Başkalarının Biçtiği Rolü Oynamak…

Türkiye’de kariyer planlaması yapmak çok zor… İlkokula adım attığınız günden itibaren hayatınızın yönüne çoğunlukla ya başkaları karar veriyor ya da “kader-kısmet”…

Birilerinin sizin için seçtiği hedefe ulaşmak için didinip duruyorsunuz… Daha ilkokula adım attığınızda, sizin doktor olmanızı isteyen doktor bir babanın hayattaki rolünüzü biçmesi, hayatını hep birileri için yaşamanın ilk adımı oluyor…

Bilgisayar mühendisliği okuyup, bir sabah uyandığında “pc başı bana göre değil” diyerek amerikaya aşçılık eğitimi almaya gidecek kadar ipleri elinde tutacak imkanlara sahip olan ufak bir kesimi ayrı tutarsak, geriye kalanların kariyerlerini çoğu zaman suyun aktığı yön belirliyor…

“En başta” hayalini kurduğunuz mesleğin çok uzağında kalmak…

Bu ülkede kendi iradesi ile tutacağı takımı belirleyenlerin azınlıkta olması da benzer bir durum teşkil ediyor… Babanız, enişteniz ya da sevgiliniz yüzünden bir takımın taraftarı olmanın, başkalarının sizin hayatınıza biçtiği rolü oynamakla aynı anlamı taşıyor olması…

Futbolcu olması için Gençlerbirliği spor okuluna adımını attığı andan itibaren babasının sürekli Gençlerbirliği’nin “hedefe” ulaşmak için “sadece” bir basamak olduğunu anlatıp durması… Çocuğun elde edeceği başarılardan sonra sevdiği, kabullendiği bir şeyler için değil de babasının kendisi için biçtiği rolü oynadığı için seviniyor olması… Ne kadar da bencilce geliyor…

Büyüyor… Başkaları için yaşadığının farkına bile varmadan yoluna devam ediyor…

Onun için en iyi olanı seçtiğini söyleyip duran menajerinin “hedefine” ulaşmak için çırpınıp duruyor bu sefer de…

Büyük bir takımla oynadıkları maçta yediği tekmelere, yapılan çirkefliklere rağmen “şirin görünmek” için “abi” diye yanaşıyor rakip oyunculara, saygı gösteriyor… Çünkü şu an bulunduğu basamağın da öncekilerden hiçbir farkı olmadığını biliyor, onun için yazılan rolde…

Amaca ulaşmak için bulunduğu ortamı kabullenmemeli… Sadece kabullenir gibi ufak tefek 2-3 cümle kurmalı maç sonralarında ya da “yerel basında”… Ulusal basında ise bambaşka biri olmalı… Sürekli “büyüklere” göz kırpan açıklamalar yapmalı ya da menejeri tarafından ısmarlama haberlerle gündemde tutulmalı…

Kulübün mali durumunu çevirmek ya da “büyüklere” -ve hatta bazen yönettiği değil de tuttuğu takıma- şirin görünmek için başkan tarafından satılması da isteyerek ya da istemiyerek de olsa başkalarının onun için biçtiği rol oluyor…

Belki de bu yüzden, “ben bu şehirde doğdum, bu şehirde büyüdüm, bu şehirde para kazandım ve bu şehrin en sevdiğim takımında futbol oynuyorum… Daha ne isterim ki kariyerimde?” diyen bir futbolcuyu görmek mucize ile eşdeğer oluyor…

Tıpkı, hayallerinin peşinde gidip istediği mesleği yapanları görmek gibi…

Tabi ipleri elinde tutacak imkanlara sahip olan ufak bir kesimden değilse…

6 Mart 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.