Şike Kararlarındaki Tutarsızlıklar ve Sonrası Üzerine…

3 Temmuz 2011 Pazar günü aralarında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Sivasspor Başkanı Mecnun Otyakmaz ve Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun’un da bulunduğu futbol dünyasının ünlü isimleri şike soruşturması kapsamında gözaltına alındılar. Birçok futbolsever gibi bende de şok etkisi yapan ve ilk anda “temiz futbol için bir adım mı?” sorusunu akla getiren bu gelişme çok kısa bir süre sonra tam bir skandala dönüşmeye başladı.

Şike soruşturmasının üzerinden 10 gün geçtikten sonra blogumda “Şike ve Futbolun Katli Üzerine” başlıklı bir yazı yazmıştım. O günlerde, konu gündemdeki tazeliğini koruyor ve tüm gazeteler, televizyonlar ve futbolseverler bu konuda oldukça hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Ama iddiaları ivedi bir şekilde çözmesi ve gerekli kararları alması gereken Türkiye Futbol Federasyonu topu taca atmaya başlamıştı bile. Ben de yazımda, (yüzümün kara çıkmasını dileyerek) soruşturmanın sonucunda hiçbir şeyin çıkmayacağını, sürecin uzatılıp, unutturulacağını ve UEFA ile anlaşma yoluna gidilerek üzerinin kapatılacağını yazmıştım.

Öyle de oldu!

Uzatıldı, sulandırıldı, unutturuldu, UEFA’ya allem edildi, kallem edildi ve her şey rafa kaldırıldı.

Aylar sonra beni bu yazıyı yazmaya sürükleyen ise, bir “son kullanıcı futbolsever” olarak kafamı allak bullak eden ve bir türlü içinden çıkamadığım şike soruşturması sonucunda TFF ve mahkemenin aldığı kararlar oldu.

İşin TFF Ayağı

Soruşturma başladığında TFF başkanı olan Mehmet Ali Aydınlar, biraz da acemi olduğundan olayların üstünü örtemedi ve bir süre sonra istifa etti. Yerine, şike soruşturmasına adı karışan Beşiktaş Kulübü’nün başkanı Yıldırım Demirören geçti. Başbakanın “kişilerin yaptıkları kulüpleri bağlamaz” sözlerinin de desteği ve gazı ile hızlı bir hamleyle “Şike yapan kulüp başkanı bile olsa kulübü bağlamaz” kararına imzasını attı. Ardından Federasyon, UEFA’ya şirin görünmek ve “karar aldık ya!” demek için, bazı yöneticiler ve (futbolcu olarak sadece) İbrahim Akın’a cezalar verdi. Bu cezalara rağmen maçların sonuçları ile ilgili hiçbir yaptırımda bulunmaları için de,  “ilgili kişilerin şike girişiminde bulunduklarını ama bu girişimlerin maça etki etmediğini” öne sürdü.

Kısacası, TFF hiçbir maçta şike yapılmadığını saptadı. Ama şike girişimlerinin olduğunu da doğruladı. Benim gibi birçok son kullanıcı futbolseverin aklına da, “TFF yetkilileri maçta şike yapılmadığını nasıl saptadılar ki?” sorusu geldi.

Soruşturma kapsamında, kaleci Serdar Kulbilge’nin, Ankara’da oynanan ve Fenerbahçe’nin 4-2 kazandığı Gençlerbirliği maçında şike yaptığı iddia ediliyordu. Ben de o gün maçtaydım ve özellikle ilk 2 golde Serdar’ın çok da “temiz” hamleler yapmadığını düşünüyordum. Eski Milli kaleci Fatih Uraz’a ilgili maçın özetini gönderip, bir profesyonel olarak izlemesini ve Serdar’ın maçta şike yapıp yapmadığını söylemesini rica ettim. Fatih abi hızlı ve biraz da kızgın bir mail atıp, “ben sana dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kalecilerinin sahada yaptıkları hataları göndereyim, sen bana şike yapıp yapmadıklarını söyle Mehmet Ali” demiş ve “bir oyuncunun maçta şike yapıp yapmadığını, kendi itiraf etmediği sürece asla ve asla anlayamazsın!” diye eklemişti.

Fatih abinin verdiği cevap kafamda bir ampul yanmasını sağladı. Bir süre düşündüm ve söylediklerinin çok doğru olduğuna karar verdim. İşte o an, bir futbolcunun sahada ne yaparsa yapsın, şike yapıp yapmadığının asla ve asla ölçülemeyeceğine kanaat getirip, TFF’nin “şike yapılmadı” kararının gerçek dışı olduğunu anladım.

İşin Yargı Ayağı

TFF ve birçok Süper Lig başkanının “olanların hepsini unutalım, boş verelim ve yeni bir sayfa açalım” diyerek sürekli topu taca attığı sıralarda şike soruşturması kapsamında gözaltına alınan sanıklar sorgulanıyordu. Normal soruşturmalara göre daha hızlı seyreden davanın kararları da hızlı bir şekilde verildi. Buna göre, aralarında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 48 sanık şike yapmaktan (ve bazı diğer suçlardan) mahkûm edildi.

Benim kafam da, iki farklı mercii tarafından alınan kararların arasındaki tutarsızlık yüzünden iyice karışmaya başladı.

Aslında kararları yan yana koyduğumda, hem TFF, hem de mahkeme ortada şike olduğunu kabul ediyorlardı. Fakat Demirören’in koltuğa oturur oturmaz el çabukluğu ile yaptığı 58. Maddeki değişiklik yüzünden ilgili kulüplere TFF tarafından hiçbir ceza verilmiyordu. Sadece birkaç günah keçisi seçilmiş ve onlara verilen “göstermelik” cezalarla olayın üstü örtülmüştü. Böylece UEFA’ya da “biz bağımsız ve özerk bir şekilde kararımızı aldık ve cezaları verdik” deyip ardından gülümsenebiliyordu.

İlk defa 3 Temmuz 2011 Pazar günü NTVSpor’da gördüğüm şike soruşturması haberlerinin üzerinden tam 27 ay ve bir gün geçti. Bu süre zarfında, TFF ve mahkemenin aldığı kararlarla birlikte Türk futbolunda şikenin olduğuna ilişkin şüphelerim gerçeklik kazandı. Fakat futbolu idare edenlerin, göstermelik cezalar haricinde ilgili kulüplere, Türk takımlarının ve/veya Milli takımın Avrupa ve Dünya futbolundan dışlanmasını göze alarak, hiçbir ciddi ceza VER(E)MEMELERİ ve aynı kulüpleri korumak için hızlıca aldıkları “kişilerin yaptıkları kulüpleri bağlamaz” kararı geleceğe dair tüm umutlarımı yerle bir etti.

Bugün, birkaç adım geriye çekilip aynı tabloya baktığımda, şikenin legalleştirildiği, “ne yaparlarsa yapsınlar, onlara kimse DOKUNAMAZ”ın (bir kere daha) ispatlandığı ve İstanbul hegemonyasının onlarca kat büyüdüğü geleceksiz ve kirli bir Türk futbolu görüyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.