Frin’in Toplu Rüyaları, Uçuştan Uçuşa, Ursula K. Le Guin

Ucustan Ucusa - Ursula K Le Guin

Frin’in Toplu Rüyaları

Not: Bu bölümdeki bilgilerin çoğu, Mills Fakültes, Yayınları tarafından basılan Frinliler Boyutu Rüya Tabirleri Araştırması’ndan ve Frinli bilginler ile dostlardan alınmıştır.

FRiN boyutunda rüyalar mahrem değildir. Sorunları olan bir Frinli, bir divana uzanıp rüyalarım psikanalistine anlatmak zorunda değildir, doktor zaten hastanın bir gece önce rüyasında ne gördüğünü bilir. Çünkü doktor da aynı rüyayı görmüştür; hasta da doktorun rüyasında gördüğü şeyi görmüştür, mahalledeki herkes gibi.

Diğer insanların rüyalarından kaçmak ya da özel ve mahrem bir rüya görmek için Frinliler tek başlarına kırlara gitmek zorundadırlar. Kırlarda bile, rüyaları aslanların, ceylanların, ayıların veya farelerin rüyaları tarafından istila edilir.

Frinliler uyanıkken ve uykularının önemli bir bölümünde en az bizim kadar rüya-sağırıdır. Sadece HGH uykusunda olanlar veya yaklaşanlar, yine HGH uykusunda olanların rüyalarına iştirak edebilirler.

HGH, “hızlı göz hareketlerinin kısaltılmışıdır ve uykunun bu safhasında dışarıdan gözle görülebilen bir özelliktir; bunun beyindeki sinyali tipik bir elektroansefalik dalga türüdür. Hatırlayabildiğimiz rüyalarımızın çoğu HGH uykusunda görülür.

Frinlilerin HGH uykuları ile bizim boyutumuzdaki insanların uykuları, Frinlilerin rüyaları paylaşma yeteneklerine anahtar olabilecek bazı önemli farklılıklar olsa da, çok benzer EEG izleri düşürür.

Rüyaları paylaşabilmek için rüya görenler birbirleriyle oldukça yakın olmalıdır. Ortalama bir Frinli uykusunun aktarım gücü ortalama bir insan sesinin menzili kadardır. Rüyalar, yüz metre çapında bir alanda rahatça algılanabilir; bölük pörçük olarak ise oldukça uzaklara taşınabilirler. Issız bir yerde görülen güçlü bir rüya en az iki kilometre uzağa gidebilir.

Tenha bir çiftlik evinde bir Frinlinin rüyası, sadece ailenin diğer fertleri ve ahırdaki inekler, kapı eşiğinde uyuklayan köpeğin duyduğu, kokladığı, rüyalarında gördüğü şeylerin anlık görünüşleri, yankıları ve esintileriyle karışabilir.

Etraftaki evlerde uyuyan insanların bulunduğu bir kasaba veya köyde, Frinliler en azından her gecenin bir bölümünü, bana hayal etmesi bile zor gelen bir şekilde hem kendilerinin hem de diğer insanların rüyalarında gördükleri sürekli değişen bir fantazmagori içinde geçirirler.

