porno,porno izle,bedava porno,türkçe porno izle,yerli porno,sikiş, porno porno izle porno

Futbola Siyaset Bulaşınca

14 Mayıs 1938 Berlin Olimpiyat Stadı…

Tarih 27 Mayıs 1934. Faşizmin En Yoğun Yaşandığı Dönemlerden Geçiyor Avrupa. Musolini’nin İtalya’sında 1934 Dünya Kupası Düzenleniyor. Bu Turnuva Boyunca Hakemlerin İtalya’yı Koruduğu Birçok Kaynakta Belirtiliyor Ama Asıl Unutulmayacak Olay Eleme Maçında İtalya İle Amerika Birleşik Devletleri’nin Karşı Karşıya Geldiği Bu Maçta Yaşanıyor. Maçın Hakem Üçlüsü Musolini’yi Faşist Selamıyla Selamlıyor…

Tarih 4 Aralık 1935. Londra’daki White Heart Lane’de İngiltere İle Almanya Dostluk Maçında Karşı Karşıya Geliyorlar. Futbolcular Sahaya Çıktığında Stadyum Tıklım Tıklım Dolu. Futbolcular Yan Yana Dizilip Seyircileri Selamlayacaklarken İlginç Bir Şey Oluyor. Okumaya devam et

Hacettepe… Hüzünlü Bir Hikayedir Bu

9 Mayıs 2010 pazar günü saat 15:00… Ha yıkıldı ha yıkılacak denilen Ankara Cebeci İnönü Stadının bakımsızlıktan eskimiş tribünlerindeyiz… Bir sezon önce Süper Lig’de yer alan Hacettepe ile kökleri geçmişe uzanan Mersin İdman Yurdu, Bank Asya 1. Lig’den düşecek olan 3. takımı belirlemek üzere karşı karşıya geliyorlar. Mersin’den kalkıp gelen 2000 civarı Mersin İdman Yurtlu taraftar kapalıda yerlerini almışlar. Onların tam karşısındaki açık tribünde de bir o kadar Hacettepe taraftarı var…

Kökleri 1945′e dayanan, Milli Lig’in ilk aktörlerinden, Ankara’nın çok ama çok özel ve farklı takımı Hacettepe. 1967-68 sezonunda Milli Lig’den düştükten sonra bir türlü “o” ya da “bu” yüzünden toparlanılmasına izin verilmeyen, mahalessi dağıtılan ve ardından “şu” tarafından bir “oy” projesi için kandırılarak alıkonulan, adı değiştirilen ve yok edilen Hacettepe…

Biraz geçmişe gidelim…

2006-07 sezonu bittiğinde “futbolseverler”in en çok konuştuğu konu, hiçbir yatırım yapılmadan, sadece Gençlerbirliği’nin PAF takımları ile kurulan ve saha, seyirci, maddi destek, tecrübeli oyuncu gibi günümüzün “olmazsa olmaz”larına sahip olmayan Gençlerbirliği ASAŞ’ın ilgili desteklere sahip olan birçok takımın yanından hızla geçip Süper Lig’e adımını atması idi. Şaşılacak durumdu doğrusu. Pilot takım olarak kurulan önceki adı ile ASAŞ ardından OFTAŞ’ın çok büyük bir başarıya imza atmasının sebebi “takım olma ruhu”, sürekli yan yana oynamanın uyumu ve gençlik enerjisi idi…

Daha hikayemiz bitmedi…

2007-08 sezonunda ufak tefek takviyelerle Süper Lig’e başlayan OFTAŞ, tüm otoriteler tarafından “görüp çıkan”lardan olacaktı. Hiç de öyle olmadı. Büyük başarılarla buraya gelen genç takımın iskeletinin bozulmaması OFTAŞ’ın büyük rakiplerine rağmen Süper Lig’de düşme tehlikesi geçirmeden rahat rahat sezonu bitirmesini sağladı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu ve lig sonunda OFTAŞ’ın adı Ankara’nın en güzide ekiplerinden biri olan Hacettepe olarak değiştirildi. Bu değişim Ankara’da çok güzel yankılar buldu. O “yokedilen” Hacettepe’nin tekrar doğması başta tüm ömrünü Hacettepe’yi tanıtmak ve anlatmakla geçiren Lütfü Yanar olmak üzere “o günleri” yaşamışları ve okumuşları sevindirdi.

Yanlışlar ve düşüş başlıyor…

2008-09 sezonu başında -biraz da mecburiyetten- takımın iskeletinin bozulması. Gençlerbirliği’nde forma şansı bulamayan ya da beğenilmeyen futbolcuların takıma alınması. Vasat yabancı transferleri. Yönetimi, büyük bir sempatizanı olan Hacetepe’nin tribüne taraftar çekmek için neredeyse “hiçbir şey” yapmaması derken… Hacettepe, birkaç flaş galibiyet dışında bir varlık gösteremeden kendini Bank Asya 1. Ligi’nde buldu. Sezonun son maçında Lütfü Yanar ve arkadaşlarının ön ayak olması ile Hacettepe – Kocaelispor maçı hani o bildiğimiz tribüne taraftarlarının gelmediği düşmüş takımın son maçı ya da tribüne sırf küfretmek için gelen taraftarların olduğu düşmüş takımın son maçından çok farklı bir atmosferde geçti. Maç öncesi ve sonrası sanki takım küme yükselmiş gibi bir alt lige “uğurlandı” takım.

Düşüş devam ediyor…

2009-10 sezonunda yönetim hataları devam etti. Yine taraftara yönelik bir şeyler yapılmadı. Yine doğru düzgün transfer yapılmadı. Daha da vahimi takımda “abilik” yapacak bir futbolcu bile tutulmadı! Böyle olunca takım havluyu en baştan atmıştı. Bu hataların üstüne bir de devre arasında “rakip” takımlar deli gibi transfer yaparken takıma bir destek çıkılmaması da eklenince… 9 Mayıs 2010 tarihi saat 15:00′a gelindi…

Teknik direktörlüğe Erol Tok’un getirilmesi ile son haftalarda kıpırdanan ve ligde kalma şansı yakalayan Hacettepe’nin rakibi 1925′de kurulan Mersin İdman Yurdu idi. Hacettepe tribünlerinde Gençlerbirlikliler, Ankaragüçlüler, Giresunsporlular, Bursasporlular, Ankara ve Hacettepe üniversiteli öğrenciler… Ve elbette Lütfü Yanar, arkadaşları ve semt sakinleri bulunuyordu. Maçın başında Hacettepe golü atınca manzara görülmeye değerdi. Hacettepe güzel oynuyor, Mersin ise neredeyse hiçbir şey yapamıyordu. İlk yarıda 2-0 olsa iş baştan bitecekti ama bir türlü ikinci gol gelmedi…

İkinci yarı Mersin ilk ciddi atağında golü bulunca herkes uykudan uyandı ve gerçek dünyaya döndü. Hacettepe takımının sahada bir abisi yoktu. Oyuncular genç ve tecrübesizdi. Mersinliler ise çok daha tecrübeli idiler. Zaten 1-1 den sonra Mersin “porfesyonelce” yapacağı her şeyi yaptı ve kümede kalmayı başardı. Hacettepe ise büyük başarılarla beraber hızlıca tırmandığı basamakları yönetim hataları ile bir anda tepe taklak düştü. Maç bitti herkes evinin yolunu tuttu. Tribünde ise sadece Lütfü Yanar gibi gerçek Hacettepelileri kaldı…

Herhalde bu hüzünlü hikayeden bize kalan tek sevindirici nokta, 2. Lig’de de olsa Hacettepe isminin “şu”na rağmen yaşamaya devam etmesi…

berezilya.com, 10 Mayıs 2010

Eklenti Notu (10 Ocak 2014): Şunu belirtmek gerekir ki, ismi ve renkleri eski Hacettepe gibi olsa da “Hacettepe Spor”un 1945’de kurulan Hacettepe ile kök anlamında bir bağı yok. Çünkü 1988 yılında kulübün ismi belediye başkanı İ. Melih Gökçek tarafından Keçiörengücü olarak değiştirildi ve hala o isimle alt liglerde mücadele ediyor.

2009-2010 Sezonu Türkiye Bank Asya 1. Lig 34. Hafta Maçı
Hacettepe 1-1 Mersin İdman Yurdu
http://www.macanilari.com/09.Mayis.2010_2009-2010.Sezonu.Turkiye.Bank.Asya.1.Lig.34.Hafta.Maci.Hacettepe.1-1.Mersin.Idman.Yurdu-200920103410–.html

Budapeşte, Viyana – Bölüm 3

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -05-

18 Haziran 2009, Perşembe (Budapeşte)

Bir gün önce “gelmişken bir de stadyum görelim” diyerek haritayı karıştırıyordum. Maç falan yoktu ama bir yıl önce hem Giuseppe Meazza, hem de Santiago Bernabeu’yu gördükten sonra gittiğim yerlerde küçük büyük stadyumları (en azından dışından) görmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışıyordum. (Ki zamanla öyle de oldu. Artık gitmeyi planladığım tarihlerde maç var mı, stadyum var mı diye araştırmadan gezi planı yapmıyorum.)

Sabah kahvaltının ardından Tuna’ya gitmeden önce yolumuzun üzerindeki Ferenc Puskas stadyumuna gitmek istedik. Fakat nasıl olduysa onun yanında bulunan Papp Laszlo Spor Arenası’na ulaştık. Bir süre bakındıktan sonra zamansızlıktan yolumuza devam ettik. (Yıllar sonra bu yazıyı hazırlarken google maps’de stadın gittiğimiz yere 400 metre mesafede olduğunu görüp “tüh!” dedim.)

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -01-

Mehmet Ali Cetinkaya - 18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -02-

Erdem Ceydilek - 18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan

Son iki gündür kısa ziyaretler yaptığımız St. Stephen Basilikası’nın (Szent István-bazilika) içini, tepesini ve etrafını Erdem ve okuldan arkadaşı Gülen ile birlikte bolca dolaştık.

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -03-

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -02-

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -01-

18 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan -04-

Güzel ve ihtişamlı yapının tepesinden Budapeşte oldukça güzel görünüyordu.

18 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -01-

18 Haziran 2009 - George Soros, Budapeste, Macaristan -02-

Bugünün en önemli olayı ise Erdem’in Central European University’deki mezuniyet töreniydi. Okula gidip bir süre takıldıktan ve Erdem hazırlıklarını yaptıktan sonra yürüyerek törenin yapılacağı opera binasına gittik.

18 Haziran 2009 - George Soros, Budapeste, Macaristan -01-

18 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -02-

Üniversitenin kurucularından Macar ve Yahudi asıllı ABD’li finans spekülatörü ve liberal girişimci George Soros da törendeydi. Biz de üst locaların birinden töreni izledik ve bol bol alkışladık.

Teror Evi aka Terror Haza aka House of Terror -01-

Törenin ardından bugüne kadar gördüğüm en ilginç müzelerden birine gittik. 2. Dünya Savaş sırasında Nazi karakolu olan, Sovyetlerin işgalinden sonra ise Rus karakolu olarak kullanılan Terör Evi’nde (Terror Háza/House of Terror), Macaristan tarihinin oldukça karanlık iki döneminde yaşananlar çok vurucu bir şekilde sergileniyordu. İç avluda duran ve üzerinden sürekli, kanı simgeleyen yağın aktığı tank, odalardaki karanlık renk tonları, ekrandaki televizyonlarda gösterilen “ağır” görüntüler ile müzedeki sunum oldukça vurucuydu.

Teror Evi aka Terror Haza aka House of Terror -02-

Ama en vurucusu, en üst kata çıktıktan sonra binmek için bir süre beklediğiniz asansörde yaşayacaklarınızdı. Sadece 3 ya da 4 kişinin alındığı asansöre bindikten ve kapı kapandıktan sonra tüm ışıklar sönüyor ve karşınızda açılan bir ekranda karakolda işkence gören bir mahkûmun anlattıklarına (ister-istemez) odaklanıyordunuz. Bu arada sadece iki ya da üç kat inecek olan asansör olabildiğine yavaş bir şekilde hareket ediyordu. Yaklaşık 3-4 dakikalık bu sunumdan sonra asansör duruyor ve kapılar işkencelerin yapıldığı bölümlere ve hücrelere açılıyordu…

Akşamüzeri mezuniyet partisinin olduğu Gödör Club’a gittik ve eğlendik. Hem burada hem de tüm Budapeşte gezimiz boyunca Macarların çok sıcakkanlı insanlar olduğunu gördüm. Herhangi bir şey sorduğunuzda (tıpkı bizim gibi) çat-pat bile olsa hemen yardım etmeye çalışıyorlardı. Çok hoşuma gitmişti.

