porno,porno izle,bedava porno,türkçe porno izle,yerli porno,sikiş, porno porno izle porno

Boynuz Kulağı Geçince…

Çekoslovak takımlarından “slavya” bir dizi özel maç yapmak üzere istanbul’a gelir. Konuk ekibin oynadığı futbol o kadar çok beğenilir ki, Türk futbolcular yıllarca o maçta Slavya’lılardan öğrendikleri hareketleri tekrarlar… Bu yüzden herkes “çekler futbol hocamızdır” der…

Tarih 18 aralık 1958… Mithatpaşa stadı’nda rakibimiz, futbol hocamız çekoslovakya. Maçtan yaklaşık 2 yıl önce, 25 kasım 1956 tarihinde Prag’da eksi 15 derece havada ve buzlu bir sahada çeklere karşı alınan 1-1’lik beraberliğin verdiği moral hala yerini korumakta. Çekoslovakların istanbul’a gelmeden önce italya ile deplasmanda berabere kalmasının da etkisiyle federasyon başkanı Orhan Şeref Apak, antrenör Remondini ve kaptan Lefter maçtan önce temkinli. Saat 14.00’te maç başlıyor. Türkiye milli takımı ilk dakikadan itibaren ortaya koyduğu futbolla göz dolduruyor. O günlerde -belki bu günler de bile- ortaya koymadığı şekilde rakibinden çekinmeden sürekli ataklar tazeliyor. Çekler bu futbol karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlar. 33 yaşındaki lefter o kadar iyi bir futbol koyuyor ki ortaya; nefis çalımlar, ortalar ve şutlar… Tribünler Türkiye milli takımı’nın sergilediği futboldan ötürü “böyle oynayın yenmeseniz de olur” diyorlar. Metin oktay’ın sakatlanması moralleri bozsa da yerine giren Suat’ın 77’nci dakikadaki nefis pasını alan Şeref Okumaya devam et

Varol Bernabeu’da Kopa-Puskas-Di Stafano Triosuna Karşı…

1958-59 sezonunda 4. Kez düzenlenmekte olan şampiyon kulüpler kupasında türkiye’yi beşiktaş temsil etmektedir. Kupanın ön eleme turunda yunan olimpiyakos maç yapmak istemeyince beşiktaş direkt olarak ilk tura yükselir. Kuralar çekilir ve beşiktaş’ın karşısına “şampiyonlar şampiyonu” real madrid çıkar. Bundan önce düzenlenen 3 şampiyon kulüpler kupasını da müzesine götüren ve puskas, di stefano, gento, kopa, rial, santisteban gibi yıldızları olan real madrid’ten “fazla fark yememek” tek düşüncedir türkiye’de… Zira maçtan önce madrid’liler “taktiğimiz çok gol” demektedirler…

Ancak maçtan bir gün önce madrid’deki antrenmanda kaleci varol’un kurtarışları ispanyol gazetecilerinin gözünden kaçmaz. “general franko taraftarlarının mensup olduğu partinin organı «arriba» gazetesi, kaleci varol’un gece idmanında tesbit edilen bir planjonunun resmini neşretti. Gazete varol’un blokajları ile atletik meziyetlerine dikkat çekiyor.” demişti namık sevik maç günü milliyet’te…

Tarih 13 kasım 1958. Kuvvetli projektörlerle aydınlatılmış chamartin/santiago bernabeu stadının çimleri ayaz ve kırağıdan ötürü kaygan. Tribünlerdeki 60 bin (türk gazetelerine göre 120 bin) seyirci ayazdan korunmak için battaniyelere sarılmış durumda. Bazıları ısınmak için içki içiyor. Gece maçı oynamaya alışkın olmayan beşiktaşlı Okumaya devam et

Türk Dostu Dr. Bauwens

Tarih 21 kasım 1951… Mithatpaşa stadı’nın tribünleri tıklım tıklım dolu. Biraz sonra türkiye milli takımı, almanya ile bir dostluk maçı yapacak. Milli takımımız yaklaşık 6 ay önce berlin’de, berlin olimpiyat stadı’nda ilk kez 50 bini aşan bir seyirci topluluğu önünde maç yapmış ve turgay şeren’in “berlin panteri” lakabını aldığı maçı 2-1 kazanmıştı, işte bu yüzden maç almanların prestiji için çok önemliydi…

Biz bir gün öncesine dönelim…

Tarih 20 kasım 1951. Almanya milli takımı mithatpaşa stadı’nda antrenman yaparken milliyet gazetesinden babür ardahan, almanya’nın kafile başkanı doktor bauwens’e yaklaşıyor ve röportaj yapmaya başlıyor. Bauvvens röportaja türk dostu olduğunu söyleyerek başlıyor. 1925 senesinde tokat-samsun demiryolunun yapımında mühendis olarak çalıştığını söylüyor. Ardından ekliyor, “bu çalışmaların ardından atatürk’ün huzuruna çıktım ve iltifatlarını aldım.”

Ardından konu futbola geliyor ve bauwens, “1925 yılında istanbul’a gelip polonya ile oynadığınız maçı yönetmiştim. O maçla berlin’de oynadığınız maç arasında türk futbolu inanılmayacak yol kaydetmiş.” diyor.

Mühendis, hakem, doktor bauwens’in yolunun türkiye ile kesişmesi çok ilginç ayrıntılar olarak kalıyor hafızalarımızda…

Maça dönersek; karşılaşmayı almanya max marlock’un 56 ve 60’ıncı dakikalarda attığı 2 golle kazanıyor…

Goal Dergisi, Şubat 2010

1950-1953 Türk Milli Takım (Özel Maç)
Türkiye 0-2 Almanya
http://www.macanilari.com/21.Kasim.1951_1950-1953.Turk.Milli.Takim._Ozel.Mac_.Dostluk.Maci.Turkiye.0-2.Almanya-195019539507–.html

Zlatko’dan Kona’ya, Rinaldi’den Geremi’ye Gençlerbirlikli Yabancı Futbolcular

Risp, Skoko, Damir Botonjic, Kona, Moshoeu, Kushe, Thomas, Youla, Daems

Son yıllarda bu özelliğini biraz kaybetse de gençlerbirliği yabancı futbolcu transferinde bir ekol yaratmayı başarmıştı. Alaralar’ın yabancıları ligimize kalitenin yanı sıra, renk ve keyif getirmişlerdi. Ve tabi ligin tüm takımlarında müptelâlık yaratacak Afrika esintisini de…

1986-87 sezonuna başlarken Türk filmlerine bile konu olan Yugoslav futbolcuların bir yenisini Gençlerbirliği getiriyordu. 63 yıllık tarihinde ilk kez bir yabancı futbolcu Gençlerbirliği forması giyecekti.

Tanıl Bora’nın kaleminden çıkan “Ankara Rüzgarı – Gençlerbirliği Tarihi” kitabında “biraz tembel ama oyununu tutturduğu zaman maça ağırlık koyan, becerikli bir orta saha oyuncusuydu.” diye tanımlanan Zlatko Krempotovic, 1986-87 sezonunda Gençlerbirliği’nin kazandığı Türkiye kupasında önemli bir paya sahibi olmuştu.

Başarılı geçen 1986-87 sezonun ardından tam tersi bir performansla 1987-88 sezonunda küme düşen takıma Yugoslavya’dan bir yabancı futbolcu daha getirtildi. İlk geldiğinde, adı gazetelerde Hayruddin olarak yazılan, iri yarı, çam yarması gibi fiziği olmasına karşın fırsatçı bir golcü olan Hayrettin Dzarbozovic… Gençlerbirliği’nin 2. Ligde uzak ara şampiyon olduğu sezonda toplam 27 maçta Gençlerbirliği forması giyen Dzarbozovic, “Sarı” Fevzi Gündoğdu ile şampiyonlukta önemli rol oynamıştı.

1988-89 sezonunda birinci lige tekrar dönen Gençlerbirliği, sezona çok iddialı yabancı futbolcularla merhaba dedi. İzlanda milli takımı kaptanı Edvaldsson ve “yıldız” olarak transfer edilen Arjantinli Rinaldi “sağlam” futbolcular olmalarına rağmen uyumsuzluktan verimli olamadılar. Diğer Arjantinli Zacarias ise o yılın en “usta” oyuncularından biri olan Kemal Yıldırım’a uzaktan attığı tek paslarla, defansın sağını solunu toplayan hamlelerle ve sol ayağı ile yaptığı nefis hareketlerle tribünleri heyecanlandırdı.

Gençlerbirliği, 1990-91 sezonuna başlarken yine Arjantin’den Okumaya devam et

Futbola Siyaset Bulaşınca

14 Mayıs 1938 Berlin Olimpiyat Stadı…

Tarih 27 Mayıs 1934. Faşizmin En Yoğun Yaşandığı Dönemlerden Geçiyor Avrupa. Musolini’nin İtalya’sında 1934 Dünya Kupası Düzenleniyor. Bu Turnuva Boyunca Hakemlerin İtalya’yı Koruduğu Birçok Kaynakta Belirtiliyor Ama Asıl Unutulmayacak Olay Eleme Maçında İtalya İle Amerika Birleşik Devletleri’nin Karşı Karşıya Geldiği Bu Maçta Yaşanıyor. Maçın Hakem Üçlüsü Musolini’yi Faşist Selamıyla Selamlıyor…

Tarih 4 Aralık 1935. Londra’daki White Heart Lane’de İngiltere İle Almanya Dostluk Maçında Karşı Karşıya Geliyorlar. Futbolcular Sahaya Çıktığında Stadyum Tıklım Tıklım Dolu. Futbolcular Yan Yana Dizilip Seyircileri Selamlayacaklarken İlginç Bir Şey Oluyor. Okumaya devam et

Hacettepe… Hüzünlü Bir Hikayedir Bu

9 Mayıs 2010 pazar günü saat 15:00… Ha yıkıldı ha yıkılacak denilen Ankara Cebeci İnönü Stadının bakımsızlıktan eskimiş tribünlerindeyiz… Bir sezon önce Süper Lig’de yer alan Hacettepe ile kökleri geçmişe uzanan Mersin İdman Yurdu, Bank Asya 1. Lig’den düşecek olan 3. takımı belirlemek üzere karşı karşıya geliyorlar. Mersin’den kalkıp gelen 2000 civarı Mersin İdman Yurtlu taraftar kapalıda yerlerini almışlar. Onların tam karşısındaki açık tribünde de bir o kadar Hacettepe taraftarı var…

Kökleri 1945′e dayanan, Milli Lig’in ilk aktörlerinden, Ankara’nın çok ama çok özel ve farklı takımı Hacettepe. 1967-68 sezonunda Milli Lig’den düştükten sonra bir türlü “o” ya da “bu” yüzünden toparlanılmasına izin verilmeyen, mahalessi dağıtılan ve ardından “şu” tarafından bir “oy” projesi için kandırılarak alıkonulan, adı değiştirilen ve yok edilen Hacettepe…

Biraz geçmişe gidelim…

2006-07 sezonu bittiğinde “futbolseverler”in en çok konuştuğu konu, hiçbir yatırım yapılmadan, sadece Gençlerbirliği’nin PAF takımları ile kurulan ve saha, seyirci, maddi destek, tecrübeli oyuncu gibi günümüzün “olmazsa olmaz”larına sahip olmayan Gençlerbirliği ASAŞ’ın ilgili desteklere sahip olan birçok takımın yanından hızla geçip Süper Lig’e adımını atması idi. Şaşılacak durumdu doğrusu. Pilot takım olarak kurulan önceki adı ile ASAŞ ardından OFTAŞ’ın çok büyük bir başarıya imza atmasının sebebi “takım olma ruhu”, sürekli yan yana oynamanın uyumu ve gençlik enerjisi idi…

Daha hikayemiz bitmedi…

2007-08 sezonunda ufak tefek takviyelerle Süper Lig’e başlayan OFTAŞ, tüm otoriteler tarafından “görüp çıkan”lardan olacaktı. Hiç de öyle olmadı. Büyük başarılarla buraya gelen genç takımın iskeletinin bozulmaması OFTAŞ’ın büyük rakiplerine rağmen Süper Lig’de düşme tehlikesi geçirmeden rahat rahat sezonu bitirmesini sağladı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu ve lig sonunda OFTAŞ’ın adı Ankara’nın en güzide ekiplerinden biri olan Hacettepe olarak değiştirildi. Bu değişim Ankara’da çok güzel yankılar buldu. O “yokedilen” Hacettepe’nin tekrar doğması başta tüm ömrünü Hacettepe’yi tanıtmak ve anlatmakla geçiren Lütfü Yanar olmak üzere “o günleri” yaşamışları ve okumuşları sevindirdi.

Yanlışlar ve düşüş başlıyor…

2008-09 sezonu başında -biraz da mecburiyetten- takımın iskeletinin bozulması. Gençlerbirliği’nde forma şansı bulamayan ya da beğenilmeyen futbolcuların takıma alınması. Vasat yabancı transferleri. Yönetimi, büyük bir sempatizanı olan Hacetepe’nin tribüne taraftar çekmek için neredeyse “hiçbir şey” yapmaması derken… Hacettepe, birkaç flaş galibiyet dışında bir varlık gösteremeden kendini Bank Asya 1. Ligi’nde buldu. Sezonun son maçında Lütfü Yanar ve arkadaşlarının ön ayak olması ile Hacettepe – Kocaelispor maçı hani o bildiğimiz tribüne taraftarlarının gelmediği düşmüş takımın son maçı ya da tribüne sırf küfretmek için gelen taraftarların olduğu düşmüş takımın son maçından çok farklı bir atmosferde geçti. Maç öncesi ve sonrası sanki takım küme yükselmiş gibi bir alt lige “uğurlandı” takım.

Düşüş devam ediyor…

2009-10 sezonunda yönetim hataları devam etti. Yine taraftara yönelik bir şeyler yapılmadı. Yine doğru düzgün transfer yapılmadı. Daha da vahimi takımda “abilik” yapacak bir futbolcu bile tutulmadı! Böyle olunca takım havluyu en baştan atmıştı. Bu hataların üstüne bir de devre arasında “rakip” takımlar deli gibi transfer yaparken takıma bir destek çıkılmaması da eklenince… 9 Mayıs 2010 tarihi saat 15:00′a gelindi…

Teknik direktörlüğe Erol Tok’un getirilmesi ile son haftalarda kıpırdanan ve ligde kalma şansı yakalayan Hacettepe’nin rakibi 1925′de kurulan Mersin İdman Yurdu idi. Hacettepe tribünlerinde Gençlerbirlikliler, Ankaragüçlüler, Giresunsporlular, Bursasporlular, Ankara ve Hacettepe üniversiteli öğrenciler… Ve elbette Lütfü Yanar, arkadaşları ve semt sakinleri bulunuyordu. Maçın başında Hacettepe golü atınca manzara görülmeye değerdi. Hacettepe güzel oynuyor, Mersin ise neredeyse hiçbir şey yapamıyordu. İlk yarıda 2-0 olsa iş baştan bitecekti ama bir türlü ikinci gol gelmedi…

İkinci yarı Mersin ilk ciddi atağında golü bulunca herkes uykudan uyandı ve gerçek dünyaya döndü. Hacettepe takımının sahada bir abisi yoktu. Oyuncular genç ve tecrübesizdi. Mersinliler ise çok daha tecrübeli idiler. Zaten 1-1 den sonra Mersin “porfesyonelce” yapacağı her şeyi yaptı ve kümede kalmayı başardı. Hacettepe ise büyük başarılarla beraber hızlıca tırmandığı basamakları yönetim hataları ile bir anda tepe taklak düştü. Maç bitti herkes evinin yolunu tuttu. Tribünde ise sadece Lütfü Yanar gibi gerçek Hacettepelileri kaldı…

Herhalde bu hüzünlü hikayeden bize kalan tek sevindirici nokta, 2. Lig’de de olsa Hacettepe isminin “şu”na rağmen yaşamaya devam etmesi…

berezilya.com, 10 Mayıs 2010

Eklenti Notu (10 Ocak 2014): Şunu belirtmek gerekir ki, ismi ve renkleri eski Hacettepe gibi olsa da “Hacettepe Spor”un 1945’de kurulan Hacettepe ile kök anlamında bir bağı yok. Çünkü 1988 yılında kulübün ismi belediye başkanı İ. Melih Gökçek tarafından Keçiörengücü olarak değiştirildi ve hala o isimle alt liglerde mücadele ediyor.

2009-2010 Sezonu Türkiye Bank Asya 1. Lig 34. Hafta Maçı
Hacettepe 1-1 Mersin İdman Yurdu
http://www.macanilari.com/09.Mayis.2010_2009-2010.Sezonu.Turkiye.Bank.Asya.1.Lig.34.Hafta.Maci.Hacettepe.1-1.Mersin.Idman.Yurdu-200920103410–.html

9. Deplasmanım ve 2. Kez Eskişehir Atatürk (236 km)

Eses-Gencler

Eskişehir Atatürk Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 236 km.

Yaklaşık 20 gün kadar önce karar verdiğimiz Eskişehir deplasmanında yerimizi almak için kendi imkanlarımızla 30 kadar Alkaralı olarak sabah 11.10 treni ile yola çıktık. Böylece bir ilke de imza atıyor ve hızlı trenle ilk yolculuğumu yapıyordum. Daha muhabbete yeni ısınmışken Eskişehir’e gelmiştik bile. Tren garında bizi bir sürpriz bekliyordu. Polisler bizi stada otobüsle götüreceklerini belirttiler. Oysa biz geçen sene rahat rahat garda inmiş, biraz dolaşıp yemek yemiş ve stad yolunu tutuştuk. Polis otobüsü ile stada gittik. Orada polisler “Gençlerli olduğunuzu belli etmediğiniz sürece sorun yok” diyip biletleri nereden alacağımızı söyleyip bizi bıraktılar. Biletlerimizi aldık geçen yıl yemek yediğimiz yerde yemek yedik ve stada vardık…

20 Subat 2010 - Eskisehirspor0-0Genclerbirligi

60 kadar Gençlerbirlikli ile birlikte 2. Eskişehir deplasmanı maçımda statta yerimizi almıştım. Bir önceki hafta Kasımpaşa maçındaki ruhsuz oyunu düşününce bir yandan endişeleniyorduk ama maçta takım iyi mücadele etti. İlk yarının sonlarına doğru Kahe’nin nefis şutu ahlar vahlar arasında çataldan döndü… İkinci yarı baskın oynayan bizdik. Özellikle Hurşut girdikten sonra çok güzel hareketler izledik ama bir türlü golü bulamadık. Son anlarda Serkan Çalık’ın topu alıp 2 Eses’liyi çalımlayıp ardından nefis bir ara pası ile Hurşut’a çıkarttığı topta çok heyecanlandık ama Hurşut topu alıp yavaş hareket edince topu kaptırdı… Kalecimiz Serdar’ın deplasmanda oynuyor olmamızın verdiği durumla zaman geçirmeleri iyi top oynadığımız ve galibiyete yakın taraf olduğumuz için zaman zaman tribünümüzden tepki aldı…

Mustafa’nın -Pektemek değil bizim tribünden Mustafa- maç boyunca “Burhan ile Starbucs’da konuştum maçtan sonra bana getirip forma vereceğine söz verdi” laflarına bayağı güldük hele bir de burhan 70lerde oyundan çıkınca… 🙂

Maç bitiminde ben tellere astığım bayrağı almak için portatif tribünümüzün altına indim. O sırada futbolcular dibime kadar gelip formaları tribüne attı. Ben de baka kaldım 🙂 Cem Can, Kerem Şeras, İlhan Eker, Mustafa Pektemek ve Serdar Kulbilge formasını attı. En son forma atan Serdar “geldiğiniz için ve her şey için teşekkürler” demesi de taktir topladı 🙂

Böylece 2. Eses deplasmanından da gol göremeden ve 0-0 beraberlikle ayrılmış oldum. Aynı zamanda deplasman kariyerimdeki 5. Beraberlik oldu bu maç. Diğer 2 maçta da yenildik maalesef…

Maç bitiminden sonra “çılgın” Eskişehir gecelerine akıp gece 3’e kadar lak lak ettik ve 3.10 Anadolu Ekspresi ile evin yolunu tuttuk…

Bizler maçtan sonra 20 kadar kişi gidip mekânda yerimizi almıştık. Ardından Musti, Tunç ve kız arkadaşı geldiler ve yer yok diye başka bir masaya oturdular. Musti’nin ve tunç’un “deplasman hatırası” olarak aldıkları Eses atkıları boyunlarındayken Musti’nin garson kızı çağırıp kızgın bir şekilde “burası Eskişehir, bu Ankaralıların burada ne işleri var? Onlar en güzel yerde oturuyorlar biz buraya sıkıştık olmaz ama!” diye çıkışlarına kız panik bir şekilde cevap vermeye çalışıyordu. Musti biraz uzatınca kız “ben patronla konuşayım” dedi ve gitti. Ben de Musti’nin masasına gidip “olm napıyosun attıracaksın lan bizi” dedim. Birkaç dakika sonra Musti kıza biraz yumuşak laflar etti de ortalık sakinleşti 🙂 ama işin ilginç yanı gece sonunda bile kız Musti’yi hala Esesli sanıyordu. Hatta bir ara gelip daha önce böyle bir deplasman tayfasının mekana geldiğini ve tam bu anda bardaki bir Eseslinin elemanlara girdiğini ve kavga çıktığını bu nedenle bu tarz konularda çok hassas olduklarını anlattı…

Son zamanlarda futbolunu hiç beğenmediğimiz Kerem’in formasını alan Pepe’yi gece boyunca sürekli tiye aldık 🙂 Ayrıca, Tunç’un (aka Isaac Promise) “Eskişehir’in busu/şusu çok meşhur” dediği her şeyi denedik. Oburluğumuza şaşırdık 🙂

2009-10 Mustafa Pektemek (11) -On-

2009-10 Mustafa Pektemek (11) -Arka-

Bu maçta Mustafa Pektemek’in attığı formayı Özhan-Gökhan kardeşler kapmıştı. Sonraları bendeki İlhan Eker forması ile takas ettik.

Kişisel deplasman karnesi: 9maç, 1g, 6b, 2m, 5ga, 6gy.

Dip Not: Bu maçtan önce gördüğüm statlar sırayıla şöyle; Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak, Ali Sami Yen.

İlgili Maç: 2009-2010 Sezonu Turkcell Süper Lig 22. Hafta Maçı Eskişehirspor 0-0 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım: “10. Deplasmanım ve 2. (ve son) Kez Ali Sami Yen (443 km)”

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “8. Deplasmanım ve Gördüğüm 13. Stad: Ali Sami Yen (443 km)”

8. Deplasmanım ve Gördüğüm 13. Stad: Ali Sami Yen (443 km)

19 Aralik 2009 - Galatasaray-Genclerbirligi

Ali Sami Yen Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 443 km.

Maç günü saat 12 gibi uyanıp ilk iş olarak biletix’in internet sitesinden rakip takım bileti çıkmış mı diye kontrol ettim ama netten satış yoktu.

Erdem (aka Zeynel Soyuer) ise 12:30’da Haydarpaşaya indi ve Ada Kitapevi’nden güzel haber için telefon etti. Maç biletleri satışa çıkmıştı. 15 civarlarında Lucarelli ile Erdem’i bulduk ve İstiklal’e geçtik. Oradan da Orcan’ı (aka Tony Yeboah) bulduk ve Nevizade’de oturduk biraz laklak ettik…

19 Aralik 2009 - Galatasaray1-0Genclerbirligi

Saat 18:45 gibi taksiyle İstiklal’den yola çıktık ama deli trafik nedeniyle saat 19:25 gibi yarı yolda inip koşturarak stadın yolunu tuttuk. Galatsaraylıların arasından geçerken üzerimizdeki atkıları görüp şaşıranlar olduysa da, ateş istediğimiz bir Galatasaraylıdan ateşi aldıktan sonra başarılar dilememiz ve onun da aynı temenlileri sunması güzeldi 🙂 Eski açığın girişine giderken önümüzü kesen bir çekirdekçinin “haydi gençler” demesi de kahkahalara yol açtı 🙂

Ardından deplasman tribününü bulmak için uğraşmaya  başladık ve moralim çok bozuldu. Çünkü deplasman tribününe hiçbir yönlendirmenin olmaması, girişin acayip derecede kuytu olması, bilet satılan ufak gişedeki görevli dışında kimsenin olmaması, karanlık ve yerlerin çamurlu olması ve inanılmaz dik ve uzun bir asma merdivene tırmanarak deplasman girişine ulaşmamız beni oldukça şaşırttı! Bu statta bir sürü Avrupa takımının deplasmana geldiğini düşününce garipsedim ve bu durum hiç hoşuma gitmedi doğrusu.

Statta yerimizi aldık… Ve maçın başlamasını beklemeye koyulduk. Skorbordun görmediğimiz bir yerde olmasına gıcık olduk. Üstümüzün kapalı olmasına sevindik. Gerçi bir gün önceki deli yağmurdan eser yoktu ve hava da gayet güzeldi…

İlk yarıda Galatasaray bastırdı. Biz ufak tefek şeyler yaptıysak da genelde savunmadaydık. Bu arada eski açığın sustuğu zamanlardan birinde Orcan “haydi gençler” diye başlattığı tezahüratı 23 kişi destek verdik ve ıslıklar gelmeye başladı 🙂 Hemen akabinde Ankara’dan “sesinizi duyduk” telefonları geldi. Ardından her sessizlikte tezahürat yapıp eğlenmeye başladık…

Devre arasında defansın göbeğinde Aykut’la birlikte yer alan ve güzel bir oyun ortaya koyan Mahmut Boz’un tribündeki babası ve kardeşi ile tanıştık muhabbet ettik.

19 Aralik 2009 - Galatasaray1-0Genclerbirligi -2-

İkinci yarı Gençlerbirliği önümüzdeki kaleye saldıracaktı. İkinci devre başlamadan önce Orcan’a hemen maçın başında Harbuzi ceza alanı çizgisi üstünde topla buluşacak ve sert şutu 90’a gidecek söylemim 46. dakika da 90’ı bulma dışında gerçekleştiğinde gaza geldik. Ardından kazanılan korner ve ofsayt diye bekleyen Galatasaraylıların en arkasında topla buluşan Kahe’nin (muhtemelen nasıl olsa ofsayt diye) inanılmaz lakayt bir şekilde topa vuruşu ve topu avuta göndermesinin ardınan hakeme döndük. Pozisyon ofsayt değildi ve Kahe’nin boşvermişliği yüzünden küplere bindik. Daha 1 dakika geçmeden yine bir pozisyon yakladık onda da korner oldu ve yine en arkada Kahe kaleci ile karşı karşıya kaldı ve yine lakayt bir vuruşla topu avuta gönderdi. Biz bir kere daha dönüp hakeme baktık. Yine ofsayt yoktu ve sinirden kafayı yemeye başladık!

Ankara’dan gelen telefonlarda 2 pozisyonun da offsaytla hiçbir ilgisi olmadığını öğrendik moralimiz iyice bozuldu. Hemen akabinde yine bir korner ve Orhan’ın kafasının direkte patlaması iyice hareketlendirdi bizi. Artık gol gelmeliydi!

Derken bir anlık daldınlık üstüne 77’de Harry Kewel’dan yediğimiz gol yıktı bizi. Sağdan yerden ortaladılar ve Kewel sadece dokundu… Hakkını vermek gerek, o dakikadan sonra yapmaya çalıştığımız ataklardaki ıslıklar bayağı etkiliydi. Ardından zaten bir türlü olmadı ve maçı 1-0 kaybettik. Böylece bizim gibi Anadolu takımları için gelenek yine bozulmadı ve girdiğimiz 3 net pozisyonu harcadık, onlar ilk pozisyonlarında gollerini attı ve kazandı.

