Kumquat (Kamkat ya da Altın Portakal, Citrus fortunella)

2009’un ilk aylarında Sedat ve Cansu ile birlikte birkaç şey almak için Hoşdere’deki Beğendikte durmuştuk. Ben her zamanki gibi meyve-sebze reyonunu es geçmemiş ve farklı bir şeyler var mı diye göz geçirmiştim. Üzerinde “Altın Portakal” yazan küçük plastik bir kabın içinde ufak limon formunda, sarı-turuncu ve oval bir meyve görmüştüm. Denemek için bir tanesini alıp önce koklamıştım. Kokusu portakal gibiydi. Hoşuma gitmişti. Ardından çok ufak olduğundan kabuğunun soyulmayacağını düşünerek direk ağzıma atıp yemiştim. Tadı çok ekşimsiydi. Çok hoşuma gitmemişti…

2009 Kasım ayında görevli olarak Belek’teki Cornelia Diamond’daki bir kongreye gitmiştik. Plaja giden yolda bulunan çam ağaçlarının altında ufak bitkiler/ağaçlar vardı. Üzerlerindeki turuncu meyveleri görünce doğrudan aklıma beğendikte yediğim meyve geldi. Fakat bunlar oldukça turuncu ve olgundu. Bir tane kopartıp yedim. Hem kokusu daha güzel ve baskındı hem de tadı tatlı-ekşi idi. Çok hoşuma gitmişti. Arada bir aşağıya inip dalından koparıp arkadaşlara veriyordum. Alper abi başta olmak üzere herkes çok sevmişti. Meyvenin gerçek adını ağaçlardan birinde bulunan künyeden öğrenmiştim. Kumquat!

Bir gün oteldeki kahvaltıda peynirlerin yanında birer bardağın içine dekoratif olarak kumquatlar konmuştu. Alıp kahvaltıda yemeye başladım. Benim aldığımı gören bir görevli yanıma gelip “siz de seviyor musunuz?” diye sordu. Ben de “evet çok beğendim” deyince aşçılarının meyvelerden reçel yaptığını, çok güzel olduğunu söyledi. Bir ampul yandı kafamda… Bir avuç kadarını toplayıp Ankara’ya getirdim ve reçelini yaptık. Çok güzel olmuştu. Bitmesin diye her kahvaltıda bir ya da iki tanesini yiyordum.

Sonradan yaptığım araştırmalarda kumquat’ın saksıda yetişebilen ve kabuğuyla yenilebilen turunçgillerin en ufak ferdi olduğunu öğrendim. 2010 Nisan civarlarında fidesinin satıldığını öğrenince aklıma hemen Ankara’da yetişip yetişmeyeceği geldi ama denemeyi çok istiyordum. Hemen bir tane sipariş ettim. Eve götürüp özenle diktim. Toplam iki daldan oluşan fidenin meyve verip vermeyeceğini çok merak ediyordum. Eylül civarında 3 tane çiçek açınca çok heyecanlanmıştım. Çiçekler dökülünce altında çok küçük yeşil bir “uzantı” çıktı. Meyveler bunlar olmalıydı ama birkaç hafta sonra düştüler. Meyvelerin Ankara’da olgunlaşmadığını düşünmüştüm. Ama bir yandan da fide hem boy atıyor, hem de yeni dallar çıkartıyordu.

2011 Eylül’ünde bir sürü çiçek açtı. Sonra 30 tane yeşil meyve çıktı. Gel zaman git zaman bunlardan 20 tanesi düştü. 10 tanesi büyümeye devam etti. Fakat her birinin boyu ve rengi farklıydı. Yani aynı anda büyümüyorlardı. Bu 10 meyveden 2 tanesi çok daha iri iken diğerleri ufaktı. Bir sabah en büyük olanın düştüğünü gördüm ve yine aklıma “olgunlaşmadan ölecekler” diye geçirmiştim.

Gel zaman git zaman meyve sayısı üçe düştü. İki tanesi bir yandan büyüyüp bir yandan da önce yeşilden sarıya sonra da sarıdan turuncuya geçtiler. Diğeri ise ufak ve yeşil olarak kendi halinde takılıyordu. Meyveler olgunlaşırken ben de “nasıl kopartacağım” diye düşünüyordum ki, geçen gün en büyük olanının dalından kopmak üzere olduğunu fark ettim. Dokunduğum anda düşüverdi. Biz de afiyetle yedik. Normal Kumquatlara göre daha az ekşi ve daha az tatlı idi ama olgundu ve en önemlisi Ankara’da yetişiyordu işte…

Hemen doğru orantı yapmaya başladım. İlk yıl üç çiçek sıfır meyve. İkinci yıl otuz çiçek üç meyve. Üçüncü yıl üç yüz çiçek otuz meyve 🙂

Biraz da bilgi;

Meyvenin bilim dünyasındaki adı olan fortunella’yı 1846 yılında Avrupa’ya (ve akabinde Amerika’ya) getiren İskoçyalı bahçecilik uzmanı Robert Fortune’un soyadından (1915) almaktaymış. Yaygın olarak kullanılan Kumquat ismi ise Kantonca bir kelime olan “gam gwat”dan türetilmiş. “Gam” altın ve “Gwat” citrus (turunçgil) meyve ya da portakal anlamına geliyormuş.

Anavatanı Güney Asya ve Asya-Pasifik bölgesi olan kumquat hakkında Çin’deki en eski bilgi 12. yüzyıla dayanmaktaymış. Şu anda Çin, Güney Kore, Tayvan, Güneydoğu Asya, Japonya, Ortadoğu, Avrupa (Yunanistan ve Korfu hariç), Güney Pakistan, Amerika’nın güneyi (Florida, Alabama ve Louisiana hariç) ve Kalifornia’da yaygın olarak yetiştirilmekteymiş.

Yuvarlak, Oval ve Jiangsu adında üç çeşit kumquat ağacı türü varmış.

Kabuğu tatlı ve içi ekşi olan kumquat genelde meyve olarak tüketilmekteymiş. Dilimlenerek salatalara koyulan, bazı şefler tarafından tatlılarında “niş yapımında” kullanılan kumquat, son zamanlarda Martini’de zeytinin yerine bolca kullanılmaktaymış…

Çin’in Kanton eyaletinde kumquat cam kavanozlarda tuza (ya da şekere) yatırılarak bekletilmekte ve sonunda kahverengi salamura edilmiş bir ürün elde ediliyormuş. Bu şekilde uzun yıllar kumquatın tadı değiştirilmeden muhafaza edilmesi sağlanılıyormuş. Ayrıca bu ürün sıcak su ile karıştırılıp boğaz ağrıları için kullanılıyormuş.

Kumquat, Filipinler ve Tayvan’da sıcak ya da soğuk olarak tüketilen yeşil veya siyah çay’a “ek” olarak kullanılmaktaymış. Bergamut’lu çay gibi…

Viatnam’da kumquat bonzai ağaçları (yuvarlak kumquat ağaçlarından) yeni yıl tatilinde dekoratif olarak kullanılıyormuş. Ayrıca haşlanarak ya da kurutularak “mut quat” adında şekerleme yapılıyormuş.

Dip not: Meyveyi ilk gördüğümde adını “altın portakal” olarak öğrenmiştim. Nette altın portakal diyerek aratınca direk gözüm bulunan türkçe sayfa sayısına takıldı. Çok fazlaydı. Afalladım ve içimden “nasıl bu kadar kaynak olur ya!” diye düşünürken aklıma Altın Portakal Film Festivali geldi ve sonrasında çok güldüm…

“Kumquat (Kamkat ya da Altın Portakal, Citrus fortunella)” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.