Kategori arşivi: @izlenecekfilm

Susuz Yaz (Dry Summer)

Susuz Yaz aka Dry Summer

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 145

TÜR: Dram. SÜRE: 90 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1963. imdb: 8,0 rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film olma özelliği taşıyan Susuz Yaz, kadın ve su üzerinden mülkiyet tartışmasını ele alan psikolojik – toplumsal konusu, dönemine göre oldukça farklı çekim teknikleri ve özellikle Erol Taş’ın oyunculuğuyla başarılı bir dram filmi.

Konu

Çiftçi Osman (Erol Taş) arazisinde çıkan suyu kendi başına sahiplenmek ister, ancak suya ihtiyaçları olan diğer köylüleri karşısına alır. Bu çatışmada hapse düşen kardeşi Hasan’ın (Ulvi Doğan) karısı Bahar’a da (Hülya Koçyiğit) göz koyar.

Hakkında

Necati Cumalı’nın 1962’de hikâyesini yazdığı ve Metin Erksan’la birlikte senaryolaştırdığı Susuz Yaz’ın yönetmen koltuğunda Metin Erksan oturuyor.

Türkiye’de sansür engeline takılan, bu nedenle de ilk gösterimi Haziran 1964’te Berlin Film Festivali’nde yapılan “Susuz Yaz”, bu festivalin büyük ödülü olan Altın Ayı’yı kazandı ve Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film oldu.

Ayrıca yapım 1964’te Acapulco Film Festivali’nde Altın Maya ve Venedik Film Festivali’nde Merito Biennale Özel Ödülünün (Metin Erksan) de sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Filmde Hasan’ı canlandıran Ulvi Doğan aynı zamanda filmin yapımcısıdır.

Sansür Kurulu tarafından yapımın gösterimine izin verilmediği için film rafa kaldırılmış ve yönetmen Metin Erksan’la yapımcı ve aynı zamanda başrol oyuncularından biri olan Ulvi Doğan arasında hiç bitmeyecek olan sürtüşmeler başlamış oldu. Sinemaya bir heves için girmiş olan aslında tekstilci ve stilist olan Ulvi Doğan, filmi otomobil bagajında gizlice Avrupa’ya kaçırmış ve afişteki Metin Erksan ismini uyduruk bir isimle değiştirerek Berlin Film Festivali’nde yarışmaya soktu. Susuz Yaz festivalin büyük ödülü Altın Ayı’yı kazanıp Avrupa’da büyük sükse yapınca devlet bu kez filme itibarını iade etme kararı verdi ama buna rağmen filmin negatifi geri gelmedi.

Ulvi Doğan, daha fazla para kazanmak ve/veya Metin Erksan’dan intikam almak için Avrupa’da Hülya Koçyiğit’e benzeyen bir figüranla çevrilen birkaç pornografik parça filme eklenerek “I Had My Brother’s Wife” (Kardeşimin Karısına Sahip Oldum) adıyla yeniden piyasaya sürdü ve daha çok erotik film gösteren sinemalarda gösterilmiştir.

Filmin çekildiği Bademli köyünde yaşayan 77 yaşındaki Ali Kubilay, yönetmen Metin Erksan’ın çok disiplinli bir kişi olduğunu söyleyerek, “Başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit, Metin Erksan’ın talimatıyla günlerce köylü kadınlardan tütün dikme dersi aldı. Çekimler sırasında yüklü miktarda parası çalınan Koçyiğit bir gün boyunca ağladı” dedi. 79 yaşındaki Meryem Karabacak ise; “Erksan bir gün Hülya Koçyiğit’e çok bağırdı. Hülya en sonunda hüngür hüngür ağladı. Meğerse ağlasın diye bağırıyormuş” dedi. Köylülerden biri ise, yönetmenin ağlamakta çok zorlanan Koçyiğit’e rol öncesi tokat atıp ağlamasını sağladığını kahkahalarla anlattı.

Necati Cumalı filmin hikâyesini, avukatlık yaptığı yıllardaki bir davaya dayanarak yazdı.

Film, uyarlandığı öykünün yazarı Necati Cumalı’nın bir zamanlar avukatlık yaptığı yerde, yani İzmir’in Urla ilçesinin Bademler köyünde, 9 ayda çekildi.

Yapımda figüran olarak gerçek köylüler rol aldı.

Şükran Kuyucak Esen’in “Türk Sinemasının Kilometre Taşları” kitabında yönetmen Metin Erksan “Susuz Yaz’ı çektik, film bitti. Ne zaman? 1964 yılında. 1969 yılında hükümet kanun çıkardı, bu da es geçilmiştir. ‘Türkiye’de kimin tapulu mülkünden kaynak çıkıyorsa, o kamunundur” dendi. Ancak, devlet, arazi sahibine ilk kullanma hakkı tanıdı. Peki benim Susuz Yaz’ın mülkiyet sisteminin içinde aşamalar gösteren, bu büyük kanunun çıkmasına hiç mi etkisi olmadı? Burası üzerinde hiç durmadılar. O kanun belki çıkacaktı günün birinde, ancak o tarihlerde çıktıysa buna susuz yaz ve ben neden oldum” dedi.

