Charles Bukowski – Gülün Gölgesinde: Dünyevi Şiirler’in Son Gecesi 2. Cilt

Hayatımda ilk kez şiir kitabı okuyorum. Çünkü şiir okumayı pek sevmem. Ama işin içinde Charles Bukowski varsa, şiirin de “o bildiğim” şiir olmadığını öğrendim…

Bukowski’nin hikayelerini ilgiyle okuduğum günlerden birinde kuzenim Barış, yazarla ilgili olarak, “dünyada şiirleri ile bizim ülkede ise hikayeleri ile tanınır” diye bir dipnot düşmüştü.  Bunun üzerine şiirlerini merak etmiş ve kitapçıda ilk elime gelen şiir kitabını almıştım.

Bukowski’nin şiirleri, yazılarında olduğu gibi oldukça yalın bir anlatıma sahip. Bu da okumayı çok kolaylaştırıyor. Ama asıl güzel olan (yazılarındaki gibi) sade ve basit kelimelerle “derdini” (ve duygusunu vererek) çok güzel anlatabilmesi.

Hafta başında başladığım kitabın şu anda ortalarındayım ve bir örnek olarak, şu ana kadar okuduğum bölümde yer alan “yitik ve umutsuzları” paylaşayım;

yitik ve umutsuzlar

hoştu karanlık bir sinema salonunda çocuk olmak,
çok daha kolay giriyor düşe insan
o yaşta.
Fransız Yabancı Lejyon filmlerini severdim
en çok ve çok lejyon filmi çekilirdi o zamanlar.

kaleleri, kumu, umutsuz ve yitik
adamları severdim.
cesur adamlardı bunlar, gözleri harikuladeydi.

yaşadığımız mahallede yoktu, böyle adamlar.
mahallenin adamları kambur,
sefil, öfkeli ve
korkaktılar.

Fransız Yabancı Lejyon’una katılacaktım.

karanlık sinema salonlarında oturup
onlardan biri olurdum.

günlerden beri savaşıyorduk, yemeğimiz
yoktu, suyumuz bitmek
üzereydi.

kayıplarımız korkunçtu.

kalemiz kuşatılmıştı ve bir
avuç insan direnmeye devam ediyorduk.
Araplar’ın fazla kayıp vermediğimizi düşünmeleri için
ölü arkadaşlarımızı tüfekleri çöle doğrultulmuş
vaziyette oturtuyorduk.

bir ölüden diğerine koşup
tüfeklerini ateşliyorduk.
teğmenimiz dört yerden yara almıştı
ama kumanda ondaydı hâlâ,
bağırıyor, çağırıyor, komut
yağdırıyordu.

diğer arkadaşlarımız da yiğitçe öldüler
ve iki kişi kaldık
(biri teğmendi) ama devam ettik
savaşmaya, sonra cephanemiz bitti, Araplar
merdivenleri duvara dayanıp tırmanmaya
başladılar, tüfeklerimizin kabzaları ile
onları aşağı yolluyorduk, ama sayıca çok
üstündüler, baş etmemiz olanaksızdı,
sonumuz gelmişti, bitmiştik, sonra
birden BORAZAN!
süvariler!
tozu dumana katan atların üstünde
dinlenmiş ve taze.
yüzlercesi atağa kalktı, atları kumdan
bulutların içinde dört nal, üstlerinde pırıl pırıl
üniformaları Araplar merdivenden
aşağı inip can havliyle
atlarına doğru koşmaya başladılar,
çoğu atlarına varamadı ama.

sonra zaferi tatmış teğmen kollarımda
can verdi.
“Chinaski,” dedi bana, “kale
bizim!”
gülümsedi, başı arkaya düştü,
gitmişti.

sonra eve dönerdim,
odama.
kambur, zavallı, öfkeli bir adam
odama girip, “kalk çimleri
biç,” derdi.

bahçeye çıkıp aynı lanet bahçenin
çimlerini bir kez daha biçerdim
bir ileri bir geri
bir ileri bir geri
ve bütün cesur adamlar neden bu
kadar uzakta, diye geçirirdim
içimden, ben oraya
vardığımda hâlâ orada olacaklar mı?

“Charles Bukowski – Gülün Gölgesinde: Dünyevi Şiirler’in Son Gecesi 2. Cilt” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.