May 31 2011

Pere Borrell del Caso (1835-1910)

3 boyutlu sokak çalışmaları araştırmam sırasında İspanyol Katalan ressam Pere Borrell del Caso’nun en çok bilinen çalışmasına ulaştım. Ressam’ın 1874′yılında yaptığı Escapando de la crítica (Escaping criticism) adındaki eser tablodan çıkmaya çalışan bir çocuğu konu alıyor. Çocuğun 3 boyutlu hali gerçekten çok etkileyici ve gerçekçi. Sanatçının bu eseri için “trompe l’oeil”e bir örnek deniyor. Trompe l’oeil, kısaca bir çizime üçüncü boyutu vererek onu gerçek gibi gösterme tekniğine verilen admış.

İşin garip yanı ve bende şaşkınlık yaratan durumu sanırım, benim üç boyutu sanki 10-20 yıl önce bulunan bir teknoloji olarak düşünmemden kaynaklanıyor. O yüzden 1874′de yapılan bir tabloda 3. boyutu görünce şaşırıyorum. Oysa üçüncü boyutun sanatta kullanılması çok çok uzun yıllar öncesine dayanmaktaymış…

Share

May 31 2011

John Pugh

Bu sefer de Edgar Mueller’in çalışmalarına bakarken John Pugh’u buldum. John Pugh, bilinen en eski üç boyutlu duvar ressamlarındanmış. Pugh, 1970′lerden beri bu tarz çalışmalar yapıyormuş. Eserlerini duvarlara yapan ve verdiği 3 boyutla çok ilgi çekici çalışmalara imza atan John Pugh’un bazı eserleri şöyle;

Share

May 31 2011

Edgar Mueller

Julian Beever ile birlikte en tanınmış kaldırım ressamı olan Edgar Mueller, okuduğum kaynaklara göre Beever’dan daha tanınmış durumda. Zaten kendisinin “en büyük kaldırım sanatı” ve “en büyük anamorphic kaldırım sanatı” dalında 2 tane Guinness rekoru bulunmakta. 1968 Almanya doğumlu sanatçının çalışmaları gerçekten çok etkileyici. Özellikle şelale, buzul uçurumları ya da yer altından fırlayan canavarlar tarzındaki çalışmaları çok efsane…

 

Share

May 31 2011

Julian Beever

Çoğusu gibi ben de Julian Beever’ın adını gazetelere düşen “Kaldırım Picasso’su İstanbul’da” başlığı ile öğrendim. Kısa bir araştırma yaptım ve 3 boyut olayını aşmış bir şekilde kullanan sanatçının çalışmaları karşısında mest oldum doğrusu. Kaldırıma açılmış bir çukurdan çıkan kumla yapılan eyfel kulesi, yer altına doğru uzanan bir borunun aşağıda çimenliğe inmesi, yer altından yükselen devasa bir şişe, bir binanın tepesinden yer altındaki şehre bakış… Konular ve sunum o kadar etkileyici ki her birini tek tek görmek gerek…

Julian Beever’ın çalışmalarını anlatan bir sürü kaynakta bu çalışmaların sadece “doğru açıdan” bakıldığında bu kadar etkili olduğu belirtilmiş. Zira doğru açıdan baktığınızda kaldırımın ortasında bir havuz ve o havuzda bulunan bir kadının tek bacağını yukarıya kaldırdığını görürken aynı çalışmaya ters bir açıdan bakınca yerde uzunca uzanan bir bacak silüeti görebiliyorsunuz…

Bu kadar çalışmayı gördükten sonra aklıma ilk gelen, paranız olacak evdeki her odaya bir tane çizim yaptıracaksınız oldu :) Hatta her duvara da… Doğru temayı bulursanız tam bir cümbüş olabilir ev doğrusu:)

Bir dip not: Yaptığım araştırmada farklı bir şey daha farkettim. Şöyle ki, kaldırımları 3 boyutlu olarak resim çizin Edgar Mueller adında bir başka sanatçı daha varmış. Google’da Julian Beever diye arattığınızda onun çalışmalarını da bulabiliyorsunuz ve sanki onları da Julian Beever’in çalışmaları sanabiliyorsunuz. Hatta birçok blogda her iki sanatçının çalışmaları sanki Julian Beever’inmiş gibi kullanılmış… O nedenle aşağıdaki çalışmalarda dosya isimlerinde Julian Beever geçenleri seçtim.

