Olimpos, Adrasan Gezi Günlüğü

19 Mayıs’ın Cumaya denk gelmesi insanın bir yerlere gitme isteğini körüklüyor. Bu sefer de öyle oldu; Özge’nin arkadaşlarıyla tırmanmak için Olimpos’a gitme planına ben de yancı olarak eklendim. Üçüncü kez Olimpos sahiline gidiyor olsam da ilk kez Olimpos tarafında kalacak ve ilk kez Mayıs ayında orada olacaktım.

18 Mayıs 2017, Perşembe

Saat 18’de eve gelip hızlıca çantamı hazırladım, arka bahçeye ektiğim mısır, fasulye, kabak ve karpuzu suladım, Özge’ye geçip akşam yemeği yedik ve saat 20’de Cepa’da Tayfun’un “ticari aracıyla” yollara düştük. Aklımızdaki en büyük soru işareti Cuma ve Cumartesinin yağmurlu görünmesinin onların tırmanış, benim ise gezi planıma etkisinin ne olacağıydı.

Yolculuğumuzun daha ilk dakikalarında bastıran yağmur üzerine, “koştura koştura bahçeyi suladığım da iyi oldu(!)” diye hayıflanmama kahkahalarıyla eşlik etmelerinden sonrasını hatırlamıyorum. Çünkü bir gün önce evde düzenlediğimiz 5 yıllık Efe tadım gecesinin yorgunluğu nedeniyle arabanın arka koltuğunda uyuyup kalmıştım. Gözlerimi açtığımda maksimum 10-15 dakika uyduğumu düşünerek bizimkilere selam verdiğimde yaklaşık 2 saattir uyduğumu, Temelli çıkışında yol çalışması nedeniyle deli gibi trafik olduğunu ve efsane yağan yağmur nedeniyle gıdım gıdım ilerlediklerini öğreniyordum!

Afyon’dan Gülay’ı da alıp yola devam ettik ve saat 3’te Tayfun’un arkadaşı Fatih’in Antalya’yadaki evine vardık.

19 Mayıs 2017, Cuma

Sabah 9 gibi kalkıp ufak bir kahvaltının ardından 10’da arabalara atlayıp Olimpos’a doğru yol almaya başladık. 2 saatlik yolculuğumuz sırasında yağmur ile güneşin bitmek bilmez rekabetine şahitlik ediyorduk. Saat 12’de Ada Pansiyon’a vardığımızda hava kapalı ama yağmursuzdu. Odaya yerleştikten sonra havadan dolayı tırmanmak istemeyen Özge ve Gülay’la bir şeyler atıştırmak için sahile doğru yürümeye başladık.

Ekibin diğer elemanları yol üstünde bulunan Hörgüç sektöründe tırmanıyorlardı. Bir şeyler atıştırıp onları izlemeyi planlarken sağanak yağış başladı. Yaklaşık 20-25 dakika süren yağmur o kadar şiddetliydi ki sığındığımız yerdeki herkes bir yerlere saklanmış en azından yağmurun yavaşlamasını bekliyorlardı. Tabi bu arada yoldan duruma aldırış etmeyen ya da “oldu olacak devam edeyim” diyen donuna kadar ıslanmış insan manzaralarıyla karşılaşıyorduk.

Yağmur dindikten ve bir şeyler atıştırdıktan sonra onlara veda edip plaja doğru yürümeye başladım. Plaja gidebilmek için Olimpos ören yerine giriş yapmak gerekiyordu. Göreme’de müze kart aldığım için en azından iki kere ücretsiz geçiş yapabilecektim. Yoksa 10 geçiş için 7,5 lira ödemem gerekiyordu.

Bu sayede sadece bir kere o da 2006’da kısa bir süre dolaştığım Olimpos ören yerini bir kere daha gezme şansını elde ediyordum.

“Olympos, Lykia Birliği’nin önde gelen antik kentlerinden biriydi. Helenistik Dönem’de kurulmuş olan kent, MÖ 1. yüzyılda korsanların yerleştiği bir yer haline gelmişti. MÖ 78’de Roma komutanı Servilius İsaurieus Olympos’u korsanlardan temizleyerek Roma topraklarına kattı. Kent, Roma Dönemi’nde hemen yakınındaki tabii gazların sürekli olarak kendi kendine yandığı Çıralı’daki demirci tanrı Hephaistos kültüyle büyük bir ün kazandı.” (muze.gov.tr)

“Olympos, içinden geçtiği dereciğin iki yanına yayılır. Kumsaldan da görülen ve mezarların üzerinde bulunan yüksek tepe kentin akropolüdür. Üzerindeki yapı kalıntıları ise Ortaçağ’da bir kale şekline sokulan surlara aittir. Irmak, kenarlarına yapılan poligonal teknikteki duvarlarla kanal haline sokuldu, bugün de izleri görülen köprüyle iki yaka birleştirildi.” (muze.gov.tr)

“Olympos Örenyeri’nde klasik Roma dönemi tiyatro yapısı, bazilika ve hamam yapısı görülebilir.” (muze.gov.tr)

Denize dökülen ve günümüzde, genelde, denizden çıkan ziyaretçilerin tuzlarından arınmak için kullandıkları ırmağın her iki tarafında yer alan kalıntıları ve etraftaki kayalıklardaki kale surlarını görünce aklıma doğrudan, benzer bir girişte düşmanı durdurmaya çalışan kahramanları konu alan 300 filmi geliyordu.

