Barça’nın Futbolundan Soğumak

2013-14 Champions Leage, Round of 16, February 18th 2014, City - Barca

2008-2012 yılları arasında Barcelona’nın başında bulunan, eski Barcelonalı futbolcu Pep Guardiola’nın Katalanlara oynattığı futbol, önceleri şaşkınlık, ardından da büyük takdir toplamıştı. Çünkü Guardiola’nın öğrencileri, maçın başından sonuna kadar, ortalama 30 km hızla kendi aralarında sürekli ve sık bir şekilde paslaşarak topa hâkim oluyorlardı. Bu hâkimiyetin meyvesi de oyunun iplerini elde tutmaktı!

Topun ve oyunun hakimiyeti sürekli Barcelona’da olunca rakibin yapabileceği ancak çoklu pres yapıp bordo-mavililerin oyun alanını daraltıp topu kapmaktı. Ama genelde kısa bir süre devam eden bu baskı sonucunda topu kapamayınca oyuncuların gardları düşüyor ve sahadaki pozisyonlarını kaybediyorlardı. İşte bu düşüş anlarında Barcelonalılar hızlı bir ara pası ya da çoklu paslaşmanın ardından girdikleri pozisyonlarla golleri sıralıyorlardı. Ondan sonrası zaten belliydi. Çünkü rakip topu ayağına bile alamadan Barcelona’ya nasıl cevap verebilirdi ki?

Kalecisi dâhil tüm oyuncuların top kontrolleri ve paslaşmalarındaki kusursuzluk inanılmazdı. Ataklara tüm oyuncuların katılması, top kaptırıldığı anda topluca yapılan presle rakibe nefes bile aldırmamak, taktiğin en güçlü özellikleriydi. Tabi bir de Messi faktörü vardı ki, onun tek başına takıma kattığı gücü anlatmaya gerek bile yok.

Uzun lafın kısası, bu taktikle Barcelona, neredeyse futbol dünyasında kırılmadık rekor ve alınmadık kupa bırakmadı.

Futbolsever

İlk yıllarda Barça’nın sahaya çıktığı her maç, 7’den 70’e herkesi televizyonun başına kilitliyordu. Onlarca paslaşma ardından gelen goller, Messi’nin ayağına yapışmışçasına top sürüşleri, inanılmaz çalımları, asistleri, şutları, topun rakipte olduğu kısa anlarda tüm takımın adeta “köpek gibi” nefes almadan yaptığı baskıya tezat, top kendilerindeyken inanılmaz rahat, umarsız ve cool hareketleri bir sonraki gün arkadaşlar arasında yapılacak muhabbetlerin satır başlarını oluşturuyordu.

Ama sonraları bu büyü azalmaya başladı. Bunun belli başlı iki büyük sebebi vardı. Bunlardan biri, Barcelona’nın gol attığı an, dakika kaç olursa olsun, maçın da bitmesiydi. Barça o kadar kuvvetliydi ki, nerdeyse her maç, futbolun en büyük sihri olan sürprizin katili oluyordu! Bu yüzden, zamanla futbolseverlerin gönlü Barça’nın rakiplerine kaynamaya başladı. Çünkü “mutlak kazanan” bu işin doğasına aykırıydı ve birileri futbolun sihri ölmeden onlara “dur!” demeliydi.

İkincisi ise, Katalanların sürekli topu ayaklarında tutup, rakibe top göstermediği taktiğin bir süre sonra, topu olan zengin çocuğun tek başına topla oynayıp diğerlerini oyuna davet etmemesine benzetilmesiydi. Bu yüzden, Barcelonalı oyuncular uzun soluklu paslaşmalar yapmaya başladıkları anlarda, rakip tribünlerden, hep bir ağızdan, uzun soluklu ıslıklar yükselmeye başladı.

Bu süre zarfında Barcelona’ya dur diyebilenler de olmadı değil. Mesela, Mourinho’lu Inter Milan ve Real Madrid, Jupp Heynckes’li Bayern Münih bunu başaran az sayıdaki örneklerden olmayı başardılar.

Guardiola’nın sürpriz bir kararla takımdan ayrılmasının ardından Barcelona’nın teknik direktörlük koltuğuna önce İspanyol Tito Vilanova ardından da Arjantinli Gerardo Martino oturdu. Fakat Barça’nın oyun yapısında herhangi bir değişiklik olmadı. Ama özellikle Messi’nin yaşadığı sakatlıklar ve oyuncuların kendi aralarında yaptıkları paslaşmalarda yaşanan uyumsuzluklar, takımın yeşil sahalarda rakipleri üzerindeki ezici üstünlüğünü bir nebze olsun hafifletti.

Manchester City – Barcelona Maçı

Üstte de saydığım nedenlerden ötürü Barcelona’nın maçlarını izlemekten zevk almayan biri olarak, uzunca bir aradan sonra dün Barcelona ile Manchester City arasında İngiltere’de oynanan Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçını izledim.

Yine maçın çok büyük bir bölümünde topun tek hâkimi Barçalılardı. (Az-uz değil) ilk 11 değeri 250 milyon Euro olan City’liler ise sadece aradan top kapıp gol atmaya yeltendiler. Ama başaramadılar. Hele bir de, 54’de kaleci ile karşı karşıya kalan Messi’yi düşüren Demichelis’in oyundan atılması ve penaltıdan atılan golle maç da bitti gitti. Son 37 dakikada hem skor, hem de futbolcu sayısında üstün olan Barcelonalıların sürekli paslaşmalarını izlemek zülüm gibiydi.

Tarafsız bir şekilde televizyonun karşısına oturmuş biri olmama rağmen, sırf bu “top benim” taktiği nedeniyle, City’nin gol atmasını ister bir moda büründüm. Hoş, 90+’da bordo-mavililer farkı ikiye çıkarttılar ve City’nin pamuk ipliğine bağlı hayallerini koparıp attılar.

Futbolun dünya üzerinde bu kadar sevilmesinin ve yayılmasının iki nedeni var derler; birincisi, top olarak kullanılabilecek yuvarlak bir obje bulunduğu an, her yerde, her koşulda oynanabilmesi. İkincisi ise, sonucunun tahmin edilememesi ve her zaman sürprizlere açık olması.

Barcelona’nın geliştirdiği taktik ise, bu iki nedenin birden yok olmasını sağlıyor. İşte o zaman, futbolseverlere sadece Barça’nın futbolundan soğumak kalıyor…

Dip not: Manchester City’nin özellikle sahada 10 kişi kaldığı bölümde David Silva’nın oyunu görülmeye değerdi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.