Polisin izin vermesi için atkıları formaları saklayıp Galatasaraylılarla aynı anda dışarı çıktık ardından metroya yöneldik.

Orcan-Kameraya-Kosuyor

VIP girişinin önünden geçerken, Orcan birden koşmaya başladı. Biz ne yaptığını pek anlayamadık ama ardından yanımıza geldi ve kameraya doğru koştuğunu ve montunu açıp “Gençlerbirliği” diye bağırdığını söyledi. “Delisin oğlum” dedik güldük.  Metrodayken Orcan’ın bir arkadaşı aradı ve o kameranın NTV’nin canlı yayın kamerası olduğunu ve TV’ye çıktığını söyledi!!!

Ayrıca metroda orta yaşlı bir GS’linin “Galatasaraylıyım ama Gençleri de severim” deyip arkadaşlarımızdan birine yer vermesi güzel bir jestti. İstiklal’e gittik biraz takıldık ve evlere dağıldık.

Sabah kalktığımda aklımda yine Kahe’nin gözlerimiz önünde 2 kere arka arkaya lakayit vuruşları vardı…

Kişisel deplasman karnesi: 8maç, 1g, 5b, 2m, 5ga, 6gy.

Dip not: Ali Sami Yen’den önce gördüğüm 12 stad sırasıyla şunlar: Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak.

İlgili Maç: 2009-2010 Sezonu Turkcell Süper Lig 17. Hafta Maçı Galatasaray 1-0 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım: “9. Deplasmanım ve 2. Kez Eskişehir Atatürk (236 km)”

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “7. Deplasmanım ve 2. Kez Yenikent ASAŞ (33,4 km)”

Budapeşte, Viyana – Bölüm 3

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -05-

18 Haziran 2009, Perşembe (Budapeşte)

Bir gün önce “gelmişken bir de stadyum görelim” diyerek haritayı karıştırıyordum. Maç falan yoktu ama bir yıl önce hem Giuseppe Meazza, hem de Santiago Bernabeu’yu gördükten sonra gittiğim yerlerde küçük büyük stadyumları (en azından dışından) görmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışıyordum. (Ki zamanla öyle de oldu. Artık gitmeyi planladığım tarihlerde maç var mı, stadyum var mı diye araştırmadan gezi planı yapmıyorum.)

Sabah kahvaltının ardından Tuna’ya gitmeden önce yolumuzun üzerindeki Ferenc Puskas stadyumuna gitmek istedik. Fakat nasıl olduysa onun yanında bulunan Papp Laszlo Spor Arenası’na ulaştık. Bir süre bakındıktan sonra zamansızlıktan yolumuza devam ettik. (Yıllar sonra bu yazıyı hazırlarken google maps’de stadın gittiğimiz yere 400 metre mesafede olduğunu görüp “tüh!” dedim.)

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -01-

Mehmet Ali Cetinkaya - 18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -02-

Erdem Ceydilek - 18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan

Son iki gündür kısa ziyaretler yaptığımız St. Stephen Basilikası’nın (Szent István-bazilika) içini, tepesini ve etrafını Erdem ve okuldan arkadaşı Gülen ile birlikte bolca dolaştık.

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -03-

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -02-

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -01-

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -04-

Güzel ve ihtişamlı yapının tepesinden Budapeşte oldukça güzel görünüyordu.

18 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -01-

18 Haziran 2009 - George Soros, Budapeste, Macaristan -02-

Bugünün en önemli olayı ise Erdem’in Central European University’deki mezuniyet töreniydi. Okula gidip bir süre takıldıktan ve Erdem hazırlıklarını yaptıktan sonra yürüyerek törenin yapılacağı opera binasına gittik.

18 Haziran 2009 - George Soros, Budapeste, Macaristan -01-

18 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -02-

Üniversitenin kurucularından Macar ve Yahudi asıllı ABD’li finans spekülatörü ve liberal girişimci George Soros da törendeydi. Biz de üst locaların birinden töreni izledik ve bol bol alkışladık.

Teror Evi aka Terror Haza aka House of Terror -01-

Törenin ardından bugüne kadar gördüğüm en ilginç müzelerden birine gittik. 2. Dünya Savaş sırasında Nazi karakolu olan, Sovyetlerin işgalinden sonra ise Rus karakolu olarak kullanılan Terör Evi’nde (Terror Háza/House of Terror), Macaristan tarihinin oldukça karanlık iki döneminde yaşananlar çok vurucu bir şekilde sergileniyordu. İç avluda duran ve üzerinden sürekli, kanı simgeleyen yağın aktığı tank, odalardaki karanlık renk tonları, ekrandaki televizyonlarda gösterilen “ağır” görüntüler ile müzedeki sunum oldukça vurucuydu.

Teror Evi aka Terror Haza aka House of Terror -02-

Ama en vurucusu, en üst kata çıktıktan sonra binmek için bir süre beklediğiniz asansörde yaşayacaklarınızdı. Sadece 3 ya da 4 kişinin alındığı asansöre bindikten ve kapı kapandıktan sonra tüm ışıklar sönüyor ve karşınızda açılan bir ekranda karakolda işkence gören bir mahkûmun anlattıklarına (ister-istemez) odaklanıyordunuz. Bu arada sadece iki ya da üç kat inecek olan asansör olabildiğine yavaş bir şekilde hareket ediyordu. Yaklaşık 3-4 dakikalık bu sunumdan sonra asansör duruyor ve kapılar işkencelerin yapıldığı bölümlere ve hücrelere açılıyordu…

Akşamüzeri mezuniyet partisinin olduğu Gödör Club’a gittik ve eğlendik. Hem burada hem de tüm Budapeşte gezimiz boyunca Macarların çok sıcakkanlı insanlar olduğunu gördüm. Herhangi bir şey sorduğunuzda (tıpkı bizim gibi) çat-pat bile olsa hemen yardım etmeye çalışıyorlardı. Çok hoşuma gitmişti.

19 Haziran 2009, Cuma (Budapeşte, Viyana)

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -04-

Cuma günü Budapeşte’den trenle Viyana’ya geçtik. Avusturya’ya girerken trende yapılan pasaport kontrolü Avrupa Birliği’nin sınırları kaldırması durumundan ötürü garip gelmişti. Trenden inip, Hakan ile buluşmak üzere metroya bindiğimiz andan itibaren (belki algıda seçicilikten ötürü) her yerde Türkleri ve Türkçe konuşan insanları görmeye başladık. Oldukça enteresandı. Çünkü tek kelime yabancı dil bilmeseniz bile, Viyana’da her türlü derdinizi anlatacağınız birilerini bulabilirdiniz herhalde.

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -03-

Hakan ile buluşup, eve eşyaları atıp bir süre muhabbet ettikten sonra, 1569’da yapımına karar verilen ve Avrupa’nın en güzel saraylarından biri olan Schönbrunn Sarayı’na (Das Schloss Schönbrunn) doğru yola koyulduk. Saraya ulaşmak üzere büyükçe bir parkın içinden geçerken, yeşillikler arasındaki bir ilkokul dikkatimizi çekti. Çocuklar sıraya geçmiş uzun atlama oynuyorlardı. “Ne kadar sevimliler” diye naif duygularla onları takip ederken, ufaklıklardan biri, bir diğerine bol okkalı sağlam bir Türkçe küfür ederek tüm duygularımızı yerle bir etti! “Neyse biz saraya doğru devam edelim en iyisi!” diyen gözlerle birbirimize bakındıktan sonra yola devam ettik.

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Sarayın ön avlusunda usul usul yürürken yanımda bir fayton durdu. Kafamı çevirdiğimde biri kız, diğeri erkek iki sarışın çocuk gördüm. (Hala nasıl olduğuna şaşırdığım bir şekilde) aklıma Claudia Schiffer geldi. Kafamı yukarı doğru kaldırdığımda onu gördüm! Çocukların yanındaki yaşlıca kadın faytoncuya 50 euro bahşiş verince, nedense içimden “o olmalı!” diye düşünüp hızlıca bizimkiler yanına gidip durumu anlattım. Önce inanmasalar da sonrasında peşlerinden giderek Claudia Schiffer olduğunu kesinleştirdik. (Sonraları bu olaydan önce bir dergide Claudia Schiffer ve çocuklarıyla ilgili bir yazı okuduğumu anımsadım. Yine de garipti ama herhalde tek mantıklı açıklaması buydu olayın.)

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Bilet gişelerine geldiğimizde önce saray parkını/bahçesini (Schlosspark) gezmeyi tercih ettik. “Ardından sarayın içine gireriz” diye düşünüyorduk ama hiç de öyle olmadı. Çünkü park/bahçe o kadar büyük bir alana yayılmıştı ki, yaklaşık 3 saat boyunca dolaştık!

19 Temmuz 2009 - Neptune Cesmesi, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Ağaçlarla kaplı alanın hemen girişinde özene bezene yapılmış çiçekli bir yol ve heykeller yer alıyordu.

19 Temmuz 2009 - Neptune Cesmesi, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Mehmet Ali Cetinkaya - 19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Ardından Neptune çeşmesi ve ondan da sonra Gloriette adı verilen, “küçük oda” anlamındaki bahçe binası bulunuyordu.

19 Temmuz 2009 - Gloriette, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya

Daha da ileride Roma kalıntıları olduğunu görsek de biz yanlarda bulunan alanları keşfetmeye karar verdik.

19 Temmuz 2009 - Labirent, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Bunlardan biri labirentti. Yeşil çalılıklardan yapılan labirentin ortasında bulunan bir yapıya gitmeye çalışıyordunuz. “Ne var ki bunda!” diye başladığımız yolculuk bir süre sonra kendimizi “labirentteki kobay faresi” gibi hissetmemizi sağladı. Gideceğimiz yer görünüyordu ama ulaşamıyorduk.

19 Temmuz 2009 - Labirent, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Bu arada “başarmış” olanların bize bakıp gülümsediklerini görmek iyice insanı gıcık ediyordu. Derken biraz daha gayretle hedefe ulaştık. İşin ilginç yanı, yukarı çıkıp nefeslenirken, labirentte kaybolanları izlerken hem keyif alıyor hem de gülümsüyorduk!

Hayatımda gördüğüm en orijinal ve yaratıcı oyun parkına gittik. Çocuklar, kumları bir kaptan diğer kaba boşaltarak en yükseğe taşımaya çalışıyorlardı. Yerde bulunan, doğru basamaklara basarak hedefe ulaşmaya çalıştığınız bir oyun vardı. Eğer yanlış basamağa basarsanız üzerinize su fışkırtılıyordu. Uzunca bir kablonun bir ucunda bulunan huniye biri konuşuyor, diğeri de diğer uçtaki huniye kulağını koyup dinliyordu!

Mehmet Ali Cetinkaya - 19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Bizim ilgimizi ise, iplerle havada asılı duran kuş çekmişti. Tırmanarak içine biniyor ve ardından kanatları kontrol eden ayak iplerini itip-çekerek kuşu hareket ettiriyordunuz. Sallantılar sayesinde uçtuğunuzu hissediyordunuz. Nefisti!

Parktan çıktıktan sonra önce hayvanat bahçesine gitmek istedik ama tercihimizi limon bahçesi yönünde kullandık. Çardaklar halinde limon ağaçlarının bulunduğu oldukça güzel bir yerdi burası.

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -01-

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -02-

Schönbrunn Sarayı’ndan çıktıktan sonra Hakan ile buluşup kendimizi onun rehberliğine bıraktık. Bizi önce Naschmarkt yakınlarında yer alan, üzerinde motifler bulunan apartmanların olduğu bir yere götürdü. Tepesinde, çığlık atan kadın heykellerinin olduğu apartman çok enteresandı.

19 Temmuz 2009 - Aziz Stephan Katedrali, Viyana, Avusturya

Ardından şehrin en popüler yeri olan 1. Viyana’da dolaşmaya başladık. 1365’de yapılan Aziz Stephan Katedrali (Stephansdom) görülecek en güzel yerlerden biriydi.

19 Temmuz 2009 - Viyana Veba Sutunu, Viyana, Avusturya

Şehrin 1679’da geçirdiği en büyük veba salgınından kurtulmak için “adak olarak” 1693’de yapılan Viyana Veba Sütunu’na (Wiener Pestsäule) gittik.

19 Temmuz 2009 - Michaelertrakt, Viyana, Avusturya -01-

19 Temmuz 2009 - Michaelertrakt, Viyana, Avusturya -02-

19 Temmuz 2009 - Michaelertrakt, Viyana, Avusturya -03-

Michaelertrakt’ın (ünlü St. Peter Kilisesini (Peterskirche) yeşil kubbesine benzeyen) orta kubbesi ve heykeller oldukça ilgi çekiciydi.

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -03-

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -04-

Dolaştığımız bölgedeki neredeyse tüm binalar hem eski, hem de iyi korunmuştu. Her biri farklı ve güzeldi.

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya

Akşam iyi bir lokantada yediğimiz yemeğin ardından Hakan’ın çalıştığı Irish Pub’a gidip bir süre laklak edip, “deplasmanda” dart kapışmamızı yaptık.

Tek güne sıkıştırılmış güzel bir Viyana gezisi olmuştu.

20 Haziran 2009, Cumartesi (Viyana, Budapeşte)

20 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan

Sabah erkenden trenle Budapeşte’ye geri döndük. Viyana’yı şehir olarak sevmiş ama Budapeşte’yi sakinliğinden, Tuna’sından, yapılarından ve insanlarından dolayı daha çok sevmiştik. (2012’de bir kere daha Viyana’ya gidecek ve Hakan ile birlikte hem turistlik, hem de “normal” yaşam alanlarında daha fazla zaman geçirip, Viyana’yı da çok sevecektim.)

20 Haziran 2009 - Dohany Sokagi Sinagogu, Budapeste, Macaristan -01-

Yolculuğun ardından Erzsébetváros’da bulunan ve 1859’da yapılan Dohány Sokağı Sinagogu’na (Dohány utcai zsinagóga/nagy zsinagóga) gittik.

20 Haziran 2009 - Dohany Sokagi Sinagogu, Budapeste, Macaristan -02-

Avrupa’nın en büyük ve dünyanın beşinci büyük sinagogu olan tapınağın içine giremesek de dışarıdan oldukça ihtişamlı görünüyordu.

20 Haziran 2009 - Bir Yazdonumu Gecesi Rüyasi, Macaristan Devlet Opera Binasi, Budapeste, Macaristan -02-

Akşam, Erdem’in gezi planını hazırlarken, “buraya kadar gelmişken o süper muhteşem ötesi opera binasında bir gösterim izlemeden dönmek olmaz” sözlerine istinaden Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası’nı izlemek için Macaristan Devlet Opera binasına (Magyar Állami Operaház) gittik.

20 Haziran 2009 - Bir Yazdonumu Gecesi Rüyasi, Macaristan Devlet Opera Binasi, Budapeste, Macaristan -01-

1884’de inşa edilen binanın hem dışı, hem de içi tek kelimeyle muhteşemdi.

20 Haziran 2009 - Bir Yazdonumu Gecesi Rüyasi, Macaristan Devlet Opera Binasi, Budapeste, Macaristan -03-

Zaten oyundan çok locaları, işlemeleri, heykelleri, motifleri kısacası mekanı inceledik.

Opera’dan çıktıktan sonra Budapeşte’ye geldiğimiz ilk gün gidip hayran kaldığımız Szimpla Kert’e gidip gezimizin finalini yaptık.

21 Haziran 2009, Pazar (Budapeşte)

Güzel günler çabuk bitiyordu ve 21 Haziran, Pazar günü uçağa atlayıp ülkeye geri döndük…

Eklenti Notu (13.06.2016): 7 yıl sonra, gezide çektiğim videoları derleyip bir “video anı” oluşturdum. O günlerde “cam gibi” dediğimiz görüntüleri bugün izleyince “leş” olarak görmek gerçekten hüzün verici!

Budapeşte, Viyana – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Budapeşte, Viyana – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Bundan önce gittiğim 3 ülke, sırasıyla şöyle: (1) İtalya (2008), (2) Vatikan (2008), (3) İspanya (2008)

Budapeşte, Viyana – Bölüm 2

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -04-

16 Haziran 2009, Salı (Budapeşte)

16 Haziran 2009 - Guzel Sanatlar Muzesi, Szepmuveszeti Muzeum, Budapeste, Macaristan

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -03-

Salı günü Peşte tarafındaki, Budapeşte ve Macaristan’ın en önemli meydanlarından biri olan Kahramanlar Meydanına (Hősök tere) doğru yola çıktık. Meydanın hemen sol yanında Güzel Sanatlar Müzesi’ni (Szépművészeti Múzeum) barındıran güzel ve tarihi bir bina vardı.

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -02-

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -01-

Yerleri beyaz işlemeli meydanın ortalarında uzunca bir anıt ve onun arkasında iki parça halinde ovalimsi yapıların üstünde Macaristan tarihinin önemli isimlerinin heykelleri yer alıyordu.

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan

Erdem’in söylediğine göre milliyetçilerin ana “kutlama” mekânlarından biri olan meydan 1900 yılında yapılmış ve 1932 yılında Kahramanlar Meydanı adını almış. Dolaştığımız gün de, meydanın bir bölümünde kutlama hazırlığı yapılıyordu ki, akşamüzeri buradan tekrar geçerken, hafif yağmurun altında bir opera sanatçısının konserine kısa da olsa kulak misafiri olmuştuk.

16 Haziran 2009 - Vajdahunyad Kalesi, Budapeste, Macaristan -01-

Meydanda bir süre zaman geçirdikten sonra hemen bitişinde bulunan ve 100 hektarlık bir alan üzerine kurulu bulunan Şehir Parkı’na (Városliget) giriş yaptık.

16 Haziran 2009 - Vajdahunyad Kalesi, Budapeste, Macaristan -02-

Oldukça yeşil bir alana kurulu parkın içinde bulunan en güzel yerlerden biri, Macarların Karpat Havzasını fetihlerinin 1000. yılı anısına 1896-1908 yılları arasında inşa ettikleri Vajdahunyad Kalesi’ydi (Vajdahunyad vára).

16 Haziran 2009 - Vajdahunyad Kalesi, Budapeste, Macaristan -03-

Kalenin yanında bulunan küçük gölet, asma köprü, kalenin girişi, içerideki binaların ve heykellerin ihtişamıyla birlikte kale oldukça güzeldi.

16 Haziran 2009 - Anonymus Heykeli, Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -01-

16 Haziran 2009 - Anonymus Heykeli, Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -02-

Burada bizim en çok ilgimizi çeken şey, 12-13. yy arasında yaşayan ve Latince isminin sadece ilk harfinin P olduğu haricinde, hakkında neredeyse hiçbir şeyin bilinmediği ve bu yüzden Latincede “bilinmeyen” anlamına gelen Anonymus diye adlandırılan Macar kralının tarihçisinin esrarengiz ve bir o kadar da ürkütücü heykeliydi. Fena halde bana Yüzüklerin Efendisi’ndeki yüzleri görünmeyen, siyah pelerinli şövalyeleri getirmişti.

16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -02-

Kaleden çıktıktan sonra Ötvenhatosok meydanında bulunan enteresan bir anıtı görmeye gittik. Şehir Parkı ile Dózsa György Caddesi sınırında bulunan ve 1956 yılında Macaristan’daki Sovyetler Birliği destekli Stalinist hükümete karşı başlatılan halk hareketi olan Macar Devrimi anısına yapılan üçgen şeklindeki anıt git gide sıklaşan ve uzayan demir kazıklardan oluşuyordu.

Erdemle bir süre bakındıktan sonra acaba kaç katman içeri girebiliriz diye birkaç deneme yapmış ama 4-5 sıra dışında ilerleyememiştik.

16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -03-

Mehmet Ali Cetinkaya - Erdem Ceydilek - 16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan

Ankara’ya döndükten birkaç gün sonra Manga’nın yeni yayınlanmaya başlayan ve Budapeşte’de çektikleri Cevapsız Sorular video klibinde bu anıtın da bolca konu edildiğini görüp şaşıracaktım. Tabi klip boyunca Budapeşte’den görüntüler görmek de enteresan olacaktı.

Szechenyi Termal Hamami - Szechenyi Gyogyfurdo es Uszoda - maps.google

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -01-

Ardından biraz daha parkın içlerine yer alan Széchenyi termal hamamına/kaplıcasına (Széchenyi Gyogyfurdo es Uszoda) gittik. 1913’de inşa edilen nefis bir yapının avlusunda yer alan, biri uzun, diğer ikisi yarım daire biçimindeki üç tane farklı sıcaklıktaki termal havuzundan oluşan kaplıca her şeyiyle dört dörtlüktü. Kaplıca aynı zamanda Avrupa’nın en büyük sağlık hamamı/kaplıcasıydı.

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -02-

Kenardaki havuzların birinde yer alan iki tane üç çeyreklik dairenin içindeyseniz, belirli aralıklarla jakuzilerdeki gibi içe doğru su püskürtülerek daire içinde dönmeniz sağlanıyordu. Çok eğlenceliydi. Sanırım en çok burada zaman geçirdik.

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -03-

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -04-

Kaplıcadan çıktıktan sonra aklıma, küçükken anne, baba ve akrabalarla beraber birkaç kez gittiğimiz kaplıcalar geldi. Sonra karşılaştırmamaya karar verdim. Geri gittiler!

16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -01-

Metroyla yemek yemek için Tuna’ya doğru giderken hava kararmıştı. Erdem’in daha önce denediği bir Hint lokantasına gittik. Fast-food kıvamında ve orta şeker fiyatları bulunan lokantada ben Erdem’in önerilerinden çok kendi içgüdülerime güvenerek yanında yoğurt verilen, baharatlı bir pilav seçtim. Oturup ilk kaşığı aldığımda baharatın ve esansının yoğunluğunu kırmak için içine yoğurdu ekledim. Ama olmadı! Gidip bir tane daha yoğurt alıp onu da ekledim. Artık yenebiliyordu evet, ama bu sefer de pilavdan çok yoğurt tadı alıyordum! Bundan sonra Erdem’in önerilerine kulak asmaya karar verdim.

Mehmet Ali Cetinkaya - 16 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan

Yemekten sonra Tuna’ya doğru yürürken (2 gün sonra gündüz gözüyle daha ayrıntılı bir şekilde gezeceğimiz) St. Stephen Basilikası’nı (Szent István-bazilika) görüp bir süre inceledik. Çok ihtişamlı görünüyordu.

16 Haziran 2009 - Szechenyi Asma Koprusu, Budapeste, Macaristan

Ardından yürüyerek Tuna’ya gittik ve bir gün önce diğer ayağında olduğumuz Szechenyi asma köprüsüne (Széchenyi Lánchíd) ulaştık. Köprü gece daha bir güzel görünüyordu…

17 Haziran 2009, Çarşamba (Budapeşte)

17 Haziran 2009 - Macaristan Tarih Muzesi, Budapeste, Macaristan

17 Haziran 2009 - Janos Arany Heykeli, Budapeste, Macaristan

Kahvaltının ardından Macaristan Tarih Müzesi ve önündeki Macar şair János Arany’nin (1817-1882) heykeline kısa bir süre göz attıktan sonra Budapeşte’nin en eski alışveriş merkezi olan Nagycsarnok’a gittik.

17 Haziran 2009 - Nagycsarnok, Center Market Hall, Budapeste, Macaristan -01-

Tuna’nın yakınlarında bulunan ve hangarı andıran alışveriş merkezinde yiyecekten, giyeceğe, hediyelik eşyadan, incik-boncuğa kadar bir sürü ürünün satıldığı ufak ufak dükkânlar bulunuyordu.

17 Haziran 2009 - Nagycsarnok, Center Market Hall, Budapeste, Macaristan -02-

1897’de inşa edilen binanın ön tarafında bulunan iki kubbesi ve çatıları çok güzeldi.

17 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan

Bir süre dolaştıktan sonra yürüyerek St. Stephen Basilikası’nın birkaç sokak aşağısında bulunan Hummus Bar adında bir Yahudi lokantasına gittik. Humus ya da kebap gibi bizim damak tadımıza bayağı yakın yemekler yapan lokantada ne yediğimizi tam olarak hatırlamasam da yemekten önce içtiğimiz ferahlatıcı nane çayına hayran kalmıştım.

Mehmet Ali Cetinkaya - 17 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan

Karnımızı doyurduktan sonra dün gece önünden geçerken bir süre bakındığımız St. Stephen Basilikası’nın önünde birkaç fotoğraf çekindikten sonra Tuna’ya yürüdük.

Mehmet Ali Cetinkaya - Kucuk Prenses, Kiskiralylany, Budapeste, Macaristan

Tuna’nın kenarındaki demir korkuluklarında oturan ve Budapeşte’nin en bilinen simgelerinden biri olan Küçük Prenses (Little Princess / Kiskirálylány) heykelini görüp bir süre inceledik. Çok şirin görünüyordu.

17 Haziran 2009 - Szechenyi Asma Koprusu, Budapeste, Macaristan

Ardından Szechenyi asma köprüsünün yakınlarında bir yerlere oturup etrafı izledik.

17 Haziran 2009 - Yahudi Aniti, Tuna, Budapeste, Macaristan

Hava kararmak üzereyken İkinci Dünya Savaşı sırasında öldürülerek Tuna’ya atılan Yahudilerin anısına yapılan bronzdan ayakkabıların bulunduğu anıta gittik. Çiçekler bırakılmıştı. (Bu yazıyı yazdıktan birkaç yıl sonra Jessica Lange’in başrolde oynadığı Costa-Gavras’ın Müzik Kutusu (Music Box) filminde Nazilerin, Yahudileri Tuna nehrinin kenarına getirilip tek sıra dizildiklerini ardından da bir tele sıkıca bağlayıp, mermi yokluğundan, birini vurup hepsinin birden Tuna Nehri’ne arrıklarını öğrendim. Muhtemelen bu anıt da o kötü günleri anımsatmak için yapılmıştı.)

Mehmet Ali Cetinkaya - 17 Haziran 2009 - Tuna, Budapeste, Macaristan

Parlamento Binası’nın önüne geldiğimizde hava iyice kararmıştı. Güzel bir yaz akşamında, bir süre merdivenlerinde oturup laklak ettik, Tuna’yı izledik.

17 Haziran 2009 - Margit Margaret Adasi, Budapeste, Macaristan

Akşamüzeri Erdem bizi, Tuna’nın üzerinde bulunan Margit adasına (Margaret / Margit-sziget) götürdü. 2.5 km x 500 metre ebatlarındaki sevimli ada tamamen ağaçlarla kaplıydı ve araba trafiğine kapalıydı. Böyle olunca Margit köprüsüne kadar gelip ardından yayan ya da bisikletle adaya geçiyordunuz.

Adaya girip oturmak için gittiğimiz bara doğru yürürken gördüğümüz, müzik yapan, dans eden, yürüyüş yapan, bisiklete binen ya da çimlere yayılıp laklak eden insanlar çok eğleniyorlardı. Görülmeye ve yaşanmaya değer, oldukça orijinal bir parktı.

Yaklaşık 3 yıl sonra Viyana’da Tuna’nın üzerinde bulunan, 21 km x 70-210 metre boyutlarındaki Tuna Adasına (Donauinsel) gittiğimizde, bir kere daha Margit adasını hatırlamıştım.

Budapeşte, Viyana – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Budapeşte, Viyana – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Manga – Cevapsız Sorular

Mehmet Ali Çetinkaya