Julian Beever’ın Nişantaşında yaptığı çalışma için tıklayın… (Ek Not: 7.6.11)

Share

May 31 2011

Zaz – Zaz

Birkaç ay önce bir arkadaşımın Je Veux’un İtalyanca versiyonu olan Mi Va’yı göndermesi ile ilgimi çeken Zaz’ın kendi adını taşıyan albümünün popüleritesi sanırım Montmartre civarında çekilen ve canlı performansının yer aldığı videonun facebookta hızlı bir şekilde yayılması ile patladı. Son derece eğlenceli olan ve bana göre italyanca versiyonu çok daha güzel olan Je Vaux / Mi Va şarkısı dışında albümde neredeyse tüm şarkılar güzel. Ama seçim yapmam gerekirse Les Passants, Le Long de la Route ve Port Coton’ı önerebilirim…

Share

May 31 2011

Senin dışında

senin dışında değişenleri fark ettiğin anlar… elinde olmayan… elinden gelmeyen… sana ya da ona ait olanların… yokluklarında aradığın…. oysa oradaydılarlı şaşkınlıkların ardından gelen… nedenleri somutlaştırma çabalarında kaybolduğun… eksiksiz çıkışın olmadığı bir çıkış yolunu -bir kere daha- var etmeye çalıştığın…

16:09-16:20

Share

May 31 2011

Frank Auerbach (1931-)

29 Nisan 1931′de Almanya’da doğan ve 1939′da yahudi olduğu için nazilerden kaçmak üzere ailesi tarafından *Kindertransport programı ile İngiltere’ye gönderilen Frank Helmut Auerbach’in ailesi nazi toplama kampında ölmüş. Auerbach’in çalışmalarında ilgimi çeken şey çizdiği portrelerin karman-çorman ve netlikten uzak olması idi. İnsanın dış görünümünü değil de sanki iç dünyasını yansıttığını düşündüm. Değişken ve netlikten uzak ruh hallerini, bir türlü anlamdıramamayı yansıtıyor gibiydi eserleri…

* Kindertransport: Ya da diğer adıyla Refugee Children Movement “RCM”, İngiltere’nin 2. dünya savaşı patlamadan 9 ay önce Almanya, Avusturya, Polonya ve Özgür Danzig’den 10 bin yahudi çocuğu nazilerden kurtarma programı imiş. Çocuklar İngiltere’de bakım evi, hostel ya da çiftliklerde tutulmuş.

Share

May 31 2011

Bağımsızlık

başkalarını yazmak istemediğin anlar… onları gözlemleyip, hissettiklerini anlamlandırmaya çalışmaktan sıkıldığın… düşünmeden… tartmadan… planlamadan… umursamadan… sadece kendi istediğin hareketleri yapıp olacakları görmek istediğin… sonucunu kabullenerek… hep kötüyü düşünerek… ama hep istediğin yöne… hep istediğin adımı atarak… bağlı olmadan… bağlı kalmadan… son ipleri de keserek… aslında sonucu önemsememenin… kötü olanı zamanın göstereceğini sanmanın gerçek bağımsızlık olduğu…

09:33-09:52

Share

May 30 2011

Nina Zilli – Sempre Lontano

Pro Evolution Soccer’da kullanılan müzikler hep güzel ve ilgi çekici olmuştur. Bu yüzden oyun çıktıktan bir süre sonra bir gönüllü oyunda kullanılan tüm şarkılardan gayriresmi bir müzik albümü hazırlar ve nete verir. PES 2011′de ilk göze çarpan İtalyan şarkıcı Nina Zilli’nin Giuliano Palma ile düet yaptığı 50 mila ve L’inferno şarkıları…