Susuz Yaz, 37. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçildi.

Filmin özgün müziğini Yunanistan’ın Akademi Ödüllü bestecisi Manos Hacidakis besteledi.

Yapım, 1947 doğumlu olan ve çekimlerde 16 yaşında olan Hülya Koçyiğit’in ilk sinema filmidir.

Film, Martin Scorsese’nin Dünya Sineması Projesi No. 1 kapsamında 2013 yılında Criterion Collection tarafından restore edilerek DVD olarak tekrar yayınlandı. Film, Criterion’un arşivindeki tek Türk filmidir.

Filmin onarılan ve yayınlanan DVD’sinde giriş ve sondaki yazı bölümlerinin hiçbir şekilde bulunamadığı, bu yüzden de dijital olarak sonradan eklendiği notu düşülmüş.

Susuz Yaz filminin restore edilmiş bir versiyonu, 2008’de, 61. Cannes Film Festivali’nin “klasik filmler” bölümünde gösterildi. Festivalin “Un Certain Regard” isimli bölümünün jüri başkanlığını Fatih Akın yaptı. Gösterime filmin başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit ve yapımcısı Ulvi Doğan da katıldı.

Susuz Yaz “Reflections” (Yansımalar) adıyla Amerika’da dublajlı olarak da yayınlandı.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Hasan (Erol Taş) su üzerindeki mülkiyet hakkını dövüşerek, öldürerek, hatta sopa yiyerek kazanmaktadır. Diğer tarafta ise kadın üzerindeki egemenliğini çok daha farklı yollardan sağlar. Filmin ana ekseni su üzerinden aksa da, bu yan hikâye daha çok şey anlatır mülkiyet ve kapitalizm üzerine. (toz bezi, ekşisözlük)

Masumiyet (Innocence)

Masumiyet aka Innocent

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 144

TÜR: Dram. SÜRE: 110 Dk. ÜLKE: Türkiye. YAPIM YILI: 1997. imdb: 8,4 rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

Güçlü bir hayat kadınının, hapishanedeki sevgilisi için şehir şehir dolaşması ve ona vurgun bir adamın da kadının peşinden gitmesini konu edinen Masumiyet, hikâyesi, gerçekçi anlatımı ve elbette nefis oyunculuklarıyla oldukça başarılı bir drama filmi.

Konu

Hapisten yeni çıkmış, amaçsız bir adam olan Yusuf (Güven Kıraç), İstanbul’a gitmeden önce ablası ve eniştesinin yanına uğrar. Akşam bir hotele yerleşir ve hayat kadını Uğur (Derya Alabora), onu deliler gibi seven Bekir (Haluk Bilginer) ve Uğur’un dilsiz ve sağır kızı Çilem (Melis Tuna) ile tanışır.

Hakkında

Masumiyet’i Zeki Demirkubuz yazdı ve yönetti.

Film, Angers Avrupa İlk Film Festivali’nde Avrupa Juri Ödülü, Jean Carment Ödülü (Haluk Bilginer), Laser Vidéo Titres Ödülü (Zeki Demirkubuz) ve Oslo Güneyden Film Festivali’nde Güneyden Film ödülünün sahibi oldu.

Yapım ayrıca, SIYAD’da En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu (Derya Alabora) ve En İyi Erkek Oyuncu (Haluk Bilginer), İstanbul Film Festivali’nde En İyi Türkçe Film, Antalya Altın Portakal’da En İyi Kadın Oyuncu (Derya Alabora), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Haluk Bilginer) ve Özel Juri Ödülü En İyi Film, Ankara Film Festivalinde de En iyi Kadın Oyuncu(Derya Alabora), En İyi Erkek Oyuncu (Haluk Bilginer) ve Özel Juri Ödülü ve Altın Koza’da En İyi Film ödüllerini sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Masumiyet, 2015’te Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Yüzyılın En İyi 9. Türk Filmi seçildi. Diğer 9 film sırasıyla şöyle; 1 – Umut (Yılmaz Güney), 2 – Yol (Şerif Gören), 3 – Sevmek Zamanı (Metin Erksan), 4 – Anayurt Oteli (Ömer Kavur), 5 – Vesikalı Yarim (Ömer Lütfi Akad), 6 – Muhsin Bey (Yavuz Turgul), 7 – Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz), 8 – Sürü (Zeki Ökten), 10 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Nuri Bilge Ceylan).

