Mar 26 2012

“Bizim İçin Oyna”: Türkiye’de Futbol ve Siyaset, Mehmet Ali Gökaçtı

Mehmet Ali Gökaçtı’nın “Bizim İçin Oyna” kitabı, bugüne kadar okuduğum en iyi futbol kitaplarından biri.

Gökaçtı, Osmanlının son yıllarında azınlıkların oynamaya başladığı ve bir süre sonra tüm yasaklara rağmen Müslüman Türklerin de onlara katıldığı futbolun, ilk günlerinden,  kitabın yayınlandığı 2008’e kadar geçen zamanda siyasetle “dansını” konu alıyor. İlk zamanlarda futbolun siyasete, sonralarında ise siyasetin futbola olan “ihtiyacını”, ülkede yaşanan siyasi değişimlerin kimi köklü kulüpleri yok ederken, kimilerini daha da büyüttüğünü anlatıyor.

Bugüne kadar futbol pastasının çok büyük kısmının yiyen, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın yaklaşık 100 yılda nasıl ayakta kaldığını, hangi kritik hamlelerle, “büyüdüklerini” ve yıkılmaz hale geldiklerini belgeliyor.

Verdiği bilgilerin ilginçliği, üslubu ve anlatımı nedeniyle “Bizim İçin oyna” son derece akıcı ve güzel bir futbol kitabı.

Kitapla ilgili tek can sıkıcı bilgi ise, yazar Mehmet Ali Gökaçtı’nın kitabın çıkmasına bir hafta kala hayata gözlerini yummuş olması.

“Bizim İçin Oyna” hakkında bilgi vermesi açısından kitabın sonuç bölümü şöyle;

Simon Kuper’in kült haline gelmiş olan meşhur kitabının başlığında söylendiği gibi: “Futbol asla futbol değildir.” Kitleleri derinden etkileyen, sarmalayan yönü, onu bir oyun ya da salt bir eğlence vasıtası olmaktan çıkarmış durumda.

Futbolun bu müthiş potansiyeline kayıtsız kalamayan siyasetin ve sermayenin dahli, futbolun kapitalist sistemin küresel gelişmesine paralel bir yayılma süreci yaşadı ve değişimlerden geçti. Daha 20. yüzyılın başında küresel hale gelmiş olan futbolun para ve siyaset ile ilişkisi de, o ülkede ekonominin ve politikanın yapılanmasına paralel bağlı olarak değişik özgül biçimler alacaktı.

Türkiye’de İngilizlerin öncülüğünde oynanmaya başlanan futbol, gitgide yerlileşir ve “millileşirken”; Osmanlı İmparatorluğunun çöküp milliyet esasına dayalı bir kimlik etrafında yeni bir ulusun inşa edilmesi sürecinde, milli kimliği olgunlaştırmak ve özellikle gençliği bu kimlik etrafında seferber etmek İçin kullanılacaktı.

Devletin maddi ve manevi katkısı, ondan da öteye yönlendirmesiyle gelişen süreçte, spor, tek-parti iktidarının koyu mutlakiyetçi anlayışı altında, milletin ruh ve beden sağlığının korunması ve geliştirilmesi için gerekli bir araç sayılıyordu. Futbol ortamına damgasını vuran yarışmacılık ve rekabet, bu bakış açısına göre sporun birleştirici ve bütünleştirici yönüne ters düşmekteydi. Buna rağmen futbol topu, o yıllarda da kitleleri peşinden koşturmaya devam etti. Şükrü Saraçoğlu gibi en yüksek mevkilerdeki bir siyasetçinin Fenerbahçe Kulübü’nde başkanlık yapması ve Güneş’in model kulüp olarak iktidar tarafından desteklenmesi gibi örnekler, futbolun tek-parti iktidarı tarafından da göz ardı edilemediğini açıkça göstermekteydi.

1950′den sonra Türkiye’nin dış dünyaya açılmaya başlaması ve Batı’nın bir parçası olma arzusunun başka bir boyuta sıçraması, onun yanında profesyonelliğin gündeme girmesi, siyasetin futbola bakışını değiştirecekti. Futbol, ellili yıllardan sonra Batı karşısındaki geri kalmışlığın bir tür telafi mekanizması ve bir tür rövanş imkânı haline gelecekti.

Bu arada profesyonellik uygulamasına bağlı olarak belirli ölçüde de olsa sermayenin girişi, altmışlı yıllardan itibaren büyük İstanbul kulüpleri ile diğerleri arasındaki güç dengesini bir daha düzelmemek üzere bozacaktı. Buna karşın aynı yıllarda, hem planlı kalkınma politikasının ve futbolu bir ulusal bütünleşme aracı olarak kullanma çabasının bir yansıması hem de gelişen Anadolu sermayesinin sesini duyurma gayretinin sonucu olarak Türkiye, Anadolu’daki futbol patlamasına tanıklık edecekti. Bu patlama yetmişli yıllarda dönemin ekonomik, sosyal ve toplumsal ortamına da uygun olarak Trabzonspor’un zirveye çıkışına yol açacaktı,

1980′deki askeri darbeyle birlikte uygulamaya konulan neo-liberal politikalarla, bu kez Türkiye’nin küresel kapitalist sisteme eklemlenme süreci başlayacaktı. Büyük sermayenin işin içine girmesi, ünlü teknik adamların Türkiye’ye getirilmesi, altyapıda ve üstyapıda yapılan yatırımlar, futbolun çehresinin kısa zamanda değişmesine yol açıyordu. Doksanlı yıllardan itibaren, Türkiye’de de etkin olmaya başlayan endüstriye] futbol, bu değişimi hızlandıracaktı. Bu sürecin belirgin olumsuz etkisi, eşitsizliklerin derinleşmesiydi.

Kapitalist endüstrinin yönlendirdiği futbolun büyük kulüpler dışında kalan kısmı, giderek daha fazla güç odaklarının siyasal kucağına düşüyordu. Futbolun bir sektör haline gelmesiyle birlikte siyasetten bağımsızlaşacağı varsayımıyla başlatılan bir sürecin sonunda, siyaset, işin içine çok daha fazla girmişti. Endüstriyelleşme sürecinin hanemde, popüler milliyetçiliğin seksenli yıllardan itibaren futbol dünyasına hâkim olmasıyla birlikte siyasetin futbol üzerindeki etkinliği yaygınlık ve meşruiyet kazanacaktı. Seksenli yıllardan itibaren futbol sahaları milliyetçiliğin ve “biz ve öteki” ayrımının önceki dönemlerde olmadığı ölçüde yemden üretildiği yerlere dönüşecekti.

