Pamukkale, Datça, Salda Gölü Ve Sagalasos, Hierapolis, Knidos, Afrodisias Antik Kentleri Gezi Günlüğü – Bölüm 4

30 Nisan 2024, Salı

Kahvaltının ardından arabaya atlayıp Datça’yı geride bırakmak için yönümüzü Salda’ya çevirdik.

Saat 15.20’de airbnb’den kiraladığımız, Salda köyü içerisindeki evdeydik. Kaldığımız yerin bu sezonki ilk misafirleriydik. Datça gibi burası da sezonu yeni açtığından oldukça sakindi.

Kapalı ve hafif yağmurlu havada nefis Salda gölünü dolaşmaya koyulduk. Ben buraya daha önce 2016 ve 2017 yıllarında olmak üzere 2 kere gelmiştim. Özellikle ilk gelişimde burası oldukça bakirdi. Yürüyerek birçok yeri dolaşmış ve fotoğraflar çekmiştim.

Bunlardan en sevdiğim yer olan “üç adalar” bölümünün birkaç yıl önce koruma altına alındığını, bu yüzden de ancak merkezden ringle buraya gelinebildiğini öğrendik. Biz de bir bölümü yürüdük ardından da ringe atayıp oraya ulaştık. Kumsala yaklaşamıyordunuz bu nedenle ancak uzaktan fotoğraf çekiyor ya da seyir alanına tırmanıp manzarayı izliyordunuz.

İlk geldiğimde burası ile ilgili şunları yazmışım; “Yeşil ve mavinin olabildiğince tüm tonlarındaki inanılmaz berrak ve saydam kıyı efsanevi görünüyordu. O an hayatımda gördüğüm en güzel ve özel gölün burası olduğuna karar verdim.”

Elbette uzakta kalınca eski günlerdeki gibi zevk alamıyordunuz. Ama bir yandan da bölgenin bozulmasını önlemek adına koruma altına alınması da güzeldi. 2016’daki gezi notlarıma eklediğim fotoğraflara bakınca neler hissettiğimi daha net anlıyabilirsiniz…

Bir şeyler atıştırdıktan sonra ringle merkeze döndük. Ring şöförünün önerisiyle arabaya atlayıp önce Doğan Baba plajına doğru ilerlemeye başladık.

Bu sırada yanından geçtiğimiz bir dükkânın önünde gördüğümüz büyük melek figürü doğrudan ilgimizi çekiyordu. Biz de melek koleksiyonumuz eklemek için “Salda” adın verdiğimiz meleği satın alıp arabaya attık.

Gölün suyu gerçekten çok büyüleyici görünüyordu. O kadar parlaktı ki adeta gökyüzü ile birleşiyordu. Bu yüzden de gözünüzü alamıyordunuz.

Hele ki bir de arada bir görünen güneşe denk gelirseniz gerçekten çok keyifliydi.

Beyaz kum kumsal da ayrıca oldukça farklı ve güzeldi.

Birkaç fotoğraf çekinip manzarayı izledikten sonra tekrar arabaya atladık ve tüm gölü dolaşıp beğendiğimiz yerlerde durmaya karar verdik.

Arabayla usul usul gölün çevresinde devam ederken güneş huzmelerinin göle ulaştığını görüp kenara çektik.

Çok etkileyici bir manzara ile karşı karşıyaydık.

Bir sürü fotoğraf ve video çektik.

Tabi ara ara durup manzaranın keyfini de çıkartıyorduk.

Gölün etrafını dolaşırken daha önce geldiğimde gördüğüm yerlere de göz atmaya çalışıyordum ama neredeyse her yer değişmişti. Mesela 2016’da özel izinle kamp attığımız yer artık halk plajı olmuştu. Ya da 2017’de bayıla bayıla yediğimiz kireçte kabak tatlısı yediğimiz göl kenarındaki Sultan Pınarı adındaki mekân yıkılmıştı.

Midelerimiz zil çalıyordu. Sultan Pınarı yıkıldığına göre gölün diğer tarafında yani bizim kaldığımız evin yakınlarında bulunan ve ring şoförünün önerdiği Kumsalda Cafe’ye doğru sürmeye başladık.

Bir süre sonra burasının aslında melek aldığımız yer olduğunu fark edip şaşırıyorduk. Bize önerilen şey kıymalı tosttu. Sipariş ettik. Kıyma, salça, maydanoz ve soğandan oluşan tost gerçekten oldukça lezzetliydi. Ardından bir yandan bir şeyler yiyor bir yandan da oldukça keyifli sohbetleri olan kafenin sahibi ve eşiyle muhabbet ediyorduk.

Bize göl yakınında bir tesis kurulduğunu ve gölü araştırmak için NASA’dan bilim insanlarının geleceklerini söylediler. Bahsettiği tesisi kaldığımız evden göle doğru yürürken görmüştük. Salda köyünün, gölünün eski hallerinden bahsettik. Daha önce geldiğimde çok bakir bir yer olduğunu söylediğimde yılını sordular ve “aynen o yıllar müthişti sonra popüler oldu ve insanlar kirletmeye, yok etmeye başladılar. Neler gördük neler” diye hüzünlü ve şaşkın bir şekilde anlatıyorlardı.

Sohbetin ardından tam kalkacakken bize “Âşıklar Tepesini gördünüz mü?” diye sordular. “Hayır” cevabını duyunca, Elvan abla “içiniz ısınır, serindir orası şimdi” diyerek bize bir termos çay hazırladı ardından da motora atlayıp “beni takip edin” dedi. Nefis bir jestti doğrusu.

Yoldan ağaçlık bir alana sapıp gölü yukarıdan gören bir alana geliyordunuz. 3 adaların yani öğlen gittiğimiz yeri buradan görüyordunuz.

Daha sonra burasının köydeki genç âşıkların gizlice buluştuğu yer olduğunu öğrenecek ve gülümseyecektik.

Manzara gerçekten çok güzeldi ve sıcak çay serin havada çok iyi geliyordu. Bir süre manzarayı izleyip muhabbet ettikten sonra kafeye geri döndük, teşekkür ederek termosu verdik ve lavanta kahvesi içip biraz daha mekânda takıldık. İki iyi insanla tanışmış olarak gayet keyifli bir günü daha ardımızda bırakmıştık.

1 Mayıs 2024, Çarşamba

Sabah Salda’ya veda edip Burdur merkeze doğru yola koyulduk. Önce Güzel Börek’te börek yiyerek kahvaltımızı yaptık.

Oldukça lezzetliydiler.

Ardından Burdur Arkeoloji Müzesine geçtik. Müzeye 2017’de Sagalasos Antik Kenti’ni gezdikten sonra gelmiştim bu sefer ise tam tersini yapacaktık. Yani önce müzeyi gezecektik.

Gezimize bahçeden başladık. Çok güzel parçalar vardı.

Ayrıca bazı eserlerin motifleri göz alıcıydı.

Müzeye girince gözlerim bir önceki gelişimde “bana benziyor” fotoğrafını çektirdiğim Hadrian heykelini arıyordu ama heykel, muhtemelen ben bloga ekledikten sonra ünlü olmuş olacak :), İstanbul Havalimanı müzesine geçici olarak gönderilmişti. Ben de ondan sonra Roma imparatoru olan Stoacı filozof Marcus Aurelius’la fotoğraf çekiniyordum.

Müze ufaktı ama gerçekten güzel parçalar barındırıyordu. Zeus Büstü (MS 1-2) onlardan biriydi.

Cansın Athena heykelini (MS 2-3) beğenmişti.

Ben ise “ilahi adalet ve öç tanrıçası” Nemesis heykelini (MS 2).

Ama her zaman olduğu gibi Cansın’ın favorisi Dionysos heykeliydi.

Mutlu mesut bir şekilde müzeden ayrıldıktan sonraki durağımız daha önce karlar içinde gezdiğim Sagalasos Antik Kenti’ydi.

Antik kente giriş yaptığımızda bulutlu havaya rağmen yakıcı güneş nedeniyle “zor gezeceğiz” diye düşünüyorduk. İlk önce hamamı gezdik.

Bence burasının en özel yanı, antik kentin herhangi bir yerinden baktığınızda görebildiğiniz, eşsiz dağ manzaraları.

Bir süre manzaraya daldıktan sonra bence buranın en güzel yeri olan çeşmeye geçtik. (Üstteki fotoğrafa Photoshop ile eklenmiş gibi çıksam da gerçekten oradaydım. :))

Kentin çok fazla su kaynağı olduğu için birçok da çeşme varmış ama biz en gösterişlisindeydik. Gerçekten çok güzel görünüyordu.

Kısa bir süre daha antik kente dolaşıp fotoğraflar çekindik.

“Kısa bir süre” diyorum çünkü az önce bizi kavuran güneş bulutların arkasına saklandıktan sonra bir anda sağnak yağmur başladı. Bir süre “dayanabiliriz” desek de şiddetli bir şekilde yağdığı için donumuza kadar ıslanıyorduk. Neyse ki arabada giysilerimiz vardı. Bu yüzden arabaya dönüp üstümüzü değiştirdik. Birkaç kez geri dönmeyi düşünsek de havanın dengesizliğinden ve ful bulutlu olmasından ötürü tekrar riske girmemek adına antik kente veda edip yemek yemek için Burdur merkeze doğru yola koyulduk.

Bir süre sonra aç bir şekilde Şişçi Kadir’deydik. Bu arada hava güllük gülistanlık olduğu için garsona “burada yağmur yağmadı mı?” diye sordum. Yağmamıştı. Yağacak gibi de görünmüyordu doğrusu.

Burdur şiş çok lezzetliydi.

Ardından tatlı olarak söylediğimiz kaymaklı kabak tatlısı ise nefisti. Kendimizi durduramadık 2 tane yedik. Aklıma 2017’de Salda gölünün kenarında yediğim kireçte kabak tatlısı geliyordu. Salda’da o mekanı aramış ama yıkıldığını öğrenmiştik. Ama lezzet peşimizi bırakmamış bizi burada yakalamıştı! 🙂

Midelerimizi de şenlendirdikten sonra arabaya atladık ve Ankara’ya doğru sürmeye başladık. Daha birkaç kilometre olmuştu ki deli bir yağmur başladı!

Gece eve vardığımızda “ama iyi gezdik” diyorduk. Bakalım bir sonraki gezimiz nereye olacak…

Anı Videosu;

Pamukkale, Datça, Salda Gölü Ve Sagalasos, Hierapolis, Knidos, Afrodisias Antik Kentleri Gezi Günlüğü – Bölüm 1’i okumak için tklayın…

Pamukkale, Datça, Salda Gölü Ve Sagalasos, Hierapolis, Knidos, Afrodisias Antik Kentleri Gezi Günlüğü – Bölüm 2’yi okumak için tklayın…

Pamukkale, Datça, Salda Gölü Ve Sagalasos, Hierapolis, Knidos, Afrodisias Antik Kentleri Gezi Günlüğü – Bölüm 3’ü okumak için tklayın…

Denizli, bir şekilde sınırları içerisinde bulunduğum 50. il oldu. Bundan önceki 49 il şöyle; Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Elazığ, Eskişehir, Giresun, Gaziantep, Ispartaİstanbul, İzmir, Karabük, Kars, KastamonuKayseri, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Yalova.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.