Düşüp-Düşmeme Arasında Gidip Gelen Ruh Halleri Üzerine…

Dusup Dusmeme

Yazıyı Yazmaya Başlamadan Biraz Önce

– Abi, 6 dakika önce eurosport.com.tr bir haber geçmiş. Cavcav istifa ediyormuş. Yönetim kurulu toplantısında açıklayacakmış. Daha ilginci, bu haberden 20 dakika önce, Cavcav’ın faturayı Cem Onuk’a kestiğini ve gönderdiğini anlatan bir haber var.

– Yönetim kurulu kabul etmez. Cavcav da bırakmaz! Neyse onu boşver, en azından son yıllardaki transfer rezaletlerinden sorumlu olan Cem Onuk istifa etsin. Bu bile iyi gelişme. Birileri ceza çeksin artık ya!

Maç Öncesi

Maça bir buçuk saat kala Tanıl abi ile buluşup stada kadar orta tempoda yürüdük. Bu sırada, “ne olacak bu Gençlerin hali?”nden başlamak üzere bir sürü konuda fikir paylaştık. Stada geldiğimizde ortalığın pek tenha olduğunu görüp, “insanlar elini eteğini çekmeye başlamışlar bile!” diye hayıflandık.

Yeğenim Alperen’i de alıp Gençlik Parkı tarafındaki kale arkası tribününe en yakın kapıdan maratona girdik. C Blok’un biraz sağındaki yerimize geçip arkadaşlarla “suratsız” bir halde laklak ettik. Malum, 42 sezonluk lig tarihinin en kötü sezonunu geçiren Gençlerbirliği, yüzümüzü düşürmüştü.

Maça özellikle sol bek oyuncumuz Uğur Çiftçi’nin ani çıkışları ile hızlı başlayan ekibimiz, bir de 7. dakikada Ahmet’in kafa golü ile öne geçince, önce şaşkın bir şekilde birbirimize bakıp, ardından havalara uçtuk. Sonuçta hiçbirimiz bu maçta bırakın 3 puanı, gol bile atmayı beklemiyorduk. “Belli ki, milli maç arası yaramış!” diye düşündük. Ama sonrasında “gerçek” Gençlerbirliği’ni izlemeye başladık!

Takım geri çekildi, çok ciddi pas hataları yapmaya başladı, baskı yemeye başladık, derken biraz şans biraz şanssızlıkla Babel’in şutunun önce direğe, ardından Ramazan’ın kafasına çarpıp Kasımpaşalı Viudez’in önüne düşmesi sonucunda yediğimiz golle morallerimiz altüst oldu. Çünkü takımın bu sezon yediği her golden sonra travma geçireceğini adımız gibi biliyorduk. Öyle de oldu!

24 dakikada Kasımpaşa, skoru 3-1 yapıp safça goller kaçırmaya başladı. Devre arasında Tanıl, Necdet ve Ozan abi ve diğer arkadaşlarla çember kurup “nolacak bu takımın hali?”ni tartışmaya başladık.

– Diyadin bu maçtan sonra gider de, yerine kim gelir?

– Mesut Bakkal Hacettepe maçlarına sık sık gelmeye başladı!

– Abdullah Avcı?

– Hikmet Karaman gelmez. Cem Onuk’la yapamaz. Bir çuvalda 2 kedi olmaz!

– Ya bu kadro ile kim başarılı olabilir ki? Takımda lider yok, kaptan yok, orta sahada oyun kurucu yok, forvet yok, defansın dörtte üçü genç oyuncu. Gerçi hakkını vermek gerek, takımın en iyileri de onlar! Kadronun yarısı Sırp, birçoğu maç kötü gidince umursamıyor bile!

– Çok uzağa gitmeyin. 2 sezon önce, küme düşer dediğimiz takımdan sivrilen Azo, Soner, Hurşut, Aykut, Yasin ve geçen sezon devre arasında gelip bizi ipten alan Vleminckx’in yerine kim alındı?

– Peki, kadro bu kadar kötü, muhtemelen Fuat Çapa’da olduğu gibi Diyadin’in istediği futbolcuların çoğu alınmadı. E, o zaman Diyadin neden kaldı abi? Resti çekip gitseydi. Bilmiyor muydu?

– Geçen yıl Tosic sol bekten çıkarak atağa katkı sağladı. Gol atamıyoruz, bu bir gerçek. O zaman neden hala Tosic’i stoperde oynatıyor ki?

– Ben geçen hafta Sivas maçından önce Mali’ye söyledim. Artık ciddi ciddi düşebiliriz ve bu yolun sonu değil. Yani kendimi hazırlamaya başladım bile. Bence hepimiz hazırlamaya başlamalıyız.

– …

İkinci yarı Uğur çıktı, Tosic sol beke geçti, yerine de Sedat Bayrak girdi. Ufak bir umut kırıntısı belki ama Diyadin sonunda Tosic’i ataklara destek vermesi için kullanmaya karar vermişti. Sonrasında Petrovic – Milan ve Oktay – Deniz Naki değişiklikleri de yapıldı ama hiçbir şey değişmedi.

Bizim oyuncuların bir yandan üç pas yapamaması, bir yandan kendi aralarında tartışmaları, bir yandan da bazılarının umursamaz tavırları nedeniyle maç boyunca tribünde de travmalar geçirdik.

