Der Name der Rose (The Name of the Rose / Gülün Adı)

TÜR: Suç, Gizem, Gerilim. SÜRE: 130 Dk. ÜLKE: İtalya, Batı Almanya, Fransa. YAPIM YILI: 1986. imdb: 7,8. rottentomatoes: %76.

Umberto Eco’nun aynı adlı romanından uyarlanan Gülün Adı, gizemli ve gerilimli hikâyesi ve orta çağın karanlık ve soğuk atmosferiyle, ilgi çekici bir gerilim filmi.

56 yaşındaki Sean Connery’ın kusursuz performansı ve tüm oyuncuların olabildiğince orta çağa benzeyen “kirli” makyajları oldukça başarılı.

Konu

14. yüzyılda William of Baskerville (Sean Connery) ve öğrencisi Adso of Melk (Christian Slater), bir süre konaklamak için İtalya’nın kuzeyindeki bir manastıra ulaştıklarında, manastırda yaşanan esrarengiz ölümlere tanık olurlar. William, ölümlerin peşinden gitmek konusunda kararlıdır.

Hakkında

Umberto Eco’nun aynı adlı romanından Andrew Birkin, Gérard Brach, Howard Franklin ve Alain Godard tarafından uyarlanan filmi Jean-Jacques Annaud yönetti.

Film, BAFTA’da En İyi Erkek Oyuncu ve Makyaj ve Cesar’da En İyi Yabancı Film ödüllerine layık görüldü.

18,5 milyon dolar bütçesi olan film, Amerika’da sadece 7,2 milyon dolar gişe hasılatı elde etse de, dünya genelinde 77 milyon dolar kazandı.

Ivır Zıvır

Filmin hazırlık süresi yaklaşık 4 yıl sürdü. Yönetmen Jean-Jacques Annaud, hikâyenin doğasına uygun en özgün oyuncu kadrosunu bulmak adına Amerika’dan Avrupa’ya kadar dolaştı. Başrol için yönetmene önerilen isimlerden biri Sean Connery idi. Fakat yönetmen Sherlock Holmes ve William of Occam karışımı bir karakter bulmaya çalıştığı için James Bond’la özdeşleşen Connery’nin rol için uygun olmadığını söyleyerek öneriyi geri çevirdi. Fakat yaptığı uzun araştırmalar sonucunda bir türlü uygun aktörü bulamayınca Connery’i kabul etmek zorunda kaldı. Bu arada Umberto Eco, kariyeri sekteye uğramış olan Sean Connery’nin başrole seçilmesi ve Columbia Pictures’la yaşanan finans sorunları nedeniyle projenin rafa kaldırılacağı konularında oldukça kaygılandığını ifade etti.

Adso rol için yüzlerce genç oyuncu ile görüşüldü ve sonunda Christian Slater’a karar verildi. Valentina Vargas’ın Adso’yu baştan çıkartacağı sahnede Adso’nun doğal görünmesi adına yönetmen Slater’a, Kız’ın sahnedeki rolü hakkında hiçbir şey söylemedi.

Roman yayınlandığı dönem birçok eleştiri alsa da, film roman kadar eleştirilmedi. Bunun sebeplerinden biri, yönetmenin eleştiri alan bölümlere fazlaca değinmemiş olmasıydı.

Yönetmen Jean-Jacques Annaud, Umberto Eco ile ilk görüşmesinde, orta çağ kiliseleri ve Latince ile Yunanca arasındaki yakınlığa büyük ilgi duyan biri olarak, romanın kendisini çok etkilediğini ve sanki doğrudan kendisi için yazıldığını düşündüğünü söyledi.

Filmdeki sevişme sahnesi çekilirken Christian Slater 15 ve Valentina Vargas 22 yaşındaydı.

Yönetmen, 15 yaşındaki Slater’ı Adso rolü için seçtikten sonra Kız rolü için 3 aday belirledi ve ilk gün Slater ile Kız rolünün adayı Valentina Vargas rol testine girdiler. Programa göre diğer iki aday bir sonraki gün teste gireceklerdi, fakat ilk günün akşamı Slater’ın menajerliğini yapan annesi yönetmenle görüştü ve Slater’ın Valentina Vargas’a vurulduğunu, bu yüzden de rolü Vargas’a verilmesini istediğini iletti. Yönetmen de senaryodaki ikilinin romantik rolünü düşünerek öneriyi büyük bir memnuniyetle kabul etti.

Bir sahnede William of Baskerville, keşfettiği kitapları incelerken “Umberto of Bologna”yı bulup oldukça etkileniyor. Bu sahne doğrudan romanın yazarı Umberto Eco’ya gönderme. Eco, 1971’den bu yana Bologna Üniversitesinde profesör olarak çalışıyor.

William of Baskerville rolü için Robert De Niro rol testine girdi. Fakat yönetmen sonraları De Niro’dan vazgeçmiş çünkü oyuncu, William ve Bernardo Gui arasında bir kılıç düellosu yapılması konusunda ıslarlıydı.

Roma’nın dışındaki bir tepeye kurulan Manastır seti, 1963’te çekilen Kleopatra’dan sonra Avrupa’da kurulan en büyük dış set oldu.

Uçak sesleri nedeniyle neredeyse tüm diyaloglar yeniden senkronize edilmek zorunda kaldı.

Valentina Vargas filmdeki tek kadın oyuncuy.

Filmden;

– Efendim. Size söylemem gereken bir şey var.

– Biliyorum.

– Öyleyse günah çıkartabilir miyim?

– Önce bir arkadaş olarak anlatmanı yeğlerim.

– Efendim. Siz hiç aşık oldunuz mu?

– Aşık mı? Evet. Birçok defa.

– Öyle mi?

– Evet, elbette. Aristo’ya, Ovid’e, Virgil’e…

– Hayır, hayır. Benim kastettiğim…

– Aşkla şehveti karıştırmıyor musun?

– Öyle mi? Bilmiyorum. Yalnızca onun iyiliğini istiyorum. Mutlu olmasını istiyorum. Onu yoksulluktan kurtarmak istiyorum.

– Ulu Tanrım.

– Neden “Ulu Tanrım”?

– Sen aşıksın.

– Bu kötü mü?

– Bir keşiş için bazı sorunlar yaratır.

– Ama Aziz Thomas Aquinas aşkı tüm diğer erdemlerden üstün tutmaz mı?

– Evet. Tanrı aşkını, Adso. Tanrı aşkını.

– Ya bir kadının aşkı?

– Kadın hakkında Thomas Aquinas çok az şey bilirdi. Ama Kutsal Kitabın sözleri çok acık. Özdeyişler bölümü bizi uyarır.. “Kadın, erkeğin değerli ruhunu ele geçirir.” Vaiz bölümü de, “Ölümden daha acı olan şey kadındır.” der.

– Evet, ama Siz ne düşünüyorsunuz efendim?

– Ben Elbette, bende senin tecrübenin avantajı yok. Ancak Tanrı’nın böyle fena bir varlığı ona bazı erdemler bahşetmeden evrene takdim etmiş olabileceğine kendimi inandırmakta güçlük çekiyorum. Hayat aşksız ne kadar huzurlu olurdu, Adso. Ne kadar güvenli. Ne kadar sakin. Ve ne kadar yavan.

Öneri: Ömür.

Dip Not: 2 Mayıs 2011’de yayımlandı, 14 Ocak 2015’de güncellendi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.