19 Haziran 2009, Cuma (Budapeşte, Viyana)

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -04-

Cuma günü Budapeşte’den trenle Viyana’ya geçtik. Avusturya’ya girerken trende yapılan pasaport kontrolü Avrupa Birliği’nin sınırları kaldırması durumundan ötürü garip gelmişti. Trenden inip, Hakan ile buluşmak üzere metroya bindiğimiz andan itibaren (belki algıda seçicilikten ötürü) her yerde Türkleri ve Türkçe konuşan insanları görmeye başladık. Oldukça enteresandı. Çünkü tek kelime yabancı dil bilmeseniz bile, Viyana’da her türlü derdinizi anlatacağınız birilerini bulabilirdiniz herhalde.

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -03-

Hakan ile buluşup, eve eşyaları atıp bir süre muhabbet ettikten sonra, 1569’da yapımına karar verilen ve Avrupa’nın en güzel saraylarından biri olan Schönbrunn Sarayı’na (Das Schloss Schönbrunn) doğru yola koyulduk. Saraya ulaşmak üzere büyükçe bir parkın içinden geçerken, yeşillikler arasındaki bir ilkokul dikkatimizi çekti. Çocuklar sıraya geçmiş uzun atlama oynuyorlardı. “Ne kadar sevimliler” diye naif duygularla onları takip ederken, ufaklıklardan biri, bir diğerine bol okkalı sağlam bir Türkçe küfür ederek tüm duygularımızı yerle bir etti! “Neyse biz saraya doğru devam edelim en iyisi!” diyen gözlerle birbirimize bakındıktan sonra yola devam ettik.

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Sarayın ön avlusunda usul usul yürürken yanımda bir fayton durdu. Kafamı çevirdiğimde biri kız, diğeri erkek iki sarışın çocuk gördüm. (Hala nasıl olduğuna şaşırdığım bir şekilde) aklıma Claudia Schiffer geldi. Kafamı yukarı doğru kaldırdığımda onu gördüm! Çocukların yanındaki yaşlıca kadın faytoncuya 50 euro bahşiş verince, nedense içimden “o olmalı!” diye düşünüp hızlıca bizimkiler yanına gidip durumu anlattım. Önce inanmasalar da sonrasında peşlerinden giderek Claudia Schiffer olduğunu kesinleştirdik. (Sonraları bu olaydan önce bir dergide Claudia Schiffer ve çocuklarıyla ilgili bir yazı okuduğumu anımsadım. Yine de garipti ama herhalde tek mantıklı açıklaması buydu olayın.)

19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Bilet gişelerine geldiğimizde önce saray parkını/bahçesini (Schlosspark) gezmeyi tercih ettik. “Ardından sarayın içine gireriz” diye düşünüyorduk ama hiç de öyle olmadı. Çünkü park/bahçe o kadar büyük bir alana yayılmıştı ki, yaklaşık 3 saat boyunca dolaştık!

19 Temmuz 2009 - Neptune Cesmesi, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Ağaçlarla kaplı alanın hemen girişinde özene bezene yapılmış çiçekli bir yol ve heykeller yer alıyordu.

19 Temmuz 2009 - Neptune Cesmesi, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Mehmet Ali Cetinkaya - 19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Ardından Neptune çeşmesi ve ondan da sonra Gloriette adı verilen, “küçük oda” anlamındaki bahçe binası bulunuyordu.

19 Temmuz 2009 - Gloriette, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya

Daha da ileride Roma kalıntıları olduğunu görsek de biz yanlarda bulunan alanları keşfetmeye karar verdik.

19 Temmuz 2009 - Labirent, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Bunlardan biri labirentti. Yeşil çalılıklardan yapılan labirentin ortasında bulunan bir yapıya gitmeye çalışıyordunuz. “Ne var ki bunda!” diye başladığımız yolculuk bir süre sonra kendimizi “labirentteki kobay faresi” gibi hissetmemizi sağladı. Gideceğimiz yer görünüyordu ama ulaşamıyorduk.

19 Temmuz 2009 - Labirent, Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -01-

Bu arada “başarmış” olanların bize bakıp gülümsediklerini görmek iyice insanı gıcık ediyordu. Derken biraz daha gayretle hedefe ulaştık. İşin ilginç yanı, yukarı çıkıp nefeslenirken, labirentte kaybolanları izlerken hem keyif alıyor hem de gülümsüyorduk!

Hayatımda gördüğüm en orijinal ve yaratıcı oyun parkına gittik. Çocuklar, kumları bir kaptan diğer kaba boşaltarak en yükseğe taşımaya çalışıyorlardı. Yerde bulunan, doğru basamaklara basarak hedefe ulaşmaya çalıştığınız bir oyun vardı. Eğer yanlış basamağa basarsanız üzerinize su fışkırtılıyordu. Uzunca bir kablonun bir ucunda bulunan huniye biri konuşuyor, diğeri de diğer uçtaki huniye kulağını koyup dinliyordu!

Mehmet Ali Cetinkaya - 19 Temmuz 2009 - Schonn Brunn Sarayi, Viyana, Avusturya -02-

Bizim ilgimizi ise, iplerle havada asılı duran kuş çekmişti. Tırmanarak içine biniyor ve ardından kanatları kontrol eden ayak iplerini itip-çekerek kuşu hareket ettiriyordunuz. Sallantılar sayesinde uçtuğunuzu hissediyordunuz. Nefisti!

Parktan çıktıktan sonra önce hayvanat bahçesine gitmek istedik ama tercihimizi limon bahçesi yönünde kullandık. Çardaklar halinde limon ağaçlarının bulunduğu oldukça güzel bir yerdi burası.

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -01-

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -02-

Schönbrunn Sarayı’ndan çıktıktan sonra Hakan ile buluşup kendimizi onun rehberliğine bıraktık. Bizi önce Naschmarkt yakınlarında yer alan, üzerinde motifler bulunan apartmanların olduğu bir yere götürdü. Tepesinde, çığlık atan kadın heykellerinin olduğu apartman çok enteresandı.

19 Temmuz 2009 - Aziz Stephan Katedrali, Viyana, Avusturya

Ardından şehrin en popüler yeri olan 1. Viyana’da dolaşmaya başladık. 1365’de yapılan Aziz Stephan Katedrali (Stephansdom) görülecek en güzel yerlerden biriydi.

19 Temmuz 2009 - Viyana Veba Sutunu, Viyana, Avusturya

Şehrin 1679’da geçirdiği en büyük veba salgınından kurtulmak için “adak olarak” 1693’de yapılan Viyana Veba Sütunu’na (Wiener Pestsäule) gittik.

19 Temmuz 2009 - Michaelertrakt, Viyana, Avusturya -01-

19 Temmuz 2009 - Michaelertrakt, Viyana, Avusturya -02-

19 Temmuz 2009 - Michaelertrakt, Viyana, Avusturya -03-

Michaelertrakt’ın (ünlü St. Peter Kilisesini (Peterskirche) yeşil kubbesine benzeyen) orta kubbesi ve heykeller oldukça ilgi çekiciydi.

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -03-

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -04-

Dolaştığımız bölgedeki neredeyse tüm binalar hem eski, hem de iyi korunmuştu. Her biri farklı ve güzeldi.

19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 19 Temmuz 2009 - Viyana, Avusturya

Akşam iyi bir lokantada yediğimiz yemeğin ardından Hakan’ın çalıştığı Irish Pub’a gidip bir süre laklak edip, “deplasmanda” dart kapışmamızı yaptık.

Tek güne sıkıştırılmış güzel bir Viyana gezisi olmuştu.

20 Haziran 2009, Cumartesi (Viyana, Budapeşte)

20 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan

Sabah erkenden trenle Budapeşte’ye geri döndük. Viyana’yı şehir olarak sevmiş ama Budapeşte’yi sakinliğinden, Tuna’sından, yapılarından ve insanlarından dolayı daha çok sevmiştik. (2012’de bir kere daha Viyana’ya gidecek ve Hakan ile birlikte hem turistlik, hem de “normal” yaşam alanlarında daha fazla zaman geçirip, Viyana’yı da çok sevecektim.)

20 Haziran 2009 - Dohany Sokagi Sinagogu, Budapeste, Macaristan -01-

Yolculuğun ardından Erzsébetváros’da bulunan ve 1859’da yapılan Dohány Sokağı Sinagogu’na (Dohány utcai zsinagóga/nagy zsinagóga) gittik.

20 Haziran 2009 - Dohany Sokagi Sinagogu, Budapeste, Macaristan -02-

Avrupa’nın en büyük ve dünyanın beşinci büyük sinagogu olan tapınağın içine giremesek de dışarıdan oldukça ihtişamlı görünüyordu.

20 Haziran 2009 - Bir Yazdonumu Gecesi Rüyasi, Macaristan Devlet Opera Binasi, Budapeste, Macaristan -02-

Akşam, Erdem’in gezi planını hazırlarken, “buraya kadar gelmişken o süper muhteşem ötesi opera binasında bir gösterim izlemeden dönmek olmaz” sözlerine istinaden Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası’nı izlemek için Macaristan Devlet Opera binasına (Magyar Állami Operaház) gittik.

20 Haziran 2009 - Bir Yazdonumu Gecesi Rüyasi, Macaristan Devlet Opera Binasi, Budapeste, Macaristan -01-

1884’de inşa edilen binanın hem dışı, hem de içi tek kelimeyle muhteşemdi.

20 Haziran 2009 - Bir Yazdonumu Gecesi Rüyasi, Macaristan Devlet Opera Binasi, Budapeste, Macaristan -03-

Zaten oyundan çok locaları, işlemeleri, heykelleri, motifleri kısacası mekanı inceledik.

Opera’dan çıktıktan sonra Budapeşte’ye geldiğimiz ilk gün gidip hayran kaldığımız Szimpla Kert’e gidip gezimizin finalini yaptık.

21 Haziran 2009, Pazar (Budapeşte)

Güzel günler çabuk bitiyordu ve 21 Haziran, Pazar günü uçağa atlayıp ülkeye geri döndük…

Eklenti Notu (13.06.2016): 7 yıl sonra, gezide çektiğim videoları derleyip bir “video anı” oluşturdum. O günlerde “cam gibi” dediğimiz görüntüleri bugün izleyince “leş” olarak görmek gerçekten hüzün verici!

Budapeşte, Viyana – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Budapeşte, Viyana – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Bundan önce gittiğim 3 ülke, sırasıyla şöyle: (1) İtalya (2008), (2) Vatikan (2008), (3) İspanya (2008)

Budapeşte, Viyana – Bölüm 2

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -04-

16 Haziran 2009, Salı (Budapeşte)

16 Haziran 2009 - Guzel Sanatlar Muzesi, Szepmuveszeti Muzeum, Budapeste, Macaristan

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -03-

Salı günü Peşte tarafındaki, Budapeşte ve Macaristan’ın en önemli meydanlarından biri olan Kahramanlar Meydanına (Hősök tere) doğru yola çıktık. Meydanın hemen sol yanında Güzel Sanatlar Müzesi’ni (Szépművészeti Múzeum) barındıran güzel ve tarihi bir bina vardı.

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -02-

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -01-

Yerleri beyaz işlemeli meydanın ortalarında uzunca bir anıt ve onun arkasında iki parça halinde ovalimsi yapıların üstünde Macaristan tarihinin önemli isimlerinin heykelleri yer alıyordu.

16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 16 Haziran 2009 - Kahramanlar Meydani, Hosok Tere, Budapeste, Macaristan

Erdem’in söylediğine göre milliyetçilerin ana “kutlama” mekânlarından biri olan meydan 1900 yılında yapılmış ve 1932 yılında Kahramanlar Meydanı adını almış. Dolaştığımız gün de, meydanın bir bölümünde kutlama hazırlığı yapılıyordu ki, akşamüzeri buradan tekrar geçerken, hafif yağmurun altında bir opera sanatçısının konserine kısa da olsa kulak misafiri olmuştuk.

16 Haziran 2009 - Vajdahunyad Kalesi, Budapeste, Macaristan -01-

Meydanda bir süre zaman geçirdikten sonra hemen bitişinde bulunan ve 100 hektarlık bir alan üzerine kurulu bulunan Şehir Parkı’na (Városliget) giriş yaptık.

16 Haziran 2009 - Vajdahunyad Kalesi, Budapeste, Macaristan -02-

Oldukça yeşil bir alana kurulu parkın içinde bulunan en güzel yerlerden biri, Macarların Karpat Havzasını fetihlerinin 1000. yılı anısına 1896-1908 yılları arasında inşa ettikleri Vajdahunyad Kalesi’ydi (Vajdahunyad vára).

16 Haziran 2009 - Vajdahunyad Kalesi, Budapeste, Macaristan -03-

Kalenin yanında bulunan küçük gölet, asma köprü, kalenin girişi, içerideki binaların ve heykellerin ihtişamıyla birlikte kale oldukça güzeldi.

16 Haziran 2009 - Anonymus Heykeli, Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -01-

16 Haziran 2009 - Anonymus Heykeli, Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -02-

Burada bizim en çok ilgimizi çeken şey, 12-13. yy arasında yaşayan ve Latince isminin sadece ilk harfinin P olduğu haricinde, hakkında neredeyse hiçbir şeyin bilinmediği ve bu yüzden Latincede “bilinmeyen” anlamına gelen Anonymus diye adlandırılan Macar kralının tarihçisinin esrarengiz ve bir o kadar da ürkütücü heykeliydi. Fena halde bana Yüzüklerin Efendisi’ndeki yüzleri görünmeyen, siyah pelerinli şövalyeleri getirmişti.

16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -02-

Kaleden çıktıktan sonra Ötvenhatosok meydanında bulunan enteresan bir anıtı görmeye gittik. Şehir Parkı ile Dózsa György Caddesi sınırında bulunan, üçgen şeklindeki anıt git gide sıklaşan ve uzayan demir kazıklardan oluşuyordu. Erdemle bir süre bakındıktan sonra acaba kaç katman içeri girebiliriz diye birkaç deneme yapmış ama 4-5 sıra dışında ilerleyememiştik.

16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -03-

Mehmet Ali Cetinkaya - Erdem Ceydilek - 16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan

Ankara’ya döndükten birkaç gün sonra Manga’nın yeni yayınlanmaya başlayan ve Budapeşte’de çektikleri Cevapsız Sorular video klibinde bu anıtın da bolca konu edildiğini görüp şaşıracaktım. Tabi klip boyunca Budapeşte’den görüntüler görmek de enteresan olacaktı.

Szechenyi Termal Hamami - Szechenyi Gyogyfurdo es Uszoda - maps.google

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -01-

Ardından biraz daha parkın içlerine yer alan Széchenyi termal hamamına/kaplıcasına (Széchenyi Gyogyfurdo es Uszoda) gittik. 1913’de inşa edilen nefis bir yapının avlusunda yer alan, biri uzun, diğer ikisi yarım daire biçimindeki üç tane farklı sıcaklıktaki termal havuzundan oluşan kaplıca her şeyiyle dört dörtlüktü. Kaplıca aynı zamanda Avrupa’nın en büyük sağlık hamamı/kaplıcasıydı.

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -02-

Kenardaki havuzların birinde yer alan iki tane üç çeyreklik dairenin içindeyseniz, belirli aralıklarla jakuzilerdeki gibi içe doğru su püskürtülerek daire içinde dönmeniz sağlanıyordu. Çok eğlenceliydi. Sanırım en çok burada zaman geçirdik.

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -03-

16 Haziran 2009 - Szechenyi Termal Hamam, Sehir Parki, Budapeste, Macaristan -04-

Kaplıcadan çıktıktan sonra aklıma, küçükken anne, baba ve akrabalarla beraber birkaç kez gittiğimiz kaplıcalar geldi. Sonra karşılaştırmamaya karar verdim. Geri gittiler!

16 Haziran 2009 - Sehir Parki, Varosliget, Budapeste, Macaristan -01-

Metroyla yemek yemek için Tuna’ya doğru giderken hava kararmıştı. Erdem’in daha önce denediği bir Hint lokantasına gittik. Fast-food kıvamında ve orta şeker fiyatları bulunan lokantada ben Erdem’in önerilerinden çok kendi içgüdülerime güvenerek yanında yoğurt verilen, baharatlı bir pilav seçtim. Oturup ilk kaşığı aldığımda baharatın ve esansının yoğunluğunu kırmak için içine yoğurdu ekledim. Ama olmadı! Gidip bir tane daha yoğurt alıp onu da ekledim. Artık yenebiliyordu evet, ama bu sefer de pilavdan çok yoğurt tadı alıyordum! Bundan sonra Erdem’in önerilerine kulak asmaya karar verdim.

Mehmet Ali Cetinkaya - 16 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan

Yemekten sonra Tuna’ya doğru yürürken (2 gün sonra gündüz gözüyle daha ayrıntılı bir şekilde gezeceğimiz) St. Stephen Basilikası’nı (Szent István-bazilika) görüp bir süre inceledik. Çok ihtişamlı görünüyordu.

16 Haziran 2009 - Szechenyi Asma Koprusu, Budapeste, Macaristan

Ardından yürüyerek Tuna’ya gittik ve bir gün önce diğer ayağında olduğumuz Szechenyi asma köprüsüne (Széchenyi Lánchíd) ulaştık. Köprü gece daha bir güzel görünüyordu…

17 Haziran 2009, Çarşamba (Budapeşte)

17 Haziran 2009 - Macaristan Tarih Muzesi, Budapeste, Macaristan

17 Haziran 2009 - Janos Arany Heykeli, Budapeste, Macaristan

Kahvaltının ardından Macaristan Tarih Müzesi ve önündeki Macar şair János Arany’nin (1817-1882) heykeline kısa bir süre göz attıktan sonra Budapeşte’nin en eski alışveriş merkezi olan Nagycsarnok’a gittik.

17 Haziran 2009 - Nagycsarnok, Center Market Hall, Budapeste, Macaristan -01-

Tuna’nın yakınlarında bulunan ve hangarı andıran alışveriş merkezinde yiyecekten, giyeceğe, hediyelik eşyadan, incik-boncuğa kadar bir sürü ürünün satıldığı ufak ufak dükkânlar bulunuyordu.

17 Haziran 2009 - Nagycsarnok, Center Market Hall, Budapeste, Macaristan -02-

1897’de inşa edilen binanın ön tarafında bulunan iki kubbesi ve çatıları çok güzeldi.

17 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan

Bir süre dolaştıktan sonra yürüyerek St. Stephen Basilikası’nın birkaç sokak aşağısında bulunan Hummus Bar adında bir Yahudi lokantasına gittik. Humus ya da kebap gibi bizim damak tadımıza bayağı yakın yemekler yapan lokantada ne yediğimizi tam olarak hatırlamasam da yemekten önce içtiğimiz ferahlatıcı nane çayına hayran kalmıştım.

Mehmet Ali Cetinkaya - 17 Haziran 2009 - St. Stephen Basilikasi, Budapeste, Macaristan

Karnımızı doyurduktan sonra dün gece önünden geçerken bir süre bakındığımız St. Stephen Basilikası’nın önünde birkaç fotoğraf çekindikten sonra Tuna’ya yürüdük.

Mehmet Ali Cetinkaya - Kucuk Prenses, Kiskiralylany, Budapeste, Macaristan

Tuna’nın kenarındaki demir korkuluklarında oturan ve Budapeşte’nin en bilinen simgelerinden biri olan Küçük Prenses (Little Princess / Kiskirálylány) heykelini görüp bir süre inceledik. Çok şirin görünüyordu.

17 Haziran 2009 - Szechenyi Asma Koprusu, Budapeste, Macaristan

Ardından Szechenyi asma köprüsünün yakınlarında bir yerlere oturup etrafı izledik.

17 Haziran 2009 - Yahudi Aniti, Tuna, Budapeste, Macaristan

Hava kararmak üzereyken İkinci Dünya Savaşı sırasında öldürülerek Tuna’ya atılan Yahudilerin anısına yapılan bronzdan ayakkabıların bulunduğu anıta gittik. Çiçekler bırakılmıştı. (Bu yazıyı yazdıktan birkaç yıl sonra Jessica Lange’in başrolde oynadığı Costa-Gavras’ın Müzik Kutusu (Music Box) filminde Nazilerin, Yahudileri Tuna nehrinin kenarına getirilip tek sıra dizildiklerini ardından da bir tele sıkıca bağlayıp, mermi yokluğundan, birini vurup hepsinin birden Tuna Nehri’ne arrıklarını öğrendim. Muhtemelen bu anıt da o kötü günleri anımsatmak için yapılmıştı.)

Mehmet Ali Cetinkaya - 17 Haziran 2009 - Tuna, Budapeste, Macaristan

Parlamento Binası’nın önüne geldiğimizde hava iyice kararmıştı. Güzel bir yaz akşamında, bir süre merdivenlerinde oturup laklak ettik, Tuna’yı izledik.

17 Haziran 2009 - Margit Margaret Adasi, Budapeste, Macaristan

Akşamüzeri Erdem bizi, Tuna’nın üzerinde bulunan Margit adasına (Margaret / Margit-sziget) götürdü. 2.5 km x 500 metre ebatlarındaki sevimli ada tamamen ağaçlarla kaplıydı ve araba trafiğine kapalıydı. Böyle olunca Margit köprüsüne kadar gelip ardından yayan ya da bisikletle adaya geçiyordunuz.

Adaya girip oturmak için gittiğimiz bara doğru yürürken gördüğümüz, müzik yapan, dans eden, yürüyüş yapan, bisiklete binen ya da çimlere yayılıp laklak eden insanlar çok eğleniyorlardı. Görülmeye ve yaşanmaya değer, oldukça orijinal bir parktı.

Yaklaşık 3 yıl sonra Viyana’da Tuna’nın üzerinde bulunan, 21 km x 70-210 metre boyutlarındaki Tuna Adasına (Donauinsel) gittiğimizde, bir kere daha Margit adasını hatırlamıştım.

Budapeşte, Viyana – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Budapeşte, Viyana – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Manga – Cevapsız Sorular

Budapeşte, Viyana – Bölüm 1

15 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -02-

İtalya – İspanya gezisinden yaklaşık 7 ay sonra bu sefer de yönümüzü Budapeşte’ye çevirmiştik. Elbette bunun en büyük sebebi, orada master yapan Erdem’in, “bak, geldiniz geldiniz yoksa bir daha gelemezsiniz çünkü Türkiye’ye dönüyorum!” tehdidiydi. 🙂

Hızlı bir şekilde pasaportun süresini uzatıp ardından vizeyi alarak gün saymaya başlamıştık. Bu arada sürekli mailleştiğimiz Erdem’in, yemeyip içmeyip, kalacağımız süre zarfında bizi götüreceği yerleri gösteren planı görünce gözlerimiz yaşarmıştı!

Tabi oralara kadar gitmişken yıllardır Viyana’da yaşayan Hakan Gözkan’ı da ziyaret etmemek olmazdı. 🙂 Viyana’ya da gitmeye karar verip planımıza eklemiştik.

14 Haziran 2009, Pazar (Budapeşte)

Pazar günü önce İstanbul ardından da Budapeşte’ye uçup ardından trene binip Erdem’le buluşacağımız Deak Frenc’de inmiş ve güzel ve büyükçe bir park olan Erzsebet’de bir banka kurulup etrafı izlemeye başlamıştık. Erdem’i beklediğimiz kısa süre boyunca, Macaristan’ın kızlarının gerçekten güzel olduğuna şahit olacaktım.

Erdem geldikten ve bir süre muhabbet ettikten sonra şehrin biraz daha içlerinde bulunan yurduna gidip kaydımızı yaptıracak ve odamıza yerleşecektik. Akşam, Erdem ve bir arkadaşıyla birlikte, yurdun yakınlarında bulunan bir bara gidip bir süre muhabbet etmiştik. Sadece üç beş tane orta yaşlı kadın ve erkeğin olduğu barla ilgili anlattıkları hikâyeler tüm yol yorgunluğumu almıştı.

15 Haziran 2009, Pazartesi (Budapeşte)

Sabah ilk iş olarak, gelmeden önce planladığımız gibi Erdem’le Electro World’e giderek Ankara’ya götürmek için hayatımın ilk oyun konsolu olan Xbox’ı satın almıştık. Ardından Erdem’in planladığı gezi planımıza start verdik.

15 Haziran 2009 - St. Catherine of Alexandria, Budapeste, Macaristan

Kaldığımız yer Peşte (Tuna’nın doğu) tarafında yer alıyordu. İlk iş olarak (yanılmıyorsam otobüsle) Buda (Tuna’nın batı) tarafına geçerek ilk olarak St. Catherine of Alexandria (Budapest-taban Alexandriai Szent Katalin Plebania) kilisesine gittik. Yeşil kubbesi enteresandı.

Mehmet Ali Cetinkaya, Erdem Ceydilek - 15 Haziran 2009 - Buda Calvinist Kilisesi -01-

Buradan yürüyerek, Tuna’nın kenarında bulunan, beşgen mimarisi ile 1892’de yapılmış bir Kalvenist (Hristiyan mezhebi) ibadethanesi olan Buda Calvinist kilisesine (Budai Református Egyházközség) gittik.

15 Haziran 2009 - Buda Calvinist Kilisesi, Budapeste, Macaristan -02-

15 Haziran 2009 - Buda Calvinist Kilisesi, Budapeste, Macaristan -01-

Kiremitleri, şekli, uzun kubbesi ve tuğlalarıyla birlikte, bugüne kadar gördüğüm en güzel ve enteresan yapılardan biriydi.

15 Haziran 2009 - Szechenyi Asma Koprusu, Budapeste, Macaristan

Mehmet Ali Cetinkaya - 15 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan-01-

Ardından her iki ucunda aslan heykellerinin bulunduğu ve Buda ile Peşte’yi birbirine bağlayan (belki de Budapeşte’nin en ünlü köprüsü olan) Szechenyi asma köprüsünün (Széchenyi-Lanchid) Buda ayağına geldik.

15 Haziran 2009 - Sagredo Gellert, Tuna, Budapeste, Macaristan

Dolaşmak için ne sıcak, ne soğuk, nefis bir havada, Tuna kenarından yürüyüşümüze devam ederek, ağaçlar arasındaki Gellert tepesine (Türkçedeki adıyla Gürz Elyas bayırı) tırmanmaya başladık.

15 Haziran 2009 - Sagredo Gellert, Budapeste, Macaristan

Bir süre sonra tepeye adını veren ve Macaristan’ın Hristiyanlaşmasında en önemli role sahip olan Aziz Gellert’in (Sagredo Gellért/Gerard Sagredo) Budapeşte’ye haçını gösterdiği anıta ulaştık. Heykelin hemen arkasında yer alan bölümdeki duvara yazılmış olan büyükçe “Erdem” yazısı, önce geyiğe ardından da “yok artık, ayıp yahu!” muhabbetlerimize sebebiyet verdi.

15 Haziran 2009 - Sagredo Gellert - Ozgurluk Heykeli, Tuna, Budapeste, Macaristan

Daha önce Sant’Angelo Kalesi’nin (Castel Sant’Angelo) avlusundan Roma’nın muhteşem görüntüsüne bayılan biri olarak, bu sefer de Gellert tepesinden, köprüleriyle Tuna nehri ve ihtişamlı yapılarıyla Budapeşte’ye hayran oluyordum. Tek kelimeyle büyüleyici bir görüntüydü!

15 Haziran 2009 - Ozgurluk Heykeli, Liberty Statue, Budapeste, Macaristan

Bir süre Budapeşte’yi ve Tuna’yı izledik sonra ağaçlar arasındaki yolumuza devam ettik. Kısa bir süre sonra da tepenin en uç noktasında yer alan ve elinde defneyaprağı tutan kadın/özgürlük heykelinin (Szabadság Szobor / Liberty Statue) bulunduğu alana ulaştık.

Biraz daha yüksekten şehri ve nehri bir kere daha büyülenerek izledikten sonra bir yere oturup bir şeyler içerek dinlendik.

15 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -01-

Burada gördüğümüz en ilginç şey ise üzerinde bisiklet zili, su matarası ve özel bir kutuda prezervatif, bir tane sigara ve kibrit bulunan bastondu! İnanılmaz yaratıcı gelmişti!

15 Haziran 2009 - Budapeste, Macaristan -03-

15 Haziran 2009 - Budavari Siklo, Teleferik, Budapeste, Macaristan -01-

Kendimize geldikten sonra duvarlara asılı eski Budapeşte fotoğraflarına bakarak ve güzel bir parkın içinden geçerek geldiğimiz yöne doğru ilerleyerek Szechenyi asma köprüsünün tam karşısında bulunan ve Buda Kalesi’ne (Budavári Palota) çıkmayı sağlayan teleferiğe (Budavári Sikló, 1870 ve 2. Dünya Savaşında yıkıldıktan sonra 1986’da tekrar açılmış) ulaştık.

15 Haziran 2009 - Budavari Siklo, Teleferik, Budapeste, Macaristan -02-

15 Haziran 2009 - Parlemento Binasi, Budapeste, Macaristan

Teleferikle, 1265 yılında inşa edilen, Türkçe’deki adıyla Budin Kalesi’ne (Budavári Palota) çıktık.

Mehmet Ali Cetinkaya - 15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -02-

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -05-

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -01-

Erdem’in her gittiğimiz yerde, elindeki rehber kitabını açıp bize tarihi bilgiler vermesi yolculuğumuz daha verimli ve güzel geçmesini sağlıyordu. 🙂

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -07-

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -06-

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -04-

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -03-

15 Haziran 2009 - Buda Kalesi, Budapeste, Macaristan -08-

Kale, heykeller, avlu ve neredeyse her yerinden görebildiğiniz Tuna ve şehir çok güzeldi.

15 Haziran 2009 - Matthias Kilisesi, Budapeste, Macaristan -01-

15 Haziran 2009 - Matthias Kilisesi, Budapeste, Macaristan -04-

Kaleden çıktıktan sonra Tarnok caddesindeki tarihi binaları inceleyerek yürümeye başladık. Bir süre sonra 1015 yılında Romanesk mimarisiyle yapılan Matthias kilisesine (Mátyás-templom) vardık.

15 Haziran 2009 - Matthias Kilisesi, Budapeste, Macaristan -02-

15 Haziran 2009 - Matthias Kilisesi, Budapeste, Macaristan -03-

Mehmet Ali Cetinkaya - 15 Haziran 2009 - Matthias Kilisesi, Budapeste, Macaristan

Kilisenin avlusu, sivri kubbeleri ve renkli çatısı ilgi çekiciydi. Aynı zamanda kilise gezimizin ilk duraklarından biri olan Buda Calvinist kilisesinin biraz çaprazında yer alıyordu. (Sonraları tam karşıdan çekilen fotoğraflarda iki kilisenin yan yana çıktığını görecektim.)

15 Haziran 2009 - Gulas, Gulyas, Budapeste, Macaristan

Buradan da çıktıktan sonra artık yemeği hak ettiğimizi düşünerek eski adıyla Moszkva ve yeni adıyla Széll Kálmán bulvarına giderek Erdem’in daha önce denediği ucuz bir lokantada Macarların geleneksel yemeklerinden olan Gulaş (Gulyás) ve ekmek içi çorba yedik. Bol sulu etli patates yemeğini andıran Gulaş’ın sunumu çok güzeldi.

Szimpla Kert, Budapest -01-

Akşam Erdem’in favori barlarından olan, oldukça salaş bir ortama sahip Szimpla Kert’e (Basit Bahçe) gittik. Yahudi mahallesinde iki apartman arasında yer alan mekân gerçekten oldukça rahat bir şekilde tasarlanmıştı. Her biri birbirinden farklı sandalyeler, masalar, tepe lambaları, oldukça garip konsept odaları ile o güne kadar gördüğüm en ilgi çekici mekanlardan biriydi.

Hoş sohbetin ardından günü tamamlayıp sonraki günden saat çalmaya başladığımızda yurda dönüşe geçtik. Gece saat 2 olmasına rağmen ana caddeye gidip sefer sayısı azaltılmış, daha ana hatlardan giden “gece otobüsleri”ni beklemeye başladık. Uygulama o kadar çok hoşuma gitmişti ki, hala arkadaşlarıma anlatıyorum. Ve hala Ankara’da böyle bir uygulama yapılmıyor! Muhtemelen de hiçbir zaman yapılmayacak…

Bir sonraki gün Erdem’den Budapeşte’de toplu taşımanın en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğünü ve turistlerin dahi kimsenin şehirde taksi kullanmadığını öğrenip Budapeşte’ye ve elbette Macaristan’a saygım bir kat daha artacaktı…

Budapeşte, Viyana – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Budapeşte, Viyana – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Vatikan, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 4

09 Ekim 2008 - Plaza de Toros de Las Ventas, Madrid, Ispanya -02-

9 Ekim 2008, Perşembe (Madrid)

09 Ekim 2008 - Plaza de Toros de Las Ventas, Madrid, Ispanya -01-

Perşembe günü Madrid’de dolaşmaya devam ettik. Önce Madrid’in en ünlü arenası olan Plaza de Toros de Las Ventas’a gittik. Boğa güreşlerinin yapıldığı, 1931’de inşa edilen, 25 bin kişilik arena binası ve etrafındaki heykeller çok güzeldi.

Tam olarak hatırlayamasam da sanırım kapalı olduğu için içeriye girmemiştik.

09 Ekim 2008 - Puerta de Alcala, Madrid, Ispanya

Şehre geri döndükten sonra Özgürlük meydanında bulunan Alcala kapısından (Puerta de Alcala) devasa Retiro parkına (Parque del Retiro) giriş yaptık.

09 Ekim 2008 - Parque del Retiro, Madrid, Ispanya -02-

09 Ekim 2008 - Parque del Retiro, Madrid, Ispanya -01-

09 Ekim 2008 - Parque del Retiro, Madrid, Ispanya -03-

İçinde büyük bir havuzun bulunduğu, bol ağaçlı parkta bir süre dolaştıktan sonra diğer ucundan çıkarak Paseo del Prado bulvarı boyunca yürüyerek ünlü Kibele meydanına (Plaza de Cibeles) ulaştık.

09 Ekim 2008 - Plaza de Cibeles, Madrid, Ispanya -01-

09 Ekim 2008 - Plaza de Cibeles, Madrid, Ispanya -02-

(Daha sonraları, Madridli futbol takım taraftarlarının kazandıkları başarılardan sonra burada toplanıp eğlendiklerini birkaç kere televizyondan izleyecektim.)

Şu anda tam olarak hatırlamasam da, Cibeles’den önce ya da sonra, buralara yakın bir üniversite kampüsünde yer alan tablo sergisine gitmiştik. Ve hayatımda ilk kez Salvador Dali’nin birkaç “başyapıtını” görüp, kendisine bir kere daha hayran olmuştum.

09 Ekim 2008 - Restaurante Lachata, Madrid, Ispanya -01-

Akşam lokantada güzel bir akşam yemeği yedikten sonra, İspanyolların gece dışarı çıktıklarında her bir mekânda bir içecek ve yanında ikram edilen farklı farklı yiyecekleri tükettikten sonra bir başka mekâna geçerek sürekli dolaştıklarını öğrenecektim.

O gece öğrendiğim ilginç bilgilerden biri de, yemek yenilen bar gibi mekânlarda, insanların yemek yedikten sonra kullandıkları kâğıt peçeteleri yere attıklarını ve bu sayede daha sonra gelen müşterilerin mekânın o geceki popülaritesini öğreniyor olmalarıydı.

10 Ekim 2008, Cuma (Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo)

Santiago Bernabeu

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -01-

Cuma günü dünyanın en ünlü stadyumlarından biri olan Real Madrid’in Santiago Bernabeu stadyumuna gittim. Millî maç arası nedeniyle hafta sonu futbol maçı olmadığı için sadece stat turu yapacaktım.

Mehmet Ali Cetinkaya - 10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -01-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -02-

Metrodan indikten sonra yukarı çıktığımda, 1944’de inşa edilen ve bir sürü kez değişime uğrayan stadın iki büyük bulvar arasında yer aldığını görünce aklıma, özellikle İstanbul takım yöneticilerinin seyirciye konfor sağlamak için yapmaları gereken ama yapmadıkları birçok şey için bahane olarak kullandıkları, “stadın çevresinde alan yok, yollarla çevrili!” bahanesinin yalan olduğu gelmişti.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -03-

85 bin kişilik stadın ön cephesinde La Liga’da mücadele eden tüm takımların bayraklarının bulunması da çok ama çok hoşuma gitmişti.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -13-

Stadın 4 köşesinde, tıpkı Guiseppe Meazza’da olduğu gibi yuvarlak giriş çıkıp katları bulunuyordu. Toplam 49 tane giriş/çıkış kapısının bulunduğu stadın her birinde yaklaşık onar tane kısa geçiş turnikesi bulunuyor ve kendi biletinizi kendiniz kullanarak giriş yapabiliyordunuz. Bu sayede 85 bin 454 kişi kısa sürede stada girip çıkabiliyordu.

10 Ekim 2008 - Santiago Bernabeu Tur Bileti

10 euro ödeyip aldığım tur biletiyle 20 numaralı kapıdan içeri girdikten sonra, bir görevli bizi asansöre yönlendirdi ve en üst kata çıkarak stadı dolaşmaya başladık.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -13-

Kale arkaları 5 ve diğer iki tribünün 4 kat olduğu, bir sürü cam balkon şeklinde locanın bulunduğu stadın alt katlarında olabildiğince yayvan olan koltuk açıları yukarı katlara çıkıldıkça dikleşiyordu. Bu sayede de “kutu gibi” olmayı başarıyordu.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -04-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -05-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -06-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -07-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -08-

Stadın dış katlarından orta kata doğru giderken duvarlarda yer alan eski futbol takımlarına ait fotoğraflar ve stadın 1900’lerden bugünlere kadar nasıl değişerek geldiğini gösteren fotoğraflar asılıydı.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -11-

Orta katta bulunan müzede kulübün kazandığı kupaları, flamaları, bugüne kadar forma giyen futbolcuların fotoğrafları gibi objelerin yanında benim en çok ilgimi çeken şey Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi’nde kazandıkları yıllar için hazırladıkları özel stantlardı.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -12-

Stantta maç fotoğrafları dışında rakip takımın flaması, 2 takımın giydiği formalar, varsa krampon, top, maç bileti gibi bir sürü obje yer alıyordu.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -14-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -15-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -16-

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -17-

En alt kata indikten sonra çimlerin yanından geçerek önce yedek kulübesine ardından da şeref tribününe geçiyordunuz. Konfor görülmeye değerdi.

10 Ekim 2008 -Santiago Bernebeu, Madrid, Ispanya -19-

Buradan da basın toplantısının düzenlendiği alana ve soyunma odasına ulaşıyordunuz. İşin en garip yanı rakip takım soyunma odasının ziyaretçilere açık olmasıydı.

Turun son ayağında ise kulüp ürünlerinin satıldığı dükkâna gidiyordunuz. O sezon Real Madrid’in giydiği forma ile aynı desende olmasına rağmen (futbolcuların giymeyeceği) pembeden, maviye, maviden yeşile kadar bir sürü renkte formanın satılıyor olması çok garibime gitmişti.

Turla ilgili o günlerde yazdığım ayrıntılı bilgileri okumak için buyurun: 2008-2009 Sezonu Şampiyonlar Ligi H Grubu 1. Maçı Real Madrid 2-0 Bate Borisov

10 Ekim 2008 -Toledo, Ispanya -01-

Öğleden sonra Jose ve Sibel’le buluşup Madrid’e 70 kilometre uzaklıktaki “İmparatorluk şehri” olarak bilinen, döneminde üç büyük dine inanan insanların birlikte yaşadıkları ve “üç kültürün şehri” olarak da adlandırılan Toledo’ya doğru yola çıktık.

10 Ekim 2008 -Toledo, Ispanya -03-

10 Ekim 2008 -Toledo, Ispanya -02-

Etrafından bir ırmağın geçtiği, dar ve Arnavut kaldırımı sokakları olan, ortaçağ şehri formunda korunan Toledo, nefis bir yerdi. Toledo Katedrali (Santa Iglesia Catedral Primada de Toledo) oldukça ihtişamlı görünüyordu.

10 Ekim 2008 -Toledo, Ispanya -04-

Bir süre dolaştıktan sonra burayı tepeden gören Parador de Toledo’ya gidip bir şeyler atıştırıp nefeslenmiştik. Ardından güneş battıktan sonra bir kere daha şehre inip dolaştığımızda kendinizi gerçekten ortaçağda gibi hissediyorduk…

10 Ekim 2008 -Toledo, Ispanya -05-

Rahibelerin yaptığı marzipanlı yiyeceklerin sergilendiği bir pastahanenin vitrini de oldukça ilgi çekiciydi.

11 Ekim 2008, Cumartesi (Madrid, Milano)

11 Ekim 2008, Ispanya-Italya Ucaktan

Cuma günü Jose ve Sibel’e veda edip Milano’ya döndük. Yolculuk sırasında uçaktan bulutların arasından sıyrılan dağlar muhteşem görünüyordu!

12 Ekim 2008, Pazar (Milano)

Milano’daki son gecemizde bir süre takıldıktan ve akşam yemeğinden sonra Pazar sabahı Türkiye’nin yolunu tuttuk.

Eklenti Notu (15.06.2016): 8 yıl sonra, gezide çektiğim videoları derleyip bir “video anı” oluşturdum. İlk kez kamera kullandığımdan olacak o kadar kötü ve o kadar çok video çekmişim ki toparlamak oldukça uzun sürdü. O günlerde “cam gibi” dediğimiz görüntüleri bugün izleyince “leş” olarak görmek de gerçekten hüzünlendirici!

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 2′yi okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Vatikan, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 3

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -09-

6 Ekim 2008, Pazartesi (Milano, Venedik)

Pazartesi sabahı saat 7.30 civarlarında Venedik’e gitmek için terminale doğru yola çıkarken, İtalya’da güneşin bizden oldukça geç doğduğuna şahit olacaktık.

Hafif hafif kestirerek ve etrafı izleyerek yaptığımız güzel bir yolculuğun ardından Venedik’e vardık. Kısa bir yürüyüşten sonra, bizi karşılayan kanaldaki deniz trafiği oldukça şaşırtıcıydı. Duraklarda duran vapur-otobüs, kanalda dolaşan vapur-itfaiye aracı, vapur-polis aracı, vapur-taksi, vapur, sandal ve gondollar…

Mehmet Ali Cetinkaya - 06 Ekim 2008, Venedik, Italya -01-

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -03-

Su kanallarıyla örülü dar sokaklar, sıvaları dökülmüş apartmanlar, sandallarıyla geldikleri evin kapısından ellerindeki alışveriş torbaları ile evlerine giren insanlar, çiçeklerle bezenmiş balkonlar, kanalların üzerinden geçen ufacık taş köprüler, bahçe duvarlarından fışkıran ağaç dalları… Neredeyse her yer fotoğraflanasıydı. Zaten sokaklarda dolaşmaya başlar başlamaz her gördüğümü fotoğrafladıktan sonra, “izleyerek tadını çıkartmak daha mantıklı!” diye düşünmeye başlamıştım.

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -02-

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -01-

Tabelaları takip ederek San Marco meydanına doğru, etrafa avanak avanak bakarak yürümeye başladık. Neredeyse gördüğümüz her şey garip geliyordu. Chiesa di San Giacomo dall’Orio kilisesinin bulunduğu meydandaki kafeden birer espresso ve ufak atıştırmalar alıp bir süre nefeslenmiştik.

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -05-

Mehmet Ali Cetinkaya - 06 Ekim 2008, Venedik, Italya -02-

1621’den itibaren Türk tüccarların ticaret merkezi olarak kullanmaya başladıkları Fondaco dei Turchi / Palazzo dei Turchi sarayını görüp isminden ötürü şaşırıp bir süre incelemiştik.

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -04-

Şehrin en ünlü ve büyük kanalının üstündeki 4 köprüden biri olan Rialto’nun (Ponte di Rialto) üzerinden geçerken sağlı sollu dükkân ve tezgâhları inceliyorduk. Çiçek demeti şeklinde yapılan kırmızıbiberler ve dilimlenmiş taze Hindistan cevizleri enteresan geldi. Birer dilim Hindistan cevizi alıp yiyerek gezinmeye devam etmiştik.

Futbol atkısı satan sadece bir tane büfe görmüş ve yanaşıp Unione Venezia’nın atkısını istediğimde satıcı önce şaşırıp ardından bir süre aradıktan sonra içerideki kutulardan birinden çıkarıp bana uzatmıştı. Sonraları Venedik’teki tüm hediyelik eşya dükkanlarında bulunan tüm futbol objelerinin AA Milan, Inter Milan, Juventus, Real Madrid ve Barcelona üzerine olduğunu görüp adamın tepkisini anlayacaktım. Venedik’in lokal takımı kimin umurundaydı ki?

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -10-

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -07-

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -11-

Birkaç kere kaybolma tehlikesi yaşadıktan sonra San Marco meydanına ulaştık. San Marco Bazilicası’nı gezip meydanda biraz takıldıktan sonra deniz kenarında bir yerlere oturup karşıdaki ufak adaları, gondolları ve denizi seyretmiştik.

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -08-

06 Ekim 2008, Venedik, Italya -06-

Dönüş saatimiz yaklaşınca tren garının yakınlarındaki kanalda bir yerlere oturup deniz trafiğini ilgi ve şaşkınlıkla bir kere daha ama bu sefer uzunca bir süre takip etmiştik. Sirenleri çalarak hızla bir yerlere giden vapur-polis, yolcu almak için kıyıya yanaşan vapur-taksi, durağında yolcu indirip, yolcu alan vapur-otobüs… Eşsiz bir görüntüydü…

Dönüş yolunda Venedik’in aslında bir açık hava müzesi olduğunu düşünüyordum. Oldukça garip ve güzel bir deneyimdi…

Türkiye’ye dönükten birkaç hafta sonra haberlerde yağan yağmurlar nedeniyle Venedik’te suyun yükseldiğini ve bir sürü yerin ve muhtemelen dolaştığımız sokakların çoğunun sular altında kaldığını görecek ama sonraları aslında bunun her yıl yaşanan rutin bir olay olduğunu öğrenecektim.

7 Ekim 2008, Salı (Milano, Madrid)

Salı günü havaalanında İspanya’ya uçmadan önce, check-in yaptırmak için dalgınlıkla görevliye pasaport yerine nüfus kâğıdımı uzatmam, kadının şaşkınlıkla bir süre inceledikten sonra bana, “son kullanma tarihi nerede?” diye sorması, benim “yok öyle bir şey!” diye cevap verdiğimde, veriliş tarihi bölümünü gösterip “peki bu ne?” diye sorması, benim açıklamam ve sonunda “yani, sen bunu sonsuza kadar kullanacaksın öyle mi?” diye sorması ve benim “evet” cevabım üzerine bir süre düşündükten sonra “okey” diyerek biletleri hazırlayıp uzatması ve benim uçağa binerken, “neden pasaportumu vermedim ve o neden istemedi?” diye kendi kendime sormam, hala arkadaşlara anlattığım hikâyelerden biridir…

Yolculuk sırasında gördüğüm en etkileyici şey; bulutları aşmayı başarmış dağların karlı zirveleriydi.

Madrid’e indiğimizde bizi Jose ve Sibel karşılamış ve şehre inip bir yerlerde oturup (hala kahvaltılarda yapmayı denediğim ama bir türlü aynı lezzeti yakalayamadığım) İspanyol omleti yiyip bir şeyler içerek muhabbet etmiştik.

8 Ekim 2008, Çarşamba (Madrid)

Sibel’in Madrid’in en bilinen ve merkezi yerlerinden biri olan Puerta del Sol (Güneş Kapısı) meydanına yakın evinde kahvaltı yaptıktan ve bir süre takıldıktan sonra öğlene doğru Sibel’in rehberliği ile yürüyüş mesafesindeki yerlerde gezinmeye başlamıştık.

08 Ekim 2013, Plaza de Oriente, Madrid, Ispanya -02-

08 Ekim 2013, Plaza de Oriente, Madrid, Ispanya -01-

İlk durağımız Madrid Kraliyet Sarayı’nın (Palacio Real de Madrid/Royal Palace of Madrid) önündeki bahçe idi.

08 Ekim 2013, Madrid, Ispanya -01-

08 Ekim 2013, Plaza de Espana, Madrid, Ispanya -01-

08 Ekim 2013, Plaza de Espana, Madrid, Ispanya -02-

Ardından kısa bir yürüyüşle Miguel de Cervantes ve onun ölümsüz eserinin karakterleri olan Don Kişot ve uşağı Sancho Panza’nın heykellerinin bulunduğu İspanya Meydanı’na (Plaza de Espana) gittik.

08 Ekim 2013 Santa Maria la Real de la Almudena Katedrali, Madrid, Ispanya -03-

08 Ekim 2013 Santa Maria la Real de la Almudena Katedrali, Madrid, Ispanya -02-

Sonrasında Madrid Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında bulunan Santa Maria la Real de la Almudena Katedrali’ne ulaştık. Üzerinde bol ayrıntılı figürler olan kapı aklıma Duomo di Milano’yu getirdi.

08 Ekim 2013 Santa Maria la Real de la Almudena Katedrali, Madrid, Ispanya -01-

08 Ekim 2013 Santa Maria la Real de la Almudena Katedrali, Madrid, Ispanya -04-

İçeri girip bir süre bakındıktan sonra dışarı çıktığımızda güneş hafif hafif batıyordu. Yakınlarında bulunan bir kafede birer kahve içip ardından Sibel’in ısrarı ile garsonu çağırıp İspanyolca olarak “hesap lütfen” dedim. Artık ne kadar kötü söylediysem, kadın bir süre anlamsızca yüzüme baktı. İkinci kez ama bu sefer daha tereddütle söylesem de sonuç değişmedi. Bunun üzerine Sibel işi daha fazla uzatmamak için komutayı eline alırken ben içimden “ne kadar kötü söylemiş olabilirim ki!” diye geçiriyordum.

08 Ekim 2013 Plaza Mayor, Madrid, Ispanya -02-

08 Ekim 2013 Plaza Mayor, Madrid, Ispanya -01-

16. yüzyılda yapılan ve yüzyıllar boyunca birçok amaç için kullanılan, ortasında bir heykelin bulunduğu, dikdörtgen şeklinde, etrafını kırmızı renkli duvarlarla kaplı ve üzerinde 237 tane balkonun bulunduğu uzunca bir yapıyla çevrili olan Plaza Mayor Meydanı’na geldik.

08 Ekim 2013 Plaza Mayor, Madrid, Ispanya -03-

Tarih boyunca, alışveriş dükkânlarına, futbol maçlarına, boğa güreşlerine ve İspanyol Engizisyonu tarafından yapılan idamlara ev sahipliği yapmış olan meydan, bugüne kadar gördüğüm en ilginç meydanlardan biriydi. Özellikle balkonlar arasındaki duvarlara resimlerin yapılmış olduğu bölüm.

Meydanın hemen çıkışında bir sürü takımın futbol forması, atkısı gibi ürünlerini satan bir dükkân görmüştüm. Fakat kapalıydı. Ben ise, ucuzundan bulursam 2003-04 sezonunda karşılaştığımız Valencia’nın turuncu deplasman formasını almak istiyordum. Ama ne gariptir ki, bundan sonra bir umut, 2 kere daha dükkâna gelecek ama siesta tatili nedeniyle birkaç dakika farkla hep kapalı bulacaktım!

08 Ekim 2013 Sokak Calgicilari, Puerta del Sol, Madrid, Ispanya

Oradan da, ünlü markalarının dükkânlarının bulunduğu Puerta del Sol (Güneş Kapısı) meydanına gittik. oldukça çok insan vardı. (Sonraları bu meydanın, herhangi bir Türk takımı Madrid’e maç yapmaya gittiğinde taraftarların toplandığı yer olarak gösterildiğine şahit olacaktım.) Meydanda benim en çok ilgimi çeken şey ise bol ve büyük enstrümanlara sahip sokak müzisyenlerdi. Sırf bir kenarda durup onları dinlemek için bile buraya gelinebilirdi. (Birkaç gün sonra metroda, biri akordeon ve diğeri gitar çalan iki orta yaşlı adam görünce iyice şaşırmıştım. Çünkü bir durakta vagona atlıyorlar, sonraki durağa kadar hem şarkı çalıp, hem para toplayıp ardından durağa varınca inip yan vagona geçiyorlardı!)

Sol’dan sonra büyükçe bir markete girip “yeni ve farklı bir şeyler var mı” diye dolaşmaya başlamış ve ardından günü tamamlamıştık.

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 2′yi okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 4′ü okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Vatikan, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 2

03 Ekim 2008, Piazza del Popolo, Roma, Italya -01-

3 Ekim 2008, Cuma (Milano, Roma)

Fiyatından ötürü orta hızlı bir trene atlayıp Roma’ya gitmiştik. Derya’nın, “bir gün hayatta yetmez. Hatta iki gün bile eh işte” dediği Roma’ya biz önceden gidip dolaşacak, akşam üzere Derya’da bize katılacak ve bir gün sonra akşama kadar dolaşıp daha hızlı bir trenle Milano’ya dönecektik.

03 Ekim 2008, Roma, Italya -01-

Trenden inip metroyla merkeze geçtiğimizde öyle bir kalabalık görecektik ki, ister istemez, “Ekimin ilk günleri ve bir de üstüne hafif yağmurlu ve rüzgârlı bir havaya rağmen bu kadar insan varsa, normal tatil mevsiminde ne kadar insan oluyordur” diye düşünmüştüm. Ayrıca sokaklarda o kadar çok milletten insan vardı ki, kendimi devasa bir havaalanında gibi hissediyordum. Tabi bunlar bir yana Roma eşsiz ve tek kelimeyle mükemmel bir yerdi!

Roma’da kaldığımız iki gün boyunca birçok yere gittik. Şehrin neredeyse her sokak başında tarihi bir şeylerin olması çok garipti. Bu yüzden, Derya’nın, “Roma’da haritanı alıp yürüyeceksin, başka türlüsü imkânsız” sözlerinin ne kadar doğru olduğunu anlamıştım. Ama tek handikabımız ara ara serpiştiren yağmur ve ardından esen soğuk rüzgarla mücadeleydi.

Mehmet Ali Cetinkaya - 03 Ekim 2008, Ispanyol Merdivenleri, Roma, Italya

İlk gittiğimiz yerlerden biri İspanyol Merdivenleriydi (Spanish Steps). Önünde bulunan çeşmede ve oldukça kalabalık olan merdivende bir süre oturup etrafı izlemiştik.

03 Ekim 2008, Trevi, Ask Cesmesi, Roma, Italya -01-

03 Ekim 2008, Trevi, Ask Cesmesi, Roma, Italya -02-

Mehmet Ali Cetinkaya - 03 Ekim 2008, Trevi, Ask Cesmesi, Roma, Italya

Aşk Çeşmesi ya da Trevi Çeşmesi (Trevi Fountain) Roma’da en sevdiğim yerlerden biriydi. Bugüne kadar televizyonda gördüğüm açıdan olacak, çeşmenin daha açık bir alanda ve büyükçe olduğunu düşünüyordum. Ama aslında binaların arasında (3 yol arası) ve küçük olduğunu görünce nedense daha çok hoşuma gitmişti. Burada bulunan büfelerden birinde gördüğümüz ve ambalajı tamamen Türkçe olan Milka gofrete de şaşırıp bir süre muhabbetini etmiştik.

03 Ekim 2008, Piazza del Popolo, Roma, Italya -02-

Rastgele sokaklar arasında dolaşırken, Santa Maria in Montesanto ve Santa Maria dei Miracoli kiliselerinin bulunduğu iki sokağın açıldığı Halk/Popolo Meydanı’na (Piazza del Popolo / People’s Square) ulaşmıştık. Meydanın tam ortasında yer alan Mısır dikilitaş anıtı ve benim daha çok ilgimi çeken heykelleriyle bir çeşme vardı.

03 Ekim 2008, Vittorio Emanuele II Abidesi, Altare Della Patria, Roma, Italya -01-

03 Ekim 2008, Vittorio Emanuele II Abidesi, Altare Della Patria, Roma, Italya -02-

Venedik Meydanı ve Capitoline Tepesi arasında bulunan Vittorio Emanuele II Abidesi (Altare Della Patria) de Roma’daki birçok yapı gibi görkemli heykellere sahipti.

İlk günün gecesinde Antik Roma’nın tüm tanrıları için tapınak olarak inşa edilmiş olan ve tüm Roma yapıları içinde (ve muhtemelen dünyada döneminin) en iyi korunmuş binası olan Pantheon’a gimiştik. Yapının kubbesindeki büyük açıklığa oldukça şaşırmıştık. Bir süre bakındıktan sonra birbirimize “yağmur yağınca ne oluyor?” diye sormuş ve yerdeki mikro deliklerin su damlalarını topladığı bilgisini alıp “vay be!” demiştik.

03 Ekim 2008, Roma, Italya -02-

Birbirimizden habersiz olarak yaptığımız planlarla, aynı tarihlerde İtalya’da ve onlar turla biz ise Derya’nın planıyla Roma’ya gelmemize rağmen ilk gün akşamı Ankara’dan bazı arkadaşlarımızla Roma’da buluşmak enteresan bir deneyim olmuş ve bol bol eğlenmiştik.

4 Ekim 2008, Cumartesi (Roma, Vatikan)

O güne kadar Milano’daki Derya’nın evinde ve kendi zevkimize göre kahvaltı yaptığımız için Roma’da kaldığımız butik otelin vereceği kahvaltıyı çok merak ediyordum. İtalya deyince aklıma (nedense?) peynir ve zeytin geliyor ve bol çeşitli güzel bir kahvaltı hayal ediyordum. Ama o da ne? Etimek dışında kahvaltının tamamı tatlılardan oluşuyordu. Kruvasan, reçel, çikolata… Kahvaltıda önce tuzlu yemeyi seven biri olarak oldukça zorlanmıştım. Madeira’da tanıştığımız Francesco’ya durumu anlatıp kahvaltı alışkanlıklarını sorduğumda kesin bir şekilde “elbette tatlı şeyler yiyoruz” yanıtını vermişti. Bizim ise genelde önce tuzlu yediğimizi söylediğimde, benim Roma’daki kahvaltıda hissettiğim gibi kötü bir tavırla “yoo, asla!” diye kestirip atmıştı.

Kahvaltının ardından yine yürüyerek dolaşmaya devam etmiştik.

04 Ekim 2008, Tiber Nehri, Castel Sant'Angelo, Roma, Italya -01-

Tiber nehrinin üzerinde bulunan bol melek heykelli köprüden geçerek ulaştığımız Sant’Angelo Kalesi’nin (Castel Sant’Angelo) avlusu göz kamaştırıcıydı.

04 Ekim 2008, Vatikan, Castel Sant'Angelo, Roma, Italya

04 Ekim 2008, Castel Sant'Angelo, Roma, Italya -03-

Çünkü buradan Roma’nın sembolleri olan devasa yapıların neredeyse hepsini görebiliyordunuz. O güne kadar gördüğüm en güzel manzara idi. (Sonraları bu listeye Budapeşte’deki elinde defneyaprağı tutan kadın heykelinin (Szabadság Szobor / Liberty Statue) de bulunduğu Gellert tepesinden (Türkçedeki adıyla Gürz Elyas bayırı) Tuna nehri ve Budapeşte’nin eşsiz görüntüsü, Salzburg kalesinden Alplerin eteğindeki, olabildiğince yeşillerle kaplı nefis şehir manzarası ve Madeira’daki São Lourenço ucunda dalgaların çarptığı bol katmanlı devasa kayalıklar girmişti.)

04 Ekim 2008, Tiber Nehri, Castel Sant'Angelo, Roma, Italya -02-

Avluya ilk çıktığımda karşılaştığım büyüleyici manzaranın etkisinden hafif hafif kurtulurken “ah keşke bir de harita gibi bir şey olsa da, bu gördüğümüz yapıların ne olduğunu anlayabilseydim!” diye geçirerek kafamı aşağıya doğru indirdiğimde aslında 3 yönde de birer tane “gölge harita” olduğunu ve yapıların üstünde ne olduğunun yazılı olduğunu görüp “yuh!” demiştim. Muhteşem bir düşünceydi!

04 Ekim 2008, Aziz Petrus Bazilikasi, Vatikan, Roma, Italya -01-

04 Ekim 2008, Aziz Petrus Bazilikasi, Vatikan, Roma, Italya -02-

Katolik mezhebinin yönetim merkezi ve aynı zamanda devlet olan Vatikan oldukça ilginç bir yerdi. (Hiç savaşa girmediği için İsviçre’den ve “babadan oğula” tarzında seçilen) muhafızların giysiler oldukça enteresandı. Vatikan’a doğru yürürken hayatımda gördüğüm en fazla, çikolata, şekerleme, çay ve kahve çeşidinin bulunduğu bir dükkâna girip bakınmıştık. Raflarda Hazer Baba markalı elma çaylarını görünce şaşırmıştık. Derya, “nedendir bilmiyorum ama İtalya’da her yerde bunlardan var ve adamlar Türklerin sürekli elma çayı içtiğini düşünüyorlar” demişti.

Aziz Petrus Bazilikasi, Vatikan, Roma, Italya -wikipedia-

Vatikan’a vardığımızda ince ince yağmur yağıyordu ve inanılmaz bir kuyruk vardı. İlk anda anlamasam da bir süre sonra bu kuyruğun (23.000 m2’lik alanıyla Hristiyanlığın en büyük kilisesi olan) Aziz Petrus Bazilikası’nın (Basilica di San Pietro in Vaticano, 1626) girişindeki giysi ve güvenlik aramasından kaynaklandığını öğrenecektim. Uzunca bir süre bekledikten sonra sıra bize geldiğinde aramadan geçip Bazilikaya girdik. Bugüne kadar gördüğüm kiliselere göre en aydınlık olanıydı. İçerideki heykeller, işlemeler, kubbeye yakın camlardan giren ışık süzmeleri oldukça güzel ve bol ayrıntılıydı. Bir süre içeride gezindikten sonra dışarı çıkıp meydanda da biraz zaman geçirdik. Ardından gezi sırasında tek üzüldüğüm şey olan, Vatikan’ın yanında bulunan ve Michelangelo’nun Adem’in Yaratılışı (1511) eserinin de bulunduğu Sistine Şapeli’ne gitmek üzereyken “az önce kapandığını” öğrendik.

03 Ekim 2008, Vatikan, Roma, Italya

Dönüş yolunda rastgele girdiğimiz bir avluda, binanın duvarlarından birinde güneş saati görüp şaşırmış ve bir süre üzerinde fikir yürütmüştük.

04 Ekim 2008, Piazza del Campidoglio, Roma, Italya -01-

04 Ekim 2008, Piazza del Campidoglio, Roma, Italya -02-

04 Ekim 2008, Piazza del Campidoglio, Roma, Italya -03-

Capitol tepesinde bulunan Piazza del Campidoglio sarayının avlusuna giden merdivenin her iki yanında ve avluda bulunan heykeller çok güzeldi.

04 Ekim 2008, Roma Forum, Roma, Italya -02-

04 Ekim 2008, Roma Forum, Roma, Italya -01-

Kolezyum’a giderken ya yorgunluktan ya da geç olduğundan Roma Forumu’na girmeden, etrafında dolaşarak incelemeye çalışmıştık.

04 Ekim 2008, Kolezyum, Colosseum, Roma, Italya -02-

04 Ekim 2008, Kolezyum, Colosseum, Roma, Italya -01-

Dönüş saatimiz yaklaşırken ve güneş batışa geçmişken gittiğimiz Kolezyum (Colosseum), hayatımda gördüğüm en etkileyici yapılardan biriydi. Beton ve taştan inşa edilen, Roma İmparatorluğunun ve aynı zamanda dünyanın en büyük amfi tiyatrosu olan yapı çok ihtişamlı görünüyordu.

Roma’da öğlenleri genelde fastfood yemiştik. Yediklerimiz arasında en ilginci bizdeki uzun pideler gibi yapılmış ve yanlamasına kesilerek satılan pizzalardı!

Gezimiz sırasında neredeyse her gittiğimiz yerde fotoğrafları çekilen bir sürü gelin ve damada rastlayıp şaşırmıştık. Ama sonraları gelin ve damatlar için yapılan bu açık hava çekimleri Türkiye’de de oldukça meşhur oldu.

Gün boyu yürüyerek dolaştığımızdan dönüş treninde bol bol uyumuştuk…

5 Ekim 2008, Pazar (Milano)

04 Ekim 2008, Milano, Italya -01-

04 Ekim 2008, Milano, Italya -02-

Pazar günü Milano’da daha önce gitmediğimiz yerlere ve Indro Montanelli Bahçelerine gitmiştik. O gün gördüğüm en ilginç şey sokak arasında rastladığımız bir mozaikçinin camında bulunan mozaikten kadın ve erkek figürleriydi…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 4′ü okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Vatikan, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 1

30 Eylul 2008, Duomo di Milano, Milano, Italya -04-

29 Eylül 2008, Pazartesi (İstanbul, Milano)

Hayatımda ilk kez 29 Eylül 2008, Pazartesi günü yurtdışına çıktım. Vize almak için belgeleri toplarken yaşanan bol soru işaretleri, Milano’da pasaport kontrolünün nasıl olacağı heyecanı derken günler günleri kovaladı ve önce Ankara’dan İstanbul’a otobüsle geçtik oradan da Milano’ya uçtuk. Pasaport kontrolü oldukça şaşkınlık vericiydi. Zira sağlı sollu iki tane polis görev alıyordu ve pasaportu alıp, gelen kişinin yüzüne bakıp onaylaması 5-10 saniye sürüyordu. Bir süre sonra polislerin İtalyanca olarak birbirlerine laf attıklarına şahit olup, “kim daha hızlı bitirecek” yarışı yaptıklarını düşünmüştüm.

Terminalden çıkıp şehir merkezine gideceğimiz otobüse bindiğimizde bizi bir sürpriz karşılıyordu. Telefonlarımızı yurtdışına açmayı unutmuştuk. Bizi bekleyen Derya’ya haber vermeliydik ve aklımıza hiçbir şey gelmiyordu. Çünkü elimizde sadece telefon numarası vardı ve biz aradığımızda o da otobüsün son durağına gelecekti. “Uçağın iniş saatini biliyor yaklaşık bir saatte gelir” diye düşünürken, ön sıralarda oturan bir kızın telefonda Türkçe olarak Milano’ya indiğini söylediğini duyup yanına yanaşmış ve durumu anlatıp Derya’yı aramış ve derin bir oh çekmiştim.

İlk kez farklı bir ülkede olmanın verdiği avanaklıkla etrafı süzerken, 3 şeritli yolda tüm arabaların ip gibi dizildiğini ve kimsenin kimseyi sollamadığını, önüne kırmadığı fark ettim. Bir süre şaşkınlıkla izledikten sonra “demek ki herkes kuralların elverdiği hızda giderse oluyormuş!” diye düşünerek ilk dersimi çıkartıyordum. Merkeze inip bizi bekleyen Derya ile buluştuktan sonra ilk iş olarak su almak için bir büfeye gitmiş ve İtalya’da suların birçok çeşitte olduğunu ve birçoğunun soda gibi mineralli olduğunu öğrenip ülkeye iner inmez ikinci kez şaşıracaktım. Sonrasında eve gidip yol yorgunluğunu atacaktık.

30 Eylül 2008, Salı (Milano)

Sabahleyin, kaldığımız evin yakınlarında bulanan ufak bir markette bir yandan kahvaltılık alırken, bir yandan da reyonları gezip farklı ürünleri incelemek oldukça zamanımı almıştı. Bu gezinin ardından kahvaltılıklara bir sürü de abur cubur ekleyip kasaya geldiğimde naylon torbaların parayla verildiğini görüp şaşırmıştım. Bu yüzden insanlar, çocukluğumda annemle pazara giderken yanımızda taşıdığımız dayanaklı torbalardan taşıyorlardı. Bugün bile Türkiye’deki herhangi bir süper markette insanların naylon torbaları üçer beşer alarak sergiledikleri tüketim çılgınlığını gördükçe o günü hatırlar ve “keşke burada da paralı olsa da insanlar daha az plastik tüketse” diye düşünürüm.

Kahvaltının ardından kaldığımız evinin önündeki sokağa kurulan “semt pazarını” uzun uzun incelemiştim. Ömür abime gördüğüm farklı mantarların resimlerini çekmiş, dev ve kart salatalıkları görüp şaşırmış ve preslenmişe benzeyen (Devebastı) şeftalileri görüp “buralarda sadece bunlar yetişiyor herhalde” diye acımıştım. Ama yıllar sonra Türkiye’de de satılmaya başlanan bu şeftalinin aslında oldukça lezzetli bir tür olduğunu öğrenecektim.

30 Eylul 2008 - Milano, Italya -01-

Pazarda gezindikten sonra Derya ile buluşmak için şehrin en ünlü katedrali olan Milano Katedraline (Duomo di Milano) doğru yürümeye başladık. Geçtiğimiz her sokağı (çok katlı tarihi binalarla çevrili olduğu için) İstiklal’e benzetiyorduk.

30 Eylul 2008 - Milano, Italya -02-

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Eylul 2008 - Milano, Italya -01-

Kısa bir süre sonra bazı insanların çimenlere yayıldığı, bazılarının koştuğu, bisiklete bindiği, yürüdüğü, ağaçlarla kaplı oldukça büyük bir parka geldik. İçinde bir de göletin bulunduğu parka bayılmıştık! Daha sonraları şehrin merkezinde bu tarz yeşil alanların oldukça fazla olduğunu ve bazılarının aslında zenginlere ait olup ardından devlete bağışlandığını ve belediyelerinde koruyarak halka açtığını öğrenip saygı duyacaktık.

30 Eylul 2008, Castello Sforzesco, Milano, Italya -01-

30 Eylul 2008, Castello Sforzesco, Milano, Italya -02-

Parka bir süre takıldıktan sonra yürüyüşümüze devam edip 15. Yüzyılda Milano dükü Francesco Sforza’nın yaptırdığı ve artık şehir müzesi/resim galerisi olarak kullanılan Sforza şatosu/kalesine (Castello Sforzesco) ulaştık. Solmuş sarmaşıklarla kaplı dış surlar, orta avlu, 2 yuvarlak büyük kubbe, üstünde saat bulunan orta kubbe ve çıkışında yer alan çeşmesiyle oldukça güzeldi.

30 Eylul 2008, Duomo di Milano, Milano, Italya -01-

30 Eylul 2008, Duomo di Milano, Milano, Italya -02-

30 Eylul 2008, Duomo di Milano, Milano, Italya -05-

Bir süre daha yürüdükten sonra yaklaşık bir hafta kalacağımız Milano’da en sık geleceğimiz ve en çok zaman geçireceğimiz yer olan Duomo meydanına (Piazza del Duomo) ve bugüne kadar gördüğüm en güzel ve inanılmaz yapılardan biri olan Milano Katedraline ulaştık. Katedralin her bir yerinde, kullanılan tüm malzemelerden oyulmuş on binlerce küçüklü büyüklü figür göz kamaştırıcıydı.

30 Eylul 2008 - Galleria Vittorio Emanuele II, Milano, Italya -01-

Katedrale göre meydanın sağında bulunan, 19. yüzyılın ortalarında inşa edilen ve dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Galleria Vittorio Emanuele II’nin cam kubbesi, dükkânların, kafelerin bulunduğu yapılar oldukça güzeldi.

30 Eylul 2008 - Galleria Vittorio Emanuele II, Milano, Italya -02-

İçeride dolaşırken Yavuz, yerde bulunan boğa figürünün üzerindeki çukura topuğunuzu koyup dönmenin buranın geleneklerinden biri olduğunu anlattı ve bizde bol bol kahkaha atarak birkaç kere uyguladık.

Neredeyse her akşam kaldığımız evin yan sokağında bulunan Roma dondurmacısında yediğimiz dondurmaların neredeyse her biri nefisti. Hatta birkaç gün sonra gideceğimiz Roma’da yediğimiz dondurmadan bile güzeldiler.

1 Ekim 2008, Çarşamba (Milano, Giuseppe Meazza)

01 Ekim 2008 - Milano, Italya -02-

Milano’daki ikinci gün öğlen yine Duamo meydanındaydık. Derya bizi marzipandan yaptığı meyveleriyle ünlü bir kafeye götürmüştü.

01 Ekim 2008 - Milano, Italya -01-

Dönüşte ufak bir büfede çeşitli takım atkıları satıldığını görüp Ural’ın “bana Livorno atkısı alsana” sözleri aklıma gelmiş ve bakınmaya başlamıştım. Ama sergilenen atkılar arasında Livorno’nun ki olmadığı için satıcıya sormuştum. O da büfeden çıkıp bir yere gitmiş ve elinde atkıyla dönmüştü. Daha sonraları birkaç kere daha gelip atkı alacak ve Türkiye’ye götürecektim.

01 Ekim 2008, Duomo di Milano, Milano, Italya

Duomo meydanına döndüğümüzde katedralin içine girdim. Birçok bölümde çalışma vardı. (Sonraları katedraldeki çalışmaların ve yenilemelerin (en.wikipedia 1387-1988) yüzyıllardır sürdüğünü ve İtalyanların bir türlü bitmek bilmeyen işler için, “Duomo’ya döndü” dediklerini öğrenecektim.) Dış camlardaki renkli ve bol motifli işlemeleri çok sevmiştim.

San Bartolomeo (Marco d'Agrate, 1562), Duomo di Milano - Craig Chew-Moulding

Ama beni en çok etkileyen şey, derisi yüzülmüş San Bartolomeo (Marco d’Agrate, 1562) heykeliydi. İnce damarlarına kadar en ince ayrıntısına kadar oyulmuş heykel inanılmaz ama bir o kadar da ürkütücüydü!

01 Ekim 2008 - Milano, Italya -03-

Bir ara Milano’nun en ünlü moda evlerinin bulunduğu sokaklarda kısa bir gezi yaptık. Bu arada sokak arasında gördüğümüz bir çocuk parkı daha çok ilgimizi çekti. Çünkü parktaki tüm oyun aparatları tahtadan yapılmıştı. Hem incelemek, hem de biraz dinlenmek için bir süre parkta zaman geçirdik.

Milano’da en çok şaşırdığım şeylerden biri insanların genelde küçük arbaları tercih etmesi ve çok fazla insanın mobilet kullanması idi. İşin en ilginç yanlarından biri ise takım elbiseli erkeklerin ve kadınların da mobiletlerle işe gitmeleri idi. Hatta bir akşam opera binasının önüne park etmiş yüzlerce mobilet görüp dumur olmuştum. Ama trafik için ne güzel bir çözümdü o! Ankara’da da kullanabilsek keşke diye bol bol muhabbetini etmiştik.

Meydana döndüğümüzde katedralin üstüne çıkıldığını görüp bizimkilere önermiş ama olumsuz yanıt almıştım. “O zaman siz bekleyin ben gidiyorum” diyerek girişe geldiğimde, önümde iki seçenek vardı. Ya bedavaya merdivenlerden çıkmak, ya da para verip asansöre binmek. Her Türk gibi “tabana kuvvet” diyerek basamakları çıkmaya başladım. Sürekli dönen, dar yolda basamakları çıktıkça yorulmaya ve sıkılmaya başladım. Ara ara duraksasam da, sürekli karşıdan gelen insanlar ve bitmek bilmeyen dar basamaklardan ötürü bir süre sonra iyice daralıp, “dönsem mi?” diye kendi kendime sormaya başladım. Ama düşük tempo ve yavaş yavaş vites yükselterek tavana ulaşmayı başardım. Bir süre nefeslendikten sonra tavanı gezerek hem meydanı hem de Milano’nun yakın bölümlerini kuşbakışı izlemek çok güzeldi. Sorasında katedralin en tepe noktasında bulunan ve bronz olduğu için altın gibi parlayan Madonnina (Giuseppe Perego, 1774) heykelini hayranlıkla izledim.

Bu arada meydanda Werder Bremen’li taraftarlar yavaş yavaş toplanmaya başlamışlardı. Küçük gruplar halinde dolaşan bazı Inter’liler onların yanlarından marşlar söyleyerek geçiyorlardı. Akşam Giuseppe Meazza’da Inter Milan ile Werder Bremen arasında oynanacak olan Şampiyonlar Ligi maçı, Milano’ya geliş tarihimiz netleştiğinden beri benim de hedefimdeydi. Fakat sormuş soruşturmuş ama defalarca bilet bulmanın hem pahalı, hem de zor olacağını işitmiştim. O yüzden taraftarlı gördükçe canım sıkılıyordu.

Bitmek bilmeyen merdivenleri koşarcasına indikten sonra bizimkilerin yanına geldiğimde, az önce Ebru Şallı’nın önlerinden geçtiğini söylemişler ve bir süre paparazzilik üzerine geyik yapmıştık…

Guiseppe Meazza aka San Siro

Meydanın etrafında dolaşmaya ve takılmaya devam ederken sürekli üzerlerinde formaları olan taraftarları görmek, maçın aklımdan çıkmamasını sağlıyordu. Hem buraya kadar gelip gidememeye de sinir oluyordum! Maça yaklaşık 1 saat kala, stadyuma nasıl gideceğimizi öğrenip metroya atladık. En azından ortamı ve stadı dışarıdan görecektik! Metrodan çıktıktan sonra Inter’li taraftarları takip etmeye başladık. Bir süre sonra gitgide artan gürültüleri ve muhteşem stadı görmeye başladık. Stadın çevresinde bulunan yuvarlak yollara bir anlam verememiştim. Aklıma Esat’taki çok katlı otoparkın araba çıkışları için yapılan dönerli yolu gelmişti. (90 dakika sonra bunların stattan çıkışı sağlayan muhteşem çözümler olduğunu anlayacaktım!)

01 Ekim 2008 - Inter Milan - Werder Bremen Mac Bileti

Maçın başlamasına 10-15 dakika kalmıştı ve görece olarak dışarıda çok az kişi vardı.

01 Ekim 2008 - Inter - Werder Bremen Champions League Match Scarf

Gelmişken maç atkısı alalım diyerek atkımızı aldık ve ardından gişeleri görüp şansımızı denemeye karar verdik. Şans ya, kale arkasındaki Verde tribününün orta katından bilet vardı. Hem de 27 euro! O an, dünyanın en mutlu insanı olmalıydım!

Mehmet Ali Cetinkaya - 01 Ekim 2008 - Inter Milan - Werder Bremen, Giuseppe Meazza, Milano, Italya -01-

01 Ekim 2008 - Inter Milan - Werder Bremen, Giuseppe Meazza, Milano, Italya -02-

Biletinizi kendi başınıza uzatarak turnikelerden stadın bulunduğu alana rahatça girmek, arama yapılmaması, ortalıkta sadece sizin soru sormanızı bekleyen ya da acil durumlara müdahale eden stewardlar, her şeyin satıldığı büfeler, kale arkasında olmamıza rağmen sahaya yakın ve üstten güzel bir görüş açısına sahip olmak, 80 bin kişilik olmasına rağmen kutu gibi stat ve o günlerde hayranı olduğum Adriano’nun sahadaki varlığı, (ki o gün kimler yoktu ki orada. Julio Cesar, Cordoba, Stankovic, Zanetti, Quaresma, Ibrahimovic, Maicon, Cambiassoi, Materazzi, Bolotelli, Muntari, Mesut Özil, Pizarro, Mertesacker, Jose Mourinho…) kısacası her şey muhteşemdi. Tek sıkıntı etrafı izlemek ile maça odaklanmak arasında gidip gidip gelen ruh halimin kendinden geçmişliğiydi!

Devre arasında dev ekrandan o gün Şampiyonlar Ligi’nde oynanan maçlarda devre arasında atılan golleri izlemek de enteresan bir duyguydu…

01 Ekim 2008 - Inter Milan - Werder Bremen, Giuseppe Meazza, Milano, Italya -01-

Maçtan çıktıktan sonra (nasıl olsa metroya gidiyorlardır gibi aptalca bir öneri ve ısrarla) bazı taraftarları takip etmeye başladık. Bir süre sonra saçma sapan bir yere gelmiştik. Haritada bir türlü bulamadığımız otoban vari yol, canımızı sıkmış ve telaşlanmamızı sağlamıştı. Birkaç gence oldukça basit İngilizce cümlelerle metro durağını sorsak da hiçbir cevap alamamak iyice moralimizi bozmuştu. (O günlerde ‘İtalyan, Alman ve Fransızlar gıcıklık olsun diye İngilizce konuşmazlar’ sözleri aklımıza gelse de, Madeira’da tanıştığım Francesco’ya olayı anlatıp ‘neden cevap vermemiş olabilirler?’ diye sorduğumda bir süre düşündükten sonra ‘saçma. Belki İngilizce aksanları konusunda çekinmişlerdir. Bilmiyorum. Sonuçta cümle çok basit ve metro İtalyanca’da da metro!’ diye cevap vermişti.)

Bir gün önce Milano’da taksilerin yoldan yolcu almadıklarını, o yüzden de ya durağa gitmeniz gerektiğini ya da telefon etmeniz gerektiğini öğrendiğimizden taksi seçeneğini de şimdilik askıya alıyor ve başka bir çözüm yolu arıyorduk. O sırada bir otobüs durağı görüp hangi otobüsün kaç dakika sonra geleceğini gösteren elektronik saatler ve geçecek otobüslerin durakları ile metro aktarmalarını görebildiğimiz haritalar sayesinde kendimizi herhangi bir metro istasyona atıp eve dönmüştük.

Bir gün sonra macanilari.com’a sıcağı sıcağına, Milano’da geçirdiği iki gün ve maçla ilgili uzun bir anı yazmıştım. Buyurun: 2008-2009 Sezonu Şampiyonlar Ligi B Grubu 2. Maçı Inter Milan 1-1 Werder Bremen

2 Ekim 2008, Perşembe (Milano, Sirmione)

02 Ekim 2013 - Milano Centrale, Milano, Italya

Perşembe sabahı, İtalya’nın en büyük golü ve aynı zamanda kuzey İtalya’nın en popüler tatil merkezlerinden biri olan Garda gölünün güneyinde yer alan Brecia’daki Sirmione’ye gitmek üzere Milano’daki tren istasyonundaydık. (Sonraları 2 kere daha geleceğim) tren istasyonu, mimarisinden, peronlarına ve bolca ışık süzmelerine şahit olmanızı sağlayan cam kubbesinden, giriş/çıkışların yapıldığı avlusuna kadar her şeyiyle görülmeye ve gezilmeye değer bir yerdi.

02 Ekim 2013 - Sirmione, Brecia, Italya -01-

Güzel, bol muhabbetli ve geçtiğimiz yerleri gözleyerek yaptığımız tren yolculuğunun ardından Sirmione’ye gitmek üzere otobüs beklemeye başladık. Durakta asılı olan ve abartı makyajıyla Bülent Ersoy’a benzettiğimiz posterdeki sanatçı hakkında uzunca bir süre geyik yaptıktan sonra otobüse atlayıp göle yakın bir yerde indik. Devasa ve özene bezene yapılmış bahçeleri, şato vari villaları, havuzlu evleri kıskana kıskana aralarından geçerek göle ulaştık.

02 Ekim 2013 - Sirmione, Brecia, Italya -02-

02 Ekim 2013 - Sirmione, Brecia, Italya -03-

02 Ekim 2013 - Sirmione, Brecia, Italya -04-

Rengi ve uçsuz bucaksız görüntüsüyle göl, daha çok denizi andırıyordu. Deniz kenarındaki kalesi, şirin ve ufak limanı ve sokaklarıyla oldukça güzel bir yerdi. 4-5 saat dolaşıp ardından trene atlayıp Milano’ya dönmüştük.

Akşam Derya bizi sokak arasında yer alan, ufak ama önünde insanların sıra beklediği, oldukça popüler bir Sicilya pizzacısına götürmüştü. Yemek öncesinde aldığımız peynir tabağı ve pizza hayatımda yediğim en lezzetli yiyeceklerdendi. Seyrelmiş ve beyazlaşmış saçlarını yana tarayan, sevimli büyük bir göbeği olan lokanta sahibinin neredeyse her masayla ilgilenmesi ve muhabbet etmesi de (tek kelime anlamasam bile) güzeldi.

Milano’da kaldığımız günlerde akşam yemeği için bir kere de deniz lokantasına gidip büyük bir dilim kılıç balığı yemiştim. Ekşimsi tadını ve sert kıvamını yadırgasam da yıllar sonra çalıştığım şirketin organize ettiği bir kongrede 200 kiloluk bir orkinosun etinin de benzer özelliklerde olduğunu görüp, marina yöntemlerinin ya da büyüklüklerinin buna sebep olduğunu düşünmüştüm.

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 2′yi okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Milano, Giuseppe Meazza, Sirmione, Venedik, Roma, Madrid, Santiago Bernabeu, Toledo – Bölüm 4′ü okumak için tıklayın…

Mehmet Ali Çetinkaya