Amsterdam, Zaandam, Zaanse Schans, Volendam, Afsluitdijk, Veendam, Groningen, Bourtange, Utrecht, Delft, Den Haag (Lahey), Scheveningen, Kijkduin, Brugge – Bölüm 4

7 Haziran 2019, Cuma (Zaandam)

Gezilerde hastalansam bile boş gün geçirmek hiç huyum değildir. Fakat bir yandan havanın hafif yağışlı olması, bir yandan Cumartesi günü Brugge’a gidecek olmamız ve bir yandan da Cansın’ın alerjisinin nüksedip benim de vücudumun kırgın olduğunu düşününce bugünü Zaandam’da takılıp yanımızda götüreceklerimizi almaya karar verdk.

İlk iş olarak Defne’nin oldukça ucuz şeyler var dediği Action’a gittik. Güneş enerjisiyle çalışan bahçe lambası, cam üstüne yazma, ufak oyma, delme, parlatma, zımparalama gibi işlerin yapılabileceği bir set ve belki de en önemlisi güzel bir melek objesi satın aldık.

Ardından da Lidl ve ALDI’den peynir ve çikolata alıp eve geri döndük.

Defne eve döndüğünde güzel bir yemeğin ardından günü sonlandırdık.

8 Haziran 2019, Cumartesi (Brugge)

Gece boyu fırtına ve yağmurlu hava şiddetini azaltsa da sabah 6.30’da kalkıp tren istasyonuna doğru yürürken de devam ediyordu. Trende hafif uyuklayarak ve ısınarak Sinan’la buluşacağımız yere ulaştık ve yola arabayla devam ettik.

11-13 derece arasındaki sıcaklık ve hafif yağmurlu hava can sıkıcıydı. Fakat Defne havanın ısınacağını söyleyerek içimize su serpiyordu.

Sürekli uzun adacıkların üzerinden geçtiğimizi fark edince sorduğumda Sinan’ın biraz bilgi verdiği Hollanda’nın 12 ilinden biri olan ve çoğunluğu denizin doldurulmasıyla oluşan adacıkları kapsayan Zelanda ilini yazıyı yazarken biraz inceledim. Pasifik’te bulunan Yeni Zelanda ülkesine adını veren ilin adının anlamı “deniz arazisi”. Deniz doldurulduğu ve setlerle suyun girişi önlendiği, ardından da pompalar aracılığıyla sürekli suyun geri denize pompalandığı için deniz seviyesinin altında olan şehir 1953’te büyük bir sel baskınına uğramış ve büyük bir kısmı sular altında kalmış.

Belçika’ya geçtikten sonra ulaştığımız açılır kapanır köprünün gemi geçişi için açık olduğunu görüp beklemeye başladık. Fakat 5-10 dakika sonra birkaç araba daha gelmesine rağmen köprü bir türlü kapanmıyordu. Sinan gelenlerle konuştu ama onların da herhangi bir bilgisi yoktu. Biraz daha bekledikten sonra pes edip geri dönüp yandaki köprüden karşıya geçtik ama bu sefer de onun devamındaki köprü kapalıydı. Bir süre de orada bekledikten sonra biraz geri gidip sağa döndük ve biraz önce beklediğimiz köprünün tam karşı tarafındaydık. Oradan devam edince yolun açık olduğunu görüp derin bir nefes aldık.

Fırtına nedeniyle köprüler bazılarının açık bazılarının kapalı olduğunu düşünsek de trafiktekilere herhangi bir yönlendirmenin olmaması son derece ilginçti. Sinan böyle bir durumun Hollanda’da asla olmayacağını olması durumunda da bayağı tepki alacağını söylüyordu.

Brugge’a varınca arabayı otoparka bıraktık ve turlamaya başladık. Hava arada bir hafif yağışlı olmak üzere oldukça değişkendi.

İlk durağımız meşhur Çan Kulesi’ydi (Belfry of Bruges, 1240). Avlusuna geçip birkaç tane fotoğraf çektikten sonra “yukarı çıkalım manzara çok güzel” diyecektim ama bekleme sırasını görünce bundan vazgeçtim.

Ardından eski kasabanın merkezinde dolaşmaya başladık. Bu sırada girdiğimiz bir hediyelik eşya dükkanının tamamen Noel objeleri sattığını görünce kendimizden geçiyorduk çünkü her yer melek objeleriyle doluydu! Uzun uzun bakındıktan sonra ufak cam olan bir objeye karar verdik ve dükkandan çıkıp dolaşmaya devam ettik.

Hava hayatımda gördüğüm en acayip havalardan biriydi çünkü bulutlar time lapsemişcesine hızlı hareket ediyor bu yüzden de bir anda güneş çıkıp bizi ısıtıyor akabinde bulutun arkasına saklanıp esen rüzgar nedeniyle bizi üşütüyordu.

İki üç farklı yöne ilerleyip dolaştıktan sonra ilk geldiğimde adeta büyülendiğim Brugge’u anlattığım ne Cansın ne de Defne’nin yeterince hoşlanmadıklarını fark edip onlara güzel olan yerleri göstermeye karar verdim. Maps’i açıp yıldızladığın yerlere doğru yürümeye başladık.

Bizim Leydi Kilisesi’ne (Onze Lieve Vrouwekerk / Church of Our Lady, 13yy) ulaştığımızda Brugge’a neden bayıldığımı fark etmeye başlıyordum.

Çünkü kilise ve yanında geçen kanal, kanala bakan evler, bahçeler, tuğla duvarlar, köprü ve yapılar nefis görünüyordu.

İlk kez geldiğimde, muhtemelen Kasım ayı olduğundan, tek tük insan varken şu an bir insan seli bizi karşılıyordu. Haliyle fotoğraf çekinmek için sıra bekliyorduk.

Ardından Kadınlar Manastırı’nın (Begijnhof / Beguinage, 13yy) içinden geçerek kuğuları, nefis bahçeyi ve çıkıştaki efsane tuğla evi, yeniden, gördüm.

Son olarak da ilk geldiğimde anımsadığım nehir yanındaki şato vari yapıyı görüp turumuzu sonlandırdık. Son bölümler Cansın’ı da çok heyecanlandırmıştı. Bunu fark edince park yerine doğru yürürken hatalı olanın ne olduğunu düşünmeye başladım. Sonunda da buldum!

Güzel bir Brugge gezisi için tren istasyonundan başlamak gerekiyordu. Çünkü oradan başlayınca benim bayıldığım yerlerde dolaşıp ardından meydana, Çan Kulesi’ne, çikolata, badem ezmesi, hediyelik eşya dükkanlarına ulaşılıyordu. Not ettim; bir daha gidecek olan varsa önerim tren istasyonundan gezmeye başlaması olacak.

Fonda Anadolu rock şarkıları çalarken, sağlam bir plak arşivi olan Sinan dönemin şarkıları ve şarkıcılar hakkında oldukça ilgi çekici bilgiler paylaşıyordu bizlerle.

Keyifli bir yolculuğun ardından eve varıp bir süre muhabbet ettikten sonra Amsterdam’daki son gecemize de noktayı koyduk.

9 Haziran 2019, Pazar

7.40’da kalkıp havaalanına ulaştığımızda bir önceki gün online check-in yaptırdığımız ve biniş kartı aldığımız için kalabalık olan sıradan değil kimsenin olmadığı diğer sıradan bavullarımızı verdik ve oldukça yavaş ilerleyen pasaport kontrolünden geçtikten sonra uçağın kalkacağı kapıya ulaştık.

İlk kez yeni İstanbul Havalimanına indikten sonra uçağın oldukça uzun süren park yerine ulaşması ve çoğunluğu yürüyen yoldan olmak üzere 10 dakika süren yürüyüşün ardından kimsenin olmadığı pasaport kontrolünden geçip iç hatlara ulaştık.

Her geldiğimde farklı bir uygulamayla karşılaştığım havalimanlarında bu sefer de görevli Schiphol’den aldığım Amarulo’nun güvenlik şeritli poşete koyulmadığı gerekçesiyle uçak bagajına vermemi istediler. Oysa son 3-4 yıldır dönüş yolunda hep aynı şekilde duttyfreelerden güvenlik şeridi olmayan poşetlere konan içeceklerle iç hatlara geçmiştim! Ve kimse herhangi bir şey dememişti. İçeceğin faturasını göstersem de kabule etmediler, bu yüzden de geri dönüp sırtımdaki çantaya içkiyi koyup görevliye verdim ve ardından uçağa geçtik.

Yolcuların çoğunluğu umreden dönen hacıların oluştuğu uçak bir süre İstanbul boğazına paralel ilerledikten sonra Marmara Denizi üzerinde yönünü doğuya çevirdi ve boğazı soluna aldı. Bir bulutun üstünden dönmek ve boğazı uzaktan da olsa bu kadar uzun süre gözlemlemek çok keyifliydi.

Asıl olayımız ise iniş anında gerçekleşti. Her şey oldukça olağan bir şekilde devam ederken pilot inişe geçtiğimiz haberini verdi. Uçak süzülerek yere doğru ilerlerken ufak bir türbülans oldu. Akabinde de pilot uçağı aniden gazlayıp yeniden havalandırdı. Kısa bir süre sonra pilot hava şartları nedeniyle inişi pas geçtiklerini söyledi. Bundan sonra nerdeyse 20 dakika havada sürekli 8 çizdik durduk.

Önümde ekranda harita açık olduğu için sürekli uçağın yönünü takip ediyordum. Bu sırada yanımızda oturan yaşlı hacı amca korkmuş bir şekilde sürekli dua edip duruyordu. Cansın bana dönüp, “uçak düşer ve ölürsek seni seviyorum” deyip gülümsedikten sonra “ben de seni seviyorum ama uçakta bu kadar hacı varken bence uçak düşmez!” deyip güldüm.

Bir süre daha havada dolandıktan sonra “herhalde başka bir havalimanına ineceğiz” derken pilot “inişe geçiyoruz” anonsunda bulundu ve sağ salim Esenboğa’ya ulaştık.

İndikten sonra Amsterdam’dan verdiğimiz bagajları aldık fakat diğerinin iç hatlarda olduğundan habersiz bir şekilde bavulun gelmesini bekledikten sonra görevliye bagaj fişini gösterdiğimizde “iç hatlardan almalısınız” cevabıyla iç hatlara geçtik ve bagajımızı alıp evin yolunu tuttuk.

Cansın bagajı almaya gittiğinde bir kadın telefonda konuştuğu kişiye inmesini beklediği uçağın hava muhalefeti nedeniyle Konya’ya indiğini ve ne zaman kalkıp Ankara’ya ulaşacağını bilmediği için onları havalimanında beklediğini söylüyordu.

Birçok yere 2 ya da 3. kez gördüğüm için bu yolculukta beni en çok heyecanlandıran şey kuzenleri yerlerinde ziyaret etmek ve Cansın’la beraber olmaktı. Bakalım bir sonraki yurtdışı gezimiz ne zaman ve nereye olacak…

Bu sefer anı videosunun kurgusunu Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünde okuyan yeğenim Alperen Çetinkaya yaptı. Buyurun;

3. kez gittiğim için bu sefer Holland’nın yıldız tablosunu koymak daha mantıklı olur diye düşündüm…

Bundan önce gittiğim 18 ülke, sırasıyla şöyle: (1) İtalya (2008), (2) Vatikan (2008), (3) İspanya (2008), (4) Macaristan (2009), (5) Avusturya (2009), (6) Kuzey Kıbrıs (2010, 2010), Avusturya (2012, 2. Kez), (7) Slovenya (2012), (8) Portekiz (2013), (9) Hollanda (2013), (10) Belçika (2013), (11) Bosna-Hersek (2015), (12) Karadağ (2015), Kuzey Kıbrıs (2016, 3. Kez), (13) Yunanistan (2016), (14) İsveç (2016), (15) Danimarka (2016), (16) Norveç (2016)(17) Fransa, Samos Adası (2017, 2. Kez Yunanistan), Hollanda (2018, 2. Kez), (18) Almanya (2018)

Amsterdam, Zaandam, Zaanse Schans, Volendam, Afsluitdijk, Veendam, Groningen, Bourtange, Utrecht, Delft, Den Haag (Lahey), Scheveningen, Kijkduin, Brugge – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Amsterdam, Zaandam, Zaanse Schans, Volendam, Afsluitdijk, Veendam, Groningen, Bourtange, Utrecht, Delft, Den Haag (Lahey), Scheveningen, Kijkduin, Brugge – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Amsterdam, Zaandam, Zaanse Schans, Volendam, Afsluitdijk, Veendam, Groningen, Bourtange, Utrecht, Delft, Den Haag (Lahey), Scheveningen, Kijkduin, Brugge – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.