31. Deplasmanım ve Gördüğüm 33. Stad: Konya Büyükşehir Belediye “Yeni Konya” (258 km)

Konya Büyükşehir Belediye “Yeni Konya” Stadyumu’nun Ankara 19 Mayıs Stadyumu’na uzaklığı: 258 km.

Son 3 sezondur gitme planına eklediğim ama şu, ama bu nedenlerden ötürü rafa kaldırmak zorunda kaldığım; Konyaspor’un yeni stadyumuna deplasman yapma fikri, program açıklandığı an bir kere daha “ertelenebilir” konumuna erişti. Çünkü maç hem Pazartesi günü, hem de saat 21.45’teydi. Bir de buna Ömer Abimin arabasını servise verilmesi de eklenince görünüm iyice negatife döndü. Neyse ki, Alkaralar’daki yazışmaların ardından Ahmet Ay yardıma yetişti ve hızlıca bir plan yaparak deplasman için günleri saymaya başladık.

Konya’ya sadece bir kere o da Konya Atatürk stadyumuna 2008’de deplasman yapmıştım. 2-0 yenik duruma düşüp son dakikada attığımız golle beraberliği kurtarmış olmaktan ötürü uzunca bir süre bağırarak, haykırarak, zıplayıp hoplayarak gole sevinmiş mutlu mesut bir şekilde dönüşe geçmiştik.

Konyaspor ile Beşiktaş arasında oynanan Süper Kupa maçında yaşanan olaylar nedeniyle Konyaspor’un aldığı 5 maç seyircisiz oynama cezasının ilki bizim maçta uygulanacağı için Konyaspor’un deplasman tribünü biletlerini çok yüksek tutabileceğini düşünsek de haftanın son iş günü maç bilet fiyatının 13 TL olduğunu öğrenip derin bir nefes ve Kuzey Üst A – Sıra 18 – Koltuk 8 ve 9 numaralı biletlerimizi aldık.

Aynı gün Cengiz Abi arayarak deplasmana gitmek istediğini söyledi ve Ahmet’le konuşup yeni bir düzenlemeye gittik. Böylece ben, Ömer Abim ve Ümit Yaşar, Cengiz Abinin arabayla Konya’ya gidecektik.

Pazar günü akşam, maça gidecek diğer ekipten Ahmet Ay ve Mustafa Abi, Konya maç bileti satılmıyor diye mesaj attılar. Hemen kontrol ettiğimde bizim biletlerin yanında da “İptal” yazıyordu. Anlamlandıramamıştım. Yoksa bizim tribünü de mi kapattılar diye düşünsem de o saatte yapacak bir şey yoktu.  “Yarın arayıp sorarım” diye düşünüp uykuya daldım. Gece 12:30 civarlarında gelen mesaj sesiyle uyandım. Hiç tanımadığım bir ismin bana bilet gönderdiği yazıyordu. Bir sonraki gün baktığımda eski biletlerimin iptal edilip yeni bir koltuk numarası ile bilet verildiğini gördüm.

21 Ağustos 2017, Pazartesi

Saat 16.20’de Cengiz Abi önce beni, ardından Ümit Yaşar’ı ve son olarak da Ömer Abimi topladı ve Konya’ya doğru ilerlemeye başladık. Ümit’in bizi yanlış anlayıp Konya yönünde değil de Ankara yönünde bekliyor olması ise yolculuğun ilk enteresan detayıydı. Ümit’in ters yönde olduğunu öğrenince, “Abi Ümit’i dönüşte alırız beklesin” desem de Cengiz Abi kıyamadı geri dönüp Ümit’i aldık 🙂

Tahminlere göre hem Ankara, hem de Konya’da 4-8 arası hava kapalı ve yağmurlu görünse de ortalıkta sadece güneşin olması sevindiriciydi.

Yolculuğun bir anında 55 plakalı “ufak” bir arabanın yanımızdan geçmesi ve arkada “sensin külüstür :)” yazması bir süre geyik muhabbetimiz oldu. “Samsun bölge müdürümüz” Abreg’i arayıp biraz takılmak istesek de telefonumuzu açmadı.

Saat 19’da Cengiz Abinin “en iyi etliekmek yapan yer” dediği Havzan’daydık. Gerçekten de hem ince, hem de kıtır olan etliekmek ve bıçakarası gayet lezizdi.

Laklak ederken U-21 takımının geldiğini gördük. Hepsinin yüzünden düşen bin parça olduğu için yenildiklerini tahmin ediyorduk. Bir ara yanlarına gidip sonucu sorduğumda, “yenildik!” cevabını aldım.