İç bölgelerdeki yerleşimleri görmek için dar taş patikalarda yürümek ise çok güzel bir duyguydu. Böyle antik yerlerde dolaşırken hep “keşke o günlerdeki halini görebilseydik!” diyorum. Bir anlığına bile olsa keşke görebilseydik…

Ören yerinden geçtikten sonra kumsala ulaştım. Denize dökülen ırmağın üstündeki yoğun yosun oluşumunu ilk kez görüyordum. Daha önce geldiğimde denizden çıkıp tuzdan arınmak için bu ırmağa atlıyordum ama şu anki görüntüsü hiç de iç açıcı değildi. Ama bir gün sonra Özge dağdan gelen tatlı suyun zamanla suyu temizleyebileceğini söyleyerek moral verdi.

Hava nedeniyle kumsal oldukça boştu. Birkaç kişi kısa süreliğine denize giriyor ardından kumsalda pinekliyordu. Oraya kadar gitmişken ben de deniz sezonunu açtım ve kısa süreli de olsa denize girip biraz pinekledim. Upuzun sahil ve dağlar her zamanki gibi müthiş görünüyordu!

Akşam üstü bir kere daha geldiğimizde güneş çıkmış ve ortalık kalablaıklaşmıştı.

Döndükten sonra duş alıp yemeğe geçtik. Tırmanış ekibinden Uğur, Kadir ve Fatih ile hoşbeş muhabbetin ardından içeceklerimizi yanımıza alıp bölgenin en popüler mekanı olan Kadir’in Ağaç Evlerine gittik. İlk kez geldiğim mekanın özellikle bar kısmı gerçekten de dolup taşıyordu.

20 Mayıs 2017, Cumartesi

Sabah 9’da kalkıp kahvaltıyı yaparken Ergin, eşi ve ufaklıklarıyla yanımıza uğradılar. Kahvaltıdan sonra kalkıp çantamı hazırladım, yürüyüş batonlarını aldım ve bizimkilere veda edip “tek solukta yürüme rekoru”mu kırmak üzere Adrasan’a doğru yürümeye başladım. Normalde bir yan koy olmasına rağmen, orman ve kayalar nedeniyle arka yoldan yürümeniz gerekiyordu.

İlk kez batonları bu kadar uzun süre ve düz yolda kullanınca acayip derecede yararlı birer aparat olduğunu anladım. Hem daha hızlı yürüyor, hem de daha az yoruluyordum. Yolculuk sırasında Olimpos’a doğru yürüyenler ya da bisiklete binenleri görüp selamlaşıyorduk. Endomondo çalıştığı için karşıdan gelenlere ne kadar daha yürümeleri gerektiği bilgisini de net olarak verip havamı basabiliyordum.

Bir ara dört kişilik bir bisiklet ekibi ile karşılaştım. Belli ki eğlencesine bisiklet kiralamış dolaşıyorlardı. En arkada kalan eleman benle göz göze geldikten sonra, “yürümekle en iyisini yapıyorsun” dedi. Gülümsedim, “bisikletle gitmek daha mı zor yani?” dedim. “Kesinlikle!” diye yanıt verdi. Aklıma bisiklet özürlüsü olduğum günlerden birinde Akyaka’da kan ter içinde kalıp oldukça zorlandığım bisiklet yolculuğum gelmişti.

Bu sırada hava kapanmıştı ve bu yürüyüşümü daha da kolaylaştırıyordu. O an yazın böyle bir aktiviteyi yapma şansımın olmadığını anladım. Adrasan’a girdiğimde yağmur yağmaya başladı. Ben de bir evin sundurması altına geçip beklemeye başladım. Bu sırada gözüme iri iri karadutlar çarptı. Yaklaşıp birkaç tane yedim. Ekşi-tatlı nefis ötesi bir şeydi!

Yürüyerek dolaşmanın en güzel yanı da dalından meyve atıştırma hali değil miydi. Mesela en son Rydboholm’de dolaşırken yediğim ahududular… Yolculuk boyunca bol bol karadut ve 2 kere kayısı yedim. İnsana yürüme şevki ve gücü veriyordu doğrusu.

