Dexter

Dexter hakkında yazılacak çok şey var aslında. En başta, hayatımda izlediğim en güzel dizi diyebilirim. Özellikle dizinin genel kurgusu, karakterlerin ve anlatımın ciddiyeti, gereksiz repliklerin ya da bölümlerin yok ya da çok az olması, dizinin her sezon aynı dönemde hiç ara vermeden 12 bölüm peş peşe yayınlanması gibi birçok ayrıntı bence dizinin en önemli özellikleri.

Miami polis departmanında kan analisti olarak çalışan ve düzenli bir hayatı olan Dexter Morgan (Michael C. Hall), geceleri takip ettiği suçluları kendine has bir ritüelle öldürüp, ardından parçaladığı cesedi okyanusun derin sularına atmaktadır. Çevresinde sessiz, sakin bir kişilik olarak tanınan Dexter, çocukluğunda yaşadığı bir travma nedeniyle içindeki öldürme dürtüsünü bir türlü engelleyememektedir. Bu yüzden dürtüsünü, suçlu olduğunu kanıtladığı kişiler üzerinde gidermektedir. Miami polis departmanı, şehirde öldürdüğü kişilerin kanlarını tamamen akıtan ve kansız bir şekilde cesetleri parçalayıp bir yerlere bırakan bir seri katilin peşine düşerler. Cesetlerin kansız olmasından dolayı olaya büyük bir ilgi duyan Dexter, bir süre sonra cesetlerin bırakıldığı yerlerin kendi fotoğraf albümünde yer alan yerler olduğunu fark eder…

Konusundan bahsettiğim ilk sezonun büyük bir bölümü Jeff Lindsay’in “Darkly Dreaming Dexter” romanından uyarlanmış. Dizinin sonraki sezonları Jeff Lindsay’in de içinde bulunduğu bir ekip tarafından yazılıyor.

Kendini normal bir insan gibi görmeyen ama normal bir insan gibi davranması gerektiğini bilen Dexter’ın her “normal” olay karşısında kendi iç sesi ile yaptığı yorumlar bence dizinin en orijinal ve güzel özelliği. Bu hikayeyi ya da olayları Dexter’ın gözüyle görmenizi sağlıyor. Sürekli kendine benzeyen ve kendisi gibi davranan “sorunlu” bir insanı bulup, onla yaşadıklarını paylaşmayı isteyen kısaca kendini anlayacağını düşündüğü birini arayan Dexter, ilk sezondan sonraki neredeyse tüm sezonlarda birilerini kendine yakın buluyor, onlarla kontak kuruyor, hatta cinayetlerine onları ortak ediyor ama zamanla bakış açılarının ya da beklentilerini farklılığı nedeniyle olaylar değişiyor…

Dizinin ilk 3 sezonunda genel Dexter kurgusu dışında bir seri katil anlatılıyor ve finalde konu kapatılıyordu ama 4. sezonun finalinde çok büyük bir bomba patlatıldı. Yavan giden ama finalinde coşan dizilere alışkın olan bünyemiz Dexter’ın dolu dolu giden ve kendi halinde biten 3 sezona alıştıktan sonra bu finali kaldıramadı haliyle. Bir yandan “5. sezonda ne olacak Allah’ım” derken bir yandan da “umarım dağıtmazlar” diyorduk. Zira, 5. sezon maalesef biraz bozuldu. Ama bu bozulma aslında ilk 4 sezonun ardından bizde oluşan büyük beklentiden kaynaklanıyordu. Yani 5. sezon da genel olarak güzeldi aslında…

Dexter, beraberinde, “kötüleri öldüren bir seri katil masum mudur?” sorusunu da getirdi. Bazıları kötüleri öldürüyorsa sorun yok derken diğerleri öldürmek, şartlar ne olursa olsun suçtur diyorlar. Bence her iki seçeneğin de içinde hem doğru, hem de yanlış olduğundan net bir cevap vermek çok zor. Ama ilk şıkkın doğruluk payı daha büyük gibi geliyor bana…

Daniel Licht’in müziklerini bestelediği dizinin giriş bölümünde çalan intro ve Dexter’ın sabah kahvaltısı yapıp evden çıkmak için hazırlandığı rutin bir günde yaşadıklarının ağır çekimde ve hep bir kan göndermesi yapılarak sunulması çok orijinal ve etkileyici…

“Dexter” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.