Türk futbolunun seksenlerde başlayan, 2000lerin başında zirveye çıkan ilerleme süreci, popüler milliyetçiliğin sebep olduğu ya da olabileceği fanatizm ve vandalizmi bir ölçüde frenleyecekti. Ancak 2003 yılından itibaren başlayan nispi gerileme dönemi, sorunların eskisine göre çok daha fazla şiddet içeren bir şekilde nüksetmesine sebep olacaktı.

Türk futbol dünyası, eğer yükselişim sürdürmek, daha doğrusu arkasındakiler ile arasındaki farkı açmak ve dünya futbolunun üst kategorisinde yer almak istiyorsa, futbolda gerçekten söz sahibi ülkeler gibi bir ekol oluşturması gerekiyor. Bunun sadece saha içindeki organizasyon boyutuyla düşünülmesi yetersiz kalır. Futbol dünyamız her şeyden önce idari olarak yeniden yapılandırılmalı. Federasyonun ve tüm futbol ortamının siyaset ile ilişkisini gelişmiş ülkelerdeki gibi düzenlemesi burada kilit unsurdur. Bu değişimlerin yapılabilmesi ve işlerlik kazanabilmesi elbette kolay bir iş değil. Sivil toplumun ve demokratik mekanizmaların yeterince işlerlik kazanmadığı bu yönde deneyim kazanmamış bir toplumda, bu tarz değişimlerin gerçekleştirilmesi kolay değil. Buna bir de kapitalist sisteme “kurallarıyla” adapte olmadan birçok alanda idâre-i maslahatçı anlayışla davranma alışkanlığı da eklendiğinde, günümüz futbol dünyasının endüstriyel futbol gerçeğine o kadar da kolay uyum sağlayamadığını da eklemeli. Tıpkı modernleşme sürecine eğreti bir tarzda eklemlenen toplumlar gibi, endüstriyel futbol gerçeğine de kurallarınca adapte olmamak, yeni problemler doğuruyor. Kapitalistleşmenin kurumsal koşullarının oluşmadığı ortamlarda kuralsız bir vahşiliğe bürünmesi gibi endüstriyel futbolun da tam olarak kurumsallaşamadığı koşullarda kaotik bir yıkıcılığa yol açması kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla, Türkiye’de futbolun mevcut durumda aslında harakiri yaptığını ve kendi kendisini bitirme yolunda olduğunu söyleyenleri ciddiye almak gerek.

* * *

Bu çalışmada, geride bıraktığımız yaklaşık yüz yıllık süreçte Türkiye’de futbol ile siyasetin ilişkilerini ve etkileşimini ortaya koymaya çalıştık. Bu ilişki, her dönemde iki taraflı çalışan bir mekanizmaya dayanıyor. Siyasetin, futbolu kullanarak kitleleri yönlendirmeye ya da etkilemeye çalışması gibi tek yönlü bir süreçten söz edilemez. Aynı zamanda futbol dünyası da ayakta durabilmek için siyasete ihtiyaç duydu. Çünkü futbol dünyası kendi dinamikleriyle ayakta duracak güce ve özgüvene sahip değildi. Bu yüzden de siyasetin ister doğrudan, isterse dolaylı yollardan futbola müdahil olması hiçbir zaman için yadırganmadı. Hatta çoğunlukla maddi ve manevi getirileri açısından olumlu ve gerekli sayıldı.

Ancak bütün bu değerlendirmeler, Türk futbolunun dünya ile yakınlaşmasına veya izole olmasına paralel olarak gelişim seyrini sürdürüyor. Ancak demokrasi, sivil toplum, hukuk gibi kavramların anlaşılması ve toplumsallaştırılmasında yaşadığımız farklılıklar ve sorunlara paralel, futbol konusunda da, “kendimize özgü” bir düzen ve anlayış etkisini koruyor.

Siyasetin desteğini bir şekilde almaksızın hiçbir zaman ayakta duramamış olan Türk futbol dünyasının, endüstriyel futbolun acımasızca işleyen çarkları karşısında sığınacağı tek yer çoğunlukla yine siyaset oluyor. Türk futbolu üç büyük kulübün öncülüğünde “kendisine özgü” bir şekilde endüstrileşirken, geride kalan büyük çoğunluk da mecburen her geçen gün daha fazla siyasal güç odaklarına tabi hale geliyor. Bu gidiş Türk futbolunu belki kimilerinin dediği gibi öldürmeyecektir ama siyasal bağımlılıklara mahkûm edecektir. Hem de 100 yıl öncesine göre daha sıkı bir prangayla…

Bizim İçin Oyna’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

“Bizim İçin Oyna”: Türkiye’de Futbol ve Siyaset, Futbol Kitapları, 19

Share

Şub 27 2012

Adamın Abdalı Kaleci Olur, Fatih Uraz

Adamın Abdalı Kaleci Olur, Hacettepe, Samsunspor, Beşiktaş ve Kayserispor gibi takımların filelerini koruyan milli kaleci Fatih Uraz’ın kalecilik üzerine yazılarından oluşan bir kitap. Uraz, kısa kısa yazılarla geçmişine dair, maçlara dair ve kalecilere dair yazılar yazmış. Tabiri yerindeyse kalecilik mesleğini her açıdan anlatmaya çalışmış.

Benim kitaptaki favorim, 1874-1916 yıllarında İngiltere’de yaşayan 150 kiloluk kaleci William Henry Foulke “Fatty”nin hayatını konu olan yazı.

İlgili yazıdan yazıdan;

Turtaları Kim Yedi?

Futbol tarihinin en büyük trajedilerinden birisini, sahaların gördüğü en renkli sima, öyle ki, onun adının geçmediği futbol kitaplarının mutlak anlamda eksik kalacağı Fatty Foulkes yaşamıştır. “Who ate all the pies?” (turtaları kim yedi?) özdeyişinin kahramanı Foulkes’ın sadece 42 seneye sığan inanılmaz bir hayat hikâyesi vardır, ne yazık ki gözyaşı ve hüzünle sonlanan.

1874 senesinin nisanı’nda yeryüzüne merhaba, 1916 mayısı’nda ise dünyaya, yemeklere ve o çok sevdiği futbola elveda diyen, 1.93 cm boyunda, 140-kg ağırlığında (ki futbolu bırakmasına yakın 150 kg olmuştur) Chelsea’nin ilk kalecisi ve kaptanı ünvanlarına sahip Fatty Foulkes, şaşaalı bir kariyerin ardından Blackpool plajında küçük cep harçlığı karşılığında kumların üzerinde topa atlayarak yaşama tutunmaya çalışmış ama zatürre ve siroza karşı oynadığı maçı kaybederek hayat sahnesinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Oysa futbol sahalarında onu mağlup edebilmek ne kadar zordu! Burton maçında kalesine çekilen iki penaltıyı da kurtardığında rakip oyuncu kendisini eleştiren menajerine çıkışarak şöyle demişti: “Tamam da canına yandığım topu nereye atacaktım? Adam tüm kaleyi kaplıyor!”…

Devamı için: http://www.macanilari.com/getir.php?fid=189718979501&aid=91302

Kitabın arkasından;

İngiliz futbol kültüründe kalecilerin (bir de sol açıkların!) hafif deli olduğuna inanılır. “Adamın aptalı kaleci olur,” diye bir söz de var. Öyle ya, kim gönüllü yapar bu mesleği? Bir anlık bahtsızlığın ya da tümüyle çaresiz bir golün, sayısız mükemmel kurtarışla kazanılmış alkışları anında unutturuvermesini kim sineye çeker? Ama “aptal” yerine “abdal” demeliyiz galiba. Dünyadan ve benliğinden geçmiş ermiş kişilere, derviş gönüllülere dendiği gibi… Fatih Uraz, kaleciliğin kitabını yazdı!

Uraz, kılık kıyafetlerinden ruh hallerine, gurur ve sevinçlerine… bu abdalların dünyasını anlatıyor. Kendi zengin deneyiminden anıların yanı sıra, pek çok meslektaşının yaşadıklarından sahneler aktarıyor. Dünyanın ve Türkiye’nin çok sayıda ünlü kalecisini ince ince değerlendiriyor, beş penaltı atarcasına…

Kaleciliğin “sırları” nelerdir? Hangi kalecilik usulü en “doğrusu”dur, hangi kaleciler sahiden en büyüktü? Kaleyi savunan yalnız adamların teknik ve taktik ustalıklarını, her futbolseverin ilgisini çekecek bir iştah ve genişlikle anlatıyor.

Fikret Doğan’ın artistik bir plonjon kadar nefis önsözüyle…

Adamın Abdalı Kaleci Olur’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

Adamın Abdalı Kaleci Olur, Futbol Kitapları, 24

Share

Şub 4 2012

Taçlı Kral Metin Oktay, Ahmet Çakır

Metin Oktay deyince aklıma hep vefat ettiği günden sonraki sabah geliyor. 12-13 yaşlarındaydım ve uykulu gözlerle muhtemelen okul için hazırlanıyordum. O sırada önümden mırıldana mırıldana en büyük abim geçti. Sonra bir anda durdu ve bana baktı. Biraz süzdükten sonra: “Metin Oktay ölmüş” dedi. Sanırım o günlerde sadece “futbolcu” olduğunu biliyordum. Çok da büyük bir tepki vermemiştim. Beni tek şaşırtan 21 yaşındaki abimin bu kadar üzgün olmasıydı…

Yıllar sonra okuduğum futbol kitaplarında ya da yaptığım futbol araştırmalarında Metin Oktay ve Lefter hakkında birçok şey okudum. Özellikle dönem gazetelerinde bu iki futbolcu hakkında yazılanlardan bazıları gerçekten çok hoşuma gitti. Metin’in bir yıl İtalya’da yaşadığı Palermo günlerini kaleme bile aldım. Benzer bir yazıyı Lefter için de yazmak için notlar almaya başladım.

Oynadıkları dönemlerde Galatasaray’da (kısa bir süre) forma giyen ve hatta bir maçta Lefter’e karşı görev alan Özkan Dallı’nın “Lefter’i çok kıskanırdım. Keşke o da Galatasaray’da oynasaydı diye. Hem ikisinin aynı takımda oynamasını düşünmek bile inanılmaz geliyor!” sözleri bile iki futbolcunun “Türk Futbolu” üzerindeki etkilerini çok iyi özetliyor sanırım…

Geçenlerde deplasmandaki bir Gençler maçını izlemek için Tanıl abilere gittiğimde bana birkaç kitap hediye etti. Bunlardan biri de Ahmet Çakır’ın kaleme aldığı “Taçsız Kral Metin Oktay” idi. Metin Oktay’ı sevdiğimi ve çok saygı duyduğumu bildiği için Ahmet Çakır’a imzalatmıştı da… Çok hoşuma gitti…

Ahmet Çakır, Metin Oktay gibi bir futbolcu için Türkiye’de çok az kitabın bulunmasına kızıp/üzülüp bir kitap kaleme almış. Kitap da hem Ahmet Çakır’ın Metin Oktay hakkındaki anıları hem de birçok kaynakta yayınlanmış yazılar yer alıyor. Kitaptaki en büyük sürpriz ise Metin Oktay’ın jubile kitabı olarak bilinen ve çok zor bulunan “Metin” adındaki kitabın birebir yayınlanması…

Arka Kapak

Ahmet Çakır’ın Taçlı Kral adlı kitabı, futbolumuzun büyük efsanesi Metin Oktay’ı farklı yönleriyle ele alıyor. Titiz bir araştırmanın ürünü olan çalışmada, sadece unutulmaz golleri ve ‘takım oyuncusu’ kimliğiyle değil, insani yönleriyle de bir Metin Oktay portresi çıkıyor karşımıza.

