Söğüt, Selimiye, Marmaris Gezi Günlüğü

Kuzenlerle en son deniz tatilini, yanlış anımsamıyorsam, 2003 ya da 2004 yılında yapmış ve Osman Dayım ve Aniş Yengem ve ailesine eklenip Çeşme’ye gitmiştim. Onca uzun bir aranın ardından yapılan bir akşam üstü muhabbeti sırasında, “deniz tatili yapmak istiyorum ama ne yapsam bilmiyorum” serzenişimi duyan kuzenlerimin canı gönülden desteği ile kader ağlarını ördü ve 7 Ağustos salı gecesi Ceren’le AŞTİ’de buluşup o eşine, ben ise sevgilime veda ettikten sonra Marmaris’e doğru yol almaya başladık.

8 Ağustos 2018, Çarşamba

Sabah 9:30’da otobüsten inerken karşıma çıkan Marmaris otogarının ağaçlarla kaplı bölümünü görünce gözlerimin önünü Hakan ve o zamanlar liseden arkadaşım ve şimdi ise kuzenim Emine’nin eşi olan Murat’la ilk kez geldiğimiz 1999 yılı canlanıyordu.

Üstümüzü değiştirip, bavulları emanetçiye bıraktıktan sonra minibüse atlayıp artık iyice şehir olduğunu fark ettiğim Marmaris’in merkezine inip marinadaki denize nazır bir mekana oturup bol bol laklak edip kahvaltımızı yaptık.

13’de otogara dönüp Söğüt minibüsüne bindik. İçmeler’i geçtikten sonra tırmanmaya başladığımız dağ yolu ve bol viraj nedeniyle bol bol midelerimiz ağzımıza gelse de şükür herhangi bir nahoşlukla karşılaşmadan Söğüt’e ulaştık. Bu arada geçtiğimiz bol virajlı dağ yolları, köy evleri ve manzaralı lokantalar fena halde aklıma Yunanistan’da bayıldığım yerlerden olan Monemvasia ile Elafanisos adası arasındaki dağ yolunu ve akşam yemeği yediğimiz Neraida’yı getiriyordu.

Çantalarımızı alıp kalacağımız yer olan Kumsal Home’a doğru ilerlerken geçtiğimiz kıyı şeridi oldukça ilginçti. Çünkü evler tam anlamıyla denize sıfırdı! Öyle ki bazı evler ile kumsal arası nerdeyse 2-3 metreydi. “Nasıl denize bu kadar yakın ev yapabilmişler?” ve “herhalde burada hiç dalga falan olmuyor?” gibi soruları eşliğinde yürümeye devam ettik ve oldukça güzel bir bahçesi olan evimize ulaştık. Bir süre temizliği bekledikten sonra yerleştik ve bizimkiler gelene kadar atıştırmak için Yakamoz’a oturduk.

Çıktığımızda hala bizimkilerden bir iz yoktu. Bunun üzerine kaldığımız eve ait iskeleye geçip şezlonglara yayıldık ve kendimizi denizin ılık sularına bıraktık. İlerleyen günlerde bazen sıcak gelse de benim için su sıcaklığı gayet güzeldi. Ayrıca denizin berraklığı da görülmeye değerdi.

Bizimkiler geldiğinde malzemelerin taşınmasına yardım ettik ve ardından tekrar iskeleye dönüp güneş batana kadar yüzüp bol bol laklak ettik.

Akşam yememeği için Ahtapotçu Mehmet Usta’nın yerine gittik ve özellikle tereyağında dilimlenmiş ahtapot karşısında saygıyla eğildik! Her şey çok güzel başlamıştı.

9 Ağustos 2018, Perşembe

9:30’da uyandığımızda Fahriye kahvaltı hazırlıklarını bitirmişti bile.

Bol muhabbetle birlikte karnımızı doyurduktan sonra soluğu iskelede aldık.

Yağ sür, palet ve şnorkel takıp denizde içtima al, su sıçratmak ya da dalıp birbirimizin paletinden çekmek gibi türlü türlü şaklabanlıklar yap, duşunu al şezlongda pinekle, eve git yiyecek bir şeyler al gel atıştır döngümüzü tek bozan şey iş yerinden gelen bildiri raporları konusundaki isteklerdi.

Böyle durumlarda eve geçip işi bitirip geri geliyor ve denizde serinledikten sonra şezlonga kurulup severek okuduğum ve sona yaklaştığım Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı romanını okuyordum.

Akşam üstü tası tarağı toplayıp eve geçtik ve yemek yiyip dondurma yemeye gittik.

Günün en ilginç yanı ise bir arabanın trafoya çarpması sonucu yaşanan elektrik kesintisiydi. Uzun süreli kesinti nedeniyle buzdolabındaki tavukları atmak zorunda kaldık. Sonraki günler de ara ara bu kesinki tekrarlandı ama neyse ki deniz kenarında olduğumuz için çok da sıkıntı etmiyorduk.

10 Ağustos 2018, Cuma

Sabah erken uyandığım için kahvaltı hazırlama görevini üstlendim.

Küp patatesli yumurta, baharatlı zeytinyağı gibi elimin altında olan malzemelerden bir şeyler hazırlamaya başladıktan bir süre sonra önce Ceren ardından da uyananlar eklendi ve soframızı hazırlayıp afiyetle midelerimizi doldurduk.

Kahvaltının ardından bir önceki gün gibi iskeleye gidip bol bol yüzdük ve eğlendik.

Akşam üstü ise arabaya atlayıp diğer taraftaki kıyı olan Selimiye’ye doğru yol almaya başladık.

Selimiye yukarıdan oldukça güzel görünüyordu.

Söğüt’ten sonra burası insanın gözüne, hem yapılardan hem de yoğun insan popülasyonundan ötürü şehir gibi geliyordu.

Bir süre dolaştıktan ve Cansın’a Fahriye’nin önerisiyle, sonradan isimlendirdiğim adıyla, “sakin bir liman arayan gemi” kolyesi aldıktan sonra tatlı yemek üzere maç tayfasından Özgür’ün “kesin gidin” dediği Paprika’ya oturduk.

Farklı boydaki bardak ve kaselere yapılmış olan tatlılardan benim tercihim yine Özgür’ün önerisiyle limonlu muhallebiydi. Tatlı ekşiliği ve muhallebisiyle oldukça başarılı bir tatlıydı. Ayrıca Emine’nin söylediği limonlu enginarlı tatlı da oldukça orijinal ve lezizdi.

Fahriye, Deniz için üstü pamuk şekeriyle kaplı, çilekli limonata söyledi. Oldukça ilginç görünse de Fahriye dönüş yolunda, çok şekerli olduğu için hiç sevmediğini itiraf edecekti.

Selimiye’ye doğru yola koyulurken giden elektrik geldiği için mutluyduk.

Fahriye eve girer girmez hızlı bir organizasyonuyla meze tabağı, ben de kuruyemiş tabağı hazırladım. Ceren’le birlikte önce denizin içine bir şezlong çektik yanına da iki tane sandalye koyduk. Ayaklarımız suda olduğu için oldukça keyifliydik. Ta ki gelen bir dalganın çerez ve meze tabağını doldurmasına ve bazı salatalık dilimlerinin denize karışmasına kadar ama keyfimiz o kadar yerindeydi ki, bu bile bir sonraki kahkahalarımız için bahanelerimiz oldu.

Yatağa girdiğimde saat 3’tü ve çok ama çok güzel bir geceydi.

Cuma günün en acayip olayı ise birkaç gündür sürekli yükselen döviz rakamlarının coşup gün içinde %18 artmasıydı.

11 Ağustos 2018, Cumartesi

Cumartesi günü kahvaltı, deniz, öğle yemeği, deniz, akşam yemeği ve güneşin batışı derken önceki günlere göre oldukça sıradan bir gün geçirdik.

Özellikle güneşin battığı bölümler oldukça keyifliydi.

Akşam üstü de artık kanka olduğumuz dondurmacıdan dondurmalarımızı yedik ve keyifle günü sonlandırdık.

12 Ağustos 2018, Pazar

Sabah kahvaltısı ve öğlene kadar iskelede takıldıktan sonra eve dönüp önceden hazırladığımız bavulları kapıp son iki günümüzü geçireceğimiz üst kata taşındık.

Yerleşme işlemlerinin ardından iskeleye dönüp deniz kenarında pineklemeye devam ettik. Deniz düne göre dalgalı ve haliyle hava da rüzgarlıydı.

Akşamüstü yeni evimizin balkonunda oldukça leziz bir akşam yemeği yedik ve ardından yeniden dondurmacının yolunu tuttuk.

13 Ağustos 2018, Pazartesi

Boynumdaki ağrı nedeniyle klimadan rahatsız olup gece 4’te pikeyi alıp iskeleye gittim ve sadece yan iskelede muhabbet eden bir kızla oğlanın sesi dışında oldukça sessiz olan deniz kenarında bir şezlonga uzanıp uykuya daldım.

Gözlerimi açtığımda saat 6:21’i gösteriyordu ve önüme uzanan çarşaf gibi deniz muhteşem görünüyordu. Bir süre izledikten ve bir süre daha uyuduktan sonra eve geçtim ve orada uyumaya devam ettim.

Kahvaltının ardından yeniden denizdeydik. Emine iskelede sahibi olduğu E Tipi Tasarım Atölyesi için taş evler boyuyordu. Nefis görünüyorlardı.

Akşam üstü ise hepimize dert olan Deniz’in sallanmakta olan dişinin düşüşüne sevindirik olduk. Deniz’in dişinin nasıl düştüğünü anlatışı nefisti doğrusu.

Gün boyu iskeleden balıklama atlama denemeleri yapıp, defalarca suya çakıldıktan sonra Murat’ın, “atlamadan önce yaylanman gerek” sözüyle bir anda kafamın üstünde yanan ampul ve başarılı atlayışım ile tüm iskele, “belki bir daha atlamaz” diyerek, derin bir nefes aldı. Ama tam tersi oldu. Hem Emine, hem de Ceren, “mali yaparsa biz hayli hayli yaparız” diyerek atlamaya başladılar.

Akşam yemeği için ilk günkü gibi Ahtapotçu Mehmet Usta’ya gidip afiyetle meze ve tereyağında dilimlenmiş ahtapotları mideye indirdik.

Ardından alışıldığı üzere dondurma yiyerek iskeleye döndük ve yıldızların altında bol kahkahalı muhabbetler yapıp tatilin son gecesini tamamladık.

14 Ağustos 2018, Salı

Son günümün sabahında Fahriye’nin sesiyle uyandım ve hazırlanıp 6 gibi sahile indik. Havuz gibi görünen, bomboş denizde kimsecikler yoktu.

Bir süre yüzdükten ve laklak ettikten sonra eve döndüğüm de Ceren ve Emine de hazırlanmışlar sahile gidiyorlardı. Emine yine E Tipi Tasarım Atölyesi için çalışıyordu.

Kahvaltının ardından toplanıp 12:30’da minibüse bindik ve 14:45’teki otobüsümüze ulaşıp Muğla, benzinlik, Denizli, Dinar, Afyon dinlenme tesisleri, başka bir dinlenme tesisi derken gece 01:15’te AŞTİ’ye ulaştığımızda bizi Ceren’in eşi Erkan karşılıyordu.

Cansın’ı özlemek dışında her şeyiyle tadı damağımda kalan bir deniz tatili oldu.

Anı Videosu;



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.