Aşk + Kapadokya Gezi Günlüğü

“Hiç ummazdım, oldu, sonbaharda, hediye gibi geldin, hoş geldin. Seyirlik değil, ömürlük olsun, dilerim bu defa bu son olsun, seyirlik değil, ömürlük olsun, bir yastıkta nasip olsun…”

Sezen Aksu’nun en sevdiğim şarkılarından biridir; Hoş Geldin. Cansın sonbaharda değil ama Temmuz ayının ortalarında, hiç ummadığım bir anda, hediye gibi geldi hayatıma.

O kadar çok ortak yönümüz vardı ki, ilk günlerden itibaren, uzunca bir aradan sonra ilişkimize kaldığımız yerden devam etmeye karar vermiş gibiydik.

Hatalarımızı, başarılarımızı, ilişkilerimizi, korkularımızı, mutluluklarımızı, kısacası hayatımıza dair anlatılmaya değer her şeyi birbirimize anlatıyor, tüm ayrıntılarıyla yaşadıklarımızı birbirimizin paylaşımına açıyor, yaralarımızı sarıp “bir” oluyorduk.

Günler kendi hallerinde yollarına devam ederken, hayatımda ilk kez saniyeleri bile dolu dolu yaşadığımı hissediyor, onu keşfettikçe, ihtiyacım olan, eksik parçamı bulduğumu daha iyi anlıyordum.

Birkaç hafta sonra, lise yıllarında düşlediğim, “haddinden fazla birbirini seven iki kişi” olmuştuk.

Gözler, bakışlar, gamzeler, benler, dokunuşlar, derin bir nefesin ardından tadılan kokular, öpücükler, nefes alış verişleri, tenin sıcaklığı, gülümseme, sarılma ve mutluluk…

Zaman her insan için farklı işler. Kimisinin yıllar boyunca tadamadığı duyguları, kimisi ilk günden tatmaya başlar. Evlenmeye karar verdiğimizde üçüncü ayımızın ilk günlerindeydik fakat o kısa sürede yaşadıklarımız o kadar yoğundu ki, yıllardır birbirimizi tanıyor, seviyor gibiydik. Cansın benim için doğru kadındı, ben de Cansın için doğru erkek… Saf bir şekilde hissettikten sonra beklemenin ne anlamı vardı?

Kendi halinde yaptığımız nişan;

Cansın’ın annesinin düzenlediği sürpriz kına;

Ve nikah…

Her şey o kadar sade, o kadar basit, o kadar hafif ve anlayış çerçevesinde ilerledi ki, tam da hayalimdeki gibi formaliteleri aradan çıkartıp, hayatı bir olarak yaşamak için adımlamaya başladık.

İlk plana göre, nişanı aradan çıkardıktan sonra nikahı baharda yapıp, döneme uygun bir balayı planlıyorduk. Fakat nişandan sonra, hazır potansiyel enerjimiz kinetik enerjisine dönüştüğüne göre nikah olayını da aradan çıkartmaya karar verince balayı planı da iki ayaklı bir hal aldı.

Kış olduğu ve yurtdışı işleri biraz meşakkatli olacağı için hazır iyi bir rehber bulmuşken balayının ilk ayağında Ürgüp’e gitmeye karar verdik.

24 Aralık 2018, Pazartesi

Sabah 9’da Göktuğ’un ayarladığı Renault Megane’ı teslim almaya giderken Talisman’la eve döndüm. İlk kez D sınıfı bir araba kullanmak ufak arabalara alışkın bünyeme fazlaca konforlu gelmişti.

Bavulları yükleyip ilk önce babaannelere gidip sıkı bir kahvaltı yaptık. Ardından da onlarla vedalaşıp 11’de Göreme’ye doğru yolculuğumuza başladık.

5-7 derecelik hava ve boş yollar nedeniyle oldukça keyifli bir yolculuğun ardından Göreme’ye varıp Cansın’ın kuzeni Hakan’la buluştuk.

Hakan’ın ayarladığı Aren Cave House’a arabayı park edip, bavulları odaya attık ve öğle yemeği için Cappadocia Pide House’a gittik.

Bir yandan midelerimizi şenlendirirken, bir yandan da uzun uzun muhabbet ettik.

Yemeğin ardından Hakan’a veda edip arabaya atladık ve en son Mehmet Soylu, Bülent ve Ömer’le Kayseri deplasmanına giderken durup fotoğraf çektirdiğimiz Ürgüp’ün en önemli simgelerinden biri olan Üç Güzeller’e gittik.

Hava oldukça soğuduğundan titreyerek hem Üç Güzeller’in karşısındaki güneş batışını bir süre izledik,

hem de Üç Güzeller’in yanına gelip Ürgüp’ün eşsiz doğasına şahitlik ettik.

Üç Güzeller’den sonra yeniden arabaya atlayıp önce Merkez Pastanesi’ne gidip Cansın’ın küçükken bayıldığı tulumba tatlısından alıp ebeveynlerinin yakın arkadaşları olan Ayşe Abla ve Salih Abilere gittik.

Yolculuk sırasında Aşkımın çocukken oturdukları evi, anılarının geçtiği yerleri anlatırken yaşadığı heyecanı tatmak eşsiz bir duyguydu benim için.

Ayşe Abla ve Salih Abiyle yaptığımız hoş sohbet ve ufak oğulları Ahmet’le oynadığımız ufak oyunlardan sonra onlara veda edip Göreme’ye doğru yola koyulduk. Arabayı park ettikten sonra dışarı çıkıp bir süre adımladık.

Aralık ayının son günleri ve soğuk havaya rağmen ortalıkta özellikle Uzak Doğu ve Asyalı turist vardı.

Sohbet ederek usul usul bir süre dolaştıktan sonra otele dönüp günü sonlandırdık.

25 Aralık 2018, Salı

Sabah 10’da kalkıp hazırlandık ve Salkım Tepesi’ne gittik.

Dünkü yumuşak ve ılık havadan eser bile yoktu. Sert ve soğuk rüzgar içimizi üşütüyordu. Önce Cansın’ın önerisiyle patatesli ve buralara özel basma çömlek peynirli gözleme yiyerek kahvaltımızı yaptık. Sonrasında ıspanaklı peynirli gözlemeyi de denesek de patates-peynirli gerçekten nefisti!

Karınlarımızı doyurduktan sonra evlenmeden önce kararlaştırdığımız şeyi yapmak üzere gelinlik ve damatlığımızı giydik ve birkaç fotoğraf çekinmeye çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü rüzgar o kadar soğuk ve sert esiyordu ki titreyerek tripoda asılı telefona tıklıyor 10 saniye içinde yerime geçip gülümseyerek fotoğrafın çekilmesini bekliyorduk.

Neyse ki dönüp bakınca birkaç tanesi gayet güzel çıkmıştı.

Bir sonraki durak daha önceki gelişimde gidemediğim meşhur yeraltı şehirlerinden biri olan Kaymaklı yeraltı şehriydi.

Nevşehir’e 21km uzaklıkta bulunan yeraltı şehri, 5000 kişinin yaşamasına izin veren 8 katlı akıl almaz bir yer.

M.Ö. 4 ila 8. YY arasında yapılmaya başlandığı düşünülen yeraltı şehrinin neden yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Fakat ilk yapımından itibaren geliştirilerek savaş durumunda halkın gizlenmesi için yapıldığı düşünülüyor.

Aşağıya doğru inmemize rağmen hava sorununun olmaması yeraltı şehrindeki havalandırma sisteminin çok iyi olduğunu ispat ediyordu. Ayrıca kanalizasyon, su dağıtımı ya da saldırı anında gizlenmek için hazırlanmış olan 500-1000 kg ağırlığındaki silindir kapaklar insanların ihtiyaç halinde burada uzun süre yaşadıklarını gösteriyor.

Yeraltı şehri bugüne kadar gördüğün en eşsiz yerlerden biriydi.

Çıktıktan sonra etraftaki ev kalıntılarında da gelinlik ve damatlıklarımızla fotoğraflar çekinerek “evlilik arşivimize” anılar eklemeye devam ettik.

Bunlardan birinde dibimize kadar gelen ve bir an olsun bizden ayrılmayan köpek çok sevimliydi.

Diğerinde ise kamerayı 10 saniyeye kurup koşarak merdivenleri adımlarken Uzak Doğulu bir turist çiftin kameraya yaklaşıp rakamları sayarak bize yardımcı olmaları gezimizin en eğlenceli anlarından biriydi.

Günün son durağı Cansın’ın “hiç gitmedim” dediği Aynalı Kilise’ydi.

10-11. YY’da yapıldığı düşünülen kiliseye ulaştığımızda kapalı olduğunu gördük.

Döndükten sonra bu yazıyı hazırlarken kilise hakkında yaptığım araştırmada, kiliseye aynalı kilise adının verilme sebebinin duvarlarındaki karşılıklı geometrik şekillerin kusursuz simetrisi olduğunu öğrenip bir sonraki gidişimde kesinlikle uğramaya karar verdim.

Kiliseden sonra otele dönüp üstümüzü değiştirdik ve bir süre dinlendik. Arından bizi akşam yemeğine davet eden Ayşe Ablalara, gecenin ilerleyen saatlerinde ise Hakan ve ailesini ziyaret edip günü sonlandırdık.

26 Aralık 2018, Çarşamba

Sabah uyandığımızda deli gibi kar yağmıştı.

Kapadokya’nın karlar altındaki görünümü nefisti.

Fakat ilerleyen saatlerde yolların buzlanacağı düşüncesiyle kahvaltı yaptıktan sonra hızlıca toparlanıp karın keyfini çıkaramadan yollara düştük.

Bir önceki gece Zeki Baba’nın arayıp, “kar olursa Aksaray üzerinden gelin” sözünü dinlediğimiz için gayet mutluyduk. Çünkü kara rağmen yolların büyük bölümü açıktı ve trafik muntazam bir şekilde ilerliyordu. Buna rağmen yolda ne yazık ki birçok kaza gördük.

Dönüş yolunun en kötü anı ise Aksaray – Ankara yolu üzerinde, muhtemelen bir kamyondan dökülen yiyecekleri almak için, aniden yola inen ve selektör, fren ya da kornaya rağmen son ana kadar hareket etmediği için birkaçına çarpmak zorunda kaldığımız ufak kuşlardı. Hızlı akan trafik nedeniyle çok fazla manevra imkanı olmadığı için son derece can sıkıcı bir olaydı! 🙁

Ankara’ya sağ salim vardıktan sonra hızlıca üstümüze yeniden gelinlik ve damatlığımızı geçirip Dikmen Vadi’sine gittik ve karlar içinde birkaç fotoğraf çekerek içimizde kalmasını engellemiş olduk!

Nice güzel yerlerde, nice gelinlikli ve damatlıklı fotoğraflar çekinmeye diyelim… Kısa ama benim için Cansın’ın doğduğu büyüdüğü yeri gördüğüm için oldukça anlamlı bir geziydi…

Anı Videosu;



“Aşk + Kapadokya Gezi Günlüğü” üzerine bir düşünce

  1. Nisan ayında balayı için Göreme’ye gitmiştik. Güzel seçim, tebrikler… O zaman da Uzak Doğulu turistler ezici çoğunluğu oluşrurmaktaydı. Onlar için yaz-kış ya da soğuk-sıcak asla fark etmiyor. Ama kayda değer sayıda Güney Amerikalı görmek de şaşırtıcıydı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.