Maç Anısı: Gençlerbirliği:3 Antalyaspor: 1, Rafael Demircan

Bu maç, dünyada aklıma gelmeyecek bir maç oldu. Çünkü dünyanın diğer bir ucunda Avustralya’da ancak maçlardan 1 gün sonra maç neticelerini öğrenerek, neredeyiz, düşer miyiz, kalır mıyız hesabını çok yapmadan, zaman zaman korkarak da olsa takip ediyordum. Bir laf var, “gözden uzak olan gönülden de ırak olur” diye, biraz da öyle. 25 senedir Gençlerbirliği maçı seyretmeden yılları tükettik, derken bu senenin mayıs ayında bir gazete röportajı, bir köşe yazısı derken dünyam bir anda değişti. allak bullak oldum. Hakikatli genç Gençlerbirliği taraftarlarından tanıdım. Eski arkadaşlarımdan, eski futbolcularımızdan, beni göklere çıkaran yüzlerce mail ve telefonlar aldım. Yerimde duramaz oldum. Resmen yüzlerce taraftar, eş-dost beni Türkiye’ye çağırıyorlardı. İyi güzeldi de ben de sağlık sorunları var.

2007 yılında gelmeye kalktım. Doktor, “riske giremem, seni de gönderemem” demişti ama “bu sefer gitmem lazım, bu kadar yazının bu kadar davetin üstüne, ben Türkiye’ye gitmezsem bu insanlara hem borçlu hem de suçlu olurum” dedim. Zaten benim büyük oğlanla damat yazılanları okuyorlar, “gitmezsen çok ayıp olur” diye beni canlandırıyorlardı. Bilet işi tamam ama doktorları nasıl kandıracağız ama son 2 senedir aile doktorum Türkiye’li önce ona durumu anlattım, o da uzman doktorlarla konuştu. 1 tanesi tatil ona iyi gelir diye desteklemiş ve günlük olarak içtiğim 13 ilacı bana zimmetleyerek 3 aylık çıkış iznini verdi ve zıplamaya başladım, canlandım. Memleketi, arkadaşları, Gençlerbirliği’ni ve sadece yazışmalardan tanıdığım genç Gençlerbirlikli güzel insanları göreceğim derken Haziran ayının ortasında 3 aylık memleket turu başladı.

Ankara’ya indim, o güzel insanlar, genç hayırlı taraftarlar beni karşıladı. 15 gün Ankara’da kaldım. Tesislere gittim, transfer çalışmaları vardı. “Takım bu sene daha iyi olacak” diyorlar derken ben önce Bodrum’a, oradan Alanya’ya gittim. Tabi orada da arkadaşlar var. Ağustos’un başında fikstür çekildi. İlk maç Antalya ile. O anda ben de Alanya’dayım. Arkadaşların hepsi, “Antalyaspor şöyle transfer yaptı, böyle transfer yaptı. 3 atarız 2 sileriz” diyorlar. Gazetelerde hep Antalyaspor haberleri, “ulan” dedim. “25 senedir maç heyecanı yaşamıyorum. Bu maçı nasıl atlatacağız.”

Maçların başlamasına daha 20 gün var. Ben başladım Alanya’nın 40 derece sıcağında titremeye. Ankara’ya telefon açıyorum, “takım nasıl”, “sen merak etme iyiyiz” diyorlar. Ben canlanıyorum ama Antalyalılar beraberliğe bile dudak büküyorlar. Neyse günler geçti. Maçtan 2 gün önce son idmana gittim. Takım zımba gibi. 1-2 uğur denemesi derken geldi çattı maç günü. Ben tir tir titriyorum. 19 Mayıs’a girdik. Sanki bütün gözler benim üzerimde. “Hay Allah’ım” diyorum. Bu ne heyecan. Kalbim dışarı çıkacak gibi. Maratonun sağ üst köşesinde kendime volta atacak yeri buluyorum. Sigara 2 paket zaten girerken çakmağı da kaptırmadık derken maç başladı.

İki takım da birbirini yokluyor. Antalya belli ki bizden çok korkuyor. Bizim sahaya gelmiyor. Bizim kanat adamlarını kıstırıyorlar ama nasıl olsa bir tane atarız derken ilk devre 0-0 bitiyor. Arada kıymetli insanlarla tanışıyoruz. Maçı konuşuyoruz. “İnşallah bir tane atarız gerisi gelir” diyoruz. Neyse ikinci yarı başladı. Daha iyi oynuyoruz. Golü atacak gibiyiz derken 66. Dakikada gol yiyoruz. Ve olduğum yere düşmemek için sırtımı duvara yaslıyorum ve herkes bana mı bakıyor acaba diye sağı solu kesiyorum. Tabii bakanlar var, acıyanlar da. Hemen hissediyorum. Ve kendi kendime “gelmez olaydım, ben şimdi millete ne derim? Avustralya’ya nasıl diğerim Allah’ım yardım et, canımı al, maçı bize bırak” diyorum. “Ulan” diyorum, “işimiz Allah’a kaldı. Rezil olduk.” Ve kıvranıyorum, deli dana gibi de dolanıyorum.

Bu arada Fuat hoca 2 oyuncu değiştirdi ve hemen ardından bizim takım gitti yerine dünyanın en iyi takımı geldi derken 81. Dakikada Oktay maçı 1-1 yaptı. Uçuyorum, kardeşlerim de benim üzerime derken 2 dakika sonra Zec durumu 2-1 yapınca beni tutana aşk olsun! Zıpır zıpır zıplıyorum. Derken son dakikada Zec bir tane daha atınca, “aman Allah’ım bu maç bitmesin” diyorum ve başlıyorum taraftarların arasına girip tezahürat yapmaya. Allah’ım bu ne büyük zevk, bu ne büyük keyif! Ve maç bitiyor. Ardından futbolcular sahada, biz tribünlerde Ankara havası oynuyoruz.

Sonradan öğreniyoruz ki, İlhan abim de kendi kendine oynamış…

Rafael Demircan
4/10/2012
Melbourne, Avustralya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.