Bu iki şarkıyı sevince -soyadı türkçe için pek bir garip olan- Nina Zilli’nin 2010′da çıkarttığı Sempre Lontano’yu dinledim. Aslında Nina 2009’da kendi adını taşıyan 7 şarkılık ep tadında bir albüm yapmış. Bu albüm ilgi görünce içine 5 şarkı daha ekleyip 2010’da Sempre Lontano’yu çıkartmış. Eğer üste bahsettiğim iki şarkıyı sevdiyseniz bence albümün tamamını seversiniz. İtalyanca pop tadındaki albümde C’era Una Volta, Come Il Sole ve L’uomo Che Amava Le Donne’yi de önerebilirim…

Bir dip not: 50 mila sonraları Ferzan Özpetek’in son filmi Mine Vaganti (Serseri Mayınlar)’de da kullanılmış. Yalnız OST’deki şarkıyı Nina tek başına söylemiş.

Nina Zilli – 50mila ft. Giuliano Palma

Nina Zilli – L’inferno

Nina Zilli – L’Uomo Che Amava Le Donne

Share

May 30 2011

The Man from Earth (Dünyalı)

Sedat’ın birkaç ay önce önerdiği Dünyalı’nın imdb’deki 8.0′lık puanı ilgimi çekmişti önceleri. Afişindeki bir ışık süzmesinden dünyaya ışınlanmakta olan bir adam figürü de filmin fantastik bir bilim kurgu olacağını düşündürmüştü bende. Oysa film birkaç dış mekan çekimi dışında aynı evin iç mekanında geçen ve sürekli konuşmalar içeren ama ilgi çekici bir film.

Jerome Bixby’in yazdığı ve Richard Schenkman’in yönettiği filmde, profesör John Oldman (David Lee Smith)’ın 10 yıllık bir çalışmanın ardından hiçbir sebep yokken görevinden istifa edip ayrılmaya karar vermesi üzerine şehirden ayrılacağı son gün akademisyen arkadaşları neden gittiğini öğrenmek ve elveda demek için evine gelirler. Birkaç soruya nedensizlik üzerine cevap veren John bir süre sonra aslında kendisinin 14.000 yaşında bir mağara adamı olduğunu ve hiç yaşlanmadığı için göze batmamaktan çekindiğinden 10 yılda bir yer değiştirdiğini söyler. Antropolojist, arkeolojist, Hıristiyan din bilimci ve bir psikolog’un bulunduğu ortamda bu itiraf önceleri çok da ciddiye alınmasa da ardı ardına sorulan soruların tamamına doğru cevap veren John’un ciddiyeti işin tadını değiştirmeye başlar…

Filmi izlerken karşınıza John gibi biri çıksa ne yaparsınız ya da diğer insanlar ne yapar sorusunu soruyorsunuz. Zaten diğer karakterler de olaya bu şekilde yaklaşıyorlar. Bazıları sen şarlatansın derken bazıları hemen seni test etmeliyiz diyip bir kobay faresi gibi davranmaya kalkıyor.

Filmin bir ilginç yanı da ortalama 70 yıl yaşayan ve yaşadığı o zaman diliminde olanlara şahit olan bir insanın, bundan binlerce yıl önce olanlar hakkında tarih kitaplarında ya da bilimsel çalışmalarda anlatılanlardan başka elinde hiçbir bilgi olmaması ve birinin çıkıp “yok aslında bu böyle olmadı” diyerek bilinenleri eleştirmesine karşılık her iki tarafın da herhangi bir şekilde bunları birbirine kanıtlayamamasının işlenmesi. Konuşulanların büyük bir bölümünün soyut olması… Ve elbette bugüne kadar herhangi bir şeye “doğru” diyerek üzerine hayatlarını kuran insanların bir gün birinin çıkıp aslında onların doğru olmadığını göstermesine karşı tutumları…

Share