Sinek Isırıklarının Müellifi, Barış Bıçakçı

Barış Bıçakçı’yı ilk kez Erdem’in (etrafında olan herkese) önerdiği (gibi) “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” romanıyla tanımıştım. Birkaç ay sonra “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”in film galasına gittiğimizde arkadan biri adımı çağırmıştı. Tanıl abiydi. Beni dostları ile tanıştırmıştı. Aralarından biri de Barış Bıçakçı’ydı. Sonraları öğreneceğim gibi Bıçakçı, ön planda değil de hep arka planda olmayı yeğliyordu. Zaten o gün de sadece onu tanıyanlar orada olduğunu biliyorlardı. Bu duruş bir yandan enteresan ama bir yandan da çok büyük saygı duyulası gelmişti…

Eğer Ankara’yı biliyorsanız (ve elbette yaşıyorsanız), Bıçakçı’nın kitaplarında, siyaset dışında hiçbir zaman ön planda olmayan Ankara’nın sokaklarında gezinen bir roman kahramanını takip etmek, çok enteresandır. Betimlediği yerlerde sizin de “takıldığınızı”, bir şeylerinizi “bıraktığınızı” bilmek güzel, gizemli ve biraz da “eskiye ait” anlar yaşamanızı sağlar. Tabii bir de kahramanı daha iyi anlamanızı ve onda kalmanızı…

Sinek Isırıklarının Müellifi de böyle. Cemil’in anlattıklarının bir satırında, bir paragrafında, bir sayfasında ya da bir bölümünde muhakkak kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Bu da aslında Bıçakçı’nın kendine özgü basit/karmaşık ve samimi anlatım tarzı sayesinde oluyor. Bir şekilde sizi içine alıp aynı zamanda dışında tutmayı başarıyor. Tıpkı Cemil’in Nazlı’yı şiirlerinde/yazılarında içine almak istemesi gibi…

Herhalde herkes romanı okurken, kitabını yayınlatmaya çalışan ve editörden cevap bekleyen Cemil’in hayatını Bıçakçı’nın hayatı ile özdeşleştirmiştir. Aslında bu bile romanın ne kadar samimi bir üslupla yazıldığının en büyük kanıtı…

Şu anda kitabın 98. sayfasındayım ve bitmesine 68 sayfa var. Normalde kitap bitmeden yazmam ama bir şekilde yazmak/anlatmak istedim. Çünkü kitap, anlatım, üslup gerçekten çok hoşuma gitti…

Kitaptan;

İlhan gülüyor ama gülmek çoğu zaman rüşvettir. Bunu biliyor. İnsanların birbirlerini etkilemek için, sevilmek için ne tür numaralara başvurduklarını, ne taklalar attıklarını biliyor. Kocaman bir sirk kurup kaldırıyoruz her gün hiç üşenmeden. İp cambazlarımız var, ateş yutan adamlar, palyaçolar, dans eden atlar ve tabii çemberin içinden geçen aslan ve tabii hepsini biliyor ilhan…

Arkasından;

“Cemil’in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil’in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil’in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz.”

Aşk üzerine küçük bir roman.
Toplu konutta aşk ama…
Edebiyat üzerine küçük bir roman.
Edebiyatla hayatın birbirine karıştığı ama…
Arkadaşlıklar üzerine bir roman.
Hepsi üç kişi ama…
Barış Bıçakçı’dan yeni bir kitap. Aması yok.

“Ben Barış Bıçakçı’nın metninde… kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor. Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor… Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyle ilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı.”

Metin Celâl

Sinek Isırıklarının Müellifi – İletişim – 1668, Çağdaş Türkçe Edebiyat – 236

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.