Eski Galatasaray teknik direktörlerinden Kaloperoviç’in “Hayatımda gördüğüm tek insan adam” dediği Metin Oktay, 1991 yılında Boğaz Köprüsü’nde geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayata veda etmişti. Birçok otoritenin ve spor yazarının kaleminden Metin Oktay’ı okuyunca geçtiğimiz günlerde test sonuçları internete düşen ve ‘insanüstü’ değerlere sahip olduğu belirtilen Real Madridli Ronaldo geldi aklıma. Peki, Ronaldo’ya Metin gibi bir, bir buçuk metre yükseklikte yere paralel bir kıvamda vole vurdurabilir misiniz? Ya da öyle bir golünü hatırlıyor muyuz bu büyük yeteneğin? Sanırım cevabımız hayır olacak. Çünkü modern futbolun yeteneklere yüklediği misyon çok farklı.

Bu kitapta İslam Çupi’den Abdi İpekçi’ye, Cemal Süreya’dan Nemci Tanyolaç’a, Ahmet Selim’den Hıncal Uluç’a kadar birçok özel kalemin Metin Oktay’la ilgili makalelerini okuyacaksınız. Ve Ömer Madra’nın şu ifadesine vurulacaksınız: “Metin Oktay adsızlığın büyük şiirini yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu kadar ekip adamı olamaz.”

Taçlı Kral’ı bitirdikten sonra Metin Oktay’ı seyredemediğiniz için hayıflanacak ve seyredenlere gıpta edeceksiniz.

Taçlı Kral Metin Oktay’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

İtalya’da bir yabancı…

Share

Oca 31 2012

Kafsinkaf, Yiğit Akın

İletişim Yayınlarının Futbol Kitapları serisinin 23. kitabı olan Kafsinkaf’ı Yiğit Akın derlemiş. Yiğit Akın ve 12 Karşıyakalı, Karşıyakalı olmayı kendi açılarından ve farklı konular üzerinden kaleme almışlar. Samimi ve bilgilendirici bir kitap olmuş.

Kitabın arkasından;

Türkiye’nin görkemli semt kulüplerinden biri, Karşıyaka. Ama kendi başına bir şehir, bir vilayet olma iddiasında bir semt bu: Kendisine İzmir’den ayrı bir plaka numarası biçen (otuz beş buçuk)… İzmir içre İzmir’den ırak, ”post-İzmirli” bir yer…

Aynı zamanda Türkiye’nin en eski, köklü kulüplerinden biri, Karşıyaka Spor Kulübü (KSK). Osmanlıca kısaltması adı kadar meşhur: Kafsinkaf. Sadece futbol değil, gerçekten tam teşekküllü spor kulübü. Sportif başarılarıyla orantısız (tamamen orantısız!) bir coşku, delice bir bağlılık yaratmış bir spor kulübü.

Hem semt, hem kulüp hakkında bir derleme, elinizdeki. Karşıyaka’nın kısa sosyal tarihi içinde İzmir’le ve İzmirlilik’le ilişkisi… İzmir içi rekabet ve Karşıyaka’nın karşı-yakadan görünüşü… Kafsinkaf’ın futbol ve basketboldaki uzun yürüyüşünden hikâyeler, sahneler, imgeler, portreler.. Başta ”Güçlü ve Yaralı Kahraman Gode” unutulmaz KSK kahramanları… Diasporadaki Karşiyakalılar… Yeşil-kırmızı sevdasının azaplı neşesi…

Serhan Ada, Altuğ Akın, Yiğit Akın, Uluğ Atasoy, Müjdat Bilgiç, Serkan Boyacıoğlu, Emel Göksu, Hakan Gülseven, Cem Karagözlü, Necat Kuymulu, Erdal Önal, Ahmet Talimciler, Mert Uyar’ın katkılarıyla…

Kafsinkaf’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

Kafsinkaf, Futbol Kitapları, 23

Share

Oca 21 2012

Beşinci Şampiyon Bursaspor, Memet Zencirkıran

2009-10 sezonunun ortalarında Tanıl abi ile futbol kitapları hakkında muhabbet ederken bana Memet Zencirkıran’ın Bursaspor’un kitabını yazdığını ve sezonun sonlarına doğru çıkartmayı planladıklarını ama Bursaspor’un ciddi ciddi şampiyonluk mücadelesi vermesi üzerine kitabın yayınını durdurduklarını anlatmıştı. Çünkü Türk futbolunda devrim niteliğindeki bu gelişmenin yaşanması durumunda kitabın doğal olarak yeniden şekillendirileceğinden bahsetmişti.

İletişim Yayınlarının Futbol Kitapları serisinin “ilk çeyreklik” (25.) kitabı olma özelliği de taşıyan kitabın üslubu bana son derece samimi geldi. Sonuçta kitap “bir takımın” tarihinden bahsediyor ama Memet Zencirkıran’ın dobra dobra gördüklerini yazdığı ve zaman zaman taraftarın, zaman zaman yönetimin, zaman zaman teknik adamların yaptığı hataları çekinmeden ortaya koyması çok hoşuma gitti. Özellikle taraftarın gereksiz yere ortaya koyduğu gerilimin takım üstünde büyük baskılar oluşturduğunu ve bunun sonucunda da her zaman “Bursa sporunun” zarar gördüğünü çok güzel örnekliyor.

Kitapta en çok ilgimi çeken şey, Bursaspor’un kurulması aşamasında kendi kulüplerini fesih eden ve Bursaspor çatısı altında birleşen kulüplerin özellikleri. Okuduğum kitaplardan, yazılardan dolayı Türkiye’den göç eden azınlıkların gittikleri ülkelerde kurdukları takımlara alışkınım ama Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya’dan gelen Türk azınlıklarının Türkiye’de takım kurduklarını bilmiyordum. Güzel bir bilgi oldu benim için…

Kitaptan: Birleşmeye katılacak takımların hepsinin ayrı bir karakteri ve ruhu temsil ettiği söylenebilir: “Kökü 1920′li yıllara dayanan siyah-beyaz renkli ve bir kez Türkiye şampiyonluğu bulunan Acar İdmanyurdu, Devlet’in temsilcisi kabul edilen sarı-kırmızılı Akınspor, mübadele göçmenlerinin kurduğu kırmızı-lacivertli Çelikspor, Yugoslav kökenlilerin oturduğu semtin temsilcisi yeşil-beyazlı Pınarspor ve 1951′de Bulgaristan’dan gelenleri simgeleyen sarı-siyahlı İstiklalspor…”

Kitapta 7 bölüm bulunuyor. Bursaspor’un kurulması ve günümüze kadar geçirdiği sezonlar hakkında bilgiler veriliyor, analizler yapılıyor ve sezonun öne çıkan olayları gözlemcilerinin gözünden aktarılıyor. Bursaspor’un sembolleri, doştluk ve düşmanlılarından bahsediliyor. Şampiyonlukla ilgili röportajlar ve anlatımlar yer alıyor…

Kısacası 448 sayfalık kitap gerçekten çok büyük bir uğraşın, emeğin ve samimiyetin sonucu olarak ortaya çıkmış.

Kitabın arkasından;

Türk futbolu esasta üç başrol oyuncusunun kendi arasındaki rekabetin, birtakım figüranlarla zenginleştirilerek sunulduğu bir filmdir. Seksenli yıllarda Trabzonspor bu senaryoya isyan etti ve üç İstanbul kulübü dışında şampiyon olan ilk takım oldu. Bununla da kalmadı, şampiyonluk kupasını altı kez Trabzon’a götürerek “dördüncü büyük” unvanını aldı. Dolayısıyla seksenlerden beri Türk futbolunda bir “dört büyükler” karakteri mevcut. Yaklaşık 25 senedir süren bu yeni düzene baş kaldıran ilk takım Bursaspor. 2010 yılında “Timsahlar”, Türk futboluna beşinci şampiyon olarak adlarını yazdırdılar. Üç İstanbul kulübü dışında Şampiyonlar Ligi’ne giden ilk takım onlar. Şimdi Bursasporluların yeni beklentisi: “Beşinci büyük” de olabilecekler mi?

Bursaspor’un kuruluşu, Birinci Lig’e ilk çıkışı, Türkiye Kupası ve İntertoto zaferleri, küme düşme sınırında geçen yıllar, nihayet İkinci Lig’e düşüş. Ve diriliş… Uludağ Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Memet Zencirkıran, Türk futbol tarihini değiştiren Bursaspor’un şampiyonluk öyküsüyle birlikte, kuruluşundan bu yana Bursaspor’un tarihini ve tarihine tesir eden bütün önemli kişilikleri anlatıyor.

Beşinci Şampiyon Bursaspor’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

Beşinci Şampiyon Bursaspor, Futbol Kitapları, 25

Share

Ara 2 2011

Trabzon’da Futbolun Toplumsal Tarihi Mektepliler, Münevverler, Meraklılar, Sevecen Tunç

Tanıl Abinin önerisi ile edindiğim ve Sevecen Tunç’un imzasını taşıyan “Trabzon’da Futbolun Toplumsal Tarihi Mektepliler, Münevverler, Meraklılar”, son yıllarda okuduğun en güzel ve orjinal futbol kitaplarından biri. Çünkü kitap belirli bir takıma odaklanmak yerine “o” takımın kurulmasından önce şehre futbolun nasıl geldiğini ve geliştiğini konu alıyor. Bu yüzden de (kimisi yarım asrı devirmek üzere olan) Trabzonspor’u “kuranlara” saygı mahiyeti taşıyor. Trabzonspor’un köklerini ortaya çıkartıyor…

Bir yandan futbolun gelişimini anlatırken, bir yandan da Trabzon’un 1920′lerden itibaren ekonomik ve sosyal ortamlarına ışık tutuyor. Ve bir kere daha “futbolun aslında sadece futbol olmadığını” ispatlıyor…

Benim için kitabın en güzel bölümü, bugüne kadar sadece ismini duyduğum Trabzon İdmanocağı’nın kurulmasını, “Trabzon Spor”unu her platformda büyük bir başarıyla temsil etmesini ve 50 yaşına yaklaşırken istemeye istemeye, mecbur edilerek kapatılmasının anlattığı bölüm. İdmanocağının yaşadıklarını, kendi takımım Gençlerbirliği ile özdeşleştirerek okudum ve defalarca “keşke kapanmasaydı da bugünlerde 100 yılını kutlamaya hazırlansaydı” diye geçirdim.

Ve ilk kez Orhan Şeref Apak’ın “şehrin takımları birleşsinler ve güçlü bir ‘şehir’ takımı oluştursunlar” söyleminin “samimi bir nedenle” yapılmış olsa bile, aslında hataları da barındırdığını gördüm. Çünkü bu süreçte birçok “kökleri” olan takım (renk) yok olup gitmişler ve yerine “kökleri olmayan” bir şeyler meydana getirilmiş… Elbette Trabzonspor gibi çok başarılı olanlar da oluşmuş ama arada birçok değer de maalesef yok olup gitmiş…

Kitabın arkasından;

“Trabzon şehri spor ibtilası geçiriyor. İstanbul’da dans ibtilası, Ankara’da ud, Trabzon’da futbol… Bunlar birer hastalık gibi yakaladıkları adamın yakasını bırakmıyorlar. Trabzon’da mahalle aralarında, ta Kavak Meydanı’na kadar ne kadar meydan, cami havlisi, bahçe varsa birkaç çocuk toplanmış! – Gol gol diye bağırıyor. Hele şu hafta tatilinin işsiz bir sürü halkının Kavak meydanına doğru toplanması bu ibtilayı azdırdı. Şimdi herkeste bir spor heyecanı var.”

Trabzon’un futbolla yatıp futbolla kalkan bir yer olduğunu hep biliyoruz. Bu, futbol bir popüler kültür olgusu ve bir endüstri olmazdan önce de böyleydi. Hatta Trabzonspor’dan önce de böyleydi…

Sevecen Tunç, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1960’ların sonlarına uzanan kesitte Trabzon şehrinde futbolun oynadığı rolü anlatıyor: “Münevverlerleri, mekteplileri ve meraklıları” mıknatıs gibi çeken bir modernleşme ve medenileşme vasıtası olarak futbol… İstanbul’a karşı hüviyetini kabul ettirme iddiasının ve kentin kendisini “Şark’ın merkezi” olarak konumlandırmasının bayrağı olarak futbol…

Sadece bir futbol romanı değil bir şehrin hikâyesi, bir modernleşme hikâyesi. Aile albümünden fotoğraflarla beraber!

Trabzon’da Futbolun Toplumsal Tarihi Mektepliler, Münevverler, Meraklılar’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

Trabzon’da Futbolun Toplumsal Tarihi Mektepliler, Münevverler, Meraklılar, Futbol Kitapları, 26

Share

Kas 12 2011

Sıcağıyla, Acısıyla Adana Futbolu, Yavuz Yıldırım, Mustafa Uçar

Adana futbolu deyince aklıma kesik kesik bilgiler düşüyor. Ufaklığımla ilgili olanlardan biri (maalesef önceleri sevindiğim ama sonraları hep üzüldüğüm) 10-0′lık Beşiktaş-Adana Demirspor maçı. Bir diğeri (nedensizce) Adana Demir’in renklerine ve takıma sempati duymam.

Günümüze dönersek 2002-04 yılarındaki Adanaspor maçları ve özellikle şampiyonluğa havlu attıktan sonrasına denk gelen Ankara’daki 0-2′lik maç..  2009′daki Adana Demir – Livorno maçı yolculuğu ve o günkü unutulmaz atmosfer. O maçta Yavuz Yıldırım ile tanışıp birkaç çift laf etmek. 2008′de sırf Adana Demir’i tribünden canlı canlı izlemek için işten kaçıp 19 Mayıs’ta titreyerek takip ettiğim 1-0′lık Türkiye Kupası maçı… Ve elbette futbol araştırmalarına başladığım 2003′de sadece Ankara-İzmir ve İstanbul takımlarının Milli Lig’de oynandığı 1960-61 sezonunda Adana Demir’in Ankara’da Milli Lig maçları yaptığını öğrenmenin şaşkınlığı…

2009′da Tanıl ağabeyin önerisi ile Yavuz Yıldırım ve Mustafa Uçar’ın derlediği ve Adana futbolu ile ilgili bugüne kadar yapılmış en geniş kapsamlı araştırma kitabı olan “Sıcağıyla, Acısıyla Adana Futbolu”nu edinmiştim. Geçmişiyle, bugünüyle Adana’daki futbolu çok iyi anlatan, maç anıları ve yazıları ile bezenmiş kitap çok güzel.

İletişim’in Futbol Kitapları serisinin 21. kitabı olan Sıcağıyla, Acısıyla Adana Futbolu’nu bir süredir en üst futbol liginden uzakta gezinen Adana takımlarını ve futbolunu gerçekten tanımak isteyen herkese şiddetle tavsiye ederim.

Kitaptan;

Adana takımları futbolun en üst katından uzun yıllardır uzaklar. İzmirlilerin yokluğu kadar çarpıcı bir eksik bu. Adana Demirspor, üç büyük şehir dışındaki en köklü kulüplerden biri, tam  teşekküllü bir spor yurdu ve gerçekten bir “camia”. Adanaspor ise Eskişehirspor ve Sivasspor’la birlikte, Türkiye 1. Ligi’ni ikinci bitirmeyi başarabilmiş üç taşralıdan biri… Bu iki dokuz canlı kulüp arasındaki rekabet,  sahici derbi değeri taşıyor – üç büyük şehir dışındaki tek hatırı sayılır derbi!

Elinizdeki kitap, Adana futbol âleminin kendine mahsus rengini yansıtıyor.

Muharrem Gülergin’den, Füze Selami’den, Kartal Yaşar’dan, Gündüz Tekin Onay’a, Miliç’e, Kaynak kardeşlere, İsa’ya, efsaneler ve portreler… Şenlikli tribün ortamı… Derbinin yanı sıra, diğer Çukurovalılarla rekabet…

İki Adana takımına ilişkin istatistik dökümler de yer alıyor kitapta. Futbol dışında, uzun bir dönem Türkiye yarışmalarına damgasını vuran Adanalı (Demirsporlu) şampiyon yüzücüler unutulmuyor.

Bütün bunlar, Adana hayatı ve Adanalılık hikâyeleriyle iç içe…

Şefik Akkurt, İsmail Annıkızıl, Murat Ayman, Sezcan Çamurdan, Özgür Daşlı, Feridun Düzağaç, Lerzan Fidanoğlu, Nihat Geven, Metin Gören, Hasan Gülmüş, Ali Hoşfikirer, Hulusi Kılıç, Kıvanç Koçak, Güntekin Onay, Eser Özaltındere, Coşkun Özarı, Cem Pekin, Ruhi Polisci, Turgay Renklikurt, H. Bahadır Türk, Mustafa Uçar, Tufan Ünlüeser, Yavuz Yıldırım, Metin Yıldız, Mehmet Yılmaz’ın yazılarıyla…

Sıcağıyla, Acısıyla Adana Futbolu’ndan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

Sıcağıyla, Acısıyla Adana Futbolu, Futbol Kitapları, 21

İlgili maçlar;

2000-2009 (Özel Maç) Adana Demirspor 0-0 Livorno AS

1989-1990 Sezonu 1. Lig 6. Hafta Maçı Beşiktaş 10-0 Adana Demirspor

2007-2008 Sezonu Fortis Türkiye Kupası B Grubu 4. Hafta Maçı Gençlerbirliği 1-0 Adana Demirspor [T2L]

2002-2003 Sezonu Süper Lig 30. Hafta Maçı Gençlerbirliği 0-2 Adanaspor

Share

Kas 8 2011

Anadolu Yıldızı Eskişehirspor, Özgür Topyıldız

Yıllar önce Mudanya’ya giderken -ya da gelirken- otobüste bulunan bir dergide Eskişehirspor ile ilgili bir araştırma yazısı okumuştum. Renklerinden ötürü büyük bir sempati duyduğum Eskişehirspor, o yıllarda alt liglerde yer alıyordu ve araştırma Eskişehirspor’da yaşanan düşüşü konu alıyordu. Kendi takımımı da yerine koyarak okuduğum yazı içimi burkmuştu ve aklımdan “keşke tekrar dönseler de, tribünden bir Eses-Gençler maçı izleyebilsem” diye geçirmiştim…

Yıllar sonra Eskişehirspor, Kırmızısıyla, siyahıyla tekrar en üst ligde yerini aldı. 2008-09 sezonu 3. haftasında Ankara 19 Mayıs stadında oynadığımız ve 3-1 kazandığımız maça garip duygularla gitmiştim. Aynı yıl 0-0′lık Eses deplasmanında da tribündeydim…

macanilari.com için yaptığımız futbol kitapları araştırması sırasında, Özgür Topyıldız’ın 2003′de yayınladığı, Anadolu Yıldızı Eskişehirspor kitabı, ilk aldığımız futbol kitaplarından biri idi. İletişim’in Futbol Kitapları dizisinin 10. kitabı olan Anadolu Yıldızı Eskişehirspor, Eses’in kuruluşundan zirve yaptığı 1968-69 ve 1969-70 yıllarında 1. Lig’de şampiyonluğu iki kez üst üste kılpayı kaçırdığı yılları, Sevilla efsanesini, Abdullah Gegiç’i, düşüşü ve daha da düşüşü baş aktörlerin gözünden konu alıyor…

Tarihi ve sosyolojik bilgiler içine maç anıları o kadar güzel bezenmiş ki, okurken büyük zevk alıyorsunuz…

Kesinlikle okuması gereken kitabın kapağını , “Ankara Rüzgarı: Gençlerbirliği Tarihi” ile birlikte en sevdiğim kapak tasarımları listesinde ilk iki sırayı aldığını belirtmem gerek…

Kitaptan;

“Anadolu Yıldızı” “Kırmızı Şimşekler” “Eseses- Kikiki- Eski eski-Es”. Türkiye futbol tarihinin en büyük nostaljik kıymetlerinden biri: Eskişehirspor. Futbolda “Anadolu Devrimi’nin simgesi idi Eskişehirspor. İstanbul oligarşisine karşı çıkan ilk büyük tehditti. Altın çağındaki Eskişehirspor, 1960’lar/1970’ler dönümü Türkiye’sinde yaşanan toplumsal değişim dinamizminin, “statüko’yu sarsmaya dönük heyecanının futbol dünyasındaki temsilcisiydi, sanki.

Özgür Topyıldız, büyük emek ürünü incelemesinde, Eskişehirspor’un hikâyesini anlatıyor. Eskişehir’in kısa spor tarihi. Şehrin değişen sosyo-ekonomik durumu ve bunun futboldaki “temsili” Altın Çağ ve kahramanları: Fethi- Nihat-Ender, Kamuran Yavuz, İsmail Arca, Abdullah Gegiç, Aydın Begiter ve diğerleri. Çöküş ve “Efsaneleşme’ süreci. “Amigo Orhan’dan “Ayder’ ve Kızılcıklılar’a. Eses’in coşkun tribün tarihi. Eses’in romanı kısacası!

Anadolu Yıldızı Eskişehirspor’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

Anadolu Yıldızı Eskişehirspor, Futbol Kitapları, 10

Share

Eki 31 2011

Kırmızı Beyaz Siyah: Samsunspor, Mehmet Yılmaz

2009 Ocak ayında yayınlanan ve Mehmet Yılmaz’ın derlediği Kırmızı Beyaz Siyah: Samsunspor, İletişim Yayınlarının Futbol Kitapları dizisinin 20. kitabı.

Kırmızı Beyaz Siyah, her platformda sürekli olarak aynı takımlar hakkında önümüze konulanların dışında bir şeyler okumak isteyenler için güzel bir futbol kitabı. Genel olarak, Samsunspor’un kuruluşu, Birinci Lig’e tırmanan ilk Karadenizli oluşu, Kırmızı-Beyaz olan renklerine o hüzünlü olaydan sonra Siyah’ı ekleme süreçleri, yetiştirdikleri önemli futbolcuların anıları, röportajlar ve en çok ses getirdikleri zamanlar hakkında anı ve bilgilerin yer aldığı kitabın derlemesi ve anlatımı çok akıcı. Bu nedenle okuma süreci çok güzel ilerliyor…

Samsunspor deyince akla gelen ilk taraftar hiç şüphesiz ki, Muhammet Teoman Taş ya da bilinen adıyla “Timofte”dir. Timofte hakkında benim de aklıma yer etmiş bir anı var. Timofte, macanilari.com’un resmi olarak açıldığı ilk gün olan 1 Ocak 2008′de siteye üye olmuş ve Samsunspor maçları ile ilgili anılarını yazmaya başlamıştı. Ne yazık ki, 24 Ocak 2008′de geçirdiği bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti. Bu anı aslında Timofte’nin her platformda Samsunspor’un bayrağını dalgalandırmak için uğraştığını bir kere daha kanıtlamakta. Vefat ettiğini duyduğumda hiç tanışmamış olmamıza rağmen çok büyük üzüntü duymuştum. Aynı zamanda yaşıt olmamız da benim için ayrı bir hüzün kaynağı idi…

Timofte ile ilgili olarak Kırmızı Beyaz Siyah: Samsunspor hakkında şöyle bir biyografi yer alıyor;

“Muhammet Teoman Taş: 1978 Samsun doğumlu, ilk ve orta öğrenimini Samsun’da tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Her iki süreçte de sürekli olarak Samsunspor tribünlerinde yer aldı. “Timofte” takma adıyla pek çok Internet forumunda yazılar yazdı. Askerlik sonrasında 2003 yılında Samsun’da avukatlığa başladı. Ertesi yıl birkaç arkadaşıyla birlikte Samsunspor taraftar sitesi www.samsunspor.biz’i kurdu. Samsunspor kongre üyesi idi ve yedek yöneticilik de yaptı. Yerel halk gazetesinde Samsunspor yazıları yazdı. 24 Ocak 2008 günü geçirmiş olduğu bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.”

samsunspor.biz’de de Timofte hakkında şöyle bir yazı var;

“O aslında her takıma lazım bir taraftar prototipidir. Hayatını “vermek” üzerine kurmuş bir taraftardı. Samsunspor’dan bir toplu iğne dahi almamış, talep etmemiş; bilakis hep kendinden, mesaisinden, hayallerinden vermiştir. Samsunspor için üzerine para verseniz yaptıramayacağınız bir iş yapmıştır mesela; Samsunspor’u sanal aleme taşımıştır. Pek çok taraftar platformunda “Timofte” takma adıyla yazılar yazmış ama onun da ötesinde sırf “bu alemde bizim de bayrağımız dalgalansın” diyerek taraftar sitesi www.samsunspor.biz’i kurmuş ve yaşatmıştır. Samsunspor’u bir mukaddesi sever gibi sevmiş ve hep tevazu sahibi olmuştur. Bir de tabii özel sebebi var benim için, onu tanıdıktan sonra Samsunspor’a bakışım değişmiştir benim de. Onun zamansız gidişinin ardından da onun mirasını, hayallerini ve dahi cümlelerini biz emanet aldık; sitesini yaşattığımız gibi onun adına bir de M. Teoman Taş Samsunlular Derneği kurduk. O her anlamda ideal bir taraftardı; tartışmasız…”

Kitaptan;

Samsunspor, “herhangi” bir Anadolu takımı değil. Birinci Lig’e tırmanan ilk Karadenizli oluşuyla… yetiştirdiği yıldızlarla… zirveye oynadığı sezonların hatırasıyla… defalarca düşüp defalarca çıkmayı başarmasıyla, direngenliğiyle, dokuz canlılığıyla… ve tabii bir deplasman yolculuğunda uğradığı o korkunç trafik kazasında kaybettiği canlarıyla ve o acı hatıranın renklerine kattığı Siyah’la… kendi hikâyesi olan bir takım. Elinizdeki kitap, ta şehrin yüzyıl başındaki spor ortamından başlayarak anlatıyor Samsunspor’un hikâyesini, hikâyelerini. “Arkayı Fenerleme” deyiminin çıktığı günler, Hasbi Menteşoğlu dönemi, kaçan şampiyonluk… Unutulmayan oyuncular, unutulmayan maçlar, sahneler… Taraftar âlemi… Samsunspor’un gurbetteki ve medyadaki görünümleri… Tanju Çolak’la, Serkan Aykut’la, Ertuğrul Sağlam’la, Celil Sağır’la ve İsmail Uyanık’la yapılan etraflı söyleşiler, hikâyeyi zenginleştiriyor. Mehmet Yılmaz’ın hazırladığı derlemeye Alpaslan Akkuş, Tanıl Bora, İbrahim Canbulat, Salih Çakır, Cem Dizdar, Ahmet Gürdağ, Behram Kılıç, Necati Kola, Tamer Korkmaz, Baki Sarısakal, M. Teoman Taş, Cevdet Yılmaz, Fatih Uraz, Fatih Vural, Hakkı Yeşilyurt katkıda bulundular.

Kırmızı Beyaz Siyah: Samsunspor, Futbol Kitapları, 20

Kırmızı Beyaz Siyah: Samsunspor’dan macanilari.com’a yapılan alıntılar…

“Timofte”nin macanilari.com’a yazdığı anı ve bilgileri…

Share

Eki 19 2011

Gool Diye Diye, Halit Kıvanç

1950 yılının gazetelerinden itibaren başlayan araştırmalarım sırasında birçok maçın öncesi ve sonrası ile ilgili, bir sürü spor yazarının yazılarını okudum. Bu yazarlardan birinin üslubu diğerlerinden çok farklıydı. Maç anlatımlarında sadece rakamlara, teknik analizlere, milliyetçi duygulara ya da gündelik polemiklere saplanıp kalmayan, maç öncesinde, sırasında ya da sonrasına dair çok ilgi çekici ve farklı notlar yakalayıp, esprili üslubu ile bunları yazısına güzelce yediren bu yazar Halit Kıvanç’tı…

Güçlü ile güçsüz iki takımın maçında, sadece güçlü takımın ataklarına değil de kalecisinin o sırada ne yaptığını izleyen iki çift göz gibiydi Halit Kıvanç…

2008′de macanilari.com’da bulunan maçlara kaynak göstererek kitaplardan alıntılar yapma fikri aklımıza geldiğinde, (kimin önerdiğini hatırlamıyorum ama) Halit Kıvanç’ın 1983 basımlı Gool Diye Diye kitabını edinmiştim…

1956 yılında Fenerbahçe, Dinamo Moskova ile hazırlık maçı yapmak için Moskova’ya gider. Maçı Fenerbahçe yöneticilerinden Niyazi Sel anlatacaktır. Maçın ilk yarısının ardından Niyazi Sel, “soyunma odasına gideceğim. ikinci yarıya yetişirim” der ve gider. Maçın ikinci yarısı başlamak üzeredir ve Niyazi Sel hala ortalıkta yoktur. Halit Kıvanç mecburiyetten maçı anlatmaya başlar. Niyazi Sel ha geldi ha gelecek derken maç biter. Maçın bitiminde Niyazi Sel’i gören Halit Kıvanç, “neredeydin” diye sorunca Sel, “geldim ama o kadar güzel anlatıyordun ki bölmek istemedim” der ve Halit Kıvanç maç anlatmaya böyle başlar…

27 yıl boyunca çok önemli maçlar anlatan Halit Kıvanç, 22 Haziran 1983′de Ankara 19 Mayıs stadında Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında jübilesini yapar ve spikerliğe noktasını koyar.

Gool Diye Diye, Halit Kıvanç’ın 27 yıllık spikerlik hayatı boyunca anlattığı maçlarda yaşadığı ilginç anılarını ve olayları kapsıyor. Halit Kıvanç’ın bu anıları kaleme alırken ortaya koyduğu kendine has esprili ve akıcı üslubu son derece güzel ve ilgi çekici… Kendi türünde bana göre ilk ve tek olan kitapta çok güzel anılar var.

Bu kitapta yer alan anıları, macanilari.com’da kullanmak için Halit Kıvanç’ın oğlu Ümit Kıvanç’a eposta yolu ile ulaşmıştım. Kullanabileceğimi ama arayıp kendisinden izin alırsam çok sevineceğini söylemişti. Büyük bir heyecanla Halit Kıvanç’ı aramıştım. Acayip sıcak ve güzel bir muhabbetimiz olmuştu. Kitaptan alıntıları yapmamın kendisini çok sevindireceğini ve aynı zamanda 2004′de İletişim tarafından çıkan “Futbol! Bir Aşk” kitabını da incelememi önermişti. Telefonu kapattığımda ağzım kulaklarıma varıyordu…

Gool Diye Diye’nin düzenlenmiş ve büyütülmüş hali olan “Futbol! Bir Aşk”da da Halit Kıvanç’ın çok güzel anıları var.

macanilari.com’a her iki kitaptan da aldığımız alıntıları görmek için;

Gool Diye Diye, Halit Kıvanç, 1983

Futbol! Bir Aşk, Halit Kıvanç, 2004

Share