Taner Birsel, İtiraf filmiyle ilgili bir röportajında, senaryo yazarı ve yönetmen Zeki Demirkubuz’un senaryodaki tek bir kelimenin bile değişmesine izin vermediğini söyledi.

Yönetmen filmi, “suça âşık bir adam, adama âşık bir kadın ve kadına âşık bir başka adam” diye tanımladı.

Bekir’in (Haluk Bilginer) kırdaki 7 dakikayı aşan tiradı filmin en unutulmaz ve can alıcı sahnesi olarak değerlendirilir.

Zeki Demirkubuz DVD’de yer alan röportajında, ana karakter olan Yusuf’u kısmen Dostoyevsky’nin Budala romanındaki saf prens Mishkin’den etkilenerek yarattığını söylüyor. Yönetmen ayrıca Yusuf karakterini oynaması için aradığı yüzü, , Güven Kıraç, televizyonda gördüğünü ancak bu yüzün kime ait olduğunu, aramasına rağmen bir türlü bulamadığını, en sonunda bir gün Meltem Cumbul’la buluşmak üzere gittiği kafede Cumbul’un yanında otururken Güven Kıraç’ı bulduğunu söylüyor. Ayrıca röportaj sırasında Zeki Demirkubuz’un arkasında görülen duvarda Dostoyevksy’nin bir resminin asılı bulunduğunu da bilgiye eklemek gerek.

Yapım, Zeki Demirkubuz’un ikinci uzun metrajlı filmi.

Zeki Demirkubuz dinlenme tesislerindeki anonsçuyu seslendiriyor ve İstanbul’daki hotelde Yusuf’la birlikte, ilk filmi, C Blok’u izleyenlerden birini oynuyor.

Filmde afişler üzerinden bolca Yılmaz Güney’e saygı duruşu yapılmakta.

Filmin müziklerini Cengiz Onural yaptı.

Yusuf’un Çilemle İstanbul sokaklarında dolaştığı sahnelerden birinde; önünden geçtikleri bir dükkânın camında Charlie Chaplin’in Yumurcak (the Kid) filminin afişi görünüyor. Charlie Chaplin ve elini tuttuğu yumurcak ile Yusuf ve elini tuttuğu Çilem oldukça birbirine benziyor. Yusuf da geçerken afişten gözlerini alamıyor.

Filmin 33. dakikası civarında televizyonda Kafka’nın Dava’sından uyarlanan Orson Welles filmi Procès (The Trial / Dava) görünmekte. Yönetmen bu sahne ile hem Welles’e hem de Kafka’ya saygı duruşu yapıyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Filmin başlarında Yusuf’un Çilem’i odasına yatırdığı sahnede, rafta Uğur ve Zagor’un fotoğrafı bulunuyor ama Yusuf bunu görmüyor. Eğer o fotoğrafı görmüş olsaydı, her şey çok daha farklı olabilirdi.

Bekir öldükten sonra, Yusuf onun yatağına geçiyor. Dikkat edilirse tepesinde de Bekir’in gömleği asılı duruyor.

Filmde Yusuf iki kez aynı sahneye seyirci oluyor. Eniştesinin ablasına sinirlenip söylediği laflar, Bekir’in Uğur’a saydıklarıyla birebir aynı; “orospuu, öldürdün lan beni, hayatımı yedin, kahpe.” İki olayda da adamlar sarhoş, ikisi de çıldırmış bir halde aynı lafları sayar duruyor. Tek fark, Yusuf’un ablasının dayak yemesine müdahale etmemesi ama buna karşılık Uğur’u koruması. Belki de en ilginci ise; ablası eniştesini aldattığı için cinayet işleyen bir adamın, kocasına orospuluk yaparak bakan bir kadına âşık olması.

The Gift (Geçmişten Gelen)

The Gift (Gecmisten Gelen)

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 143

TÜR: Gizem, Gerilim. SÜRE: 108 Dk. ÜLKE: Amerika, Avustralya. YAPIM YILI: 2015. imdb: 7,1 rottentomatoes: %93.

Gizemli bir “geçmiş” hikâyesini, her ayrıntısına kadar, tam dozunda işleyen Geçmişten Gelen, oldukça başarılı bir psikolojik gerilim film. Filmin gerilimli atmosferi, müzikleri ve oyunculuklar oldukça başarılı.

Konu

Simon (Jason Bateman) ve Robyn Callem (Rebecca Hall) çifti hayata yeni bir sayfa açmak için Chicago’dan Los Angeles’ın dış mahallelerinden birine taşınırlar. Alışveriş yaparlarken Simon’ın liseden arkadaşı Gordon “Gordo” Moseley’le (Joel Edgerton) karşılaşırlar. O günden sonra Gordo, çiftin evine habersizce hediyeler bırakmaya başlar.

Hakkında

Gordo rolünü canlandıran Joel Edgerton aynı zamanda filmin senaristi, yönetmeni ve yapımcılarından biri.

5 milyon dolar bütçesi olan yapım 59 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Yönetmenliğe odaklanmak isteyen Joel Edgerton, Gordo rolündeki sahneleri 2 haftada çekti ve 7 günde tüm işlemlerini tamamladı.

Rebecca Hall’un hastanede kaldığı 237 numaralı oda, Stanley Kubrick’in Cinnet (The Shining) filmine bir gönderme.

Joel Edgerton’ın yönetmenliğini yaptığı “Maymunlar” adlı kısa film, Geçmişten Gelen’e benzer bir konuyu işliyor. Ayrıca film boyunca da maymunlar kullanılıyor.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Trivia gecesinde Gordo, Simon’un sorularına verdiği cevaplarla, Charles Manson cinayetlerine ve Beatles şarkısı olan Helter-Skelter’a gönderme yapılıyor. Beatles hayranı olan ve onların kıyametin habercisi olduğuna inanan Charles Manson, seçtiği “ailesini” kıyametten kurtaracağına inandırmış ve onlarla beraber vahşi cinayetler işlemişti. Helter-Skelter aynı zamanda “apar topar” anlamına geliyor ve filmin sonuna bir gönderme anlamı taşıyor. Filmin önceki sahnelerinden birinde Gordo’nun Kıyamet (Apocalypse Now) DVD’sini armağan etmesi de filmin finaline bir gönderme.

Joel Edgerton karakterine daha itici bir hava katması için saçlarını kırmızımsı kahverengiye boyadı ve Simon’ın çocuğunun aslında kendi çocuğu olduğunu ima etmek için kahverengi lens taktı. Oyuncunun normalde koyu kahverengi saçları ve mavi gözleri var.

Gordon film boyunca sizin yorumunuza bağlı kalarak 11 tane hediye veriyor. Bir şişe şarap, balık, balık yemi, özür mektubu, Mr. Jangles (eğer Gordon’un çaldığına inanıyorsanız), çocuk taşıyıcısı, anahtar, evde gizlice kaydettiği CD, gizlice evi çektiği DVD, bebek (eğer Gordon’un babası olduğuna inanıyorsanız) ve Kıyamet (Apocalypse Now) DVD’si. Ve ayrıca camlarını temizlemek için verdiği camsil.

Listen to Me Marlon (Beni Dinle Marlon)

Listen to Me Marlon (Beni Dinle Marlon)

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 137

TÜR: Belgesel, Biyografi. SÜRE: 103 Dk. ÜLKE: Amerika. YAPIM YILI: 2015. imdb: 8,2 rottentomatoes: %97.

20. yüzyılın en önemli sinema oyuncusu olarak gösterilen, Oscar ödüllü Amerikalı oyuncusu, yönetmen ve aktivist Marlon Brando’nun daha önce gün yüzüne çıkmamış ses kayıtlarının kullanıldığı Beni Dinle Marlon, hüzünlü bir hayat hikâyesine odaklanan oldukça başarılı bir belgesel.

Brando’nun nefret ettiği babasıyla olan ilişkileri, alkolik annesi ile ilgili aklında kalanlar, film notları, Amerikalı siyahi ve Kızılderililerin mücadelesine verdiği destek, bir türlü dinmeyen iç huzursuzlukları ve çocuklarının trajik hayat öyküleri, belgeselin en etkileyici bölümleri.

Konu

Beni Dinle Marlon, bizzat kendisi tarafından kaydedilmiş ama daha önce yayınlanmamış olan ses kayıtlarının eşliğinde Marlon Brando’nun kimi zaman şaşalı ama çoğu zaman trajedilerle dolu, hüzünlü hayat hikâyesini konu ediniyor.

Hakkında

Senaryosunu Stevan Riley ve Peter Ettedgui’in yazdığı Beni Dinle Marlon’nun yönetmen koltuğunda Stevan Riley oturuyor.

Belgesel, BAFTA’da En İyi Belgesel kategorisinde ödüle aday gösterildi.

Ivır Zıvır

95 dakikalık belgesel sadece oyuncunun eski kamera görüntülerini ve bizzat kendisi tarafından doldurulmuş ses kayıtlarını içeriyor.

Belgesel, Amerika’da 140 şehirde 10 hafta boyunca gösterildi.

وهلّأ لوين (Where Do We Go Now? / Peki Şimdi Nereye?)

SONY-GNOS-01_27x40_030712_27

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 138

TÜR: Komedi, Dram. SÜRE: 110 Dk. ÜLKE: Lübnan, Fransa, Mısır, İtalya. YAPIM YILI: 2011. imdb: 7,5 rottentomatoes: %51.

