Kucaklaşmanın Kitabı, Eduardo Galeano

Uruguaylı ünlü gazeteci ve yazar Eduardo Galeano’nun denemelerini bir araya getiren Kucaklaşmanın Kitabı’ndan birkaç seçme deneme…

Hayal kurmaya övgü

Bu olay, Guzco dolaylarındaki Ollantaytambo kasabasının girişinde geçti. Birlikte olduğum turist topluluğundan biraz ötede tek başına durmuş, uzaktaki taş kalıntılara baktığım sırada, o yörenin çocuklarından biri, sıska ve partal bir şey, yanıma gelip benden bir kalem istedi. Kalemimi ona veremezdim, çünkü bir yığın can sıkıcı not almaktaydım, ama onun avucuna küçük bir domuz resmi çizmeyi önerdim.

Haber hemen yayıldı. Çevremi birden bir çocuk yumağı sardı; avazları çıktığı kadar bağırarak, o kirden çatlamış, meşinleşmiş yanık tenli avuçlarına hayvan resmi çizmemi istiyorlardı. Biri atmaca, öbürü yılan istiyor, başkaları da papağan ve baykuşları seçiyordu. Hayalet ve ejderha resmi isteyenler bile çıktı.

Derken, bu curcunanın orta yerinde, alçacık boylu, boynu bükük bir yavru, bileğine siyah mürekkeple çizilmiş olan saati gösterdi.

“Lima’da oturan amcam yolladı bunu bana,” dedi.
“İyi işliyor mu bari?” diye sordum.
“Biraz geri kalıyor,” diye itirafta bulundu.

Reklamlar

Satılık:

“Cabinda ırkından melez bir kadın, 430 pesoya. Basit dikiş, ütü bilir.”

“Avrupa’dan yeni gelmiş sülük, üstün kalite. Tanesi dört, beş, altı vinten’e.”

“Araba. Beş yüz patacone’a satılır ya da bir zenci kadınla takas edilir.”

“On üç-on dört yaşında dişi zenci, kötü huyları yoktur; Bangala ırkından.”

“Küçük kırma, on bir yaşında, basit dikiş bilir.”

“Saparna esansı, şişesi iki pesoya.”

“Yeni doğum yapmış bir dişi. Çocuksuz satılacaktır. Sütü çok iyi ve boldur.”

“Bir aslan, köpek kadar evcil, her şeyi yer. Yazı masasıyla çekmeceli dolap, ikisi de maun.”

“Hizmetçi, kötü huyu ve hastalığı yoktur, Conga ırkından, yaklaşık on sekiz yaşında. Bir piyano ve başkaca mobilyalar, hepsi makul fiyata.”

(1840 yılının -yani köleliğin yasaklanmasından 27 yıl sonra- Uruguay gazetelerinden.)

Havana güncesi

Annesiyle babası kuzeye kaçmışlardı. O günlerde o da, devrim de henüz emekleme çağındaydılar. Çeyrek yüzyıl sonra Nelson Valdés vatanını görmek için Los Angeles’tan Havana’ya döndü.

Her gün öğle saatinde otelin önünden 68 numaralı guagua’ya (otobüs) binerek José Marti Kitaplığı’na gidiyor, burada gece yarılarına kadar Küba üstüne kitaplar okuyordu.

Bir gün öğleüzeri 68 numaralı guagua, frenlerini inleterek bir kavşakta durdu. İçeriden bu zangırtıya itiraz bağırışları yükseldi, sonra yolcular sürücünün frene neden öyle basmış olduğunu gördüler: Şahane bir kadın yolun bir yanından öte yanına geçmişti!

Guagua 68’in sürücüsü, “Beni bağışlamak zorundasınız, baylar,” deyip otobüsten indi. Bütün yolcular ona alkış tutarak şans dilediler.

Sürücü hiç telaşsız, çalımlı adımlarla ilerledi. Yolcular onun, köşede bir duvara yaslanmış, elindeki dondurma külahını yalayan işveli kadına yanaşmasını izlediler. Onlar, kadının dondurmayı öpen dilinin ok gibi devinmesini Guagua 68’in içinden gözleyedursun, sürücü ha bire konuşuyor, ama besbelli hiçbir sonuç alamıyordu. Derken kadın birden gülerek başını kaldırıp sürücüden yana bir bakış fırlattı. Sürücü başparmağıyla bir zafer işareti yaptı ve yolculardan bir alkış tufanı koptu.

Gelgelelim sürücü tutup dondurmacı dükkânına girdiği zaman yolcular huzursuz olmaya başladılar. Hele biraz sonra adam iki elinde iki dondurma külahıyla dışarı çıktığında kalabalık korkuya kapıldı.

Klaksona bastılar. İçlerinden biri klaksona olanca ağırlığıyla abanıp alarm çalmaya başladı. Ne var ki otobüs sürücüsü, sağır ve kaygısız, o nefis kadına sanki yapışmıştı.

Derken Guagua 68’in arka sıralarından, görünümüyle kocaman bir havan topunu andıran ve çevresine yetkili biri havası saçan bir kadın yolcu ilerleyip geldi. Tek söz söylemeden sürücü koltuğuna oturdu ve vites kolunu bire aldı. Guagua 68, her zamanki duraklarında dura dura yoluna devam etti; kadın kendi durağına gelince indi. Onun yerine bir süre için bir başkası geçti, duraklarda dura kalka otobüsü sürdü. Sonra bir başka yolcu, sonra bir başkası, derken Guagua 68 son durağa ulaştı.

Son inen Nelson Valdes oldu. Kitaplığı çoktan unutmuştu.

Yeniden doğuş / 4

“Yalan söyleyen günah işler,” der Ernesto Cardenal, çünkü o, sözcüklerin özlerini çalar.

Eskiden, 1524 yılında Fray Bobadilla, Managua köyünde büyük bir meydan ateşi yakmış ve Kızılderililerin kitaplarını alevlerin arasına atmıştı. Kitaplar geyik derisinden yapılmaydı; üzerlerine iki renk, kırmızı ve siyah, imgeler çizilmişti.

Nikaragua’nın yalanlar dinleyerek geçirdiği yüzlerce yıldan sonra General Sandino, kırmızıyla siyahı ulusal bellekte yaşayan küllerin renkleri olduğundan habersiz, kendi bayrağı için seçecekti.

Dostluğa övgü / 1

Havana’nın dış mahallelerindekiler dostlarına, mi tierra derler: memleketim; ya da mi sangre: kanım.

Caracas’ta dostumuz, mi pana’dır: ekmeğim ya da mi llave: anahtarım. Pana sözcüğü fırın, yani ruhun açlığını doyuracak has ekmeklerin kaynağı olan panadería Sözcüğünden gelir, llave ise…

“Anahtar, anahtardan gelir,” Mario Benedetti’nin dediği gibi.

Mario bana terör döneminde Buenos Aires’te yaşadığı sırada, anahtarlığında beş ayrı anahtar taşıdığını anlatıyor: beş ayrı evle beş ayrı dostun anahtarları, onun canını kurtaracak olan anahtarlar.



“Kucaklaşmanın Kitabı, Eduardo Galeano” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir