Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 6

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -12-

30 Temmuz 2016, Cumartesi (Oslo, Göteborg)

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -01-

Uyanıp pencereden dışarı baktığımda, dün geceki yağmur damlaları ağaç yapraklarında güneşi bekliyorlardı.

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -02-

Saat 10 gibi güzel bir kahvaltı yaptık ve 11 gibi hazırlanıp dışarı çıktık. Hava güneşli ve oldukça güzeldi. Yürüyerek, dün gecesini gördüğümüz Oslo’nun merkezine doğru ilerledik.

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -03-

Yağmur ve karanlıktan ötürü, dün gece bir sürü heykeli fark etmediğimizi anladık.

30 Temmuz 2016 - Ulusal Tiyatro (Nationaltheatret - National Theatre), Oslo, Norvec

Üzerine güneş düşmüş Ulusal Tiyatro (Nationaltheatret / National Theatre, 1899) çok güzel görünüyordu.

30 Temmuz 2016 - Oslo Belediye Binasına (Radhus - City Hall), Oslo, Norvec -01-

Merkeze yaklaşınca hediyelik eşya dükkânlarına girip magnet gibi ufak tefek şeyler satın aldık. Dışarı çıktığımızda Oslo Belediye Binasına (Rådhus / City Hall, 1950) doğru ilerleyen turist kafilelerini görüp onları takip etmeye karar verdik.

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Oslo Belediye Binasına (Radhus - City Hall), Oslo, Norvec

30 Temmuz 2016 - Oslo Belediye Binasına (Radhus - City Hall), Oslo, Norvec -02-

Büyük tablolarla donatılmış olmasına rağmen bina, muhtemelen kullanılan yalın renklerden ötürü oldukça sade bir görünüme sahipti.

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec

30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec -04-

Binadan çıkıp deniz kenarındaki meydana ilerledik.

30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec -02-

Kadın heykelini görünce aklıma Osman Dayımın yıllar önce Gençlik Parkında çekindiği bir fotoğraf geldi. Fotoğrafta, tıpkı bu heykel gibi, bronzdan çıplak bir kadın ve erkek heykeli bulunuyordu. O günlerde Ankara dışından gelip de Gençlik Parkı’nı ziyaret eden hemen herkesin bu heykellerin yanında fotoğrafları bulunurmuş. Ne yazık ki heykeller, Melik Gökçekle birlikte parkın en ücra köşelerinden birine taşınmış durumdalar 🙁

30 Temmuz 2016 - Radhus Meydani, Oslo, Norvec -03-

İtiraf etmek gerekir ki; içerisinde Nobel ödülleriyle ilgili madalya gibi birçok obje sergilendiği ve yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmada Nobel ödül töreninin gerçekleştirildiğini öğrendiğim Belediye Binasını, Nobel binası zannederek gezdim. Ankara’ya dönünce Tuğberk ve Zeycan’ın “Nobel binası önünde kocaman bir Tahir Elçi resmi var!” dediği aklıma geldi. Üstteki fotoğrafın sağında Nobel binası görünüyor!

Fotoğrafları çektikten sonra bir banka oturup marketten aldığımız kivi-çilek suyu eşliğinde hazırladığımız sandviçleri mideye indirdik. Biz midelerimizi doyururken karşımızda yer alan fiyord tekne turu gişelerini fark ettik. Önce bir heveslensek de, 285 Norveç Kronu (126 TL) olan tur, tam 2 saat sürüyordu ve saat 16’da otobüsümüz vardı. Kısacası buralara bir kere daha gelmek için bahanemizi bulmuştuk!

Bir sonraki durağımız; ortaçağda Oslo’yu korumak için inşa edilmiş olan ve bir süre de hapishane kullanılan Akershus Kalesi’ydi (Akershus Fortress, 1290).

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -01-

Tıpkı Belediye Binası gibi ücretsiz olarak gezilebilen kaleye girdiğimizde bizi ufacık bir gölet karşıladı.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -02-

Göletin hemen yanında kalenin hapishane olarak kullanıldığı zamanları anlatan bir müze yer alıyordu.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -03-

Taş kapıdan geçip yukarıya doğru tırmanmaya başladık.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -04-

3 tane cadıya benzer ufak heykel oldukça ürkütücü görünüyordu.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -06-

Ufak tepeye çıktığımızda denizi görüyorduk. Güneş ve deniz gerçekten nefis birer eşti!

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -05-

Kalede dolaşırken, “Kuzeyde insanlar güneşli hava görür görmez soyunup güneşlenmeye başlarlar” sözünün gerçek olduğuna da şahitlik ediyorduk. D vitamini gerçekten önemliydi!

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -07-

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -01-

Kalenin diğer ucuna doğru yürürken, üzerinde bir sürü yük olan, koltuk değnekli ve tek bacaklı bir adamın ürkütücü bir heykelini görüyorduk. (Şimdi bu yazıları hazırlarken neden heykelin önündeki bilgi kartının da fotoğrafını çekmediğimi düşünüyorum!)

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -08-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -09-

Bir süre sonra kalenin avlusundaydık.

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -10-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -11-

Avludan çıkıp kenar surlardan yolumuza devam ettik.

30 Temmuz 2016 - Silence, Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec

Kapının yanında yüzünü saklayan kız (“Silence”) heykeli oldukça enteresandı. Fotoğrafını çekmek için kenara geçtiğimde arkada bir tane daha yüzünü saklayan kız olduğunu fark edip ürperdim! (Göteborg’daki otobüs garında beni bir sürprizin beklediğini farkında değildim elbet!)

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -14-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -15-

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -02-

30 Temmuz 2016 - Akershus Kalesi (Akershus Fortress), Oslo, Norvec -16-

Bahçedeki ölü ortaçağ askerleri de olukça şaşırtıcı bir sunumdu.

Mehmet Ali Cetinkaya - 30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec

30 Temmuz 2016 - Oslo, Norvec -04-

Kaleden çıkıp merkeze doğru ilerlerken cep telefonunu yere bırakmış, müzik dinleyen bir kız heykeli gördük. Hem Kopenhag, hem de Oslo’da özellikle Uzakdoğulu turistlerin, fotoğrafını çektikleri objeyle ilgili bin bir türlü acayiplik yapmalarıyla dalga geçen ve eğlenen birileri olarak bunu yapmamalıydık ama itiraf etmek gerekir ki dayanamadık! Bu yüzden dalga konusu yaptığımız tüm turistlerden buradan özür diliyorum!

30 Temmuz 2016 - Illuzyonistler, Oslo, Norvec -01-

Sokaklar arasından yürümeye devam ederken ileride bir kalabalık görüp, “neler oluyor orada!” diye meraklanmaya başladık. Malum İskandinavya’daydık, o yüzden güzel bir şeyler olduğunu aklımızdan geçiriyorduk.

30 Temmuz 2016 - Illuzyonistler, Oslo, Norvec -02-

2 eleman gayet iyi hazırladıkları bir düzenekle havada durma illüzyonu yapıyorlardı. Çevreye toplanan insanların “acaba nasıl oluyor bu?” diye tartışmaları ve yeni gelenlerin ilk an tepkilerini görmek çok eğlenceliydi. (Orada düzeneği çözemedik ama dönünce “tamamdı o iş!”)

İllüzyonumuzu da gördükten sonra gara doğru usul usul yollanmaya başladık. Saat 16’da otobüse bindiğimizde Leyla Abla bize ulaşmaya çalışıyordu. Akşam Göteborg’da Galatasaray’ın Manchester United ile bir hazırlık maçı vardı ve Tarık Eniştem, Göran ve Stefan bizim de maça gelmek isteyip istemediğimizi soruyorlardı. Saat 19.20’de varacağımız için maça yetişemeyeceğimizi söyledik.

Tam saatinde otobüs terminalindeydik. Otobüs terminali ve Göteborg maçı dışında Göteborg’u gezmediğim için Şükrü’den beni dolaştırmasını rica ettim. Onca yorgunluğuna rağmen beni kırmadı ve şehirde dolaşmaya başladık.

Fotoğrafların tamamının güneşli olması sizi yanıltmasın, evet güneş vardı ama aynı zamanda oldukça soğuk da bir rüzgâr eşliğinde! Bu yüzden özellikle deniz kenarında adeta donuyordunuz. Yol boyunca üşüyen bir sürü İsveçli görüp, “kuzeyliler de üşüyormuş demek ki!” diye eğleniyorduk. (Akşam Leyla Abladan, özellikle Göteborg’da çok sert ve soğuk rüzgâr estiğini ama insanların hiçbir zaman bizim Türkiye’de giyindiğimiz gibi “lahana” usulü kat kat giyinmediğini öğrenecektik.)

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -01-

İlk durağımız 2 yıl önce Şükrü’nün dibinin düştüğü şekerleme dükkânıydı. Yüzlerce çeşit renk renk ve boy boy çikolata ve şekerlemenin bulunduğu dükkân gayet ilgi çekici görünüyordu. Dayanamayıp 300 grama yakın bir şeyler satın aldık. Fakat snickers gibi bilindik markalar dışında şekerlemelerin tadı çok vasattı!

30 Temmuz 2016 - Göteborg Opera Binasi (Göteborgsoperan - The Göteborg Opera), Goteborg, Isvec

Göteborg Opera Binası’nın (Göteborgsoperan / The Göteborg Opera, 1994) yanındaki parkta bulunan ufak trambolinde kısa bir süre zıplayıp eğelendikten sonra gezimize devam ettik.

30 Temmuz 2016 - Liman, Goteborg, Isvec

Liman pek güzel görünüyordu ama soğuk rüzgârdan kaçmak için kanaldan uzaklaşıp binalara doğru yürümeye başladık.

30 Temmuz 2016 - Goteborg Katedrali (Gustavi Domkyrka - Domkyrkan Göteborg - Gothenburg Cathedral), Goteborg, Isvec

Sokaklar arasında dolaşırken Şükrü, daha önce tek başına ya da Fahriye’yle geldikleri yerleri gösteriyor ve neler yaptıklarından bahsediyordu. Bir süre Göteborg Katedrali’nin (Gustavi Domkyrka – Domkyrkan Göteborg / Gothenburg Cathedral, 1624) bahçesinde dolandık. Biz köşeyi dönüp ana kapısına ulaşırken bir adam hızlı bir şekilde ana kapıdan çıkmışçasına önümüzden geçti. Saat 8.30 olduğu için katedralin kapalı olduğunu düşünüyordum ama adamı görünce “açık herhalde” diyerek içeriye girmeye çalıştım ama kapı kapalıydı. Ama adam? Bilmem, belki kapıyı zorlayıp geri dönen bir adamdı ya da belki de hayaletti kim bilir? 🙂

30 Temmuz 2016 - IX. Charles (Charles IX of Sweden), Goteborg, Isvec

Elinde çekiciyle İsveç Kralı IX. Charles’ın (Charles IX of Sweden) atlı heykelinin yanında bir adam canlı müzik yapıyordu. Sesi de bayağı bayağı güzeldi. Kısa bir süre dinledikten sonra dolaşmaya devam ettik.

Bir yerlerden gayet güzel bir müzik sesi geliyordu. Yönümüzü oraya çevirdik. Bir barın bahçesinde konser vardı. İçerisi tıklım tıklımdı ve dinleyiciler şarkılara ful konsantre eşlik ediyorlardı! İşin garip yanı ise barın diğer tarafındaki yolda kulaklıklarını takmış genç bir elemanın “Whiplash” kıvamında bateri çalıyor olmasıydı. Şükrü bir süre sonra dayanamayıp, “gençteki özgüvene bak Abi. Takmış kulaklığı duymuyor bile etrafta olup biteni!” diyordu. Güldük. Gerçekten de öyleydi!

Bir süre daha dolaştıktan sonra Boras otobüsünü yakalamak için dönüşe geçtik.

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -03-

Rüzgâr gerçekten soğuk esiyordu. Aklıma Stefan’ın birkaç gün önce söylediği, “çok şanslısın çünkü şu anda İsveç’in 1 haftalık yazını yaşıyoruz. Gelecek hafta bulutlar kapanır ve ara yağmur yağmaya başlar” sözleri geliyordu.

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -02-

Şehrin içinden geçen kanallar çok güzel görünüyordu.

30 Temmuz 2016 - Goteborg, Isvec -04-

Köprülerden birinin üstünden geçerken baktığım tarafta iki farklı su seviyesi görüp şaşırdım. Şükrü hemen imdadıma yetişti ve “su seviyesini kapaklar sayesinde ayarlıyorlar Abi” dedi. Bilen biriyle dolaşmak gibisi yoktu!

30 Temmuz 2016 - Silence, Goteborg Otobus Terminali, Isvec

Göteborg otobüs garına ulaşıp kapıya doğru yönelirken birden karşımda Oslo kalesinde gördüğümüz “yüzünü saklayan kız” heykelinden bir tane daha görüp şaşkına döndük. Bunun adı da “Silence” idi ve muhtemelen aynı sanatçıya aitti!

İskandinavya’daki tüm gezimiz sırasında pet şişe toplayan bir sürü insan gördük. Şükrü elindeki pet şişe üstünde yazan “1 kron” yazısını gösterip, bu yazı bulunan her bir pet şişenin 1 kron değerinde olduğunu söylüyordu. “Günde 500 tane toplasak…” 🙂

Artık taktiği biliyorduk. Elimizdeki bileti gösterip “otobüsü kaçırdık” dedik ve Boras otobüsüne bindik. İndiğimizde Leyla Abla bizi karşıladı ve beraber Rydboholm’e döndük.

Güzel bir akşam yemeği ardından çay ve bol muhabbetle İsveç’teki son gecemizi tükettik.

31 Temmuz 2016, Pazar (Rydboholm, Göteborg)

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -01-

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -02-

Saat 9.30’da kalktım ve Rydboholm kilisesine doğru ufak bir yürüyüş gerçekleştirdim. Hava bulutluydu ve soğuk bir rüzgâr esiyordu ama ara ara da olsa güneş kendisini gösterip, yaz ayında olduğumu anımsatıyordu.

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -03-

Eve döndükten sonra bol çaylı gayet leziz bir kahvaltı yaptık.

31 Temmuz 2016 - Boras, Isvec -04-

Çantalarımı hazırladıktan sonra etrafa bakınırken Şükrü’ye bulutların çok hızlı hareket ettiğini söyledim. O da “oyuncağını” çıkarıp düzeneği kurdu ve 15 saniyede bir fotoğraf çekmeye başladı. Bir süre sonra yağmur yağmaya başladı. “Birbirimize tam zamanında gelmişiz” dedik. Leyla Abla, özellikle Ağustosun 2. haftasından sonra hem yağmur, hem de soğuk rüzgârla birlikte havanın soğuduğunu ve kışın başladığını anlattı. Yani, eğer şanslılarsa 2016 yazından 15 günleri daha vardı!

Stefan’a veda ettikten sonra Leyla Abla, Göran, Tarık Eniştem ve Şükrüyle birlikte havaalanının yolunu tuttuk. Bagajı verdim, biletimi aldım. Kalan İsveç kronlarını bozdururken görevli Türkiye’den olduğumu öğrenince önce “İsveç’i sevdin mi?” diye sordu. “Evet, çok güzeldi” dedim. Sonrasında da “birçok İsveçli Türkiye’ye gidiyor” dedi. “Biliyorum” dedim. İşlemlerin ardından “Tack så mycket” (tak so mükke) dedim. Kadın gülerek İsveççe “rica ederim” dedi.

Bizimkilerin yanına dönüp bir süre daha muhabbet ettikten sonra her şey için teker teker teşekkür ettim ve merdivenlerden çıkıp önce bilet ardından da çanta kontrolünden geçtim. Pasaport kontrolü olmadan Duty Free’deydim. Bir süre dolaştıktan sonra uçak kapısına doğru ilerledim ve pasaport kontrollerinin uçağa binmeden önce yapıldığını fark ettim. Pasaportumu kadın görevliye uzattım. Kadın “uçağınızda rötar var. İçeride yiyecek falan yok. İsterseniz yarım saat sonra gelin” dedi. Şaşırmıştım çünkü hiçbir anons yapılmamıştı. Pasaportu geri aldım ve en yakın ekrandan uçuş saatini ve kapısını kontrol ettim. 21A olan kapı 21D olmuştu ama kalkış saati hala 18.10 olarak görünüyordu.

