kapılır, sonra beyaz elleriyle kendisini yavaşça döndürüp seyrettiğini düşlerdi. Gece, düşünde, adamın bedenini ısırdığını, çenelerinden kan damladığını görürdü. Aynı düşü üç kez gördü, sonra da hiç laf etmeyen fakat tutku anında gerçekten omuzunu ısırıp günlerce silinmeyecek diş izleri bırakan delikanlıdan hamile kalıverdi.

Uzun esmer kız, Doktor Reefy ile görüşmeye gittikten sonra bir daha ondan ayrılmak istemiyormuş duygusuna kapıldı. Bir sabah doktorun muayenehanesine gittiğinde, kendisi bir şey anlatmadığı halde, olan biteni biliyormuş gibi bir hali vardı adamın.

Muayenehanede bir kadın vardı; Winesburg’deki kitabevini işleten adamın karısı. Tüm eski taşra pratisyenleri gibi Doktor Reefy diş de çekerdi. İçerde beklemekte olan kadın dişlerine bir mendil bastırmış, inliyordu. Kocası yanındaydı; diş çekildiğinde ikisi birlikte çığlık attılar, kan kadının ak giysisine akıverdi. Uzun esmer kız hiç ilgilenmedi. Kadınla adam gittikten sonra doktor gülümsedi. «Seni arabamla kırlarda gezdireceğim» dedi.

Uzun esmer kızla doktor haftalar boyu hemen hemen her gün birlikte oldular. Kızı doktora getiren durum bir hastalık olarak geçiştirildi. Ama artık burmalı elmanın tadını keşfetmişti bir kere, kafasını kentlerdeki apartman dairelerinde yenilen yuvarlak yetkin meyveye veremez olmuştu. Tanışmalarını izleyen güz Doktor Reefy ile evlendi, ertesi bahar da öldü. Kış boyunca doktor ona, kağıt parçalarına karaladığı tüm düşünce kırıntılarını okudu. Okuduktan sonra gülüp, kâğıt parçalarını sert top haline, gelsinler diye ceplerine tıkıştırıyordu.

“Kağıt Haplar, Kasabamız / Winesburg, Ohio (1919), Sherwood Anderson” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.