Yıllarca din savaşlarının yaşandığı ve binlerce insanın öldüğü Lübnan’ın ufak bir köyünde yaşayan Hristiyan ve Müslüman kadınların tekrar savaş çıkmaması için kimisi komik, kimisi hüzünlü çabalarını konu alan Peki Şimdi Nereye?, başarılı bir komedi dram filmi.

Konu

Hristiyan ve Müslümanların bir arada yaşadığı Lübnan’daki ufak bir köyde, kocalarını ve çocuklarını din savaşlarında kaybetmek istemeyen kadınlar, köyün erkeklerini savaştan uzak tutmak için planlar yaparlar.

Hakkında

Senaryosunu Thomas Bidegain, Rodney El Haddad, Bassam Habib, Jihad Hojeily ve Nadine Labaki’nin yazdığı Peki Şimdi Nereye?’nin yönetmen koltuğunda Nadine Labaki oturuyor.

İlk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan film, Lübnan’ın En iyi Yabancı Dilde Film Oscar ödülüne adayı oldu ama finale kalmayı başarmadı. Film, Toronto Uluslararası Film Festivali’nde İnsanların Seçimi ödülünün sahibi oldu.

Yapım, 6,7 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Birçok eleştirmen filmi, MÖ 411 yılında yazılmış olan ve tiyatro tarihinin ilk savaş karşıtı oyunlarından birisi kabul edilen Aristofanes’in Lysistrata’sına benzettiklerini ifade ettiler. Oyun, erkeklerinin savaştan dönmelerini beklemekten usanan kadınların savaşa son vermek için savaş bitene kadar erkeklerle yataklarını paylaşmama kararı almaları ile gelişen olayları konu alıyor.

Keçilerin camiye girdiği ve hoparlörlerden seslerinin geldiği sahne, mahalli yetkililerin zorlaması yüzünden Lübnan’da sansürlenerek yayınlandı.

Birleşik Arap Emirliklerinde Antoinette’nin “kıçım sözlüktür” dediği bölüm Arapça olduğu için sansürlendi. Eğer film İngilizce olsaydı o bölüm aynen yayınlanabilirdi.

Rusların dans sahnesi Kuveyt’te sansürlendi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Suleiman ve eşi, filmi hiç kimseye haber vermeden sinemada izlediler ve filmin sonunda alkışladılar.

Peki Şimdi Nereye?, Lübnan’da Arapça konuşulan bölgelerde en yüksek gişe hasılatını yapan film olmayı başardı.

Filmdeki tüm müzikleri Labaki’nin kocası Khaled Mouzanar besteledi ve sözlerimi Tania Saleh yazdı.

Çekimler 2 ayda yapıldı.

Lübnan’da en hızlı 100 bin izleyiciye ulaşan yapım olmayı başardı.

Yapım, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin ortaklaşa yayınladığı ilk film olma özelliğini taşıyor.

Film, Titanik (Titanic) ve Avatar’dan sonra Lübnan’da en fazla gişe yapan 3. yapım olmayı başardı.

Birleşik Arap Emirliklerindeki en büyük film yayıncılardan biri olan Grand Sinemalarının filmi yayınlamayı reddetmesine rağmen yapım, 28 bin kişi tarafından izlendi ve bu rakamla Birleşik Arap Emirliklerinde Tutku – Hz. isa’nin Çilesi’nden (The Passion of the Christ) sonra en fazla izlenen ikinci yabancı film olmayı başardı.

Yerel sinemalar yayınlamayı reddetseler de film Katar’da en çok izlenen yabancı film olmayı başardı.

Jagal (the Act of Killing / Öldürme Eylemi)

Jagal aka the Act of Killing aka Oldurme Eylemi

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 135

TÜR: Belgesel, Tarih. SÜRE: 115 Dk. ÜLKE: Norveç, Danimarka, İngiltere. YAPIM YILI: 2012. imdb: 8,2 rottentomatoes: %96.

Endonezya’da yaşanan soykırımı konu alan ve katliamı yapan insanların kan donduracak bir şekilde sergiledikleri vahşi cinayetleri gülerek, eğlenerek ve büyük bir gururla anlatımlarını beyaz perdeye taşıyan Öldürme Eylemi, sert, can sıkıcı ama bir o kadar da başarılı bir yapım.

Konu

Endonezya’da 30 Eylül hareketinin başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından gerçekleşen, komünistleri tasfiye etmeye yönelik 1965–1966 Endonezya katliamları yapıldı. Katliamda yaklaşık 1 milyon insan öldürüldü. Belgesel, katliamı yapanlardan bazılarının yaklaşık 50 yıl sonra kamera karşısına geçip işledikleri vahşeti kamera karşısında yeniden canlandırmalarını konu ediniyor.