2 saat 37 dakikada yürüdüğüm 13,77 kilometre ile tek solukta en uzun yürüme rekorumu kırdığımda Halil ve Tuğçe’nin kaldığı Adrasan’daki Changa Hotel’deydim.

İlk kez geldiğim Adrasan koyu, Olimpos koyunu düşününce ufak kalıyordu ama çok güzel görünüyordu. Üstünde OGM yazan tepe “bir daha gelirsem tırmanacağım yerler” listesine eklendi.

Nefeslenmek için Tuğçe ve Halil’le oturduğumuzda tekrar yağmur yağmaya başladı. Halil’in tripod ile bol bol deneme çekimi yaptığı eğlenceli sohbetimizin ardından güneş açınca denize aktık. Az önce bomboş olan sahil bir anda şenlenmişti.

Bu sefer hazırlıklı olduğum için palet, şnorkel ve gözlüğümü takıp, en sevdiğim deniz aktivitesi olan, balık gözlemlemeye başladım. Pek keyifliydi.

Denizden çıktıktan sonra kısa bir süre deniz camı / fayansı koleksiyonuma eklemek için parça aradım. Otele döndüğümde elimde 3 güzel parça vardı. Duş aldıktan sonra arabaya atlayıp hep beraber Olimpos plajına gittik. Bir süre muhabbet edip kumsalda otururken güneş gitmiş ve bulutlu hava yeniden gökyüzüne hakim olmuştu.

19’da onlarla vedalaşıp pansiyona geçtim. Akşam yemeğinin ardından tüm ekip Green Garden’da oturup bir şeyler içerken Uğur’un instagramdan sıkı bir takipçisi olduğu Playmate’in fotolarını gösterip seviyeyi indirme çabalarına rağmen Fatih’in uzaylılar hakkındaki derin muhabbeti ile seviyeyi dengeleyerek bol kahkahalı güzel bir akşam geçirdik.

21 Mayıs 2017, Pazar

Pazar sabahı alışıldığı üzere 9’da kahvaltıdaydık. Dün gece Green Garden’dan biz pansiyona dönerken Kadir’in yerine giden ve feneri orada söndüren ekibin bol bol kahkahalı anılarını dinledikten sonra 11 gibi hazırlanıp Olimpos plajına geçtik.

Gezimizin tek ful güneşli gününde deniz – kumsal – deniz döngüsünü icra ederken yaşadığımız en güzel anı, Özge’yle yaptığımız balık gözlemlemesi sırasında iki tane cornetfish “külah balığı” görmemizdi. İlk kez gördüğüm uzun balık, pörtlek gözleriyle oldukça enteresan görünüyorlardı.

Kısa soluklu deniz camı araştırmamı Olimpos’ta da yaptım ama 2-3 tane ufak cam kırıntısı dışında hiçbir şey bulamadım, onları da daha da olgunlaşsınlar diye denize tekrar attım. Yazıyı hazırlarken 2014’teki yazıya baktığımda da benzer bir şekilde o günlerde de sadece birkaç tane deniz camı bulduğumu fark ettim. Demek ki denize şişe düşmüyordu ki bu çok güzel bir şeydi.

Saat 13’e doğru Tayfun yanımıza geldi ve toplanıp plajın sonunda yer alan kalenin arka tarafında bulunan cennet sektörüne doğru tırmanmaya başladık.

Özge ve Tayfun sektörde tırmanırken ben de cennet koyuna indim. Yeşil mavi tonlardaki ufacık koy nefis görünüyordu.

Plajın doluluğunu düşününce burası gerçekten de cennet gibiydi! Dönüşe geçeceğimiz için yüzemedim ama “bir dahaki sefere gelince yapılacaklar” listeme bu ufak koyu da ekledim.

Plaja dönüp arkadaşlara veda ettikten sonra 17.20’de arabaya atlayıp ilk önce Antalya’ya doğru yola koyulduk. Antalya-Kemer yolu kilitlendiği için 5.3 km’yi yaklaşık 20 dakikada aldık.

Şişçi İbo’da Tayfun’un üniversiteden hocası olan Güray Hoca ile şiş köfte, tahinli piyaz, tahinli kabak tatlısı ve Arap tatlısını mideye indirip Ankara’ya doğru yol almaya başladık.

Hem yol çalışması, hem de yoğunluk nedeniyle Temelli’de yine 5.3 km’lik bir yolu 40 dakikada çıktıktan sonra eve vardığımızda saatlerimiz 2.45’i gösteriyordu.

Yatağa uzandığımda, birçok ilkiyle gayet güzel bir gezi olduğunu düşünüyordum. Nicelerine demek gerek…

(23 Ağustos 2006’ya ve beni gömmeye çalışan Sever Can’a selam olsun:p)

Video Anı;



“Olimpos, Adrasan Gezi Günlüğü” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir