Yaklaşık 2-3 sezondur Şükrü Saraçoğlu’na deplasman yapma fikrim vardı ama bir türlü şartlar uygun düşmemişti. Geçen hafta maç tarihleri açıklanınca bir plan yaptık ve maça gidebileceğimize karar verdik. Otobüs biletlerimizi aldık. İlginç bir rastlantı olarak, perşembe günü Bağış Erten arayıp Yenilsen de Yensen de’ye davet etti. Ben de önce aklımdaki 5 arkadaşımı arayıp, programa katılıp-katılamayacaklarını sordum. Hepsinin de uygun olmadığını öğrenince İstanbul’da olacağım için arayıp katılacağımı söyledim…
Program günü hava rüzgarlı, yağmurlu-karlı, karlı kısacası karma karışık ama genel olarak soğuk bir haldeydi. Mecidiyeköy’den Maslak’a ulaştığımda, Ankara’dan gelirken yanıma aldığım ve ilk 80 sayfasını okuduktan sonra çok sevdiğim Mehmet Ali Gökaçtı’nın “Bizim İçin Oyna” kitabı hakkında biraz bilgi almak için Tanıl abiyi aradım. Gökaçtı’nın kitabın çıkmasına 1 hafta kala vefat ettiğini duyduğumda çok üzüldüm. Tanıl abi’ye ilk 80 sayfayı okuyunca kitabın çok iyi bir çalışma olduğunu söyledim. O da, Bizim İçin Oyna’nın Türk futbol tarihini anlatan en güzel ve kapsamlı kitap olduğunu söyledi.
Plaza’da kısa bir süre oturup sürekli kuruyan ve ağrıyan boğazımı sıcak içeceklerle ısıtmaya çalışırken Bağış Erten, Banu Yelkovan ve konuklar gelmeye başladı. Laklak edildi, programdaki konular hakkında konuşuldu. Ankaragüçlü arkadaşın saat 13′de başlayan Ankaragücü-Eskişehirspor maçını izlemek istemesi ve oturduğumuz kafeteryadaki televizyonlardan birinde maçın açılmasıyla Ankara’da lapa lapa kar yağdığını gördüm…
Program güzel geçti. Çıkışta akşamki Fenerbahçe-Gençlerbirliği maç biletini almak için Kadıköy’e giden servis aracına bindim. Yolda bileti bulma konusunda sıkıntı yaşandığını öğrenip, program konuklarından Fenerbahçeli Tuğba’ya biletin satıldığı yeri nasıl bulacağımı sordum. O da, yardım edeceğini söyledi…
Böylece yaklaşık 1,5 saatlik deplasman girişini bulma ve maç bileti alma hikayemize başlamış olduk…
Sezon başında Gençlerbirliği’nin başına gelen ve Türk futbolunda “taraftarla olumlu iletişim” konusunda devrim niteliğinde iki toplantıya imzasını atan Fuat Çapa’nın Bağış Erten ve Banu Yelkovan’ın hazırlayıp sunduğu Yenilsen de Yensen’deye konuk olacağını duyduğumda çok sevinmiştim. Yanlışım yoksa programa ilk kez bir teknik direktör konuk olacaktı.
25 Kasım Cuma günü 20:00′de Ankara’da oynayacağımız ve 0-0 biten Fenerbahçe maçının ardından 23:00 otobüsü ile yola koyuldum. Sabah 04:30 gibi kötü bir saatte İstanbul’daydım. Kuzenim Fahriye’nin beni alması ve bir sonraki gün Maslak’a gitmek için en yakın metro istasyonuna nasıl gideceğimi, uykulu bir şekilde tarif etmesi taktire şayandı.
NTVSpor yeni bir stüdyoya taşınmıştı. Daha önce katıldığım programın çekildiği stüdyodan daha “boş” (önceki sıkışık ve karmaşıktı ama dışarıdan bir gözle daha samimi ve sıcak görünüyordu) ama aynı zamanda daha “modern” stüdyonun kantininde bir süre bekledim. Ardından diğer taraftarlar ve Bağış Erten ile Banu Yelkovan geldi. Bir şeyler içilip hoşbeş sohbet edildi. Ardından Fuat Çapa geldi.
Stüdyoya geçtiğimizde daha önceki tribün şekline göre bu sefer yarım ay şeklinde bir koltuk vardı. Ben bodoslama bir yere oturdum. Yanıma da Eskişehirli arkadaş oturdu. Onun yanına da Fuat Çapa. Ses kontrolü yapmak için herkesin tek tek bir şeyler söylemesi istendi. Sıra bana geldiğinde Bağış’a bakıyordum ve “inanılmaz” ama aklıma hiçbir şey gelmiyordu! Yaklaşık 30 saniye sonra “Gençlerbirliği” dedim güldüm. Benden sonraki arkadaşlar benzer şekilde devam ettiler… Ses kontrolünden sonra Eskişehirli arkadaşla Fuat hoca yer değiştirdi. Böyle olunca da ben “yine” toplantıdaki gibi (bunu anlatma sebebim Zeynep’tir) Fuat hocanın yanında yer aldım…
Program başladı…
İlk ara verildiğinde, Fuat Çapa’nın anlattıkları karşısında herkesin dibi düşmüştü. Ciddi anlamda herkes şaşkındı. Bir teknik direktörün, futbol sistemine, istikrara, modellemeye, planı ve uzun vadeli çalışmaya, Türkiye’ye gelen yabancı futbolcuların 6 ayda Türkçe öğrenmesi kuralını koyma düşüncesine, taraftar toplantılarına, altyapıdan her yıl 6 futbolcunun as kadroya geçmesi gerektiğine ve daha bir sürü konuya değinmesi ve bunu hiç alışık olmadığımız bir içtenlik ve samimiyetle anlatması inanılmazdı doğrusu. Ben diğer katılımcıların şaşkınlığına bakarken içimden “demek ki Fuat Çapa’nın Gençlerbirliklilerle yaptığı ilk toplantıda benim de suratım böyleydi” diye geçiriyordum.
Fuat Çapa’nın arada ilk sözü ise, taraftarlara dönüp “Çok konuştum herhalde. Siz hiç konuşmadınız” demesiydi. Bu bile herkesi tekrar dumur etti. Katılımcılar, “Hocam siz konuşun biz dinleyelim. Bizce böyle gayet iyi gidiyoruz” dediler…
İkinci arada Eskişehirli Özgür Ersöz’ün “Hocam Eskişehirdeki maçta size çok kızdık. 2 puanımızı götürdünüz” söylemine Fuat Çapa’nın “Niye ki güzel maçtı. Elimizden geleni yaptık” söyleminden sonra benim “İyi de 4 yıldır 0-0 bitiyor Eskişehir’deki maçlarımız” lafıma Çapa’nın, “mali Gençlerbirliği’nin istatistiklerini tutuyor. O yüzden skorları bilip ona göre deplasmana gidip gitmemeye karar veriyor” diyerek gülmesine ise çok güldüm doğrusu…
Programın ardından Bağış Erten, Banu Yelkovan, Ali Ekber Düzgün ve bazı konuklar kantinde oturup biraz daha muhabbet etti. Bu arada Banu Yelkovan’ın twitterda yazılanları okuması ve Çapa hakkında neredeyse tüm yazılanların olumlu olması çok güzeldi. Bu ufak muhabbette de yine Çapa bir sürü alışkın olmadığımız konudan bahsetti. Ayrılma bölümünde Çapa’nın çok içten bir şekilde bana “bugün kalıyor musun?” dedikten sonra “kalacak yerin var mı?” diye sorması “var” diyerek teşekkür etmem ve “yarın nasıl gideceksin?” diyerek çok samimi bir arkadaş gibi ilgilenmesi de zaten Fuat Çapa’nın nasıl biri olduğunu bir kere daha gösteriyordu…
Ayrıca, NTVSpor’da çalışan ve bir süredir haberleştiğimiz ama tanışma fırsatımız olmayan Coşkun Çelik’in görüşmek için mesai saatinden erken stüdyoya gelmesi ve oturup muhabbet etmemiz de günün en güzel anlarındandı…
Dip not: Belki merak eden olur. Boynumdaki atkı bizim “Venceremos” atkısı dediğimiz Gençlerbirliği atkısıdır. Bir yanında “Venceremos”, diğer yanında ise “Gençlerbirliği” yazmaktadır. Aynı zamanda bir ucunda Gençlerbirliği logosu ve bir ucunda kızıl yıldızın etrafında “Ankara Rüzgarı” yazmaktadır.
Her şey bundan birkaç hafta önce Hakan ile yaptığım telefon görüşmesi ile başladı. Hakan, İstanbul’a ne zaman geleceğimi soruyordu. Geçen hafta sonunun en iyi tercih olduğu konusunda karar kıldık.
13 Eylül Salı günü, Avenue’da Alper Tunga Özdemir’in yönetmenliği ve Ali Ekber Düzgün ile Hakan Kaynar’ın danışmanlığında hazırlanan, Gençlerbirliği başkanı İlhan Cavcav’ın hayatını konu alan “Büyük Başkan” belgeselinin galasına Ural ve Zeynep ile birlikte katılmıştım. Orada bulunan Bağış Erten ile birkaç yıl önce Livorno – Adana Demirspor maçında yüz yüze tanışma fırsatım olmuştu. Tanıl abi beni, Banu Yelkovan, Yiğit Uluer ve Akif Kurtuluş ile tanıştırmıştı.
Belgesel herhangi bir dış anlatım olmadan İlhan Cavcav’ın kendisi ve etrafındakilerin “İlhan Cavcav”ı anlatması ile hazırlanmıştı. İsmine tezat bir şekilde “neyse o” tadındaydı.
Bu geceden bir-iki gün sonra Bağış, Yenilsen de Yensen de programına katılacak bir Gençlerbirlikli olup olmadığını sordu. Benim de hafta sonu planıma uygun olduğu için kendisine, gelebileceğimi ilettim. İlk planda program için Erdem de vardı ama uygun gelmedi…
Cuma akşamı İstanbul’da Hakan ve Özlemle buluştuk. Çukur’da nefis bir şeyler atıştırdık. Tek üzüntü kaynağı oranın en özel yiyeceği olan Patates köftesinin olmamasıydı. Bir sonraki gün Maslak’daki NTV binasına gitmek için yola çıktım. Mecidiyeköy’den metroya atladım ve Sanayi mahallesinde indim. Yukarı çıktığımda buranın yanlış adres olduğun fark ettim. Ben Atatürk Oto Sanayi durağına gitmeliymişim. Tekrar metroya bindim. Boş metroda iki kişinin spor muhabbetlerine kulak kabarttım. İçimden bir ses, onların da NTV’ye gittiklerini söylüyordu. Metro’dan inerken onlarında indiğini görünce iyice emin oldum. Çıkışa doğru yanlarına yaklaşıp arkadaşlardan birine, “Büyükdere caddesi nerede acaba?” diye sordum. Tam anlatırlarken, “aslında ben NTV’ye gideceğim” dedim. Beklediğim gibi “Biz de oraya gidiyoruz” dedi. Sonra, “NTV mi? NTV Spor mu?” sorusuna “NTV Spor” diye yanıtlayınca, “Yenilsen de Yensek de’ye mi?” diye sordu. “Evet” dediğimde ise bana dönüp, “Bağış abi?.. Ankara?.. Gençlerbirliği?..” dedi. Ben de içimden “bu kadar da değil yahu” diye geçirdim. Sonradan bana soruları soranın programın mutfağından Onur olduğunu, diğer arkadaşın ise programa katılacak Kemal olduğunu öğrendim.
Bu güzel rastlantıdan sonra Onur ve Kemal ile birlikte Onur’un masasına gittik. Programa daha 1 saatten fazla vardı. Benim algıladığım kadarıyla, NTV, NTV Spor ve CNBC-e’nin iç içe bulunduğu ve ciddi anlamda labirent gibi olan ofiste tuvaleti ararken ve dönüşte ufak çaplı kaybolmalar yaşadım…
Onur bize yiyecek bir şeyler ısmarladıktan sonra, Bağış, Banu Yelkovan ve diğer arkadaşlar geldi. Bir şeyler atıştırırken genel bir tanışma bölümü yaşadık. Bunun ardından toplantı salonunda Bağış ve Banu Yelkovan, programın konusunu ve ufak bir şekilde nelere dikkat etmemiz gerektiğini söylediler. Toplantı son derece eğlenceli geçti.
Ardından canlı yayına girdik.
Programın başında, arkamdaki kameraman arkadaş birilerine yavaşça “Gençlerbirliği, Ankara, Alkaralar” diye bir şeyler anlatıyordu. Ben de altyazı yazacaklar herhalde diye geçirmiştim içimden.
İlk anlarda biraz heyecanlı olsam da, Bağış, Banu Yelkovan’ın rahat tavırları beni son derece normale döndürdü. Zaten program sırasında sürekli konuklara bakıp hafifçe el kaldıranları süzüyorlar ve konuşan arkadaşın cümlesi biter bitmez ona söz hakkı veriyorlardı. Arada yaptıkları eklemeler ve yönlendirmeler ise programı akıcı kılıyordu.
Reklam aralarında verilen su molaları ve yapılan muhabbetler ise son derece güzel ve eğlenceli idi. Program bittikten sonra Onur’un yanıma gelip, “abicim yukarıda senin Ortega’ya mı yoksa Carvalho’ya mı daha çok benzediğini tartışıp durduk” demesi üzerine arkadaşlardan biri “abi arkadaş Kolombiyalılara benziyor” sözlerine çok güldüm.
Program çıkışında Sine Büyüka’yı gördüğümde bir an duraksadım Ondan sonra da Bağış, Hilal Gülyurt ve Galatasaraylı bir arkadaşla Kadıköy’e kadar beraber gittik. Yolda doğal olarak futbol üzerine muhabbet ettik.
Kadıköyden sonra vapurla Beşiktaş’a geçtim. İlk amacım Ortaköy’e gitmekti ama Adem aradı ve “İstanbul’a geliyorsun haber vermiyorsun” diyince yönümü İstiklal’e çevirdim. O ve kız arkadaşı ile buluşup çay içerken elimi cebime attım ve… Kimliğimi NTV güvenliğinde bıraktığımı fark ettim. Söylenmeler ve küfürler arasında onlardan ayrılıp 1.5 saat sürecek git-gel ile kimliğimi geri alıp döndüm.
Sonra da Hakan’ın arkadaşı Kerem’in doğum gününde zaman geçirdik… Pazar günü Ankaragücü – Gençlerbirliği maçına 30 dakika kala yetiştim. Vasat bir maçtı. Ankaragücü kötü ötesi biz ise yüzde 15 daha iyiydik. 86. dakikaya kadar 1-0 götürdük ama maç 1-1 bitti…