Karpuz Şekerinde, Richard Brautigan

Temel elementinin karpuz şekeri olduğu, konuşan kaplanların yaşadığı, ölü insanların camdan ışıklı tabutlarla nehirlere bırakıldığı bambaşka bir dünyada yaşayan insanların, ama hüzünlü ama sevinçli ama bir o kadar tuhaf hayatlarından bir kesit anlatan Karpuz Şekerinde oldukça naif ve başarılı bir roman.

Yazar Hakkında

Beat Kuşağı’nın Kuzeybatılılar diye adlandırılan kolu içerisinde değerlendirilen Brautigan’ın romanlarını diğerlerinden ayrımlı kılan, çok duyarlı ve kolay kırılan kahramanlarının dünyaya hükmeden kaos karşısında yalnızlığa çekilmeleridir. (tr.wikipedia)

Kitaptan;

Suda iki heykel vardı. Biri annemdi.

***

benÖlüm’e geri döndük, elele tutuşarak. Eller çok güzel şeyler, özellikle sevişmeye yollanıp geri geldiklerinde.

***

Sanırım kim olduğumu merak ediyorsun ama ben sürekli bir adı olmayanlardanım. Adım sana bağlı. Aklından geçtiği gibi seslen bana.

Eğer uzun zaman önce olmuş bir şeyi düşünüyorsan, diyelim biri sana bir şey sormuştu ve sen de cevabını bilmiyordun.

İşte benim adım o.

Belki çok sıkı bir yağmur vardı.

İşte benim adım o.
Ya da biri senden bir şey yapmanı istemişti. Sen de yapmıştın. Sonra dediler ki yaptığın şey yanlış -“hatam için üzgünüm” dedin- ve başka bir şey yapmak zorunda kaldın.

İşte benim adım o.

Belki çocukken oynadığın bir oyundu ya da yaşlanıp da camın kenarında otururken, aklına öylesine gelen bir şey.

İşte benim adım o.

Ya da bir yerlerde yürüdün. Her yerde çiçekler vardı.

İşte benim adım o.

Belki bir nehre bakakaldın. Yanında seni seven birileri vardı. Neredeyse dokunacaklardı sana. Daha onlar dokunmadan hissetmiştin bunu. Sonra dokundular.

İşte benim adım o.

Ya da birilerinin sana çok uzaklardan seslendiğini duydun. Sesleri neredeyse bir yankıydı.

İşte benim adım o.

Belki uzanmıştın yatakta, uykuya dalacaktın neredeyse ve birden bir şeylere gülmeye başladın, kendinle ilgili bir şakaya, günü bitirmek için güzel bir yol.

İşte benim adım o.

Ya da lezzetli bir şeyler yiyordun ve bir an ne yediğini unuttun ama devam ettin yemeye, iyi bir şey olduğunu bilerek.

İşte benim adım o.

Belki gece yarısıydı ve ateş, ocağın içinde bir çan gibi çaldı.

İşte benim adım o.

Ya da belki o kadın o lafı edince sana, kendini kötü hissettin. Başka birilerini de anlatabilirdi: onun sorunlarını daha iyi bilen birine.

İşte benim adım o.

Belki de alabalıklar yüzüyordu su birikintisinde ama nehir sadece sekiz santim endeydi ve ay benÖlüm’ün üzerinde parıldıyordu ve karpuz tarlaları alabildiğince ışıldıyordu, karanlık ve ay her bitkiden doğuyor gibiydi.

İşte benim adım o.

Ve keşke Margaret beni rahat bıraksa.

***

Uzun zaman önce birileri sebzeleri çok sevmiş; karpuz şekerinin sağına soluna dağılmış, yaklaşık yirmi ya da otuz tane sebze heykeli vardı.

Kiremit fabrikasının yanında enginar heykeli var ve benÖlüm’deki alabalık üretme havuzunun yakınlarında on metre boyunca bir havuç heykeli durur. Okulun yakınlarında marul kökü heykeli, Unutulmuş İşletmelerin girişinde bir hevenk soğan heykeli var. Barakaların civarında başka sebzelere ait heykeller vee top sahasının yanında da bir şalgam heykeli var.

Bir kez Charley’e bu heykelleri kimin yaptığını bilip, bilmediğini sordum. O da en ufak bir fikrinin olmadığını söyledi. “Sebzeleri gerçekten sevdiği belli ama,” dedi.

Öneren: Cansın



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.