Toza Sor (Ask the Dust, 1939), John Fante

John Fante’nin 1939’da kaleme aldığı ve Charles Bukowski’nin anlata anlata bitiremediği Toza Sor, açık ara son zamanlarda okuduğum en güzel roman oldu… Hikâyenin doğallığı, anlatımın basitliği ve içtenliği… İlk kez bir kitabı bitirmeden hakkında bir şeyler yazmaya başladım. Son 4 sayfam kaldı. Zevki ertelemek belki de…

Akşam da ne yapıp edip Toza Sor’un 2006 yapımı filmini izleyeceğim. Muhtemelen nadir sevenlerden biri olacağım. Zira, pek beğenilmeyen filmi ben, kitaptaki hikayenin ete-kemiğe bürünmüş hali olacağından dolayı seveceğim. Tıpkı Factotum‘da olduğu gibi…

Babası ile yaşadığı sıkıntıların da etkisiyle 20’li yaşlarının başında yazar olma umuduyla Los Angeles’a gelen Arturo Bandini, beş parasız bir şekilde ayakta durmaya çalışmaktadır. Bir yandan yazmaya, bir yandan da açlıktan ölmemeye çalışan Bandini’nin midesine inen tek şey, 5 sente aldığı bir düzine portakaldan başka bir şey değildir. Ama Bandini umutları sayesinde inatçıdır. Bugüne kadar sadece bir öyküsü yayınlanmıştır ve hala onun morali ile yaşamaya çabalamaktadır. Bir gün barda Meksikalı bir garson kızla karşılaşır… O andan itibaren hisleri, gelgitleri, kavgaları, kendini kanıtlama çabaları, yarı içinde yarı dışında yaşadıkları ile hikâye sürüp gider…

Yarı otobiyografik romanla ilgili bence en enteresan nokta başkarakterimiz Arturo Bandini’nin yazar olmak için aç-susuz ve fakir yaşamı ile Bukowski’nin birçok kitabından bahsettiği yaşamın acayip derece de benzerlikler içermesi…

Kitabın girişinde Bukowski’nin 1979’da kaleme aldığı ve yayıncısı Black Sparrow’un romanı tekrar basacağı edisyonda yayınlanan yazı var.

Fante’nin yarattığı Arturo Bandini’nin yer aldığı 3 tane kitap daha varmış. 1933’de kaleme aldığı ama yayınlanması 1985’i bulan, The Road to Los Angeles (Los Angeles Yolu), 1938’de yayınlanan Wait Until Spring, Bandini (Bahara Kadar Bekle Bandini) ve 1982’de Dreams from Bunker Hill (Bunker Tepesi Düşleri)

Kitaptan bir bölüm;

Çantadan küçük bir şişe viski çıkardın ve bitirdik şişeyi. Önce sen, sonra ben. Şişe boşaldığında markete gidip bir şişe daha aldım, bu kez büyük. Sabaha kadar ağlaşıp içtik ve sarhoşluğumla yüreğim de köpüren şeyleri söyledim sana, bütün o güzel sözcükler, zekice gülümsemeler, ama sen başkası için ağlıyordun ve o sözcüklerin tekini bile duymadın, ama ben duydum onları ve Arturo Bandini yabana atılmazdı o gece çünkü gerçek aşkına konuşuyordu. Sen değildin o, Vera Rivken de değişti, gerçek aşkıydı sadece. Ama çok güzel şeyler söyledim o gece, Camilla. Yatağın kenarına diz çöküp ellerini tuttum ve “Ah, Camilla, yitik kız!” dedim. “Uzun parmaklarını aç ve yorgun ruhumu geri ver. Ağzınla öp beni çünkü açım Meksika ekmeğine. Burun deliklerime yitik kentlerin kokusunu üfle ve ellerim unutulmuş bir güney sahilini andıran beyaz gerdanında ölmeme izin ver. Şu uykusuz gözlerimdeki özlemi al ve bir güz tarlasında uçuşan kırlangıçları besle onunla çünkü seni seviyorum, Camilla, ve adın dönmeyen sevgilisi için son nefesini verirken gülümseyen cesur prensin adı kadar kutsal.”

Kitabın arkasından;

Derken bir gün bir kitap çektim, açtım ve kalakaldım. Birkaç paragraf okudum. Sonra çöplükte altın bulmuş biri gibi kitabı masaya götürdüm. Cümleler sayfada yuvarlanıyordu, kayıyorlardı. Her cümlenin kendine özgü bir enerjisi vardı; cümlelerin özü sayfaya bir biçim veriyordu: sayfaya oyulmuşlardı sanki. Duygusallıktan korkmayan birini bulmuştum sonunda. Mizah ve acı olağanüstü bir kolaylıkla iç içe geçmişti. O kitabın ilk sayfaları benim için çılgın ve büyük bir mucizeydi. Evet, Fante beni çok etkiledi. O kitapları okuduktan kısa bir süre sonra bir kadınla yaşamaya başlamıştım. Benden daha ayyaştı ve korkunç kavgalar ederdik. Bazen ona, “Bana orospu çocuğu deme! Bandini’yim ben, Arturo Bandini” diye bağırırdım. Fante benim Tanrı’mdı ve Tanrı’ların rahatsız edilemeyeceğini, kapılarının çalınmayacağını biliyordum. Ama “Angel’s Flight”ın neresinde oturduğunu tahmin etmeye çalışır, hala orada yaşadığını tahayyül etmeyi severdim. Hemen her gün oradan geçerdim, Camilla’nın tırmandığı pencere bu muydu? Lobi bu mu? Hiçbir zaman emin olamadım.

Chares Bukowski

“Toza Sor (Ask the Dust, 1939), John Fante” üzerine 4 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.