Küçük bir kasabada oturan bir tanıdığıma, bir gece öncesinden aklında kalabilen rüyaları anlatmasını rica ettim. İlk başta kadın, hepsinin anlamsız olduğunu söyleyerek karşı çıktı; sadece “güçlü” rüyalar üzerinde konuşulup onların sorgulanması gerektiğini söyledi. Belli ki komşularının akıllarında olup bitenleri bana, yani bir yabancıya anlatmaya pek gönüllü değildi. Sonunda onu, ilgimin başkalarının özel yaşantılarına tecavüz sayılabilecek bir merak değil, hakiki olduğu konusunda ikna edebilmiştim. Bir süre düşündükten sonra, “Şey, bir kadın vardı -benmişim, ya da benmişim gibi ama sanırım belediye başkanının karısıydı aslında, hemen şu köşede otururlar- her neyse bu kadın, geçen yıl doğurmuş olduğu bir bebeği bulmaya çalışıyordu. Bebeği bir şifonyerin çekmecesine koymuş sonra da unutmuşum, arıyordum, işte o arıyor bir yandan da endişeleniyordu – acaba yiyecek bir şeysi var mı? diye. Geçen yıldan beri. Hey Allah, insan rüyalarında ne kadar aptal oluyor! Sonra, a evet, sonra çıplak bir adam ile bir cüce arasında korkunç bir tartışma vardı, boş bir sarnıçtaydılar. Bu benim kendi rüyam olabilir, en azından başlangıçta. Çünkü sarnıcı biliyorum. Dedemin, küçükken kaldığım çiftliğindeydi. Ama sonra her ikisi de kertenkeleye dönüştü, sanırım. Sonra – ay evet!” Güldü. “Uçları çıkık, kocaman, devasa bir çift meme tarafından ezilmeye başladım. Sanırım bu yan evde oturan buluğ çağındaki oğlanın rüyasıydı çünkü hem dehşete düşmüş, hem de bir yerde kendimden geçmiştim. Sonra, başka ne vardı bakayım? Ha, bir fare, çok lezzetli görünüyordu, benim varlığımı da fark etmemişti, tam atlayacaktım ki korkunç bir şey oldu, bir kâbus… Gözleri olmayan bir surat… Kocaman, kıllı eller bana uzanıyordu… Derken yan taraftaki üç yaşındaki çocuğun ağladığım duydum çünkü ben de uyanmıştım. O zavallı çocuk sık sık kâbus görür, hepimizi delirtiyor. Öf, o rüyayı düşünmek istemiyorum. Aman iyi ki rüyalarımızın çoğunu unutuyoruz. Ya hepsini hatırlasaydık, ne kötü olurdu!”

Rüya görmek döngüsel bir harekettir, sürekli değil, o yüzden küçük topluluklarda insanın, tabir caizse, uyku tiyatrosunun karanlık olduğu birkaç saat vardır. Frin’deki yerleşik, bölgesel gruplar içinde HGH uykusu aynı anda yaşanır. Aşağı yukarı bir gecede beş kez yaşanan bu döngüler zirveye ulaştıkça, birkaç veya birçok rüya aynı anda herkesin kafasında birden yaşanır; çılgın, tartışılmaz mantıklarıyla birbirlerine karışarak birbirlerini etkiler, öyle ki bebekler kendilerini sarnıçta bulurlar, fareler memeler arasına gizlenir, domuz görülmekten çok kokusuyla algılandığından, belki de bir köpeğe ait olan yeni bir rüyadan geçmekte olan bir domuzun tekmelediği gözsüz canavar tozlar içinde kaybolur. Fakat böyle bölümlerden sonra herkesin huzur içinde uyuduğu, heyecan verici hiçbir şeyin yaşanmadığı dönemler gelir.

İnsanın, bir gece içersinde yüzlerce kişinin rüya menzilinde bulunabildiği Frin şehirlerinde güçsüz imgelerin üst üste binmesi, katmanlar oluşturması, bana söylendiği kadarıyla, o kadar sürekli, o kadar karmakarışık olurmuş ki rüyalar iptal olurmuş, tıpkı fırçalar dolusu renklerin bir desen içermeden üst üste binmesi gibi; insanın kendi rüyası bile bu anlamsız kargaşada belirsizleşirmiş, sanki aynı anda yüzlerce filmin birden gösterildiği, seslerinin birden dinletildiği bir perdeye yansıtılan film gibi. Sadece arada sırada bir el hareketi, bir ses, bir an için çınlar, ya da özellikle canlı bir müstehcenliğe sahip veya korkunç olan bir rüya mahalledeki bütün uyuyanların iç çekmelerine, boşalmalarına, titremelerine veya nefesleri kesilir gibi uyanmalarına neden olurmuş.

Rüyaları genellikle huzursuz ve rahatsız edici olan Frinliler, rüyaları, kendi deyimleriyle, bu çorba içinde kaybolduğu için şehirde yaşamaktan hoşlandıklarını söylemektedir. Fakat bazıları bu aralıksız düşsel gürültüden tedirgin oluyor ve birkaç geceyi bile büyük bir kentte geçirmekten hoşlanmıyorlar. “Yabancıların rüyalarını görmekten nefret ediyorum!” dedi bana köyde oturan ve bu bilgileri veren kişi. “Öğğ! Şehirde kaldıktan soma geri döndüğümde, kafamın içini yıkayabilmek isterdim!”

Bizim boyutumuzdaki küçük çocuklar da uyanmadan hemen önce yaşadıkları şeyin aslında “gerçek” olmadığını anlamakta sıklıkla zorluk çeker. Bu durum, masum uykularına erişkinlerin duygu ve endişeleri -yeniden yaşanan kazalar, yenilenen üzüntüler, yeniden vuku bulan tecavüzler, elli yıldır mezarda olan insanlarla yapılan hiddet dolu tartışmalar- giren Frinli çocuklar için çok daha dehşet verici olmalı.

Fakat erişkin Frinliler paylaşılan rüyaları hiçbir şekilde gerçek dışı olarak tanımlamazlar ve çocuklarının bunlarla ilgili sorularını cevaplamaya, rüyaları tartışmaya her zaman hazırdırlar. Frincede “gerçek dışı” diye bir deyim yoktur; buna en yakın kelime “maddesiz”dir. Böylece çocuklar, bizim boyutumuzda iç savaşların korkunç tutarsızlığı, salgın hastalıklar veya kıtlıkta yetişen çocuklar gibi, ya da aslında her zaman, herhangi bir yerdeki bütün çocuklar gibi, erişkinlerin anlaşılmaz hatıraları, ağza alınmayacak hareketleri, açıklanamaz hisleri ile birlikte yaşamayı öğrenirler. Çocuklar hayatta kalabilmek için neyin gerçek neyin gerçek olmadığını, neye dikkat etmeleri, neye kulak asmamaları gerektiğini öğrenirler. Bunu dışarıdan birinin muhakeme edebilmesi zor ama gördüğüm kadarıyla Frinli çocuklar psikolojik yönden daha erken olgunlaşıyorlar. Yedi sekiz yaşına geldiklerinde erişkinlerden akran muamelesi görüyorlar.

Hayvanlara gelince, insanlarla paylaştıkları anlaşılan rüyaları hakkında neler hissettiklerini kimse bilmiyor. Frin’deki evcil hayvanlar olağanüstü ölçüde cana yakın, güvenilir ve akıllı gibi. Genellikle bakımlı oluyorlar. Frinlilerin rüyalarını hayvanlarıyla paylaşıyor olması gerçeği onları neden taşımacılıkta, tarla sürmede kullandıkları, süt ve yünlerinden faydalandıkları halde etlerinden faydalanmadıklarını açıklar.

Frinliler hayvanların rüya algılamada insanlardan daha hassas olduklarım, onların başka boyutlardaki insanların rüyalarını dahi algılayabildiklerini söylemektedir. Frinli çiftçiler, inek ve domuzlarının diğer boyutlardan gelen etobur insanların ziyaretlerinden çok rahatsız olduklarının ısrarla üzerinde dururlar. Ben Enya Vadisi’nde bir çiftlikte kalırken, o gece kümeste büyük bir şamata kopmuştu. Tilki olduğunu düşünmüştüm ama ev sahibim sebebin ben olduğumu söyledi.

Bütün hayatları boyunca rüyaları birbirlerine karışmış insanlar genellikle rüyalarının nerede başladığından, rüyanın aslen onlara mı yoksa başka birine mi ait olduğundan emin olamadıklarını söylüyorlar; ama bir aile veya köy içersinde özellikle erotik veya saçma sapan bir rüyanın sahibi rahatlıkla anlaşılabilir. Birbirlerini iyi tanıyan insanlar, sadece tonundan veya rüyadaki olaylardan, rüyanın tarzından, rüyanın kaynağını tespit edebilirler. Yine de, bu rüyayı gördükçe rüya onların olur. Ve tıpkı bizdeki gibi, rüyayı görenin kişiliği, yani düşsel ben, genellikle belirsiz, garip bir şekilde örtülü veya gün ışığındaki kişiden tahmin edilemeyecek kadar farklı olur. Çok akıl karıştıran rüyalar veya güçlü bir duygusal etkisi olanlar, rüyanın kaynağı hiç bahis konusu edilmeden toplum tarafından gün boyunca tartışılabilir.

Fakat rüyaların çoğu, bizde de olduğu gibi uyanır uyanmaz unutulur. Rüyalar, bütün boyutlarda rüya görenlerden kaçıyor.

Bize Frinlilerin pek ruhsal mahremiyetleri kalmıyormuş gibi gelebilir, ama rüyayı görenin kesin olarak bilinmemesi ve rüyaların zaten muğlak olmasının yanı sıra, ortak bellek kaybı da mahremiyetin korunmasını sağlıyor. Onların rüyaları gerçekten herkesin ortak malı. Mermer bir masa üzerindeki bir tabakta duran sakallı bir insan kafasının kulağını gagalayan kırmızı ve siyah renklerde bir kuşun görüntüsü ve ona eşlik eden neredeyse coşkun diyebileceğimiz bir korku – acaba Unia Teyze’nin mi, yoksa Tu Amca’nın mı, yoksa dedenin mi, aşçının mı, yoksa komşu kızın rüyasından mı gelmiştir? Çocuklar, “Teyze o kafayı sen mi gördün rüyanda?” diye sorabilir. Bu sorulara her zaman verilen alışılmış cevap da, “Hepimiz gördük canım,” olur. Bu da, tabii ki, gerçektir.

Frinli aileler ve küçük topluluklar, aralarında kavgalar ve kan davaları görülse de, birbirlerine oldukça bağlı ve genellikle de uyum içersindedir. Beynin, rüya görülürken yaydığı dalgaları kaydedip incelemek için Frin boyutuna giden Mills Fakültesi’nden bir araştırma grubu, bizim boyutumuzda gruplar içersinde âdet dönemleri ve tüm diğer devirlerin eşzamanlı işlemesi gibi Frinlerin de birlikte rüya görmelerinin sosyal bağların kurulup güçlenmesine hizmet ettiği konusunda fikir birliğine varmıştır. Bunun psikolojik veya ahlaki etkileri hakkında fikir yürütmemişlerdir.

Zaman zaman rüya yollama veya algılama konusunda -bu yetenekler hiçbir zaman birbirinden ayrı değildir- olağandışı güçlere sahip Frinliler de doğar. Sinyalleri olağanüstü tarzda net ve güçlü olan böyle rüyacılara Frinliler “güçlü akıl” derler. Güçlü akıllı rüyacıların Frinli olmayan insanların rüyalarını da algılayabildikleri kanıtlanmış bir gerçektir. kimilerinin rüyalarını balıklar, böcekler, hatta ağaçlarla paylaştıkları bilinir. Du Ir isminde efsanevi bir güçlü akıl “dağlar ve nehirlerle birlikte rüya gördüğünü” iddia etmiştir ama genelde onun bu böbürlenmesinin şiirsel bir özellik olduğuna inanılmıştır.

Doğacak çocuğun güçlü akıl olacağı, hamile bir kadın yönü ve yer çekimi olmayan, gölge ve karmaşık ritimler, ezgisel titreşimler dolu, sıkça yavaş ve huzur dolu depremlerle sarsılan sıcak, kehribar rengi bir sarayda olduğunun rüyasını görmeye başlayınca anlaşılır, bu rüya, hamileliğin sonlarına doğru, bazılarında klostrofobiye neden olan bir baskı ve aciliyet hissi eşlik etse de, tüm toplumun zevkle paylaştığı bir rüyadır.

Güçlü aklı olan çocuk büyürken, rüyaları sıradan insanlardan iki üç misli uzaklara gider ve genellikle o anda görülmekte olan yerel rüyaları ya umursamaz ya da onlara baskın çıkar. Hastalanan, taciz edilen veya mutsuz güçlü akıllı bir çocuğun kâbusları ve tam oluşmamış hummalı sayıklamaları mahalledeki, hatta yan köydeki herkesi rahatsız edebilir. O yüzden bu tür çocuklara büyük özen gösterilir; hayatlarının neşeli ve disiplinli bir sükûnete sahip olması için elden gelen yapılır. Eğer ailesi beceriksiz veya umursamazsa köy veya kasaba halkı müdahale ederek, çocuğun huzur dolu günler ve hoş rüyalar dolu geceler geçirmesi için canla başla çalışır.

Rüyaları dünyadaki herkese ulaştığı ve dolayısıyla dünyadaki herkesin de rüyalarını gördüğü söylenen “dünya çapında güçlü akıl’lar efsanevi insanlardır. Bu tür kadın ve adamlara kutsal kişi, günün güçlü rüyacılarının idealleri ve modelleri olarak saygı gösterilir. Güçlü akla sahip insanlar üzerindeki ahlaki ve muhtemelen fiziki baskı çok güçlüdür. Hiçbiri şehirlerde yaşayamaz: Bütün şehrin rüyalarını görecek olsalar delirirler. Genellikle huzur dolu bir yaşam sürdürdükleri, geceleri birbirlerinden oldukça uzakta yattıkları, genellikle zararsız rüyalar görmek anlamına gelen “güzel rüya görme” sanatını icra etmeye çalıştıkları küçük topluluklar oluştururlar. Fakat bazıları rehber, filozof veya basiret sahibi liderler olurlar.

Frin boyutunda hâlâ bir sürü kabile toplumu vardır ve Mills araştırmacıları bunların birkaçını ziyaret etmiştir. Bu insanlar arasında güçlü akılların, bu tür yüksek makam sahiplerinde rastlanan alışılmış imtiyaz ve cefalara sahip kâhin veya şaman kabul edildiklerini rapor etmişlerdir. Eğer bir kıtlık sırasında kabilenin güçlü aklı nehir aşağı gidip deniz kıyısında bir ziyafet çektiğinin rüyasını görürse tüm kabile bu yolculuğun ve ziyafetin görüntüsünü o kadar canlı paylaşır ki toparlanıp nehir aşağı gitmeye karar verirler. Eğer yol boyunca yiyecek bir şeyler, kıyıda kabuklu hayvanlar veya yenebilir deniz yosunu bulurlarsa güçlü akıllarını seçtikleri parçalarla ödüllendirirler; ama eğer hiçbir şey bulamazlar veya diğer kabilelerle başları derde girerse, artık “çarpık akıl” adını alan kâhin dövülerek köyden kovulabilir.

Yaşlılar, araştırmacılara kabilelerin rüyaları, ancak ve ancak başka belirtilerin de o yönde olması halinde, kendilerine rehber kabul edip ona göre hareket ettiklerini söylemişlerdir. Güçlü akıllar tedbirli olmak konusunda bizzat ısrarcı olurlar. Doğulu Zhud-Byulular arasından bir kâhin, araştırmacılara, “Halkıma hep şöyle derim: Bazı rüyalar bize inanmak istediğimiz şeyleri söyler. Bazıları korktuğumuz şeyleri. Bazıları bildiğimiz halde, bildiğimizi bilmediğimiz şeyleri anlatır. En nadir rüya, bize bilmediğimiz şeyi anlatan rüyadır,” demiştir,

Frin, yüzyılı aşkın bir süredir diğer boyutlara açıktır ama kırsal manzaraları ve yaşamlarının sakinliği ziyaretçilerin çok fazla ilgisini çekmemiştir. Turistlerin çoğu Frinlilerin “akıl emici” ve “ruh röntgencisi” bir ırk oldukları izlenimi edindikleri için bu boyuttan kaçınır.

Frinlilerin çoğu hâlâ çiftçi, köylü veya kasabalıdır ama şehirler hızla artmakta, buradaki maddi teknoloji hızla gelişmektedir. Teknolojiler ve teknikler sadece Tüm-Frin hükümetinin izniyle ithal edilebilse de Frinli şirketlerin ve bireylerin bu tür izinleri almak için yaptıkları başvurular gittikçe artmaktadır. Birçok Frinli şehirleşme ve materyalizmin artmasını hoş karşılamakta, bunu da güçlü akılların diğer boyutlardan gelen ziyaretçilerden algıladıkları rüyaların yorumunun bir sonucu olduğunu savunmaktadırlar. “İnsanlar buraya garip rüyalarla geldiler,” der kendisi de güçlü bir akıl olan tarihçi Kap’lı Tubar. “Bizim en güçlü akıllarımız onlara katıldı ve böylece bizi de onlarla birleştirdi. Böylece hepimiz hayalini dahi kuramadığımız şeylerin rüyasını görmeye başladık. Büyük insan topluluklarının bir araya gelişi, sibernetik, dondurma, bol bol ticaret, çok hoş eşyalar ve insan eliyle yapılmış yararlı şeyler. ‘Bunlar sadece rüya olarak mı kalacak?’ dedik. ‘Bunları uyanık varlıklarımıza da taşımayacak mıyız?’ Ve böyle yaptık.”

Diğer düşünürler, yabancı uyku akınına daha kuşkuyla yaklaşırlar. Onları en çok endişelendiren şey rüyaların karşılıklı olmayışıdır. Çünkü güçlü akıllar, yabancı ziyaretçilerin rüyalarını paylaşsalar ve bunları diğer Frinlilere “yayımlasalar” da, başka boyutlardan gelen hiç kimse Frinlilerin rüyalarını paylaşma yeteneğine sahip değildir. Bizler onların her gece yaşadıkları hayal festivallerine giremeyiz. Biz onların dalga boyunda değiliz.

Mill’den gelen araştırmacılar toplu rüya görmeyi tetikleyen mekanizmayı ortaya çıkarabilmeyi umut etmişlerdi ama bugüne kadar tıpkı Frinli bilimciler gibi onlar da bunu başaramadılar. Boyutlar arası seyahat acentelerinin çoğunun ilanlarında yazılan “telepati” bir açıklamadan çok bir etikettir. Araştırmacılar Frinli tüm memeli hayvanların genetik programlarında rüya paylaşma kapasitesinin bulunduğunu kanıtlamışlardır ama uyuyanların beyin dalgalarındaki eş zamanlılıkla ilgisi rahatlıkla kurulabilen bu eylemin nasıl işlediği hâlâ açıklanamamıştır. Ziyarete gelen yabancılarda bu eş zamanlılığa rastlanmaz; onlar her gece aynı ritimde dans eden elektrikten dürtülerin hayalet korosuna katılamaz. Düşüncesizce, istemeden -tıpkı bağıran sağır bir çocuk gibi- yakınlarında bulunan bir güçlü akla kendi rüyalarını yollarlar. Ve Frinlilerin çoğuna bu, paylaşımdan ziyade kirlenme, bulaşma gibi gelir.

“Rüyalarımızın amacı,” der filozof Uzakfritli Sorrdja, kadim Deyu inziva Merkezi’nin güçlü rüyacısı, “tahayyül edilebilecek her şeyi tahayyül etmemize olanak sağlayarak ruhlarımızın enginleşmesini sağlamaktır: Yakınımızda bulunan bütün canlı bedenlerin dimağlarındaki tüm korkuları, arzuları ve zevkleri hissetmemizi sağlayarak bizi bireysel nefsimizin zorbalığından ve bağnazlığından kurtarmaktır.” Bu hanımın bize söylediğine göre güçlü akla sahip insanların görevi rüyaları kuvvetlendirmek, onları odaklamaktır – pratik sonuçlara veya yeni icatlara pencere açmak amacıyla değil de (sadece insanlara da ait olmayan) sayısız deneyim ve sezginin süzgecinden dünyayı anlamanın bir vasıtası olarak. En büyük rüyacıların rüyaları, bu rüyaları paylaşanlara kaotik dürtülerin, tepkilerin, hareketlerin, kelimelerin, niyetlerin, geceli-gündüzlü varoluşun hayallerinin temelini oluşturan düzenin anlık bir görüntüsünü sunabilir.

“Gündüzleri ayrıyızdır,” der, “Geceleri birlikte. Bize karanlıkta katılamayan yabancılarınkini değil, kendi rüyalarımızı izlemeliyiz. O insanlarla konuşabiliriz; onlardan bir şeyler öğrenip, onlara bir şeyler öğretebiliriz. Böyle de yapmalıyız çünkü gün ışığının usulü budur. Ama gecenin usulü farklıdır. O zaman biz onlardan ayrı olarak bir araya geliriz. Gördüğümüz rüya, geceden geçen bizim yolumuzdur. Onlar bizim gündüzümüzü biliyorlar, gecemizi veya oraya gidiş yollarımızı değil. Kendi yolumuzu ancak biz kendimizi bulabiliriz, birbirimize göstererek, güçlü aklın fenerini takip ederek, karanlıkta kendi rüyalarımızı izleyerek.”

Sorrdja’nın, “geceden geçen yol” sözü ile Freud’un, “bilinçaltına inen muazzam yol” sözünün benzeşmesi ilginçtir ama sanırım bu yüzeysel bir benzerliktir. Benim boyutumdan giden ziyaretçiler Frinliler ile psikolojik teorileri tartıştılar ama ne Freud’un, ne de Jung’ın görüşleri onları pek alakadar etmiyor. Frinlilerin “muazzam yolu” sadece gizli tek bir ruh tarafından değil, birçokları tarafından aşılıyor. Ne kadar değişmiş, ne kadar gizlenmiş ve sembolik de olsa baskı altında tutulan duygular bir evdeki veya mahalledeki herkesin ortak malı oluyor. İster ortak, ister bireysel olsun Frinlilerin bilinçaltları, yılların kaçamakları ve inkârlarının derinliklerine gömülmüş karanlık kuyular değil, kıyılarında herkesin her gece soyunup birlikte yüzmeye girdiği, mehtapla aydınlanmış büyük bir göldür.

Bu yüzden de Frinliler arasında rüya yorumu, kişiliğin keşfine, kişinin kendi ruhunun derinliklerine inmesine ya da uyum sağlamasına yaramaz. Hatta, sadece Frinliler bu konuda konuşabilseler de, hayvanlar da rüyaları paylaştığına göre bu sadece tek bir türe ait bir şey de değildir.

Onlar için rüya, dünyadaki bütün sezgili yaratıkların bir paylaşımıdır. Bu, benlik fikrinin ciddi şekilde sorgulanmasına neden oluyor. Bence onlar için uykuya dalmak demek, benliği tamamen terk etmek, varlığın sınırsız topluluğuna girmek ya da yeniden girmek demek, tıpkı bizdeki ölüm gibi.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.