Kategori arşivi: Real Madrid

Barcelona – Real Madrid Savaşları

Dünyanın en büyük maçı sayılan Barcelona ile Real Madrid’in kapışması normal bir sezonda 2 kere La Liga’da yaşanırken bu sezon bu maçlara 1 Kral Kupası ve 2 Şampiyonlar Ligi maçları eklendi ve toplamda 5 kere karşı karşıya geldiler…

Endüstriyel futbolun en büyük meyvesi olan bu maçlardaki bolluk herhalde sektöre son yılların en büyük rantını sağladı…

Sezon başında Real Madrid’in başına gelen hırçın/agresif/antipatik/”kazan da nasıl kazanırsan kazan”cı ama aynı zamanda iyi taktisyen/bitmek bilmeyen enerjisi olan/kaybetmeyi asla kabullenmeyen Portekizli çalıştırıcı Jose Mourinho’nun öğrencileri ile Josep Guardiola’nun 3 yıldır “dünyanın en iyi futbolu”nu oynayan öğrencileri karşı karşıya geldiler.

Jose Mourinho’nun maç öncesi ve sonrası sert çıkışlarını, kaybettiği her maçtan sonra zehir zembelek açıklamalarını, hakemlere, federasyona, futbolculara, teknik adamlara “özellikle kelime oyunları” ile yüklenişlerini tüm futbol kamuoyu ezberledi. Sezonun ilk maçında Camp Nou’da Barcelona ezeli rakibini 5-0 yenince tüm gözler 2. maça çevrilmişti. Ama şapkadan 3 maç daha çıktı…

Bu tür üst düzey rekabetin yaşandığı maçların gerilimli hatta kavgalı dövüşlü geçmesine alışkın olmamıza rağmen, son Barcelona – Real Madrid maçlarının öncesinde ve sonrasında yapılan sert açıklamalar, maç içindeki aşırı sertlikler -hatta kasaplıklar-, hakemlerin bu sertliğe sürekli izin vermesi gibi nedenlerden dolayı karşılaşmalardan gram zevk almadım. Futbolcuların rakibini durdurmak için arkadan dalışları, milyarların canlı olarak izlediği ve topu dışarı atan oyuncunun taç ya da korner verilmesi üzerine hakeme koşup yaptığı “gereksiz” itirazlar, teknik direktörlerin şekilden şekile girip her an olay çıkarabilecek tavırları…

Kısacası işin içindeki rant arttıkça gelen uyarılar, teknik direktörlerin maç sonrası yapacakları sert açıklamalar ya da basının sert çıkışları düşünülünce hakemler, elleri kolları bağlı bir şekilde maç yönetiyorlar. Bu da maçda ipin ucunun kaçmasını ve seyir zevkinin dibe vurmasını sağlıyor. Aslında biz bu senaryoyu onlarca yıldır Fb-Gs-Bjk maçlarında yaşıyoruz. Beni bu yazıyı yazmaya yönelten ise  aynı durumu bir Barça-Real maçında görmenin şaşkınlığı oluyor…

29 Kasım 2010… Barcelona 5-0 Real Madrid Maçının Hikayesi…

Giriş (Maç Öncesi)

Barcelona ile Real Madrid’in her maçında olduğu gibi bu maçın da haftalar öncesinde nefesler tutulmaya başlandı. İki takımın futbolcu kalitelerinden tutun da, ligdeki durumlarına kadar her şey “izlemek için sebepken” bir de buna sözünü sakınmayan, kimine göre küstah kimine göre dahi çocuk Mourinho’nun eklenmesi maçı çok daha izlenebilir yaptı doğrusu…

Real Madrid’in La Liga’da yenilgisiz liderliği ve yaptığı 12 maçta kalesinde sadece 6 gol görmesine bir de Mourinho eklenince çoğuna göre Barcelona önceki yıl kadar kolay kazanamaycaktı. Zira Mourinho maçtan önce Inter maçlarına gönderme yaparak “Barcelona’lılar beni asla affetmez zira Bernabeu’da onların elinden kupayı aldım” açıklaması heyecanı bir kademe daha arttırıyordu.

Gelişme (Maç)

Büyük bir bölümünün üstü açık olan Camp Nou’da yağmurlu bir maç… Neden stadın üstü tamamen kapalı değil merak ettim doğrusu…

Sezon başında Real’e transfer olan ve iyi bir sezon geçiren Mesut Özil’in ilk 11 de başlaması Türk futbolu için önemli idi. Zira, El Clasico’da ilk kez bir Türk forma giyiyordu.

Maçın ilk dakikaları ortada geçerken daha 9. dakiakda gelen Barcelona golü maçın rengini çoğu için belli etmişti. Golün akabinde Di Maria’nın kaçırdığı gol “daha dengeli” bir maç izleyeceğimizi düşündürüyordu. Ama hiç de öyle olmadı. 18. dakikada Pedro’nun golü bir anlık “başabaş maç” düşüncesini sildi süpürdü. Maçın ikinci yarısında Real Madrid biraz daha istekli idi ama 55. dakikada Messi’nin Villa’ya attırdığı gol maçı bitirdi… Derken 3 dakika sonra Villa skoru 4-0 yaptı ve bu sefer maç bitti… Skor 4-0 olunca Casillas’ın son derece sinirlenmesi ve adeta maçı bırakması çok enteresandı. Maç içinde birkaç kez ellerini bağlamış ve yüzü düşmüş bir şekilde maçı takip derken görüntülendi Casillas. 58. dakikadaki bu golden sonra Barcelona topu elinde tutup sürekli paslaşmaya başladı. Sahadaki 10 Barcelona’lı futbolcunun baskı altında, dar alanda hem top saklayıp hem pas çıkarmaları ve bunu da minimum her atakta 30 ve üstü yapmaları Real Madrid’li futbolcuları kızdırmaya başladı. Bu kızgınlık zamanla sertliğe dönüştü. Bu noktada hakemin otoriter yönetimi genelde olayların fazla buyumemesine sağladı. Bu paslaşmalar çoğaldıkça sertlik artıyordu. Skor zaten 4-0’dı ve Real Madrid’in eli kolu bağlıydı.

Sinir harbi sırasında ortaya 4 isim çıkıyordu. Pepe, Valdes, Puyol ve Ronaldo. Ronaldo’nun bir taç pozisyonunda topu almaya giderken Guardiola’nın elindeki topu yere doğru bırakması ve onun da Guardiola’nın omzundan itmesi ortalığı karıştıran ilk ândı. Bundan sonraki pozisyonların çoğunda Valdes ve Puyol alanlarından koşarak gelerek ortamın gerginliğini arttırdılar. Ramos’un maçın sonlarına doğru kasaplık deneyimi de işin tuzu biberi oldu. Zaten maçta 12 sarı ve 1 kırmızı kart yaşanması da durumu özetliyordu.

90+1’de Jeffren’in golü 1933, 1944 ve 1993’den sonra 4. kez Barcelona’nın Camp Nou’da 5-0 maçı kazandığını gösteriyordu.

Bitiş (Maç Sonu)

Maç sonunda herkes Jose Mourinho’nun bu hezimet için neler diyeceğini merak ediyordu. “Hep söyledim. Barcelona, yıllardır hazırlanan ve artık tamamlanmış bir ürün. Biz ise daha çok yeniyiz ve yolun başındayız. Eksiklerimiz var” dedi ve ekledi “az önce futbolcularımla konuştum. bu sadece bir yenilgidir, şampiyonluğu bu maçta kaybetmedik, yola devam ediyoruz.”

51 Yıl Önce… 51 Yıl Sonra… Ne Değişti Ki Türk Futbolunda?

1959-60 sezonu şampiyon kulüpler kupası yarı finalinde Barcelona ve Real Madrid tarihlerinde ilk kez “avrupa kupalarında” karşı karşıya geliyorlardı. Bu iki ezeli rakibin oynayacağı rövanş maçından önceki hava şöyle idi;

“27 nisan 1960’da oynanacak olan rövanş maçı için “dünyanın en önemli maçı” deniyor ve bu maçı izlemek için Barcelona’ya koşan futbolseverlerin sayısı 200 bini aşıyordu. Ayrıca maçı takip etmek için birçok ülkeden 100’ü aşkın gazetecinin Barcelona’ya gelmesi de karşılaşmanın ne derece önemli olduğunu vurgulamaya yetiyor. 200 bin seyirci önünde oynanan maçı…”

Aynı yıllarda Türk futbol kamuoyu Mithatpaşa’nın yağmurda çamur, güneşte sert zeminini tartışıyor, Milli ve Avrupa Kupası maçlarında alınan yenilgilerin ardından “biz hala futbolcuları koşuşlarına göre değerlendiriyoruz”, “bizde sistem yok oysa onlar günün gerektirdiği, modern futbolu oynuyorlar” gibi eleştirilerle Türk futbolunu tartışıyorlardı…

Tam 51 yıl sonra…

29 Kasım 2010 tarihinde, İspanya Futbol Ligi’nde oynanacak olan Barcelona – Real Madrid maçını izlemek için milyonlarca insan haftalar öncesinden randevu defterine not almış bekliyorlardı. Maç oynandı, Barcelona 5-0 gibi ezici bir oyun ve skorla maçı kazandı. 30 Kasım 2010 tarihinde Türkiye’de tüm gazeteler, televizyon ve futbolseverler maçın analizini yapıp sahada oynanan oyunun “modern futbol” olduğunu konuşuyorlar. “Evet futbol işte böyle birşey” diyorlar…

Türk futbol kamuoyu da bu günlerde Süper Lig’in oynandığı stad zeminlerinin neden bu kadar berbat olduğunu, Türk futbolunda sistem diye birşeyin olmadığını, bir futbolcunun “iyi” olması için sadece teknik olmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda saha içinde kendini de paralaması gerektiğini tartışıyor…

51 yıl önce olduğu gibi futbolumuzun en üstündekiler bile Barcelona – Real Madrid maçını izliyorlar ve “adamlar futbol oynuyorlar. bizimkiler ise…” diyorlar. Peki onlardaki futbol sisteminden, otoritesinden ders alıp, daha sistemli, programlı, uzun soluklu ve eşitlikçi bir planla birşeyleri düzeltmek için ne yapıyorlar?

Cevap aslında belli: Hiçbir şey. Çünkü savunmaları hazır. Türk futbolunda “büyük” tabular var ve bu tabuları yıkmaya güçleri yetmez. Güçleri yetse de uzun vadeye oynayıp kellelerini ortaya koymak yerine “bir kere daha seçilmek için” tabuların yanında yer alıp kısa vadeye oynamayı tercih ediyorlar…

Herhalde 51 yıldır “ambalajı” haricinde gram değişmeyen Türk futbolumuzu “son kullanıcı” olarak ancak bizler/taraftarlar tepkiler koyarak, tercihler yaparak kısacası “birşeyler” yaparak değişmesini sağlayabiliriz. Yoksa biz de onlar gibi kısa vadeye oynayıp “büyüklerin küçük başarılarına dalarsak” daha çok uzun yıllar Barcelona ile Real Madrid’in maçını iple çekip “bizimki de futbol mu?” diye sorarız kendimize…

1959-1960 Sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası Yarı Final 2. Maçı: Barcelona 1-3 Real Madrid