Hakkında

Anwar Congo, Herman Koto ve Syamsul Arifin’in senaryosunu yazdığı Öldürme Eylemi’nin yönetmen koltuğunda Joshua Oppenheimer ve “Anonim” oturuyor.

Yapım, BAFTA ve Oscar’da En İyi Belgesel dalında ödüle aday gösterildi ve BAFTA’da ödülünün sahibi oldu. Belgesel aynı zamanda BAFTA’da İngilizce Olmayan En İyi Film dalında da ödüle aday gösterildi.

Belgesel, 723 bin dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Proje en başlarda yönetmen Joshua Oppenheimer tarafından iki bölüm halinde tasarlanmıştı. Bu yüzden Öldürme Eylemi projenin birinci ve Sessizliğin Bakışı (Senyap / the Look of Silence) projenin ikinci bölümünü oluşturuyor.

Filmin orijinal adı olan Jagal, Endonezyaca’da Kasap anlamına geliyor.

Yönetmen koltuğu dâhil filmde 27 farklı görevde yer almış 49 kişinin adı “anonim” olarak geçiyor. Bunun sebebi kişilerin hala ölüm mangasının kendilerinden intikam alacağı korkusunu yaşıyor olmaları.

Berlin’deki film gösteriminin ardından seyirciler, yönetmen Joshua Oppenheimer’ın 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi subaylarının yaptıkları soykırımı yeniden canlandırması gibi bir işe imza attığını söylediler. Yönetmen Oppenheimer ise aslında tam olarak öyle olmadığını çünkü Nazilerin günümüzde güçlerini kaybettiğini ama Endonezya’da cinayetleri işleyenlerin hala hükümet tarafından korunduklarını söyledi.

Joshua Oppenheimer ve Christine Cynn ile birlikte yönetmenlik yapan ama korktuğu için ismini kredilendirme bölümünde “Anonim” olarak kullanan 41 yaşındaki Endonezyalı yönetmen, “bu insanlar bu korkunç hikâyeleri nasıl böyle kolaylıkla ve gururla anlatabiliyorlardı? Onlarla hemen orada hesaplaşmak istiyordunuz ama bir yandan da kendinize sürekli ‘sabırlı olmalısın’ diye telkin etmeniz ve istedikleri gibi anlatmalarına göz yummamız gerekiyordu. Çünkü ancak o şekilde katliamın tüm ayrıntılarını öğrenebilirdik” dedi.

Projenin ilk amacı kurbanlarına ailelerine odaklanmaktı. Birçoğu tutuklu olan insanlarla yapılan röportajlardan sonra “işkencecilerle” görüşülmeye başlandı ve projenin onlara odaklanmasına karar verildi.

Dünyanın en ünlü iki belgesel yapımcısı Werner Herzog ve Errol Morris’un adları, belgeselde “özel yapımcı” olarak kredilendiriliyor.

Belgesel, 28 Haziran 2013’ten itibaren 52 hafta boyunca Londra Çağdaş Sanatlar Enstitüsünde gösterildi.

***Filmle İlgili İçerik / Spoiler Uyarısı***

Joshua Oppenheimer, Pancasila Gençlik üyelerinin esnaftan haraç kestiği sahnelerin “yeniden canlandırma” olmadığını ve çekimlerin yapıldığı gün kendi ceplerinden, esnaftan alınan paraları geri ödediklerini söyledi.

Savršeni Krug (The Perfect Circle / Kusursuz Çember)

Savrseni Krug aka The Perfect Circle aka Kusursuz Cember

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 136

TÜR: Dram, Savaş. SÜRE: 110 Dk. ÜLKE: Bosna-Hersek. YAPIM YILI: 1997. imdb: 8,2. rottentomatoes: Tomatometer skoru henüz yok…

1992-95 yılları arasında Bosna-Hersek’te yaşanan soykırımın hemen ardından filme alınan ve daha birçok binada dumanlar tütülürken çekilmiş olan Kusursuz Çember, savaşın anlamsızlığını, insanların çaresizliğini, hayatları tükenmiş insanların yalnızlığını ve barış günlerine özlem duyan insanların hüznünü konu ediniyor. Yapım, ailelerini savaşta yitirmiş, biri sağır iki çocuk ve karısı ile kızını savaştan uzaklaştırmak için başka bir ülkeye göndermek zorunda kalan orta yaşlı bir adamın görüş açısından savaşı beyaz perdeye aktarıyor.

Film sırasında ekrana gelen yıkılmış evler, parçalanmış arabalar, yanmakta olan binalar, sniper ateşinden saklanmak için üst üste dizilmiş arabalar ya da tramvay vagonlarını gördükçe kanınız donuyor.

Sniperdan kaçan insanlar ya da sokakta ürkek bir şekilde hareket eden insan manzaraları, film çekilirken insanların hala savaş korkusunu yaşadıklarının birer ispatı.

Filmi öneren Bayram Şen, Bosna-Hersek’te savaşı yaşamış olan birçok insanın, kuşatma sırasında sniper ateşi altında olan Saraybosna’daki bazı yerlerden, günümüzde bile koşarak geçtiklerini söylüyor.

Bosna savaşını bilenler ve Bosna-Hersek’e, özellikle de Saraybosna’ya gidenler için film çok daha etkileyici geliyor.

Konu

Genç kızı ve eşini savaştan uzaklaştırmak için ülke dışına göndermek zorunda kalan ve evini korumak için kuşatma altındaki Saraybosna’da yaşamına devam eden şair Hamza’nın (Mustafa Nadarevic) evine bir gece 2 tane çocuk gelir. Biri sağır olan çocuklar ailelerini savaşta kaybetmişlerdir ve tek bildikleri yakınları halalarıdır. Hamza onları da yanına alıp halalarını bulmak için yola düşerler.

Hakkında

Ademir Kenovic, Abdulah Sidran, Pjer Zalica’nın senaryosunu yazdığı Kusursuz Çember’in yönetmen koltuğunda Ademir Kenovic oturuyor.

Yapım Cannes’da François Chalais ödülü, Paris Film Festivali’nde Özel Juri ödülü, St. Louis Film Festivali’nde Seyirci ödülü, Tokyo Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve Tokyo Grand Prix ödülü ve Valladolid Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünün sahibi oldu.

Ivır Zıvır

Kusursuz Çember’in senaryosunu yazanlardan biri olan Abdulah Sidran, aynı zamanda Bosna’lı çok ünlü bir şair.

Yapım adını Hamza’nın (Mustafa Nadarević) kâğıda çizdiği kusursuz çemberlerden alıyor.

Filmin ilk gösterimi Montreal Dünya Film Festivali’nde yapıldı.

Yapım 23 Nisan 1997’de Türkiye’de gösterime girdi.

Filmden;

Sonunda kendimi asmaktan korkuyorum.
Birçoğunun sonu bu oldu, burada ve her yerde.
Günler uzun geliyor, geceler uzun geliyor,
yıllar uzun geliyor aşk olmadan,
aşk suyu olmadan,
aşk havası olmadan.
Aşk olmadan.
Elbette, bu mantığın sesi değil.
Hiçbir sorunu çözmeye yardımı olmaz.
Ama ne zaman gözlerimi kapatsam,
kendimi asmış olduğumu görüyorum.
Sen haklısın.
Ne kadar da cahilmişim!
Ta ki başından beri,
dansı şeytan yönetiyormuş!
Korkudan titriyorum.
Sonum darağacı olacak.
Ruhumun yüzleşemediği,
kalbimin yapmaya cesareti
olmadığı şeyi,
vücudum kendi kendine yapacak.

Öneren: Bayram Şen (@bayramsen_)

Filmin Tema Müziği

גט – המשפט של ויויאן אמסלם‎ (Gett: The Trial of Viviane Amsalem / Viviane Amsalem’in Boşanma Davası)

Gett The Trial of Viviane Amsalem aka Viviane Amsalemin Bosanma Davasi

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 134

TÜR: Dram. SÜRE: 115 Dk. ÜLKE: İsrail, Fransa. YAPIM YILI: 2014. imdb: 7,7. rottentomatoes: %100.

Kocasının razı olmadığı bir boşanma davası açan İsrailli bir kadının başından geçen trajikomik olayları konu alan ve Ronit Elkabetz’in yazdığı, yönettiği ve oynadığı Viviane Amsalem’in Boşanma Davası, oldukça başarılı ve düşündürücü bir drama filmi.

Konu

Yaklaşık 20 yıldır Elisha’yla (Simon Abkarian) evli olan ve son 10 yıldır boşanmayı kafasına koyan Viviane Amsalem (Ronit Elkabetz), dini mahkemede kocasına karşı bir boşanma davası açar. Fakat Elisha, karısının evine dönmesini ve evliliklerinin sürmesini istemektedir. Haftalar, aylar hatta yıllarca sürecek olan trajikomik bir dava süreç başlar.

Hakkında

Viviane Amsalem’in Boşanma Davası’nı Ronit Elkabetz ve Shlomi Elkabetz yazdı ve yönetti.

Galası 2014 Cannes Film Festivali’nde yapılan film, En İyi Yabancı Dilde Film dalında Altın Küre’ye aday gösterildi.

Yapım, İsrail Film Akademisi ödüllerinden En iyi Film ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Sasson Gabai) ve Kudüs Uluslararası Film Festivallerinde En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Menashe Noy) ve Seyirci ödüllerinin sahibi oldu.

Viviane Amsalem’in Boşanma Davas rottentomatoes’de %100 taze olarak değerlendiriliyor.

Ivır Zıvır

Yapım, Viviane Amsalem’in mutsuz evliliğine odaklanan üçlemenin sonuncu filmi. Üçlemenin ilk iki filmi; 2004 yapımı Bir Eş Almak (Take a Wife) ve 2008 yapımı Shiva.

Filmde İbranice, Fransızca ve Arapça kullanılıyor.

Yapım İsrail adına En İyi Yabancı Dilde Film Oscar’ı için aday gösterildi ama finallere kalmayı başaramadı.

Film 2013 yazında çekildi.

45 Years (45 Yıl)

45 Years aka 45 Yil

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 133

TÜR: Dram, Romantik. SÜRE: 95 Dk. ÜLKE: İngiltere. YAPIM YILI: 2015. imdb: 7,1. rottentomatoes: %97.

Yaşanılan bir olayın ömrün geri kalanını etkilemesini, 45 yıllık evli bir çift üzerinden konu edinen 45 Yıl, başarılı ve hüzünlü bir romantik dram filmi.

Konu

Evliliklerinin 45. yılını kutlamaya hazırlanan Mercer çiftinin sakin hayatı Geoff Mercer’a (Tom Courtenay) gelen bir mektupla değiştir. Mektupta Geoff’un 1962’de İsviçre dağlarında hayatını kaybeden bir arkadaşının cesedinin bulunduğu bildirilmektedir.

Hakkında

David Constantine’in Başka Bir Ülke (In Another Country) adlı kısa hikâyesinden Andrew Haigh’in uyarladığı 45 Yıl’ın yönetmen koltuğunda da Andrew Haigh oturuyor.

Berlin Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu (Tom Courtenay) ve En İyi Kadın Oyuncu (Charlotte Rampling) dallarında Gümüş Ayı ödülü kazanan yapım, En iyi Kadın Oyuncu (Charlotte Rampling) dalında Oscar’a aday gösterildi.

Film 13,9 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Filmde günler değişirken mevsimler de değişiyor. Çoğu ağaçın çıplak ve meşe ağaçlarının üzerinde kahverengi yaprakların olduğu salı günü kış mevsiminde, Charlotte’un bot gezintisi yaptığı ve her yerin yemyeşil olduğu çarşamba günü ise baharda geçiyor. Ayrıca yine perşembe günü baharda ve cumartesi günü kışın yaşanıyor.

Birkaç sahnede Tom Courtenay’un karakteri elinde bir Hull City AFC kupasıyla çay içerken görünüyor. Courtenay, Hull City’nin resmi taraftar kulübünün başkanı.

“Seni mutlu eden şeyleri unutuyor olman garip” ve “Zamandan haberdar olmamayı seviyorum” filmin ilgi çekici sözlerinden.

Charlotte Rampling ve Tom Courtenay 2013 yapımı Lizbon’a Gece Treni (Night Train to Lisbon) filminde de birlikte rol almışlardı.

Red Army (Kızıl Ordu)

Red Army aka Kizil Ordu

Twitter (@izlenecekfilm) Link: #izlenecekfilm 140

TÜR: Belgesel, Biyografi, Tarih. SÜRE: 84 Dk. ÜLKE: Amerika, Rusya. YAPIM YILI: 2014. imdb: 7,7. rottentomatoes: %97.

Soğuk Savaş yıllarında hokey dünyasını domine eden ve birçok otoriteye göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi hokey 5’lisi kabul edilen Rus milli takımı oyuncularını konu alan Kızıl Ordu, başarılı bir biyografik belgesel filmi.

Konu

Amerika ve Rusya arasında süre gelen Soğuk Savaş yıllarında, Rusya’nın gururu olan ve Hokey dünyasında rakiplerine kök söktüren Kızıl Ordu takımının en iyi beşlisinin Rusya’da başlayan ve Amerika’da devam eden ilgi çekici hikâyesi, kaptanları Slava Fetisov’un hayat hikâyesi üzerinden beyaz perdeye aktarılıyor.

Hakkında

Kızıl Ordu’nun senaryosunu Gabe Polsky yazdı ve yönetti.

Yapım, Chicago Uluslararası Film Festivalinde Seyirci Seçimi ödülünün sahibi oldu.

Belgesel, 700 bin dolar gişe hasılatı elde etti.

Ivır Zıvır

Genelde film ve belgesellerin kurgu aşamasında kesilen sahnelere belgeselde yer verilmesi oldukça samimi bir atmosfer yaratmasını sağlamış. Emekli KGB ajanının torunu ile olan muhabbeti ya da Slava Fetisov’un röportajı yapan yönetmen Gabe Polsky ile atışmaları bu sahnelere örnekler.

Filmin ilk gösterimi 2014 Cannes Filim Festivalinde yapıldı.