Kısa bir süre takıldıktan sonra tekrar pasaport kontrole geldim ama diğer bankoya geçtim. Kadın görevli rutin incelemeleri yaptı ve pasaportu geri verip kapıyı açtı. Artık uçak bekleme alanındaydım. Girer girmez ekrandan uçak saatine baktım, her şey normal görünüyordu. Pasaporttaki kadının tavrını anlamaya çalışıyordum. Yaklaşık 15 dakika sonra bir anons yapıldı ve uçağın 30 dakika rötar yediği söylendi. Garip olan ise ekranlarda hala her şeyin normal görünüyor olmasıydı! Anlamamıştım.

31 Temmuz 2016 - Goteborg Landvetter Airport , Goteborg, Isvec

Bekleme bölümünde yeterli sayıda oturulacak yer olmaması ve asıl duty free bölümüne geri dönüşün olmaması son derece saçmaydı. İskandinavya’da ilk kez bir şeyi saçma buluyordum. Bir de aynı Ürdün ve Gürcistanlı 16 yaş altı futbolcu çocuklarla aynı uçakta yolculuk edecek olmamız işin tuzu biberi oldu. Zira elemanlar oradan oraya koşuşturuyorlar, uçakta yer kapma savaşı yapıyorlar, sürekli hosteslerden yiyecek içecek istiyorlar ve ful konuşuyorlardı! Normalde oldukça sakin biri olmama rağmen bu kadar çok söylenmemin en büyük sebebi, 1 saat rötar yediğimiz için muhtemelen 23.55’deki Ankara uçağını kaçıracak olmamdı.

Uçak İstanbul Atatürk’e indikten sonra alıştığımız üzere yavaş yavaş park bölgesine doğru ilerliyordu. “Kalkmayın” anonsuna rağmen kalktım, çantamı aldım ve business bölümüne geçip boş bir koltuğa oturup beklemeye başladım. Ankara uçağının kalkmasına 20 dakika kalmıştı. Uçak körüğe bağlanıp tamamen durunca ayağa kalktım ve hostese “uçağım kalkışına 20 dakika var ne yapabilirim?” diye sordum. O da, “görevli arkadaş size yardım eder” cevabını verdi. Kapı açılınca görevliyi gördüm ve “20 dakikam var ne yapabilirim?” diye sordum. Eleman “uçağın kalkmasına mı, yoksa boardinge mi?” diye sordu. “Uçağın kalkmasına” dedim. Adamın suratı düştü ve “kısa geçişi kullanıp pasaport kontrolünden geçin ve devam edin. Bir deneyin bakalım!” dedi. Teşekkür ettim ve koşmaya başladım.

Daha önce birkaç kez “kısa geçişi” kullandığım için ne yapacağımı biliyordum. Pasaporta ulaştığımda görevli polis telefonuyla oynuyordu. “10 dakikam var” dedim nefes nefese. Adam hızlıca kontrolleri yaptı ve koşmaya devam ettim. Bir sonraki bölüm bavul kontrolüydü. Yine ilk sıradaydım. Hızlıca çantayı ve cebimdekileri x-raye gönderirken kendim de kapıdan geçiyordum. Ötmez mi! Neyse ki görevliler acelem olduğunun farkındaydılar, hızlı bir kontrolden sonra koşmaya devam ettim. Son aşamada bir kapıdan geçecektim ama “dur” anlamına geldiğini düşündüğüm bir şerit vardı. Anlam veremedim. Arkasında oturan adama “iç hatlar” dedim. “Üst kat” dedi. Geldiğim yöne doğru koşmaya başladım ama üst kata çıkan bir merdiven ya da asansör yoktu. Tekrar adama doğru ilerlerken, kapıyı geçtikten sonra sağa dönüp merdivenlerden çıkmam gerektiğini anlayacaktım!

Kapıya ulaştığımda yolcular uçağa yeni biniyorlardı! Tıpkı Göteborg’daki gibi uçak aslında rötar yapmıştı ama ekranlarda bu bilgiyi paylaşmıyorlardı! Oysa paylaşsalar uçaktan indiğimde bana yardımcı olan görevli “daha sakin” olmam için uyarıda bulunabilirdi.

Sıra bana gelip biletimi ve pasaportumu uzattığımda, görevli kısa bir süre bakındı ve ardından yan masadaki görevliye “aktarmaları ne yapıyoruz?” diye sordu. O da, “bekleteceğiz!” dedi. Anlamsız bir şekilde kadına bakıp, “nasıl yani?” dedim. “Uçağı kaçıracağınız düşünüldüğü için bir sonraki uçuşa transfer edildiniz. Yolcular bindikten sonra duruma bakacağız” dedi. Nefes nefese yolcuların binmesini bekledim. Tüm yolcular bitince biletimi kontrol ettiler ve “yer var binebilirsiniz!” dediler.

Tam tünele doğru ilerlerken geri döndüm ve görevliye, “beni bir sonraki uçağa attığınıza göre bagajım ne olacak? Yetiştirebilecek misiniz uçağa?” diye sordum. “Rahat olun efendim gereğini yapacağız” cevabını aldım. “Eyvallah!” deyip uçağa bindim.

Ankara’ya doğru uçarken; Kopenhag ve Oslo’da yüzmek, Norveç’te de fiyord turu yapmak için bir kere daha aynı yerleri görmek gerek diye aklımdan geçiriyordum!

Esenboğa’ya iner inmez “kayıp bavul” bölümüne gidip elimdeki bagaj fişini uzattım ve “geç bindiğim için bagaj yüklenmiş mi, yüklenmemiş mi kontrol edebilir misiniz?” diye sordum. Kadın doğrudan “son dakikada bindiyseniz yüklenmez ama…” dedi. Kontrolün ardından bagajın bir sonraki uçakla geleceğini öğrendim. Görevli, “isterseniz bekleyin ya da yarın biz size gönderelim” dedi. Ben de “gönderin o zaman” dedim ve dokümanların hazırlanmasını bekledikten sonra Belko’ya bindim. Saat 2.15’te kalkar dedikleri otobüs ancak 2.30 da kalktı ve 3.30 civarında eve ulaşabildim.

Bir sonraki gün bavuluma ulaşınca İskandinavya gezim sağ salim tamamlanmış oldu.

Yazıları hazırlarken sürekli olarak İskandinavya’nın Avrupa’da gidilebilecek en özel ve farklı yerlerden biri olduğunu düşündüm durdum. Çünkü güneşin batma saatinden hava durumuna, insanlara olan saygıdan sade ve şatafatsız kraliyet yapılarına, doğa ile ilgili onlarca farklı “projeden” yemyeşil doğaya, elektrikli arabalardan yüzlerce göle, dik çatılı evlerinden milyonlarca bisikletliye kadar bir sürü şeyiyle normal Avrupa’dan ayrılıyorlardı.

Bu gezide fark ettiğim en güzel şeylerden biri de; kadınların, rahat ve özgürce hareket ettiği toplumlardaki medeniyet seviyesinin de oldukça yüksek olduğuydu. “Umarım bizde de bir gün…” diye aklımdan bir şeyler geçer gibi oldu ama sadece geçer gibi…

Gittiğim yerlerden en çok Kopenhag’ı sevdim. İnsanların güler yüzlülüğünden tutun da yapıların güzelliğine kadar bir sürü şey eşsizdi!

24 Agustos 2016 - Yildiz Haritasi (Dunya)

Şimdi sırada… Bakalım neresi var…

Gezinin video anısı…

Bu da uzatılmış 11 dakikalık versiyon…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 1’i okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 2’yi okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 3’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 4’ü okumak için tıklayın…

Rydboholm, Boras, Gamla Ullevi, Göteborg, Kopenhag, Oslo – Bölüm 5’i okumak için tıklayın…

Bundan önce gittiğim 13 ülke, sırasıyla şöyle: (1) İtalya (2008), (2) Vatikan (2008), (3) İspanya (2008), (4) Macaristan (2009), (5) Avusturya (2009), (6) Kuzey Kıbrıs (2010, 2010), Avusturya (2012, 2. Kez), (7) Slovenya (2012), (8) Portekiz (2013), (9) Hollanda (2013), (10) Belçika (2013), (11) Bosna-Hersek (2015), (12) Karadağ (2015), Kuzey Kıbrıs (2016, 3. Kez), (13) Yunanistan (2016)



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.