Yemekten sonra tatlı olarak, çocukken annemlerin bayramlarda yaptığı ev yapımı cevizli baklavalara benzeyen, sac arası yedik. O da gayet lezzetliydi. Yemek faslımızın tek sıkıntısı ise Cengiz ve Ömer Abimin gelirken öve öve bitiremediği bamya çorbasının, yaz nedeniyle yapılmıyor olmasıydı. “Bir dahaki sefere artık” dedik.

Mekandan çıktıktan sonra ufak bir gezinti yaptıktan sonra arabayı otoparka bırakıp Kültür Park’ta dolaştık ve laklak etmeye devam ettik.

Ortada, ne yaptığını anlayamadığımız, renk vermeyen bir başkan, çıt sesi dahi çıkartmayan yöneticiler, sürekli agresif açıklamalar yapan ve kararlar alan, pimi çekilmiş bomba gibi ortada duran bir teknik adam ve bir sürü yeni oyuncuyla yeniden kurulmaya çalışılan bir takım olunca, yaptığımız tüm futbol muhabbetleri, “ne olacak bu takımın hali?” sorusuna bağlanıyordu.

Kısa gezimizin ardından dış cephesi yeşil – beyaz ışıklarla bezenmiş bir futbol topu şeklinde dizayn edilmiş “Yeni Konya” stadyumunun önündeydik. Ev sahibi takımın seyirci cezası olduğu için ortalıkta sadece polisler vardı.

Deplasman kariyerimin en geç saatte oynanan ve aynı zamanda ilk seyircisiz maçı olan karşılaşmayı seyretmek için biletlerimizi okutup turnikelerden geçtikten sonra polisler, ultra güvenlik önemlerini sergileyip, ayakkabılarımızı çıkartmamızı istediler! Soyun demedikleri için mutlu olmalıydık elbet! Bakalım bu uygulamayı ne zaman yürürlüğe koyacaklar!

Aramadan sonra, yanımızda getirdiğimiz çekirdeklere el koyup, “kabuklu yiyecek almıyoruz” dediklerinde, gülümsesek de gerçekten de böyle bir uygulama olduğunu öğrenip dumura uğradık. Çıkışta yerlerinde yeller esecek olan çekirdekleri güvenlik görevlilerine teslim ettik.

“Kopyala yapıştır” şeklinde yapılan diğer stadyumlar gibi Yeni Konya’da da deplasman tribününün önü cam korkuluklar ve üstü filelerle çevrilmiş bir şekilde, kale arkası ile şeref tribünü arasında, ikinci katta yer alıyordu. Görüş açımız fena sayılmazdı.

Tehlikenin Farkında Mıyız?

Sezonun ilk maçı olan Karabükspor karşılaşmasındaki kötü oyunun ve beraberliğin ardından Ümit Özat, teknik taktiği bir kenara bırakıp tüm suçu Ahmet Oğuz, Uğur Çiftçi ve Vedat Muriqi’ye atmıştı. Konyaspor maçının 21 kişilik kadrosuna da bu üç oyuncuyu almayarak futbolcularına karşı başlattığı “savaşı” devam ettirdiğini gösterdi.

Ahmet ve Uğur’un altyapıdan geldiğini, bu kulübün kadrodaki en eski oyuncuları olduğunu ve her ikisinin de kaptanlık yaptığını düşününce, ilk haftadan yapılan bu “kelle almanın” takımın uyumunu ve dinamiklerini bozabileceği için oldukça riskli bir hamle olduğunu düşünüyorum. Çünkü saha içinde kaptanlık yapan ve olası bir durumda takımı ateşlemesi gereken oyuncuların uyarılmadan basın önünde hedef gösterilerek dışlanması, saha içinde de sorunları beraberinde getirecektir. Artçıların ne şiddetle olacağını bekleyip hep beraber göreceğiz.

Karabükspor maçına göre daha sakin bir oyun oynamaya çalışan Kırmızı-Siyahlılar, Milinkovic’in top dağıtmaya çalışması dışında tüm topları şişirerek defans arkasındaki Rantie ya da Ahmet İlhan’la buluşturmaya çalışıyordu. Fakat bu taktik tıpkı sezonun ilk maçında olduğu gibi bir kere daha pozisyon üretememeyle sonuçlandı. Çünkü eldeki oyuncular, rakip defansı bozacak hızda ve/veya güçte, örneğin bir Youla, değillerdi.

Buna karşılık Konyaspor tıpkı bir antrenman maçına çıkmışçasına sakin ve bol pasla pozisyon üretmeye çalışıyordu. Ellerindeki futbolcu kalitesi ve takım uyumu, paslaşmalarında vücut buluyordu.

Hollanda’daki hazırlık evresinde daha çok defans ve rakibe önde basarak bozma çalışması yapmasına rağmen defansın panik hali ve rakip paslaşırken pres yapmak bir yana çoğu zaman ara paslara bile hamle yapamamaları maçın Gençlerbirliği için güzel gitmeyeceğinin göstergesiydi. Ki, 6’da Fofana’nın pasını dışarı nişanlayan Musa, 24’te topu filelere gönderdi. 43’te ise Serdar Özkan’ın tutması gereken Skubic’in hiçbir hamle yapmayan oyuncunun üzerinden yaptığı kafa vuruşu ile fark ikiye yükseldi.

Özat ikinci yarıya, Serdar Özkan – Skuletic, Milinkovic – Manu ve Zeki Yavru – Murat Duruer değişiklikleri yaparak başladı. İlk dakikalarda oyunu geride alan Konyaspor’a karşı etkili görünen Alkaralar, tek pozisyonlarını da köşe vuruşu ile yakaladılar ama onda da kaleci Serkan güzel bir hamleyle golü engelledi. Farkı azaltalım diye pozisyon sonrası ufak bir gaza gelsek de 53’te derslik bir pasla Musa farklı 3’e çıkarttı ve maç da o anda sona erdi! Çünkü teknik direktörün yapabileceği hamleler 8 dakika önce bitmişti!

Maçtan sonra Özat tıpkı geçen hafta olduğu gibi teknik-taktik hiçbir şeyden bahsetmeden, kadro dışı bıraktığı futbolculara, transferleri eleştirenlere ve kendisi ve başkanı istifaya davet taraftarlara söylendi durdu.

Elbette ki daha ikinci haftadayız fakat görünen yol kılavuz istemez. Takım, ne defans yapabiliyor, ne rakibi bozabiliyor, ne top tutabiliyor, ne top taşıyabiliyor, ne de pozisyon yaratabiliyor. Kısacası bir uyumsuzluk, sahada oynanan oyunda bir sıkışmışlık/sonuçsuzluk ve genel olarak bir boş vermişlik hali mevcut. Tehlikeyi fark edip gerekli önlemler bir an önce alınmaya başlanmazsa, bu kötü sürecin uzaması ve Özat’ın her an yeni bir fevri hamle yapabilecek potansiyele sahip olması takımın “İlhan Cavcav Sezonu”nun daha ilk haftalarında dibi boylamasına sebebiyet verebilir. Aman dikkat! Bu hatanın telafisi çok ama çok zor!

Tribünleri boşalttıktan sonra arabaya atladık ve yaklaşık 2.30’da eve ulaştık. Dönüş yolunda deplasmanla ilgili ortak kanaatimiz, “etliekmek olmasaydı deplasmanın çekilmez olduğuydu!”

Kişisel deplasman karnesi: 31maç, 6g, 10b, 15m, 25ga, 47gy.

Video Anı;

Dip not:  Bu maçtan önce gördüğüm 32 stadyum sırasıyla şöyle: Ankara 19 Mayıs, Cebeci İnönü, Mudanya İlçe, Beşiktaş İnönü, Sakarya Atatürk, Yenikent ASAŞ, Bursa Atatürk, San Siro / Giuseppe Meazza, Santigao Bernabeu “Maç yoktu. Stat turu ile gezdim”, Konya Atatürk, Eskişehir Atatürk, 5 Ocak, Ali Sami Yen, Samsun 19 Mayıs, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu, 19 Eylül, İstanbul Atatürk Olimpiyat, Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has, Türk Telekom Arena, Hüseyin Avni Aker, Dr. Necmettin ŞeyhoğluDe Grolsch VesteBaşakşehir Fatih TerimÇaykur Didi, Mersin Arena, Gamle Ullevi, Bahçeşehir Okulları Arena “Alanya Oba”, Vodafone Arena, Gaziantep Arena, Medical Park Arena.

İlgili Maç: 2017-2018 Sezonu Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu 2. Hafta Maçı Atiker Konyaspor 3-0 Gençlerbirliği

“Siteye Kayıtlı” Bir Sonraki Deplasman Anım:32. Deplasmanım ve Gördüğüm 34. Stad: Antalya Stadyumu (485 km)

“Siteye Kayıtlı” Bir Önceki Deplasman Anım: “30. Deplasmanım ve Gördüğüm 32. Stad: Medical Park Arena (729 km)”



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir