Yeraltı Sakinleri (The Subterraneans, 1958), Jack Kerouac

Jack Kerouac’un Yolda’sını okumaya planladığım günlerde Pınar, Yeraltı Sakinleri’ni hediye etmişti. Tarzını pek bilmediğim Kerouac’ı ilk kez okudum.

Yakın arkadaşları Allen Ginsberg ve William S. Burroughs ile birlikte Beat Kuşağı akımının kurucusu ve Yolda (On The Road) adlı romanıyla bu akımın simgesi olarak kabul edilen Jack Kerouac’un 1958 yılında 3 gün 3 gecede kaleme aldığı Yeraltı Sakinleri, roman olarak değil de biraz uzun öykü formatında.

Kitap, Leo Percepied (Jack Kerouac)’nin Mardou Fox (Alene Lee) adındaki Afro-Amerikalı genç bir kadına olan ilgisi, ilişkileri ve sonrasını konu alıyor. Leo, Mardou ve kendisinin ilişkileri öncesi, sırası ve sonrasında neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini anlatıyor. Spontane olarak yapılan anlatımda Leo, Gel-gitlerinden, duygu değişimlerinden bahsediyor. Mardou’nun yazdığı yazıları satır satır analiz ediyor. Ve yaptıkları sırasında ve sonrasında Mardou’nun neler hissettiğini anlamaya çalışıyor…

Özellikle analiz bölümlerini okumak beni çok zorladı. Fakat enteresan ve okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Kitaptan;

“Aramızda belki senin de hissettiğin bir mesafe hissediyorum, sana dair sıcak, dostane (ve sevecen) bir tabloyla… Ve her ikimizin de deneyimlediği ama asla gerçekten konuşmadığımız kaygılarımız da birbirine benzediği için…”

Kalemindeki azametten ötürü ansızın kendim için üzülmeme sebep olan sözler bunlar. Tıpkı onun gibi, insan yaşamının çileli ve kof denizinde yitmiş görüyorum kendimi; ondan, en yakınında olması gerekenden uzakta hissediyor ve her ikimiz de tıpkı denizin altındaymışçasına uzaklık duygusuna sarmalanmış ve bu duygunun içinde yitmişken, neden diğer şeylerin yerine bu duygunun hâkim olduğunu bilmiyorum (yaşadıkça da bilemeyeceğim).

Arka sayfadan;

Aklında yine yol var / Yolculuklar var ama / Jack Kerouac bu kez / Aşk durağında molada. / Tam da o sıralarda / Yeraltı sakinleriyle takılıyor / Ki bunlar janti değil afililer / Klişey kaçmaksızın kafalı ve zehir gibi entelektüeller. / Âşık olduğu dilber de onlardan / Mardou adında bir Negro, / Kahverengi gözlerinde yıldızlar gezinen / Üzüm karası küçücük bedeninden şehvet yayılan. / Geceleri gümbür gümbür / Gerry Mulligan çalıyorlar / Ve gün gri gri ağarana dek / Dayayıp başını Kerouac’ın koluna / Proust okuyor Mardou.

Ama Kerouac bu, âşık da olsa / Hep içkinin, dahası uyuşturucunun etkisinde / Buna kuşkular ve kıskançlıklar da eklenince / Kendi deyimiyle / Özgüvensiz, patavatsız bir adam oluveriyor / Ve aşk yolculuğu hüzne doğru yol alıyor. / Sonra oturup, üç gün üç gecede / Şiir mi desek, güzelleme mi, ağıt mı / Bu kitabı yazıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.