Tribünler 2-1’den sonra başladıkları, “Yönetim istifa!”, “Cem Onuk istifa!”, “Cem Onuk bu takım senin eserin!”, 4 tribün birden sırayla ve sadece “İstifa!” tezahüratlarını sıklaştırdı.

– Şimdi yarın Diyadin’i gönderirler ve arkasından, “taraftarımız istedi biz de yaptık! Diyadin istifa etti!” derler!

Maç Sonrası

Maçtan sonra Eski Yeni’de oturup 2 saat boyunca evirdik, çevirdik, düşündük, taşındık…

– 8 haftada sadece 4 puan. 5 gol atmışız, 10 gol yemişiz. Lig tablosunda son sıradayız ve daha da kötüsü içimizde en ufak bir umut kırıntısı bile yok!

Özellikle 2004-05’den bu yana, Anadolu takımlarının kalıcı olmak için istikrarlı hareket etmeye çalıştığı, daha az teknik direktör değiştiği, kadrolarını koruyup, bir yandan “başarıya para” uygulaması, bir yandan da sportif başarı ile taraftar kazanma hamleleri ile güçlendikleri bir dönemde biz sürekli kan kaybettik. Her sezon sonunda, parlayan futbolcular (o da diğer Anadolu takımlarına göre oldukça düşük rakamlara) satılarak, yerlerine “büyük soru işaretleri” transfer edilerek (ya da edilmeyerek), her sezona “kesin düştük!” diye başladık. Ama. Ya elindeki malzemeyi en iyi şekilde kullanan teknik direktörün şapkasından çıkarttığı tavşanla, ya birkaç futbolcunun sürpriz gayretiyle ya da diğer takımların çok ama çok kötü performans göstermeleri sayesinde kümede kaldık.

Sezon sonunda hatalarımızdan ders çıkartmak yerine aynı hatalar bıkmadan usanmadan tekrarlandı ve hem tribündeki bizler, hem “yeni” teknik direktör, hem de futbolcular her sezon, her şeye “sıfırdan” başladık.

2008-09 sezonunun son haftasında “20 dakikalığına küme düşüp” diğer bir maçtan gelen gol haberi ile ipten döndük ama bu bile hiçbir şeyi değiştirmeye yetmedi.

En ucuz teknik direktör, kariyerinde düşüş yaşayan gurbetçi futbolcular, mevkisinden bağımsız (aynı yerde oynayan 3-4 futbolcu varken bile) “birkaç yıl oynatır satarız” kafası ile alınan futbolcular derken bugünlere geldik…

– Abi bir bakalım puan cetveline kimleri geçebiliriz… Olm, 3-4 takım var ama… Yok be! Bunlar toplar birkaç haftaya. E, biz kimi geçicez? Nasıl kalcaz abi bu ligde?

– Beyler, eğer son haftalara potada girersek kurtulamayız zaten! Bizim takımda “düşme psikolojisi” yok! Her sezon düşme potasında olmaya alışan ve agresif oynayan bir takım değiliz biz! Geçen yıl İstanbul BB nasıl sahaya çıkıp, normal topunu oynuyor ardından yenilirse “sağlık ola” diyorsa, bizimkiler de aynısını yapacak!

– Abi, şunu kabullenelim; öyle eskisi gibi değil artık bu lig. Devir değişti! Bizden daha kötü 3 takım yok bu ligde! Tek değişmeyen bizim başımızdakiler ve hala 20 yıl öncesinde yaşayan kafaları…

– Ya düşsek ne ki abi? Biz yine gideriz takımımızı izleriz. Çıkınca oturur laklak ederiz. Ligin ne önemi var? Hem belki düşersek, birilerinden kurtuluruz fena mı?

Maçtan Bir Gün Sonra. Sabah. Sakinleşmenin Ardından

Yıllardır tribünden Gençlerbirliği maçlarını izliyorum. Ayrıca, kulübün rakamları ve tarihi ile ilgili araştırma yapıyorum. Bu süre zarfında bir sürü, yeni ve eski Gençlerbirlikli ile tanıştım. İlhan Cavcav öncesi ve sonrası hakkında bir sürü şey okudum, dinledim. Bu bilgiler sayesinde, Kırmızı-Siyahlıların geçirdiği kötü sezonlar, takım kurulurken alınan yanlış kararlar, yanlış teknik direktör tercihleri gibi olumsuz olaylardan sonra hissettiğim düşüşlerin tarihsel geçmişini de görme fırsatım oldu.

Kısacası, bugün yaşanan hataların geçmişte yaşanıp yaşanmadığını, yaşandıysa neler yapıldığını ya da yapılmadığını öğrendim.

Ve gördüm ki, aslında hiçbir şey değişmiyor! E, aslında normal. Sonuçta, kulüp hep aynı “kafa”yla yönetilmiyor mu?

İlgili maç: 2013-2014 Sezonu Spor Toto Süper Lig 8. Hafta Maçı Gençlerbirliği 1-3 Kasımpaşa

“Düşüp-Düşmeme Arasında Gidip Gelen Ruh Halleri Üzerine…” üzerine bir yorum

  1. Teşekkürler Mehmet Ali, eline sağlık… Öyle görünüyor ki bu sezon bir hayli sıkıntılı geçecek. Tribünlerde de sıkıntılar başladı gibi… Yapılan hatalardan, yanlışlıklardan ders çıkarılsa bari… En büyük kazancımız o olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.